0 %

9

Yazı Boyutu
100%

BÖLÜM 9: "Başlangıç"

Atılan her kurşun canını yakma eğiliminde değildir. Bazen kanasın, yarayı tanı, acıyı bil ister. Her savaş nefretten doğmaz. Gerçek savaşları başlatan yok sayılan sevgidir. 

Bir insanı sevmek onu tanımaya yetmez. Göğsünde büyüttüğün kişiyle, gözün gördüğü bir değildir. Ama yine de içindekine inanırsın. Çünkü orada sakladığın his en çok sana aittir bilirsin. Kendine güvenirsin. Kendi içinde yarattığın hisse güvenirsin ve aslında birisini bir karşılığı olmadan sevmek tam olarak bundan ibarettir. 

Onda bir sen yoktur. Onda bir sen olmasına dair bir beklentin de yoktu fakat sen yalnızca ondan ibaretsindir. 

Âşık olmak benim gözümde böyle bir his. Atlas'a karşı duyduğum hissin bendeki yeri bu. Ve ona karşı bir adım atmıyor oluşum da tamamen bu duygudan geçiyor. Onda bir ben olmasını beklemiyorum ve buna ihtiyacım da yok. Bana yalnızca onun varlığı yetiyor.

Yine de içimde yaşattığım bir insana âşık olmak, o insanı karşımda gördüğümde ve bana haksız yere kalbimi paramparça edecek cümleler kurduğunda onu alttan alacağım anlamına gelmiyordu. 

Atlas'a şu zamana kadar hiç kızmamıştım. Kırılmıştım fakat bu kırgınlık bir savaşa ya da öfkeye dönüşmemişti çünkü onu anlamıştım. Ve birini anlamak, onu sevmekten daha önemlidir. Ona kırılmaya hakkım olmadığını bilmiş, yine kendimi suçlamıştım. 

Karşıma geçip ellerimi tuttuğunda. Dudaklarını boynuma bastırdığında. Beni kız arkadaşıymışım gibi denizin içerisine sürüklediğinde, yatağında uyuttuğunda bile ona inanmak istememiştim. Bütün bunları yapmasın istedim. Sonunun bizi buraya getireceğini bildim. 

Fakat o durmadı. 

Atlas Katrivas bir kadını nasıl etkileyeceğini çok iyi biliyordu ve ben kollarının arasında yanarken bunu görmemeyi seçti. Şimdi bencilce davranarak bana bir açıklama dahi yapmadan sırtını dönmesine 

 

izin vermeyeceğim. Beni o evde, yatağında bir sabah yalnız bırakmasını unutmayacağım. Zihnime kazdığım yokluğunu görmezden gelmeyeceğim.

Ben içimde yaşattığım sana sıkı sıkı tutunuyorum. Ellerimde adına sevgi dedikleri ipin kalın çizgileri. Avuç içlerim hep yara. Ama bilirsin, ipin boynuna geçirilmesinden iyidir ellerinin acıması. 

Şimdi seninle karşı karşıyayız Atlas. Ve ben bir savaş başlattım. Sana, bana yaşattığını yaşatmadan durmayacağım.

"Atlas?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Gözleri hala gözlerimin tam içerisine bakıyordu. Bana öfkesini çevirmişti. Bir kere sevgisini yüzüme göstermeyen adam hiç korkmadan, usulca öfkesini göğsüme çevirmişti.

"Yapamazsın bunu," dedi kolumdaki elini çekerken. "Öylece arkadaş ortamıma dahil olup duramazsın. Bana imalı konuşamazsın."

"Ne arkadaş ortamından bahsediyorsun sen ikidir?" Kaşlarım çatılmıştı. Bu konuda hadsizlik yapıyordu ve gerçekten sinirleniyordum. "Kimseye yapışmadım ben. Kimseye hakkında konuşmadım. Senin arkadaşların bile senin yanında değilse dur bi düşün bakalım ne yaptım ben diye?" dedim ellerimi iki yana açarak. 

"Hera!" Derin bir nefes alarak sinirle konuştuğunda ona aldırmadan arkamı döndüm. Atlas öylece ardımdan baktım ve koridordan geçen birkaç öğrencinin bizi izlediğini de biliyordum. Koridordan sağa doğru dönerek sayısal sınıfların olduğu kısma doğru ilerledim. Sayısal sınıfları daha sınav odaklı oldukları için tasarım derslerine katılmıyorlardı. 

Okuldan yalnızca iki tane sayısal sınıfı vardı. Herhangi birini çevirsem muhtemelen Evren'i tanıyor olurdu. İlk olarak koridorun başındaki sayısal sınıfına girerek göz gezdirdim. Sınıfın içerisindekiler kısa bir an için kapının önünde duran bana baksa da fazla takılmamışlardı. Ben de Evren'i göremediğimde kapıdan ayrılarak hemen yanındaki diğer sınıfa girmiştim. Orada da Evren'i göremediğimde kaşlarım çatıldı. 

"Pardon?" dedim öğretmen masasının üzerinde oturan kıza. "Evren bu sınıfta mıydı? Nerede olduğunu biliyor musunuz?" Kızın yeşil gözleri bana doğru döndü. Birkaç saniye bana baktıktan sonra mırıldandı. 

"Aşağıdadır. Muhtemelen bahçedeki soyunma odasının orada." Yüzüme hafif bir tebessüm kondurarak elimi koyduğum kapıdan çektim. 

"Teşekkür ederim." Ardından cevap vermesini beklemeden asansöre doğru ilerledim ve aynı zamanda cebimden öğrenci kartımı çıkarttım. Kartı asansöre okutarak içeriye geçtiğimde hızla birkaç kere üst üste zemin katın düğmesine bastım ve kapının kapanmasını bekledim. Kapı kapandığında asansörün içerisinde yankılanan ses gözlerimi kapatmama sebep oldu. 

Atlas'ı ardımda öylece bırakmıştım ve bu ona yapacağımın çeyreği bile değildi. Önce emin olduğu sevgimi silecektim zihninden. Onu sevmediğimi düşünecekti. İstemiyordum. Onun benim onu ne kadar sevdiğimi bilmesini istemiyordum. 

Sonra yeniden iki yabancı olacaktım onunla. Belki bir gazete kağıdında fotoğraflarımız yan yana gelirken gülümserdik. Ve ben göğsümde acısı, zihnimde onun ismiyle yaşayacaktım. Kendi içimde ona ait hayaller kuracak ve yeniden o hayale tutunacaktım. 

Bazen hayalini kurmak ona sahip olmaktan daha değerlidir. Hayat bana son bir buçuk ayda bunu öğretmişti. 

Ben o gururuz kız olmak istemiyordum. Her istediğinde geldiği ya da gittiği, ardında bıraktığı ve yolunu gözleyen aptal âşık olmak istemiyordum. İçimdeki hüzün ve geçmişim bir yana ben Hera Yarkan'dım. Ona kendi içimde ne kadar yenilirsem yenileyim ona gösterdiğimden çok daha fazlasıydım. Ve Atlas Katrivas bu yüzümle tanışacaktı.

Asansörün kapıları açıldığında açılan kapıdan geçerek indim ve hızlı adımlarla danışmanın olduğu kısmı geçerek bahçe kapısından dışarıya çıktım. Üzerimde okul ceketim olmadığından hafif üşüdüğümü hissetmiştim fakat aldırmadım. Okulun bahçesinde oyun oynayanların arasından geçerek arka tarafa doğru ilerledim. Gözüm Atlas'la sigara içtiğimiz ağaçlığa takıldığında istemsizce adımlarım yavaşladı. 

Ardından bakışlarımı oradan çekerek aşağıya doğru ilerledim ve merdivenleri inerek soyunma kabinlerinin olduğu kısma geldim. Merdivenlerin dibinde oturan arkası dönük, siyah kapüşonlu çocuğun kim olduğunu biliyordum.

"Evren," dedim yanına doğru inerken. Soyunma kabinlerinin olduğu kısma inen merdivenler arka tarafa bakıyordu ve aşağıya doğru iniyordu. Evren merdivenlerin en aşağısında arkası dönük bir şekilde oturuyordu.

"Hera?" Kaşlarını çatarak bana doğru döndüğünde beni süzdü. Gözleri bir süre üzerimde dolaştı. Kendimi garip hissettiğimden gülümsemeye çalıştım ve yanına doğru eğilerek oturdum. 

"Ne yapıyorsun burada?" dedim fakat elindeki sigarayı görmemle sorumun cevabını almıştım. 

"Benim de sigara köşem burası," dedi yarım ağız gülerek. 

"Alayım paketimi," dedim elindeki pakete doğru uzanarak. 

"Ohoo," dedi Evren ağzındaki sigarayı eline alarak. "Selam verdik borçlu çıktık bebek." Söylediğine gülerek elindeki sigarayı almaya çalışmaya devam ettim. 

"Ayrıca burası baya bildiğin halka açık," dedim kolları beni engellemeye çalışırken. Mermere değen bacaklarım üşümüştü. "Sen nasıl kimseye yakalanmıyorsun." Omuz silkti ve pes ederek elindeki sigara paketini bana uzattı. Zafer kazanmış bir edayla gülerek paketini aldım ve içerisinden bir sigara alarak mermerin üzerindeki çakmağını alarak ateşledim.

"Yakalanmadığımı kim söyledi?" dediğinde dudaklarımı büzdüm. 

"Dokunulmazlığın mı var senin? Atlas bile saklanıyor," dedim sigarayı içime doğru çekerken.

"Katrivas saklanır," dedi hafif başını bana doğru çevirerek. "Babası görürse ebesini siker çünkü." Kaşlarımı çattım. Haldun amcanın böyle katı kuralları olduğunu bilmiyordum. 

"Seninkilerin öyle bir derdi yok anlaşılan," dediğimde bana cevap vermeden sigarasını içmeye devam etti.

"Yok," dedi dumanını dışarıya üflerken. "Gören aileme söylüyor geçiyor zaten. Alıştılar ama bu tarafa pek gelen de olmaz. Genelde kameradan görürler. Artık görseler de görmezden geliyorlar."

"Lan," dedim aklıma düşen fikirle ani bir tepki vererek. "Siktir beni de görüyorlar yani." Elimdeki sigarayı yere atıp ayağa kalktığımda Evren bana şaşırarak baktı.

"Sigaramı piç ettin," diyerek kahkaha atmaya başladığında hala endişeyle etrafa bakıyordum.

"Evren," dedim suratımı asarak. "Babama söylerlerse ne yapacağım?" Evren tavrıma gülmeye devam ederken bana hiç aldırmadan sigarasını içmeye devam ediyordu. 

"Ya gülmesene," dedim ayağımla bacağına hafifçe vurarak. "Evren zorla içirdi derim." Son söylediğime daha çok güldüğünde başımı iki yana salladım. Gülmesi için yapıyordum ve durumun komik olduğunun farkındaydım. 

"Hala aklım piç ettiğin sigaramda," dedi paketini cebine koyarken. "Ve benden bir daha sigara alamazsın." Ayağa kalktığında elindeki izmariti söndürdü. Yere eğilerek ayağa kalkarken yere attığım sigara izmaritini elime aldığımda bana baktı ve o da sigara izmaritini eline aldı.

"Çevreciyiz," dedi iyiymiş dermiş gibi. 

"Olmayalım mı?" dediğimde güldüğünü gördüm. Kenardaki çöp kovalarından birisine elimizdeki izmaritleri attığımızda merdivenleri çıkmaya başladık. 

"Bugün sendenim," dedim mırıldanarak. 

"Sigarama dokunamazsın," dediğinde şaka yaptığını biliyordum fakat üzerine gitmeye devam ettim. 

"Söz verdin bana ne?" İyice üşüdüğümü hissetmiştim. 

"Alabiliyorsan alırsın," deyip göz kırptığında kaşlarımı çatarak çıktığımız merdivenlere aldırmadan ona doğru atıldım ve elimi kapüşonlusunun cebine doğru attım. Eliyle beni engellediğinde gülerek üzerinde ellerimi gezdirmeye devam ettim. 

"Boşuna uğraşma," dediğinde onu bırakmamıştım. Bir eli, sağ kolumu kavramıştı fakat ben beline doladığım sol kolumu cebine atmaya çalışmaya devam ediyordum. 

"Ya," dedim sesimi yükselterek. "Versene."

"Yoo," dediğinde üzerine biraz daha gitmiştim ve birkaç adım geriye doğru sendelemişti.

Gülerek onu bıraktığımda o da gülerek birkaç adım daha geri çekildi. Bakışlarım boş bahçede dolaştığında gözlerim okulun duvarına yaslanmış olan bedene takıldı. Atlas, sırtını okul binasına yaslamış bir ayağını, diğer ayağının önüne doğru atmış öylece bizi izliyordu ve dudaklarının arasında bir dal sigara vardı. Gözlerim, ona takılı kaldığında Evren de benim baktığım yöne doğru baktı. 

"Vay," diye mırıldandı. "Katrivas açık alanda sigara içiyor."

"Hım," diye mırıldandım derin bir nefes alarak. Yine içimde aynı huzursuzluk hissi oluşmuştu. "Sigaramı ver," dedim gözlerimi Atlas'tan çekerek. Bize baktığını biliyordum. Bizi rahatsız hissettirmek istercesine gözlerini üzerimden çekmiyordu.

"Öğlen gelir alırsın," dediğinde kaşlarımı çattım. "Seni görmeye bahanem biter," dedi bana göz kırparak. 

Bu çocuk kesinlikle benimle flört etmeye çalışıyordu. Ve Atlas öylece boş bahçede yankılanan sesimizi işitiyordu. Bakışlarını bizim üzerimizden bir an olsun çekmeden bizi izliyordu.

"Geç kalmadan derse gidelim," dedim mırıldanarak. Ve Atlas'ın elindeki sigarayı bize bakarak yere atıp izmaritini ayağının altına aldığını gördüğümde dilimi sinirle kurumuş dudaklarımın üzerinde gezdirdim.

"Olur." Evren'in cevabına aldırmadan kaşlarımı çatarak Evren'e döndüm. 

"Bir saniye beni bekler misin ya?" Evren ne olduğunu anlayamadan onu ardımda bırakmış birkaç metre ötemizde olan Atlas’a doğru hızlı adımlarla ilerleye başlamıştım. Bedenini yasladığı okul binasından ayırmıştı. Kaşları havalanmıştı ve beni izlemeye devam ediyordu. 

"O sigara izmaritlerini gerçekten götüne sokacağım," diye bağırdım Atlas'ın önüne geldiğimde. "Aptal mısın sen? Al çöpünü yerden." Yüzünde hafif alaylı bir gülüş oluştu, gözleri kısıldı. Çıkık elmacık kemiklerinde dolaştı gözlerim. 

"Aynen," diye mırıldandı Atlas hiçbir şey söylemeden. 

"Bana söylüyorsun da asıl senin derdin ne?" Bakışlarım yerdeki ezilmiş izmarite doğru döndü. "Şu siktiğimiz çöpünü atmak bu kadar zor mu? Ayrıca o bakışlarını üzerimden çek. Beni rahatsız hissettiriyorsun."

"Öyle mi?" dedi Atlas dalga geçer gibi konuşmaya devam ederken. "O piç bacaklarını süzerken seni rahatsız etmiyor bana dümdüz sana baktığımda seni rahatsız mı ediyorum?" Kurduğu cümle bir an içim dumura uğrayıp duraksamama sebep olsa da kısa sürede toparlandım. 

"Neyden bahsediyorsun sen?" Bal gibi de neyden bahsettiğini anlamıştım fakat bizi nasıl gördüğünü anlayamamıştım. Aşağıya ilk indiğimde Evren'in bakışları uzun süre vücudumda dolaşmıştı. Biraz rahatsız edici olsa da ayrı bir tavrını görmediğimden takılmamıştım. 

"Bana saf numarası yapma Yarkan," dedi bana soyadımla hitap ederek. 

"Sana ne?" dedim yüzümü ekşiterek. "Neyin açıklamasını yapıyorum ben sana?" Yere doğru eğilerek sigarasını yerden aldım. Üzerindeki beyaz gömleğe aldırmadan sigaranın kül olmuş ucunu beyaz okul gömleğine, göğsüne doğru bastırdığımda ne olduğunu algılamak istercesine bana baktı. 

"Lan," diye mırıldandı dudaklarının arasından ve geri çekilmeye çalışsa da arkasındaki duvara değdi suratı. 

"O izmariti bir dahakine götüne sokacağım," diye mırıldandım ve eline uzanarak açtığım parmaklarının arasına elindeki izmariti bırakarak arkamı döndüm. Beyaz gömleğinin üzerine bitirdiği sigaranın ucuyla, uzun, siyah bir çizgi çekmiştim. Arkamı döndüğümde Evren'in olanları algılamaya çalışarak bizi izlediğini gördüm. İçimdeki sinir biraz olsun yatışmıştı. 

Ona her şeyden dolayı öfkeliydim. Dengesizliğinden ötürü, yaptıklarından ötürü, o gecenin sabahından ötürü, eski sevgilisiyle hemen tekrar konuşacak kadar iğrençleştiğinden ötürü. 

Sen bu adam değildin Atlas Katrivas.

Sen bu adam değilsin.

"Ne yaptın sen daha demin?" dedi Evren onun yanına geldiğimde fakat ona da cevap vermedim. "Abla özür dilerim ya," dedi ellerini havaya teslim oluyorum dercesine kaldırarak. "Al bütün sigaram senin olsun." 

"Aptal," dedim gözlerimi devirerek. "Gel hadi gidelim." Ellerini gülerek aşağıya indirdiğinde beraber okula doğru ilerledik.

Okulun kapısından içeriye girdiğimizde danışmadaki kadın gözlerini devirerek bize baktı ve başını olumsuz anlamda iki yana salladı. Ona aldırmadan merdivenleri yukarıya doğru çıkmaya başladım ve Evren'de benimle birlikte ilerledi.

Atlas'la aynı asansöre binmek istemiyordum. Bir kere göz göze gelmek istediğim o adamdan şimdi böyle kaçıyordum ve bunun suçlusu yalnızca oydu. "Senin dersin ne?" dedim ona doğru dönerek. 

"Sizin iki saat sanat yok mu?" dediğinde başımla onu onayladım. 

"Artık benim de sanat," dedi mırıldanarak ve sınıfımızın bulunduğu kata gelmiştik. 

"Almaz ki Necla," dedim ona göz devirerek. Koridorda ilerlediğimizde kendi sınıfımın olduğu kısma geldiğimizde duraksadım. O ise benimle birlikte durmadı, sanat sınıfına doğru ilerlemeye devam etti. 

"İzle ve gör," dediğini işittim. Başımı iki yana sallayarak arkasından ilerledim ve kapının önünde beni beklediğinde önüne geçerek kapıyı araladım. Necla hocaya tebessüm ederek arkada oturan Lina'nın yanına doğru ilerledim. Atlas hâlâ sınıfa gelmemişti. Lina başını ne oldu dercesine bana çevirdiğinde ağzımı oynatarak cevap verdim. 

"Anlatacağım." Kayra benim yanımdan çekilerek duvar kenarına geçmişti. Yani eğer Atlas gelirse benim yanıma oturacaktı. 

Bakışlarımı kapıya doğru çevirdim. Evren bir elini kapının yanına yaslamış başını içeriye doğru uzatmış Necla Hoca'ya bakıyordu. 

"Senin ne işin var burada evladım?" dedi Necla Hoca kapıya doğru dönerek. Sınıftaki diğer öğrenciler de Evren'e baktığında hepsinin şaşırdığını anlamıştım. 

"Hocam ya," dedi Evren lafı uzatarak. 

"Evet," dedi Necla Hoca.

"Bence her öğrencinin sanatını icra etmeye hakkı var." Sınıftan hafif bir kıkırtı yükseldiğinde Necla Hoca ellerini beline koyarak tamamen kapıya döndü. 

"Ne anlatıyorsun Evren?" dedi Evren'e kaşlarını çatarak. 

"Bence ben bu dersi sizinle geçirebilirim," dediğinde Necla Hoca gözlerini devirdi. 

"Evren dersine git," dedi arkasını dönerek. 

"Olur," diye mırıldandı Evren beklemediğim bir tavırla ve kapının iki yanındaki ellerini çekerek rahat bir tavırla içeriye doğru yürüdü. Sınıftaki gülüşmeler arttığında ben de gülümsedim. 

"Ne yapıyor bu?" dedi Lina bana doğru fısıldayarak. 

"Bana yürümeye çalışıyor," dedim eğlenerek. 

"Ne? Nasıl anlatmazsın bana bunu?" Omuz silktim ve fısıldayarak konuştum. 

"Ben de yeni fark ettim ama baya baya yürüyor ve flört ediyor."

"E sen," dedi Lina bakışlarını bize doğru ilerleyen Evren'den çekmeyerek. 

Ben. Bilmiyorum. Daha öncesi olsaydı onunla deneyebilirdim. Atlas'ı unutmaya çalışabilirdim. Ama şimdi Atlas gözümün önündeyken ve ben Evren'in yanında Atlas'ı severken kendimi biraz eksik, biraz yalancı hissederdim. Ve bu kötü hisle baş edemezdim. Bu yüzden ne onun hisleriyle oynamaya hakkım vardı ne de kendime bunu yapmayı istiyordum. 

"Hiç," diye mırıldandım. "Ona bana bu tarz yaklaşabileceği bir adım atmadım." Evren yanıma gelerek oturduğunda susmuştum. 

"Kızacak şimdi sana," dedim rahat bir şekilde önümüzdeki tuvale bakan Evren'e. 

"Yok," diye mırıldandı. "Sever beni o. Bakma huysuzluğuna." Evren hemen yanımda, Atlas'ın oturması gereken yerde oturuyordu ve onun yanında Kayra vardı. Kayra'nın Evren'in varlığından rahatsız olduğunu bakışlarından anladığımda kaşlarım çatıldı.

Telefonumu çıkartarak Lina'ya mesaj attım. 

Hera: Kayra neden tedirgin gibi. Evren'le problemi varsa başka bir yere geçelim.

Mesajı okuyunca bakışları Kayra'ya döndü. Evren bir an bile o tarafa, orada kimin oturduğuna bile bakmamıştı fakat Kayra Evren geldiği anda gerilmişti.

Lina bana cevap yazarken araya Evren girdi. "Yalnız kendi aranızda konuşmanız hiç etik değil. Evren ben bu arada," elini Lina'ya uzattığında Lina uzattığı eli tutacaktı ki diğer yanında oturan Umut araya girdi. 

"Umut ben de kardeşim," dedi Evren'in uzattığı eli tutarak. Evren'in kaşları havalandı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. 

"Sakin koca oğlan," dedi Lina sevgilisine doğru sırtını yaslayarak. Evren başını sağa eğerek alayla gülümsediğinde Umut'un elini bırakmıştı. 

"Lan çizsenize resmi," dedi Rüzgar araya girerek. Tahtada bir görsel açıktı ve müzik çalıyordu. Hepimiz o resmi çiziyorduk. Bu dersin başka hiçbir olayı yoktu ve gürültü çıkarmamız tam olarak bu yüzden sorun olmuyordu. Zaten herkes sohbet ederek takılıyordu.

"Sen bizim yerimize de çizdin," dedim Rüzgar'a göz kırparak. Rüzgar yanımdaki Evren'i yeni fark etmiş gibi kaşlarını çattığında yüzündeki tebessüm solmuştu. 

"Atlas nerede?" dedi bana dönerek. 

"Nereden bileyim ben?" dediğimde araya Kayra girdi. 

"Sigara içmeye gitti." 

Çık, diye mırıldandım kendi içimde. Üzerine bıraktığım izmarit lekesini temizlemeye gitti. 

"Sen hala burada mısın?" Necla hoca bakışlarını Evren'e çevirerek başını iki yana salladığında Evren eliyle kalp yaparak havaya doğru kaldırdı. Necla hoca gülümseyerek masasına oturdu. 

"Zampara," dedi önündeki defteri doldururken. 

"Harbiden allem edip kellem edip girdin içeri," dedim Evren'e vay der gibi bir ifadeyle.

"Yaparım öyle işler." Bana göz kırptığında suratımı buruşturarak telefonuma gelen mesaja baktım. 

Lina: Bilmiyorum ki, belki Atlas'tan ötürüdür. 

"Yalnız toplu ortamda mesajlaşmanız hiç etik değil," Rüzgar'ın sesli bir şekilde gördüğü cümle bakışlarımın ona dönmesine sebep olduğunda Lina ile birlikte mırıldandık.

"Aptal."

"Kızsal meseleler sen ne anlarsın?" dedim ardından. Rüzgar aynen aynen dercesine elini havada salladı. 

"Allah bilir kaçıncı dedikodunuzu yapıyorsunuz? Benim hakkımda salladınız mı lan doğru söyleyin."

"Sevgilim," Umut'un bir elini Lina'nın bacağına sıkıca koyduğunu fark ettiğimde bakışlarım onun yeşil gözlerine döndü. Huzursuz gözüküyordu.

"Hım," diye mırıldandı Lina bakışlarını Umut'a çevirerek. Umut başını Lina'nın sarı saçlarına yaklaştırarak kulağına doğru eğildi ve benim bile duyamadığım bir şeyler mırıldandı. Bu sırada Evren önündeki tuvale bir şeyler çiziyordu fakat ona dikkat etmiyordum. 

Kapıdan içeriye doğru giren başka bir beden bakışlarımın oraya dönmesine sebep olurken aynı zamanda Lina'nın Umut'a söyledikleri odak noktamın tek bir yer olmasına engel oluyordu. 

"Saçmalama Umut."

"Ne saçmalama?" dedi Umut Lina'ya karşı gelerek. "Yapma istemiyorum diyorum." 

"Of abartıyorsun." Atlas, üzerindeki gömleği değiştirmeden ve hatta temizlemeden sınıfa girmişti. Öğrenciler ona dikkatle bakarken derin bir nefes alıp başını sağa doğru yatırarak bakışlardan rahatsız olduğunu belli etmesi bakışların ondan çekilmesine yetmişti.

Gözleri bana ve yanımdaki Evren'e takılı kaldığında hiçbir tepki vermedi. Evren'in onun yerine oturmasına ya da Kayra'nın yanına oturmasına da bir tepki vermedi. Sağ taraftaki boş sandalyelerden birisine geçerek önünde duvar olmadan herhangi bir sıraya oturdu.

"Pist," diye mırıldandı Evren bana doğru fakat tek parmağımı kaldırarak onu susturdum ve Umut ve Lina'ya döndüm. 

"Neyi paylaşamıyorsunuz siz?" dedim tartışmalarına şaşırarak. 

"Siktir etsene ya," dedi Lina öfkeyle. "Bi bok sanıyor kendisini işte."

"Aynen," dedi Umut. "Sikti et. Başka bir bok yaptığın yok zaten." Eli hâlâ Lina'nın bacağının üzerinde duruyordu. Lina bacağını çekerek mırıldandı. 

"Çek şu elini." Ardından sandalyesini bana doğru çevirdi. Umut öfkeyle derin bir nefes aldığında kendisini zor tuttuğunu anlayabiliyordum. 

"Ne oluyor size be?" dedim kavgalarına anlam veremeyerek. 

"Boş ver ya," dediğinde Evren ne onlara ne bana bakıyordu. Bu kavga ile ilgilenmiyor gibi davranıyordu. 

Umut hiçbir şey söylemeden elindeki fırçaları sertçe önüne bıraktı ve ayağa kalktı. Necla hocanın bakışları ona döndüğünde. "Tuvalet," dediğini işittim. Bir açıklama yapmamıştı fakat zaten burada herhangi bir açıklamaya ihtiyacı olmayan insanlar vardı. 

Hera Yarkan. Atlas Katrivas. Atlas Katrivas'ın arkadaşları veya Evren. Okulun en zengin ailelerinin ve hatta sahibinin çocuğu olmaları sebebiyle açıklama yapmadan istediğimizi yapabiliyorduk. En fazla ailemize şikâyet edilirdik ki bunun da bir felaket getirdiğine daha önce şahit olmamıştım.

Evren bana dönerek mırıldandı. "Rahatsızlık verdim galiba."

"Yok," diye cevap verdim hızla. "Sorun ne anlamadım ama seninle ilgili değildir." Kesinlikle onunla ilgiliydi çünkü Umut normal şartlar altında böyle kıskanç bir adam değildi. Onu tanıdığım bir ay içerisinde bunu gözlemlemiştim. 

Lina Umut'un gitmesini takmamış gibi gözüküyordu fakat içten içe sorun ettiğini biliyordum. İlişkilerine çok fazla müdahale etmek istemediğimden ses çıkarmamayı seçtim. Göz ucuyla Atlas'a baktığımda üzerindeki lekeye aldırmadan başını önündeki sıraya yasladığını gördüm. 

Aptal. Yine uyuyordu ya da yalnızca gözlerini kapatmıştı.

Zil sesi içeriye yayıldığında derin bir nefes aldım. "Ben kaçar," dedi Evren ayağa kalkarak ve elindeki sigara paketini kucağıma bıraktı. Onun sesini duyduğunda Atlas'ın başını kaldırdığını gördüm. Kucağıma bıraktığı pakete bakarak gözlerini devirdi.

Bu tavrının sebebini gerçekten çözemiyordum. Dengesiz herif. 

"Hadi kalkalım," dedim Lina'ya doğru. Rüzgar çoktan ayaklanmış Atlas'ın yanına geçmişti.

"Ne yaptın sen tüm gün?" dedi elini Atlas'ın omuzuna vururken. 

"Tişört aradım," dedi gelmediği dersin sebebini açıklarken. Yüzümde alaycı bir gülümseme oluştu. Çevreye verdiğin zarara say Katrivas. 

"Konu ne Umut’la?" dedim Lina'ya dönerek. 

"Ne bileyim anlamadım? O çocuğun yanında durma dedi sanki kucağına atlamışım gibi." Kaşlarımı çattım. 

"Derdi neymiş?"

"Of bunlar bir ara kavga etmişti," dedi Lina ve biz sınıftan çıkarken ekledi. "Atlas Evren'in suratına tüm okulun ortasında yumruğu indirdi. Sebebini bilmiyorum ama Umut biliyordur. Odur derdi. Ama beni ne ilgilendirir ya? Bana ne Atlas'ın Evren'le olan sorunundan."

"Belki sorun bu değildir," dedim söylediği anlamsız geldiği için. "Belki Evren'in tavrından hoşlanmamıştır."

"Çocuk sana koşuyor Hera," dedi göz devirerek. "Ayrıca bana böyle emir veremez. Bana ne? Ne bok yiyorsa yesin."

"Şhh," diye mırıldandım. "Sakin." Koridorda birkaç kişi hafifçe bize dönmüştü fakat hemen ardından önlerine döndüler. 

"Neyse, sana iyi dersler," dedi Lina yanımdan ayrılarak. "Okul çıkışında Rüzgar'ın evine gideceğiz bu arada. Film gecesi sen de davetlisin."

"Sen tarafından mı?" dedim tek kaşımı kaldırarak. 

"Rüzgar söyledi," dediğinde başımla onu onayladım ve ondan ayrılarak sınıfıma doğru ilerledim. Okulun geri kalanı Atlas’ın uyumasıyla geçmişti. Evren'i akşama kadar bir daha görmemiştim. Derslerde Defne ile muhabbet etmiş, defterime her zaman çizdiğim o küplerden çizmiştim.

Dersler bittiğinde ceketimi ve çantamı alarak sınıftan çıktım. Rüzgar asansörün önünde beni yakalayarak kolunu omuzuma attığında gülerek ona doğru döndüm ve yanındaki Atlas'ı görmek yüzümdeki gülümsemenin hafif solmasına sebep oldu. 

Bazen bana rahatsız hissettiriyordu ve bu çok can yakıcıydı. 

"Güzellik," dedi Rüzgar beni kendisine çekerken. "Bu gece seni korkudan ağlatıyoruz diye yorumladım." Asansörün kapıları açılırken gülümsedim. 

"Hım," diye mırıldandım. "Ama ben öyle kolay korkmam."

"Nasıl ya?" diye mırıldandı Rüzgar. "Senin korkup bana sarılman gerekiyordu." Kaşlarımı çattım. 

"Neden sana sarılıyorum?"

"Aralarında tek sap benim çünkü." Göğsüm acıdı. Bakışlarım istemsizce Atlas'a döndü. O da bana doğru baktığı için buluşan gözlerimizi ilk kaçıran Atlas oldu. 

"Atlas da sap değil mi ya?" dedim kaşlarımı kaldırarak. "Ya da çok eşli de olabilir. Güvenemedim ben ona." 

"Sabır," dediğini işittim Atlas'ın. 

Aynen Atlas. Sabır. 

Üzerindeki gömleği hala değiştirememişti. "Yazıyorum bunları bir kenara," dediğinde bakışlarımı ona çevirdim ve Rüzgar'ın kolunun altından çıktım. Asansörde üçümüzden başka hiç kimse yoktu.

Tek kaşımı kaldırdığımda devam etti. "Bu üçüncü oldu. Bana artık iki gömlek borçlusun." Hafifçe güldüm. 

"Kapattık biz o borçları," diye mırıldandım ve ekledim. "Çevreye verdiğin zarara say. Ve o zararı birkaç bin dolarla da kapatamazsın."

"Vaov," dedi Rüzgar araya girerek. "Siz sakin olun."

"Ayrıca kim kim geliyor bu akşam?"

"Bizimkiler," dedi Rüzgar soruma cevap vererek. "Sen ve Kayra," diye devam ettiğinde hafifçe güldüm. 

"Bu ne uyumsuz bir çift seçimi," dedim derin bir nefes alarak. "Neyse iyi kıza benziyor."

Gereksiz ya da kötü bir davranışını görmemiştim. "Yok yok değildir," dedi Rüzgar. "Zaten sessiz birisi. Usulca filmini izler arada sohbete katılır ve gider."

"Anladım," diye mırıldandım Kayra'dan daha fazla bahsetmek canımı sıkarken. 

Platonik olduğum ve eski flörtü olduğum çocuğun eski sevgilisi, platonik olduğum çocuk ve ben. Gerçekten mükemmel bir üçlüydük.

Asansörden inerek kapıya doğru yürüdüğümüzde mırıldandım "Arabayla mı geldin Rüzgar?"

"Yok ya," dedi suratını asarak. "Ben on yediyim. Motor ancak." 

"Ben bırakırım seni," dedi Atlas araya girerek. 

"Yok," dedim ona karşı çıkarak. "Yürürüm ben."

"Uzatma işte," dedi Atlas ve ekledi. "Zaten sizin evden dosya almam gerekiyor." 

Ona bir cevap vermeden onun arabasının olduğu kısma doğru yürüdüm. Okula arabayla geliyordu. Acaba sabahları Kayra’yı getiriyor muydu? Gerçi eğer getiriyor olsaydı illaki okulda konuşulurdu. Ya da şu dedikodu grubuna düşerdi. 

"Görüşürüz," dedi Rüzgar bize el sallayarak. 

"Görüşürüz," dedim. Atlas bir cevap vermeden elini kaldırmıştı. Ardından arabasının kapılarını açarak şoför koltuğuna geçtiğinde ben de ön koltuğa yerleştim. Arabayı çalıştırmadan önce eli üzerindeki gömleğin düğmelerine uzandığında kaşlarım çatıldı.

"Ne yapıyorsun?" dedim ona anlam veremeyerek. 

"Gömleğimin içine sıçtığın için üzerimi değiştiriyorum," diye mırıldandı ve okulun boş otoparkında arabanın içerisinde üzerindeki gömleği çıkartarak arkaya fırlattı. 

"Eve böyle gelmeyeceksin herhalde?"

"Arkadaki tişörtü uzatır mısın Hera?" dedi soruma teorik bir cevap vererek. Söylediğinin ardından arkaya doğru uzandım ve orada birkaç poşet olduğunu gördüm. Poşetlere uzanarak içini karıştırdığımda paketlerin içerisinden beyaz bir tişört bularak ona uzattım. 

"Senin de maşallahın var," dedim suratımı ekşiterek. "Arabanın içerisi küçük bir dolap."

"Lazım olduğu oluyor," diyerek çirkin bir ima yaptığında gözlerimi devirdim. 

"Ne yani cinsel hayatınla üste mi çıkmaya çalışacaksın? İğrenç."  Kaşları çatıldı bakışları bir süre üzerimde durdu. Üzerine hala tişörtü giymemişti. 

"Senin açık sözlülüğün bir şaka olmalı," dedi yaşanılanlara inanamıyormuş gibi. "İlk gün önümde duran kızla şu kız aynı kız olamaz." Ona alayla güldüm. 

"Yok Atlas olur. İnsan herkese istediğini yüzünü gösterir. Beni sünepenin teki sanman senin sorunundu." Tamam Hera. Sakin. O kadar da ileri gitmesek mi?

"Seni öyle sanmadım amına koyayım? Ne kuruyorsun sen o kafanda?"

"Tamam Atlas ya," dedim devamını duymak istemeyerek. "Sus ve sür şu arabayı. Üzerimi değiştireceğim daha." Derin bir nefes aldı ve konuyu değiştirdi. Hala üzerini giymemişti ve bakışlarımı vücuduna çevirememek için kendimle savaşıyordum.

"O çocukla ne işin var senin?"

"Sana ne?" dedim alaylı bir gülümsemeyle. "Ben sana beni bir başıma bıraktığın gecenin sabahında Kayra ile ne işin vardı diye sordum mu?"

Bir cevap vermediğinde ekledim. "Ben sana bana bok gibi davranırken yanında eski sevgilinin ne işi var diye sordum mu? Kimsin sen? Neyimsin benim?"

"Lan biz takılıyorduk," dedi Atlas. "Ne neyinim?"

"Takılıyorduk?" dedim başımı sallayarak. "Ve bu yeni aklına geldi öyle mi? Sen istedin takılıyorduk sen istemedin bitti. Siktir git şuradan ya." Kapıyı açmaya çalıştığımda kapının kilitli olduğunu gördüm.

"Aç şu kapıyı!" dedim sesimi yükselterek.

"Beni dinliyorsun," dedi sakin bir sesle. 

"Ya neyini dinleyeceğim ben senin? O kıza da yazık. Kim bilir ikimizle de aynı anda konuştun." Bu ihtimal canımı yakarken yutkundum. 

"Yuh amına koyayım, piç miyim ben?" İnkâr etmesi içimin biraz olsun rahatlamasına sebep olsa da üzerine gitmeye devam ettim.

"Buradan bakınca çok da farklı durmuyorsun."

"Bak Hera," dedi derin bir nefes alarak. "Yemin ederim yaşattığım, hissettirdiğim her şey için üzgünüm. Böyle olsun istemedim. Ama kimseyi aldatmadım. Amına koyayım hiçbir bok yaşamıyorduk ama ben seninle takılıyorum diye Kayra'nın mesajına görüldü bile atmadım günlerce." Bu içimin burkulmasına sebep oldu. Hayır, etkilenmeyecektim. 

"Eee yani?" dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan. "Tebrik mi etmeliyiz seni zaten yapılması gereken bir şeyi yaptığın için?"

"Öfkeni anlıyorum," dedi ve ekledi. "Ama yapma. Tamam bitsin işte böyle. Hiç başlamadan."

Hiç başlamadan. Bitsin, olur. Ama sen bitirebilir misin Katrivas? Bu öfke bitirebileceğin birisi için harlanır mı içinde?

Sen aşkı hiç tanımıyorsun. Ben bilirim. Gözlerinden anlarım. Göğsündeki sıkışıklıktan, yüzündeki heyecandan tanırım. Sen benden etkileniyorsun ve bunu kabullenmiyorsun.

"Bitti zaten Atlas," dedim başımı iki yana sallayarak. "Bitti. Karşıma çıkan sensin. Bir şeyleri olay haline getiren sensin." Başını arkaya doğru yasladı ve bakışlarını yukarıya doğru kaldırdı.

"Haklısın belki," dedi sakince. "O zaman şimdi birbirimize bunu yapmayı bırakalım," dedi Atlas derin bir nefes alarak. 

"Arkadaş olalım diyorsun yani?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Ve omuz silktim. "Bana uyar. Zaten hiçbir zaman daha fazlası değildik."

Tek kaşını kaldırdı. Zaten hiçbir zaman fazlası değildik mi? Biraz abarttın sanki Hera.

"Karışmıyoruz o zaman," dedi derin bir nefes alarak. "Birbirimizin hayatına."

"Karışmıyoruz ve yaşanmamış sayıyoruz." Yeni bir başlangıç. Bunu yapamayacağını biliyordum. Neye güveniyordum bilmiyordum fakat bunu yapamayacağını biliyordum. Yüzünde o merakı, gözlerinde öfkeyi bir görmüştüm. 

Elimi ona uzattım. "Yeni bir başlangıç Atlas Katrivas," diye mırıldandım. Uzattığım eli tuttu fakat o benim kadar kendisinden emin gözükmüyordu. Yüzümde yarım bir gülümseme oluştu.

Yeni bir başlangıç.

 

 

Tüm Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu