0 %

10

Yazı Boyutu
100%

BÖLÜM 10: "Ellerin ve Ruhum"

Anılarımda bir yerde sen ve ben bir uçurumun kenarındaydık. Orada bir kere kavradın sıkıca belimi. Kurtardın ruhumu. Şimdi bana git diyorsun. Ben kötü gecelerde uykularımdan ismini sayıklayarak uyanıyorum.

Kötü gecelerde seni yanıma beni avutacak bir masal gibi almışlığım var. Kulaklarımda sesin, sanki annem sırtımı okşuyor. Saçlarımda dolaşıyor eli. Bir annenin çocuğuna hissettireceği kadar masum ve güvenli bir yer göğsün. Ve ben orada dinleniyorum. Boğazımda acı bir tat. Göğsümde bir çırpıntı.

Odanın içerisinde sessizlik ve gözlerimde bir karaltı. Varlığına tutunuyorum. O huzursuz gecelerde bende var olduğuna inanmaya çalışıyorum. Şimdi sen benden bunu almaya çalışırken beni eksiltiyorsun, farkında değilsin. Göğsüm eziliyor, görmüyorsun. İçime batıyor acısı sevgimin. 

Ama artık bilmesen de olur. Görmesen de olur. Ben buradayım. Tam karşında. Bana yaşattığın cehennemin içerisinde o ateşten bir parçayım ve senin ateşini harlıyorum. Sen bilmezsin. Sen tanımazsın ama ben gözlerindeki ifadeyi tanıyorum. Orada gördüğüm hissi biliyorum. 

Sen benim varlığıma alışıyorsun Atlas Katrivas. Ve bir insanın varlığına alışmak onu sevmekten geçer. Önce bilirsin o insanı, istersin. Sonra tanıyamazsın kendini. Sanki sende, senin içinde ondan bir parça var gibi yaşarsın. Sahip olmak istersin. O da yalnızca senden ibaret olsun istersin ama her zaman ulaşamazsın. İşte bu sevmek demek. Bir insanı böylesine önemsemek aşkı hissetmek demek. Ve bir yürek yangını. Hem içinde hem bacaklarında. 

Sahip olma arzusu. 

Ben seni severken öğrendim. İşte bu aşk demek. Sen aşkı hiç tanımıyorsun. 

Onun ellerini tuttuğumda ve bu başlangıcı kabullendiğimde aslında bütün bunların yalnızca bir arkadaşlıktan ibaret kalmayacağına emindim. O kendisini böyle kandırıyordu.

"Tamam," dedim derin bir nefes alarak ve Atlas elindeki tişörtü üzerine geçirdi. "Ama ufak bir sorunumuz var."

"Ne?" dedi Atlas ne kadar vurdumduymaz bir karaktere sahip olduğunu bir kere daha kanıtlayarak. 

"Sevgili olduğumuzu söyledin aptal," dedim ona kızarak. "Ve insanlar ya bu ilişkiyi saklamaya çalıştığımızı ya da senin beni aldattığını düşünüyor."

"Yok," dedi derin bir nefes alarak. "Seni aldattığımı düşünmezler."

"O niye?" dedim alayla. 

"Ben o kadar orospu çocuğu bir imaj mı çiziyorum hakikaten?" dediğinde başımı iki yana sallayarak güldüm. 

Aptal. Şu hallerini bile sevdiğime inanamıyorum. Gerçekten aptal.

"Bir çözüm bulmamız gerek," dedim konuyu saptırmasına izin vermeyerek. "Ve umuyorum ki Kayra'ya sevgili olmadığımızı söylemedin."

"Söylemezdi kimseye," dedi Atlas onu savunarak ve ekledi. "Ama söylemedim. Sen?" dedi arabayı çalıştırırken.

"Ben ne?"

"Evren'e söyledin galiba." Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. 

"Hayır," diye mırıldandım eş zamanlı olarak. "Söylemedim." 

Başını sinirle sağa doğru yatırdı ve derin bir nefes aldı. "O piç seni benim sevgilim sanarken mi götünün dibinde geziyor bir de?" 

"Düzgün konuş," diye uyardığımda kaşlarım çatılmıştı. 

"Ebesini sikeceğim onun." 

"Hadi canım ya," dedim alayla. "Denesene bi."

"Hera," dedi öfkeyle. 

"Ne Allah'ın cezası iki saniye düzgün oturamadık yine!" 

"Nerede o paket?" dedi arabayı yolun ortasında durdurarak. Sitenin sokaklarından birisindeydik ve arkamızda araba yoktu. Eli üzerime doğru uzandığında ne olduğunu anlayamadan çantamı çekip aldı ve fermuarını açtı. 

"Ne yapıyorsun ya?" dedim hayretle. "Üç saniye önce karışmayacağız birbirimize dedik."

"Karışmıyorum zaten," dedi fakat eli çantamın içerisinde dolaşmaya devam ediyordu. "Arkadaşın değil miyim kızım? Hatta baban seni bana emanet etmedi mi? Abin sayılırım ben senin." Son kurduğu cümle ağzımın şaşkınlıkla aralanmasına ve öyle kalmasına sebep oldu. 

Resmen kendi kıskançlığının üzerini abinim ben senin diyerek örtmeye çalışıyordu. 

"Atlas," dedim elimi çantama uzatarak fakat içerisindeki sigara paketini çoktan bulmuş ve eline almıştı. Çantayı bırakmasıyla çekmem bir oldu. Kendi tarafındaki camı açarak sigara paketini aşağıya fırlattığında derin bir nefes aldım. 

"Atlas şu aptallığını kesecek misin?"

"Yapma," dedi ve sakinleşmeye çalışarak birkaç dakika bekledi. "Benim inadıma gidip Evren'le konuşma."

"Neyin inadı ya?" dedim kaşlarımı çatarak. "Çocuk benim arkadaşım. Umut'u dert etmiyorsun, Rüzgar'ı dert etmiyorsun ama konu Evren'e gelince pençe çıkartıyorsun."

"Var demek ki bir sebebi," dedi arabayı yeniden çalıştırarak. Gaza yüklendiğinde sinirlenmiştim. Tamam kıskanıyorsun ama bu gizemli tavrın sebebi ney?

"Karışma bana," dedim sözünü keserek. 

"Karışacağım kardeşim," dedi inatla kardeşim kelimesini vurgulayarak. 

"Paşama bak ya," dedim derin bir nefes alarak. "Sen aramda hiçbir şey olmayan Evren'e böyleysen," diye mırıldandım alayla. Ben onun damarına nasıl basacağımı çok iyi biliyordum. "Eski sevgilimle karşılıklı fon dip yaptığını bilsen ne düşünürsün bilemedim artık."

"Ne?" dedi Atlas şaşkınlıkla. Ve sonra kısa bir an sustu. Hangi andan, kimden bahsettiğimi anlamaya çalışıyor gibiydi. 

"Partiden partiye koşarken durup bir baksaydın kiminle içiyorum diye, bunlar olmazdı." Daha fazla üzerine gittiğimde evin önüne gelmiştik. Arabayı yolun kenarına park ettiğinde arabanın kapısını açmamıştı. 

"Kim?" dedi ve sonra ekledi. "Ne zaman amına koyayım?" Dudaklarımı bilmiyorum dercesine büzdüm. 

"Bilemiyorum Katrivas. Birbirimizin hayatına karışmıyorduk abiciğim," dedim ve ona göz kırptım. "Aç kapıyı artık."

Derin bir nefes aldı. "Abini de," dediğinde dilimi hafifçe yukarıya kıvırarak ona doğru baktım. Yüzümü biraz daha yaklaştırdım. 

"Ne Katrivas?" dedim yüzüne bakarken. "Ne abimi de?" Bir cevap vermediğinde arabanın içerisinde kapının sesi yankılandı ve kilidi açtığını anlayarak sokup gülümsedim. 

Ben yenileceğim savaşa girmem Atlas Katrivas. Girmem. 

Ben çantamı elime alarak arabadan indiğimde o da inmişti. İçeriden dosyaları alacağını hatırladığımda bir şey sormadım. Birlikte evin kapısına doğru ilerledik. Zile basmamla kapının açılması neredeyse bir olmuştu. Kapıyı açan görevliye tebessüm ederek mırıldandım.

"Teşekkürler, yardımcı olursunuz babamın çalışma odasına gidecek." Atlas'ı göstererek kurduğum cümleyi başıyla onayladığında Atlas'ı ardımda bırakarak yavaş adımlarla ilerledim. 

"Atlas Bey," dedi kadın. Devamlı olarak evin içerisindeki çalışanlar değiştiği için isimlerini aklımda tutamıyordum. Yaka kartlarından okuduğum zamanlar olurdu fakat zihnimde kalmıyordu. Merdivenleri çıkacağım sırada Atlas'ın cevabını işittim. 

"Biliyorum yerini, ben hallederim." Çalışan Atlas'ı onaylarken Atlas çoktan büyük adımlarla yanıma gelmişti. Merdivenleri birlikte çıksak da ona bakmadım. 

"Ayıp ediyorsun yalnız," dedi Atlas araya girerek. 

"Ne?" Kaşlarımı çatarak ona döndüğümde ellerini cebine soktuğunu ve bana bakmadan konuştuğunu gördüm. 

"Ben seni evin kapısında bırakıp gitmemiştim," dediğinde gözlerimi devirdim.

"Yok," diye mırıldandım. "Sen beni sabah bir başıma bırakıp gitmeyi tercih ettin." Merdivenleri çıkmayı bıraktığımda ona doğru döndüm. Koridorun başındaydık. "Sahi ya?" dedim yüzünü incelerken. Onun da bakışları bendeydi. "Neredeydin sen o sabah?" 

Bir süre yüzüme baktı. "Hatırlamıyorum," dedim başını hafifçe sallayarak ve ilerlemeye devam etti. 

Söylemekten kaçıyordu. 

"Aman," dedim umursamıyormuş gibi harfleri uzatarak. Göğsümün içindeki yangından kaçarken artık Atlas'ın varlığını ve onun da başlattığı yangını yok saymayı öğrenmiştim. 

Bana ne söylerse söylesin bir adım gerideydim çünkü onu tanımıştım. Onu öğrenmiştim. Artık sevdiğim o adamı kendi kafamın içerisinde yarattığım adamla karıştırmıyordum.

Odama doğru ilerlediğimde o babamın odasına doğru ilerledi. Ne o ses çıkardı ne de ben. Odamın kapısını aralayarak yavaşça kapattım. İçeriye girdiğimde burnuma dolan koku odanın yeni temizlendiğini anlamama sebep olmuştu. 

Yutkundum. Nesnelere fazla anlam yüklenmemesi gerektiğini bilirdim fakat o anlamı yüklemekten geri de duramazdım. Bu oda her zaman bana onu ve çektiğim acıyı hatırlatacaktı. Bunu biliyordum. Çünkü onu sevmeye bir eylül akşamı bu odanın içerisinde başlamıştım. Burada yokluğuyla savaşmıştım. Şimdi varlığıyla aynı odanın içerisinde savaşıyordum.

Bir gün onu unutmak istersem içimde ona dair büyüttüğüm her şeyle birlikte geçmişimi de yok etmem gerekirdi. Atlas Katrivas'ın hayatımdaki yeri unutmak istediğin ama sıkı sıkıya bağlı olduğun bir yaşanmışlık gibiydi. Hayatıma hiç dahil olmasın istemezdim. Bana ne yaparsa yapsın bunu dileyecek gücü kendimde bulamazdım çünkü ben onun varlığıyla yaşama tutunmuştum. 

İçimdeki minnet duygusu izimi vermezdi onu yok saymama. 

Ama bir gün kendi içimdeki varlığını unutmaktan korkardım. Bir gün içimdeki o boşluğun içerisine süzülmesinden, artık onun bile beni iyileştirememesinden korkardım. Ondan nefret etmekten korkardım ve bunun için yıllardır ona bir adım atmamıştım.

Hayata karşı ne kadar dik durursam durayım gerçek anlamda yaşamayı o hayata dahil olduğumda öğrendiğime inanırım. Çünkü insan biraz da tecrübe ederek öğrenir hayatı. Her şey bir denklem gibi net sonuçlar vermez önüne. Her sorunun kesin bir cevabı yoktur.

Atlas'ın bana karşı olan tavrının net bir cevabı yoktu. Onu yaşayarak öğreniyordum. Neye nasıl tepki vereceğini, hangi durumda nasıl davranacağını onunla yaşayarak öğreniyordum.

Farkındaydım, korkuyordu. Korktuğu şey ne sevmek ne de ilişkiydi. Onu korkutan benim sevgimdi. Bunu nerede, nasıl gördüğünü bilmiyordum fakat geri çekildiğimde bana adım atan, ona gittiğimde suratıma kapıyı sertçe çarpan bu adamın korkak olduğunu görebiliyordum. 

Yine de içimdeki sevgi için savaşmayı seçtim. O savaşı hak edip etmediğini bana öğreten yine zaman olacaktı fakat savaştığım için hiçbir zaman pişman olmayacaktım, biliyordum. 

Elimdeki çantayı kapının dibine bırakmış, kıyafet odama doğru ilerleyerek kendime bir markanın özel tasarımlarından satın aldığım takımımı çıkartmıştım. Takılarımın olduğu çekmeceyi açarak koluma ince, beyaz bir saat taktım. Kulağımdaki küpeleri çıkartarak yerine bıraktım ve onun yerine küçük halka küpelerimi taktım. Açtığım çekmeceyi kapatarak aşağıdakini açtım ve küçük mavi bir kalp bulunan kolyemi elime alarak masanın üzerine koydum. 

Üzerimdeki formaları çıkartarak yere bıraktığımda iç çamaşırlarıma baktım. Giyeceğim croptan gözükmemesi için üzerimdeki sutyeni çıkartarak onu da değiştirdim. Çıkarttığım mavi takımı üzerime geçirerek boy aynasından üzerimdeki duruşuna baktım ve beyaz topuklu ayakkabılarımı dolaptan çıkartarak ayağıma giydim. Masanın üzerine bıraktığım kolyeyi elime alarak kıyafet odamdan çıktığımda kapı tıklatıldı. 

Ardında kimin olduğuna aldırmadan “Gel," diye bağırdım. Odamdaki makyaj masasının önüne geçerek saçlarımı sağ omuzuma doğru topladım ve kolyeyi takmaya çalıştım. Uzun tırnaklarım kolyenin ucunu birbirine denk getirmeme engel oluyordu. Aralanan kapıdan içeriye giren bedenin Atlas'a ait olduğunu aynadaki yansımasından gördüğümde derin bir nefes aldım. 

"Ne oldu?" dedim kolyeyi takmaya çalışmaya devam ederken. Bakışları üzerimde dolaştı. Gözleri sırtımda gezindi ve sonra belime doğru indi. Aynadaki yansımadan onu izlemeye devam ettim. Elinde bir dosya vardı. 

"Uzun süre çıkmayınca merak ettim," diye mırıldandı beni incelemeyi bitirdiğinde. Kaşlarını hafif çatarak ne yaptığımı çözmeye çalıştığında bana doğru ilerledi. Ellerim bir an için duraksarken aynadan yüzün baktım. 

"Hazırlanıyorum," dedim geriye çekilmesini isteyerek. Elleri ellerime temas ettiğinde ne yapacağını anladım. Kalp atışlarım zihnime karşı çıkarak hızlandı. Göğsümdeki hissi tanıyordum. İçimdeki yangını biliyordum. Bu his tutkudan besleniyordu. 

Parmaklarımın ucundaki kolyeyi elleri arasına aldığında ellerimi boynumdan çektim. Bir eli kolyenin ucunu diğer eline bırakarak baş parmağıyla omuzuma dokundu. Kalın baş parmağını omuzuma bastırdığında içimdeki his büyüdü. Kilitlenmiş bir halde aynadaki yansımamızı izledim. 

"Soyulmuş," diye mırıldandı Atlas. Ardından eline kolyenin ucunu yeniden aldı ve iki ucunu birbirine geçirerek bıraktı. Boynuma yayılan kolye göğüs çizgime doğru inerken ben yalnızca aynadaki yansımamıza bakıyordum. 

Bir fotoğraf karesinde bile yan yana gelemeyen biz, artık tek bir aynadan izleyebileceğim bir anıya sahiptik. İkimiz öylece yan yana duruyorduk. Topuklu ayakkabılarım aramızdaki boy farkını kapatmaya yetmiyordu. Ve ben Atlas'ı neden sevdiğimi onu yanımda gördüğüm her an bir kere daha hatırlıyordum. 

Ne olursa olsun gün sonunda biz buyduk. Hera Yarkan ve Atlas Katrivas. 

Ne olursa olsun gün sonunda o benim içimdeki çiçekleri beslerdi. Toprağıma can verirdi. Ölümümün önüne geçirdi. Bir insan. Bir insana daha ne yapabilir? O benim yok oluşumun önünde bir set gibi duruyordu. Ve ben bunu her hatırladığımda ona karşı duyduğum öfkeyi yok sayıyordum. 

İçimdeki bu hisler bir savaştan ibaretti. Benim hayatım Atlas Katrivas'a ve onun için olan duygularıma olan savaşımdan ibaretti. Ne geçmişimin bir önemi oluyordu ne geleceğimin. Yalnızca Atlas vardı. O ve benim hayatıma getirdikleri. O ve beni sarıp sarmalayışı. 

Habersiz olduğu o gecelerde ruhumu besleyişi vardı. 

"Çıkalım mı?" Sesini işittiğimde içine yuvarlandığım derinlikten çektim kendimi. 

"Çıkalım," dedim derin bir nefes alarak. "Ve yolda şu olayı ne yapacağımızı konuşalım." Başıyla beni onayladı ve telefonumu alarak yatağımın üzerindeki çantamın içerisine koydum. Üzerinde büyük harflerle ait olduğu markanın ismi yazılı olan beyaz, mavi tonlarındaki çantamı takarak Atlas'ın ardından ilerledim. O da yatağın üzerine bıraktığı telefonumu almıştı. 

Kapıdan çıktığımızda benden hızlı davranarak merdivenleri indi. Üzerime ceket almayı unutmuştum fakat kapıdaki vestiyerde beyaz ceketimin asılı olduğunu biliyordum. Girişe geldiğimizde vestiyerden beyaz ceketimi aldım ve üzerime geçirdim. Hava ne çok sıcaktı ne de çok soğuk. Hafif bir esinti vardı fakat dayanılamaz bir soğuk yoktu. 

Kapıdan dışarıya çıktığımızda kapıdaki korumaların gözleri kısa bir anlığına bize döndü. Beraber Atlas'ın arabasına geçtiğimizde Atlas cebinden telefonunu çıkartarak önündeki tutucuya sabitledi ve bir konum açtı. 

"Önce bir yere uğrayacağız," dedi bana doğru mırıldanarak. "Yolda konuşuruz da oradan beraber geçelim." 

"Olur," diye mırıldandım. Atlas'la birlikte emniyet kemerimizi taktığımızda arabayı çalıştırdı. Girdiği konuma göz attığımda bulunduğumuz yere çok uzak olmadığını gördüm. Yaklaşık on beş dakikalık bir yolumuz vardı fakat siteden çıkış yapacaktık. 

"Ayrıldığımızı söyleriz ama nasıl olur kim söyler bilmiyorum," dedim konuyu açarak. 

"Yok," dedi Atlas bana karşı çıkarak. "Ayrıldık diyemeyiz."

"Neden?" Araba siteden çıkarken bakışlarımı ona çevirdim. Yüzümde sabah yaptığım makyaj vardı. Saçlarım sabahki haliyle duruyordu. 

"Sana takacak yine," dedi Atlas direksiyonu avuç içiyle çevirirken. Omuz silktim. 

"Bir önemi olmamalı senin için Katrivas," dedim ona laf atmaktan geri duramayarak. "Ben hallederim, bu benim problemim."

"Problemi ben yarattıysam ikimizin problemidir," dedi ve bakışlarını kısa bir an için bana çevirdi. Bir yandan yolu kontrol ediyordu. Hiç çıkarmadığı o saat yine kolundaydı. 

"Tamam da ne yapacağız?" dedim derin bir nefes alarak. 

"Bulacağım bir yolunu." Alaylı bir gülümseme oluştu yüzümde. 

"Biraz acele edersen iyi edersin Atlas," dedim geride kalmayarak. "Çünkü bir süredir aldatılıyor ve buna göz yumuyor gibiyim de."

"Bırak şu kelimeyi artık," dedi derin bir nefes alarak. 

Sabır.

"Yapma o zaman."

"Bir bok yapmıyorum."

"Yapıyorsun," dedim sesimi hafif yükselterek. "Konuşma milletle insanların önünde. Beni bu duruma düşürme. Kendi oynadığın oyuna beni alet etme."

"Öyle mi?" dedi kaşlarını kaldırarak. Üzerine gidiyordum fakat bunu hak etmişti. Birisinin ona yaptıklarının bir oyundan ibaret olmadığını göstermesi gerekiyordu. Kendisi bir başkasının düşüncelerini önemsemiyor olabilirdi ama ben önemserdim. 

"Öyle," dediğimde ses çıkarmadı. Arabanın hızını arttırdı ve yüzünde düz bir ifade oluştu. 

Biz mi arkadaş olacaktık?

Kimi kandırıyorduk?

Onunla ilgilenmemek için arabanın ön kısmına koyduğu dosyayı elime aldım. İlk sayfasını sinirle çevirerek kaşlarımı çattım ve yazılanlara baktım. Dosya tahmin ettiğim gibi anlamayacağım terimler içermiyordu. Üzerinde büyük harflerle yazılmış olan bir isim vardı. 

Efsun Mina Öner*
380

Ne olduğunu anlayamayarak bir sonraki sayfayı çevirdiğimde Atlas'a doğru mırıldandım. "Bu ne dosyası?"

"Bilmiyorum," diye cevap verdi kısaca. "Babamın doktor arkadaşlarıyla ilgiliymiş. Bir tür hastalık olmalı."

Bir sonraki sayfada kızın doğum tarihi ve doğduğu yer yazılıydı. 

29 Şubat 2004, İstanbul. 02:18

"Sekiz yaşında bir kız çocuğu? Hastalığı ne ki?" dedim meraklanarak. Bu dosyanın bizim evimizdeki işi neydi?

"Bilmem," dedi basitçe. Konu hakkında fikri olmadığını anladığımda dosyanın kapağını kapattım. Devamında ne yazdığını merak etmiyordum fakat kızın kim olduğunu merak etmiştim. Çünkü babamın ya da Haldun amcanın özellikle birisiyle ilgilendiğine daha önce hiç şahit olmamıştım. Ormanlık yolun arasından sağa saptığımızda ileride gördüğüm büyük villa geldiğimizi anlamama yetmişti. 

Bahçe kapısındaki büyük demir kapının önüne geldiğimizde kapının önündeki siyah üniformalı güvenlikler arabaya baktı. Sağda duran adamın baş işaretiyle iki güvenlik arabaya doğru ilerledi. Ortam oldukça gergin duruyordu ve istemsizce korkmuştum. 

"Ne biçim iş bu?" dedim Atlas'a söylenerek. 

"Sıkıntı yok," diye mırıldandı fakat onun da ortamdan ve karşımızdaki tiplerden rahatsız olduğunu görebiliyordum. Kendi tarafındaki camı yarısına kadar açarak güvenliğe baktı. 

"Atlas Katrivas," dedi bir eli direksiyonda ritim tutarken. 

"Arabayı arayacağız," dedi adam Atlas'ın gözlerinin içerisine gözlerini hiç kırpmadan bakarken. Kirli sakalları vardı. Yaşı kaçtı bilmiyordum fakat otuzlarının üzerinde olduğunu tahmin edebiliyordum. Kaşındaki derin yara bir savaşın eseri gibi duruyordu.

Atlas kaşlarını kaldırdı. "Kimse benim arabamı arayamaz," dedi alayla. 

"Şimdi sırası değil," diye mırıldandığımda Atlas'ın direksiyondaki eli koluma doğru uzandı ve susmama sebep oldu. Sinirlendiğini anlamıştım. 

"Bu evden içeriye giremezsin çocuk," dedi adam. "Araban aranacak." 

"Öyle mi?" dedi Atlas gözlerini kısarak. Bu muameleyi kabul etmeyeceğini biliyordum. Egosu izin vermezdi. Fakat şu an egosunu düşüneceğimiz bir durumun içerisinde değildik. Babamın bu tiplerle işi neydi?

Eli telefonuna uzandı. Arabanın tutacağından aldığı telefonunu açarak son arananlardan bir numaraya tıkladı ve telefonu hoparlöre aldı. Telefon ikinci çalışında açıldığında karşı tarafa izin vermeden konuştu. 

"Bu amına koyduğumun adamları beni biraz daha zorlarsa geri dönerim."

"Çocuk," dedi telefonun karşısındaki ses. "Ne oluyor orada?" Sesi yaşlı gelmiyordu fakat Atlas'a çocuk diye hitap etmişti. Gerçekten neler dönüyordu?

Neyin içerisine düşmüştük? 

"Patron," dedi camın ardındaki adam. "Arabayı aratmıyor." 

"Bırakın gelsin," dedi telefonun ucundaki ses. Adamın bakışları bir Atlas'a bir kapıya döndü. Ardından kapıdaki adama işaret ederek kapının açılmasına sebep oldu. Atlas hiçbir şey söylemeden telefonu karşıdaki adamın suratına kapattığında telefonunu bana doğru uzatarak arabanın motorunu sesli bir şekilde çalıştırdı ve açılan kapıdan içeriye girdi.

"Ne alaka bu mafya kılıklılar?" dedim Atlas'a. Cevabın onda olmadığına neredeyse emindim ama sormaktan geri duramamıştım. 

"Bilmiyorum," diye mırıldandı arabayı bahçeye park ederken. O da en az benim kadar gergin gözüküyordu. 

"Arabada bekleme," dedi emniyet kemerini çözerken. "Benimle ol. Tek kalma burada."

"Yemezler herhalde beni," diye mırıldandığımda kapıyı açmıştı. 

"Hera," dedi uyarıcı bir tonla. 

"Tamam," dedim derin bir nefes alarak ve dilimi kurumuş dudaklarımın üzerinde gezdirdim. Emniyet kemerimi çözerek öndeki dosyayı elime aldım. Ardından kapıyı açarak aşağıya indim. Evin bahçesinde aynı üniformalara sahip onlarca koruma vardı. 

"Nerenin üniforması bu?" dedim Atlas'a amblemlerinden hiçbir şey anlamadığımda. 

"Bilmiyorum," diye mırıldandı ve birlikte evin açık olan kapısına doğru ilerledik. Kapının önündeki hizmetli bize gülümseyerek yönlendirdiğinde onu takip ettik. "Buyurun," salondaki koltukları işaret ettiğinde Atlas sert bir sesle konuştu. 

"Akın nerede?"

"Geliyor şimdi Atlas Bey." Atlas sinirle başını sağa doğru yatırdı ve bir elini boynunda gezdirdi. 

"Sakin ol," diye mırıldandım hizmetli odadan çıktığında. "Bir dosya verip çıkacağız. Bu iş neden sana kaldı onu da anlamış değilim. Bin tane adam var kapının önünde." 

"Önemli bir dosyaymış," dedi Atlas bana kısa bir cevap vererek.

"Onun farkındayım," dedim kaşlarımı kaldırarak. Ve ayakta beklemeyi bırakıp koltuklara doğru ilerledim. Bir koltuğa geçerek dik bir şekilde oturduğumda içeriye doğru gelen adım seslerini işitmem bir olmuştu.

"Atlas," diye bir ses işittim ve bu ses telefonda işittiğim sesin birebir aynısıydı. Bakışlarım içeriye giren adama döndüğünde üzerinde dışarıdaki adamlarla aynı üniformaya sahip olan genç bir adamla karşılaştım. Boyu Atlas'la neredeyse aynıydı. Açık kahve gözleri parıldıyordu.

"Hoş bir karşılama değildi," dedi Atlas sert bir tavırla. Şimdi sanki o lisedeki, okulun bahçesindeki, partilerdeki çocuk gitmiş yerine başka bir adam gelmişti. Dik bir duruşu, keskin çizgileri vardır. Karşısındaki adam yirmi bilemediniz yirmi iki yaşlarında olmalıydı. 

"Kusurlarına bakma," dedi elini Atlas'a uzatırken. Atlas uzattığı eli sıkıca kavradı ve bir süre tokalaştılar. Ardından adamın gözleri parıldayarak bana doğru dönü. 

"Sen?" dedi tek gözünü kısarak.

"Hera Yarkan," dedim düz bir tonla ve ayağa kalkarak ona doğru elimi uzattım. Atlas'ın bakışları üzerimizde gezinse de sesini çıkartmadı. Uzattığım eli sıkıca kavradığında gözlerim parmağının üzerindeki dövmeye takıldı. Romen rakamlarıyla işaret parmağının üzerinde üç yüz seksen yazıyordu. 

Gözlerimin önünde elimdeki dosyada yazılı olan numara düştüğünde bakışlarımı kısarak ona doğru çevirdim. Gözleri yakaladığım detayı fark etmişçesine parıldadı. Oldukça olgun ve zeki duruyordu. 

"Akın Mir Safkan," dedi elimi bırakırken. "Tanıştığıma memnun oldum Hera. Uzun süredir ismini duyuyordum."

"Kimden?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Atlas bu muhabbetin uzamasından rahatsız olmuş olacak ki yanıma doğru gelerek beni kendisine doğru çekti ve elimdeki dosyayı usulca alarak Akın'a doğru uzattı. 

"Al ve gidelim Safkan."

"Okudun mu?" dedi Akın'ın eli dosyaya uzanırken. 

"İlgilenmiyorum," dedi Atlas neyden bahsettiklerini anlamasam da. Akın'ın yüzünde bir gülümseme oluştu. Gözü ilk sayfada dolaşırken okuduğum o ismi tekrar ettiğini biliyordum. 

Efsun Mina Öner.
Üç yüz seksen.

"O da ilgilenmiyor," dediğinde Akın'ın bakışlarının bana döndüğünü anlamıştım. 

"İlgileneceğin gün gelecek Katrivas," dedi Akın dosyayı sert bir şekilde kapatırken. "İlgileneceğin gün gelecek çocuk. Sen de kaçamayacaksın."

"Siktir git Mir," dedi Atlas ona ikinci ismiyle seslenerek. Sessiz kaldım. Öyle bir ortamın içerisindeydik ne denirdi bilemiyordum. 

Akın'ın eli yanından geçip gidecekken Atlas'ın omuzuna dokundu ve onu durdurdu. "Çocuksun," dedi Akın ve ekledi. "Ve şanslısın. Çünkü baban seni hep uzak tuttu." Atlas'ın gözleri kısıldı. Akın'ın Atlas'ın omuzunda olan eli hareket ederek iki kez Atlas'ın göğsüne çarptı.

"Ama büyüyeceksin çocuk. Böyle devam etmiyor hayat."

"Yirmi bir yaşındasın Mir," dedi Atlas söylediklerini bir kenara bırakarak. "Bombok bir dünyada ölmek için yaşıyoruz hepimiz. Kendini gördüğün o yerden in."

"Senin için de bir taş ayırıldı," dedi Akın Atlas'ın söylediklerine aldırmadan. "İstemesen de alacaksın o taşı eline." Neyden bahsettiklerini anlamıyordum. Farklı bir dünyanın içerisine dahil olmuşuz gibi hissediyordum ve ne tepki vermem gerektiğine de emin değildim.

Yalnızca izliyordum. 
Ve zihnimde o ismi tekrarlıyordum.

Efsun Mina Öner. 

"Ne anlatıyorsun sen ya?" dedi Atlas geri çekilerek. "Ne taşı amına koyayım." Akın'ın bakışlarındaki şaşkınlığı gördüm. Bildiğini zannettiği bir şeyi söylemişti Atlas'a. Ve verdiği tepkiye şaşırmıştı.

"Neyse," dedi Akın Atlas'ın bu işe dahil olmadığına emin olduğunda. "Babana selam söyle."

Atlas elini kaldırarak elime uzandı. Elimi avuç içleriyle kavrayıp ellerine kenetlerken benimle birlikte kapıya doğru ilerledi. Akın'ı ardımızda bırakmıştık. O adamda anlamlandıramadığım bir olgunluk ve gizem vardı. 

Sanki içerisine girdiğimiz bu ev bambaşka bir dünyaya açılıyordu ve biz hiçbir zaman o dünyaya ait olmamıştık. Etrafımızı kara bulutlar ve kasvetli bir hava sarmış gibiydi. Evden ayrıldığımızda güneşin metaforik anlamda yeniden doğduğunu hissettim. Neyin içerisindeydik?

"Bu neydi şimdi?" dedim Atlas'ın elini bırakmadan. Korumaların gözleri üzerimizdeydi. Kendi kapısına ilerlemek yerine benim olduğum tarafa benimle birlikte ilerledi ve kapımı açarak elimi bıraktı.

"Geç," dedi derin bir nefes alarak koltuğu göstererek. Ses çıkarmadan sözünü dinledim. Oldukça gergin duruyordu. Sanki o da en az benim kadar bilinçsizdi yaşanılanlar ve konuşulanlar karşısında. Kapıyı kapatarak arabanın etrafında dolaştığında onu izledim. Kendi koltuğuna yerleşerek emniyet kemerini taktı. 

"Babamın bu tiple işi ne?" dedim anlam veremediğim başka bir soruyu sorarak. 

"Hiçbir fikrim yok," dedi Atlas arabanın motorunu çalıştırırken. "Tek bildiğim iş yaptıkları. Benim dahil olmadığım proje bu işte." O gün babamın ve Haldun amcanın bizi yalnız bırakarak yukarıya çıktığını hatırladığımda kaşlarım havalandı. Açılan bahçe kapısından geçerek Atlas gaza yüklendi. 

"Efsun kim ya?" dedim anlam veremediğim başka bir konuya parmak basarak. 

"Nereden bileyim Hera? Oradan bakınca biliyor gibi mi duruyorum?" Atlas bana çıkıştığında gözlerimi devirdim. Gergindi. Muhtemelen zihninde Akın denilen o adamın kurduğu cümleler dönüyordu.

"Babama soracağım," dediğimde Atlas bana karşı çıktı.

"Sorma, seni götürdüğüm için laf eder."

"Sıkıntılı bir iş yapmıyorsunuz değil mi?" dedim kaşlarımı çatarak. Derin bir nefes aldı. 

"Bilmiyorum Hera, iş benim işim değil. Dahil değilim. Bilgim yok. Siktiğimin Safkan'ı ne karıştırıyor bilmiyorum. Tek bildiğim tekin birisi olmadığı ve orospu çocuğu olduğu." Sinirle art arda sıraladığı cümleler şaşırmama sebep olsa da gözlerindeki öfkeyi gördüm. 

"Tamam," dedim onu alttan alarak. "Kapattım konuyu." Kesinlikle ne işler döndüğünü eve geçince araştıracaktım.

"Rüzgar'a mı gidiyoruz şimdi?" dedim konuyu değiştirerek. 

"Evet biraz içmek istiyorum."

"Senin ayık gezdiğin günü daha göremedik?" dediğimde güldü. Aklıma denizde yaşadığımız anlar geldiğinde içimin burkulduğunu hissettim. O gecenin sabahında bana nasıl bir yabancı gibi davranabilmişti?

"Görürsün Hera," diye mırıldandığını işittim. 

Bence sen de Atlas, en az kalbin kadar ne istediğini bilmiyorsun? Yanında durayım istiyorsun. Bir oyuncak gibi seni avutayım istiyorsun. Ama sen istediğinde gideyim ve canın istediğinde yeniden burada olayım istiyorsun. Ama benim bunları senin yüzüne söyleyecek cesaretim yok. Hiç olmazsa şimdilik.

"Bu sevgili meselesini de bir süre devam ettireceğiz," dedi Atlas konuya girerek. 

"Ne kadar bir süre?" dedim kaşlarımı çatarak. 

"Bi hafta falan sonra kavga eder gibi yaparız. Biter ama o kafası kırık kızı senden nasıl uzak tutarız bilmiyorum. Düşüneceğim." 

"Evren tutar canım ya," dedim ona takılarak ve göz kırptım. 

"Hera," diye seslendiğinde kısık sesli bir kahkaha attım. 

"Tamam ya dedim eski sevgilim de var." 

"Sabır," dedi iç çekerek. "Bir hafta ben dışında hiç kimse yok kızım. Sen aldatılıyor sanılıyorsun gururun inciniyor da ben bostan korkuluğu muyum?" 

"Öyle mi paşam?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Sana da hiç kimse yok o zaman. Buna Kayra da dahil."

"O ne alaka?"

"Lan eski sevgilin?" dedim pişkinliğine sinirlenerek. 

"Tamam sakin ol güzelim hallederiz." Başımı sağa doğru eğerek dudaklarımı hafif büzdüm be gözlerimi kısarak ona doğru baktım. Yüzümdeki ifadeye bakıp güldüğünde şirin gözüktüğümü umuyordum. 

"Öyle mi paşam?" dedim yeniden ona bu şekilde hitap ederek. "Bu gece geliyor mu o kız? Haberi olmasın sahte sevgili olduğumuzdan. Güvenmiyorum ben ona belki." Art arda sıraladığım cümleler bittiğinde siteden içeriye girmiştik.

"Onu da hallederiz," dedi ve bana dönerek göz kırptı. 

"Yapma şunu ya!" dedim direksiyonda olan koluna vurarak. 

"Neyi?"

"Bak yine flört ediyorsun benimle. Çocuk sen aptal mısın?" diyerek şakayla karışık yükseldiğimde kahkaha attı. 

"Ne flörtü reis bu benim normal halim," dedi benimle dalga geçerek. "Enerjim yüksekse demek ki," diye devam ettiğinde yüzümü ekşittim. 

"Yok," diye mırıldandım. "Yavşak diyoruz biz ona." Söylediğime karşılık yeniden güldü ve avuç içiyle direksiyonu döndürürken mırıldandı. 

"Bir tek sana güzelim," dedi ve dudaklarını gülmemek için birbirine bastırdı.

Tamam Atlas. Bırakmayacaksın bunu. Anladım. 

"Neyse kardeşim dediğin kıza da yürümezsin artık."

"Çık," dedi ve başını iki yana salladı. "Şu an kardeşim değil baya sahte sevgilimsin. Her şeyi yapabilirim sana." Arabayı durdurduğunda Rüzgar'ın evine geldiğimizi anlamıştım. Bakışları bana döndü. 

Her şeyi yapabilirsin bana. 

Ona bir cevap vermeden arabanın kapısını açtım ve aşağıya indim. Hava kararmak üzereydi. "Şimdi ne yapacağız?" dedim o arabanın kapısını kilitlerken. "Kayra olacak içeride."

"Hallederiz," diyerek yanıma doğru geldiğinde belimi kavradı. 

"Ne yapıyorsun?" dedim şaşkınlıkla. "Kızla konuşmuyor musun?"

"Arkadaş olalım demiştik," dedi ve ekledi. "Sana kimseyle flört etmediğimi söylemiştim."

"Hadi ya," dedim alayla. "Eski sevgiliden arkadaş mı olur? Kıza umut vermişsin dümdüz."

"Bana arkadaş kalalım bari dedi olur dedim Hera," dedi belimdeki elini sıkılaştırarak. "Umutlanıyorsa sorumlusu ben değilim. Ayrılan da kendisiydi ayrıca. Kimseye git de gel de demedim."

"Gerçekten çok zeki bir adamsın," dedim hayretle. "Ve bir o kadar da manipülatör."

"Seni ilgilendirmiyor," dediğinde sustum. "Birbirimizin ilişkisine karışmayacaktık."

Aynen aptal. Karışmayacaktık ve sözde abimdin. Ama şimdi sahte sevgilimsin. Mükemmel gerçekten. 

"Of," dedim derin bir iç çekerek. "Çok sıkıldım senden." 

"Öyle mi küçük kaplan," dedi ve boştaki eliyle saçlarımı karıştırdı.

"Ya," kendimi geriye çekmeye çalışarak bağırdığımda belimdeki eli daha da sıkılaştı ve bana engel oldu. "Yapma!" diye bağırsam da beni dinlemedi ve özenle yaptığım saçlarımı karıştırdı.

"Sen çok kötüsün ya!" Dediğimde arka bahçeye gelmiştik. İlk olarak Rüzgar'ın sesini işittim. 

"Lan!" Bakışlarımı Atlas'tan alıp bahçeye çevirdiğimde Rüzgar'ın evinin arka bahçesine güzel bir ortam kurulduğunu gördüm. Lina, Umut, Rüzgar ve Kayra öylece bize bakıyordu. Kayra'nın bakışları Atlas'ın belimdeki eline takılmıştı. 

Bu anıyı bir yerden tanıyordum. Bu hissi de tanıyordum. Tam olarak bu yüzden ona bunu hissettirmek istemedim ve biraz olsun Atlas'tan uzaklaşmaya çalıştım fakat Atlas izin vermedi. 

"Ne oldu yine size?" dedi Rüzgar Atlas'ın belimdeki yerine bakarak. Atlas Rüzgar'a göz kırparak konuştu. 

"Yengenizle arayı düzelttik diyelim." Derin bir nefes aldım. Bir hayalin içerisinde gibiydim ve kendimi kaptırmamak için çabalıyordum. Kayra'nın tek kaşının kalktığını gördüm. 

"Balım!" Lina'nın sesini işittiğimde Atlas'tan kurtularak ayrıldım. Lina'ya doğru ilerleyerek sarıldım. Onu kendime çekerken kulağıma fısıldadığı şey tebessüm etmeme sebep oldu. 

"Ne oluyor?" dedi kulağıma doğru.

"Çok uzun anlatacağım."

"Bu kız ne yapacak şimdi?" diye fısıldadı bizim sevgili gibi gözükmemizden bahsederek. 

"Onu da anlatacağım," diye mırıldandım. Ve kollarımızı birbirimizden ayırdık. Rüzgar bana yumruğunu uzattığında yumruğumuzu tokuşturdum. Ardından Umut'a yönelerek ona da sarıldım ve Kayra'ya dönerek hafifçe tebessüm etmeye çalıştım. Gözleri yalnızca ortamda dolaşıyordu ve muhtemelen ortamın dışında kalmış hissediyordu. 

"Hoş geldin," dedim tebessümümü devam ettirmeye çalışarak. 

"Hoş buldum," diye mırıldanırken yutkunmuş ve bana elini uzatmıştı. 

Bazı anlar böyledir. 

Dışarıdan gelen bendim ama misafir olan oydu. 

"Ee ne izliyoruz?" dedim bahçeye kurulan büyük ekranın önündeki puflardan yeşil olana geçerken. Kayra en sondaki pufa geçmişti. Atlas benim yanıma doğru ilerleyerek yanımdaki siyah pufa oturduğunda onunla Kayra arasındaki pufa Rüzgar geçti. Diğer yanıma Lina onun yanına ise her zamanki gibi Umut oturdu. Hava git gide kararırken bahçedeki loş ışıklandırmalar önümüzü görmemize yetiyordu. 

Önümüzdeki büyük ekranda popüler bir film sitesi açıktı. "E ne izleyeceğiz?" dedi Lina Rüzgar'a dönerek.

"Korku diye düşündüm klasik," dedi Rüzgar ona cevap olarak. 

"Net Açlık Oyunları izleyelim," dedi Atlas araya girerek. "Hepiniz tamamsanız ben sonuna kadar arkasındaydım." 

"Bana uyar. Sinemada izledim ama tekrar izlenir," dedi Umut Atlas'a katılarak.

"Bana sevgilime uyan her şey uyar," dedi Lina kollarını oturduğu yerden. Umut'a uzatarak. 

"Siz kavga etmemiş miydiniz?" dedim kaşlarımı çatarak.

"Şekerim," dedi Lina alaycı bir tavırla. "Bizim en uzun süren kavgamız üç saat sürüyor. Birbirimizi yeriz hem de her anlamda," yaptığı cinsel ima yüzümü buruşturmama sebep olurken ona gözlerimi devirdim. 

"Bu ince detaya ihtiyacımız olduğunu hiç sanmıyordum," dedim Atlas'a doğru dönerek. Lina'ya sırtımı dönmüştüm.

"Bana da uyar," dedi Kayra araya girerek. 

Bahçeye gelen bir hizmetli önümüze sehpaları bırakırken bir diğeri bira şişelerini ve patlamış mısırları bıraktı.

"İstediğiniz bir şey olursa mutfak evin içinde," dedi Rüzgar çekinmememiz için absürt bir açıklamada bulunarak. 

"O nasıl cümle amına koyayım?" dedi Umut Rüzgar'a sataşarak. 

"Ya susun da izleyelim şunu," Lina araya girdiğinde Rüzgar cevap verdi.

"Durun filmi satın alayım. Açıyorum iki dakikaya." Ardından ekrandaki uygulamalara girerek filmin kiralama ücretini ödedi ve ekrana yüklenmesini bekledi. Saçlarımda hissettiğim el başımın hafifçe sağ yanıma doğru dönmesine sebep olurken Atlas'ın omuzuma elini koyduğunu gördüm. Beni göğsüne doğru çekti ve kulağıma doğru fısıldadı. 

"Sevgilim," diye mırıldandı. "Ya da sahte sevgilim." 

"İçimden bir ses bunu sadece ben Evren'le görüşmeyeyim diye yaptığını söylüyor," dediğimde gerildiğini hissettim. 

"Ne alakası var?" diye fısıldadı. "Oyunumuza inandırıcılık katıyorum." 

Derin bir nefes aldım. Aynen, inandım. Üç gün önce benden köşe bucak kaçan, yokmuşum gibi davranan bir başkasıydı sanki?

"Film başlıyor," dedi Kayra sessiz olmamızı söylercesine. Bakışlarımı ona çevirmedim. Bu gece onu biraz alttan alabilirdim çünkü onu anlıyordum. 

"Sever misin?" dedi Atlas kısık sesle. "Gittin mi izlemeye?"

"Hım," diye mırıldandım. "Gitmiştim."

"Kiminle?"

"Eski sevgilim," dediğimde başımın altındaki göğsünün gerildiğini hissetti. Önümüzdeki bira şişesini alarak birkaç yudum aldı. 

Sen şimdi istediğin kadar inkâr et sevmediğini, ben inanır mıyım sana Atlas? 

Bana hissettirdiğini ödetmeden bırakır mıyım yakanı? 

Filmi gece boyunca sessizce onun göğsünde izledim. Arada eline aldığı mısırları bana uzatarak elleriyle ağzıma koydu. Artık yaptığı her hareketin altında bugün iyi hissettiren bu anın yarın eksik hissettirmesi korkusu vardı fakat baş etmeye çalışıyordum. 

Elbet açtığı yarayı kapatırdı. Kapatmak için bir savaş verirdi. Atlas Katrivas birisini gerçekten severse sahiplenir, ev gibi hissettirirdi.

"Çok iyi sahneydi," dedi Rüzgar filmin sonuna doğru yaklaşırken. Lina'ya doğru dönüğümde dudaklarının Umut'un dudaklarının üzerinde olduğunu gördüm. Atlas baktığım yöne doğru baktığında arkamdan doladığı kolunu yukarıya doğru kaldırarak elini gözlerime doğru kapattı.

"Ya," diye mırıldandım filmin son sahnesini izlemeye çalışırken. 

"Ayıp kızım," dedi Atlas. Benimle eğlendiğinin arkındaydım. 

"Çek elini yamyam," dediğimde güldü fakat gözlerimin üzerindeki elini çekmedi. Büyük eli açık olduğu için avuç içinin bir kısmı ağzıma doğru geliyordu. 

"Bir yenisini daha ekledik," diye mırıldandığını işittim. "Not alıyorum bunları." Elini hala gözümün üstünden çekmemişti. Söylediğine cevap vermeden ağzımın üzerine gelen avuç içini dişlerimin arasına alıp ısırdığımda ağzından sesli bir küfür döküldü ve diğerlerinin de bize doğru bakmasına sebep oldu. 

"Siktir."

"Aile var lan burada," dedi Rüzgar karanlıkta ne yaptığımızı ve Atlas'ın neye küfrettiğini seçmeye çalışarak. Bakışlarım istemsizce sağ tarafımızdaki Kayra'ya kayıyordu. 

"Bana yamyam diyene bakın," dedi Atlas Rüzgar'a aldırmadan. Film bitmişti, ekran tamamen kararmıştı ve artık bahçede yalnızca aydınlatmanın kızıl ve loş ışığı vardı. 

"Güzeldi," dediğini işittim Kayra'nın. Ardındansa sustum. Varlığı beni rahatsız ediyordu. Ve bunun önüne geçmesi gereken tek kişi Atlas'tı. 

"Baya iyiydi," dedi Lina. Göz ucuyla ona baktığımda Umut'un kucağında yattığını gördüm. Bacakları Umut'un üzerinde sırtı ise kendi pufuna yaslıydı. 

"Benim eve geçmem gerekiyor artık, size iyi eğlenceler." Atlas'ın bakışları Kayra'ya döndü. 

"Bebeğim," dedi bana doğru seslenerek. Ne olduğunu ilk birkaç saniye algılayamadım. Ardından "hım," diye mırıldandım.

"Sorun olmayacaksa ben Kayra'yı geçireyim," gözlerim yüzümde olan bakışlarına döndü. Bu saygıyı gösteriyor olmasına şaşırarak kaşlarımı kaldırdım. 

"Sorun yok," diye mırıldandım. Onunla bir şeyler konuşmak istediğini anlamıştım. 

"Ben de lavaboya gideceğim zaten," dedim ve oturduğum yerden kalktım. 

Kayra birer birer diğerleriyle vedalaşırken az çok konuştuklarımızı işittiğini biliyordum. Ondan bir şey almışım gibi mi hissediyordu bilmiyordum fakat benim onun varlığına dair haberim bile yoktu.

Ben ayağa kalkarak içeriye doğru ilerlediğimde Atlas'ta kalkarak Kayra'ya döndü. "Geçireyim seni taksi çağırırım hem," dediğini işittim. 

"Olur," diye mırıldandı Kayra. Sessiz bir kızdı fakat birebir olduklarında böyle davranmayacağını tahmin edebiliyordum. 

Ben bahçe kapısından içeriye girdiğimde onlar ön kapıya doğru ilerlediler. Ne konuştuklarını deli gibi merak ediyordum. Belki hakkım değildi fakat merakıma engel olamayarak yukarıya doğru çıktım.

Merdivenleri birer birer tırmanarak üst katta balkonu olduğunu bildiğim odalardan birisine girdim. Girdiğim oda iç tasarımından anladığım üzere Rüzgar'ın odasıydı. İçeride çok fazla vakit geçirmeyerek balkona çıktığımda balkonun hemen altında olduklarını gördüm. Ben üst kata çıkana kadar onlar da dışarıya çıkmışlardı.

"Bu dakikadan sonra seninle aynı ortamda olmanın ona saygısızlık olacağını düşünüyorum," dedi Atlas. 

Gerçek düşüncesinin bu olmadığını biliyordum. Bir anlaşmamız vardı. Sahte de olsa insanların gözünde bir ilişki yaşıyorduk ve ikimiz de aldatılıyor imajını kabul edecek insanlar değildik.

"Sana arkadaş kalalım dediğimde hayır demeliydin," dedi Kayra ona cevap vererek. "Bana bunu yapman çok kırıcı. İkimize de bunu yapıyor olman çok kırıcı. Sadece beni değil ikimizi de aşağıladın orada," dedi devam ederek. 

"Kayra," dedi Atlas derin bir nefes alarak. Ne cevap vereceğini merak ediyordum. "Sana seninle yeniden birlikteyim demedim. Arkadaşım olmak istedin, arkadaş kalmak istedin ve tamam dedim. Bir ilişki yaşadığımda yaşadığım ilişkideki kız bundan rahatsız oluyorsa sana uzakta kal demem kötü olmam demek değildir."

"O arkadaşlığı onayladığında bir şansımız var sandım," dedi Kayra ve başını kaldırdı. Birkaç adım yaklaştı Atlas'a. 

"Bu senin sorunun Kayra," dedi Atlas. "Ben sana böyle bir şey söylemedim. Ki en iyi sen bilirsin ben net bir adamımdır. Bir ilişki istiyor olsam bunu sana söylerdim."

"Beni kullandın," dedi Kayra. "Sırf o sana gelsin diye beni kullandın." Atlas'ın kaşları havalandı. Sinirlendiğini görebiliyordum.

"O benden hiç gitmedi ki Karya?" dedi Atlas kendinden emin bir ses tonuyla. "Gitti sandı. Gidebilir sandı ama gitmedi. Gidemez çünkü seviyor." 

"Bunu şimdi mi kabulleniyorsun?" dedi Kayra alayla. "Düne kadar ciddi ilişki istemiyorum. Hera'nın sevgisini istemiyorum diyordun," dediğinde kalbimin ezildiğini hissettim. O sevgiyi görmüştü ve sevgimden kaçmıştı. 

"Ciddi bir ilişki istemiyorum," dedi Atlas. "Ama onu istiyorum Kayra." 

Bu ne hissetmem gerektiğini bilemediğim bir cümleydi. Böyle hissettiğini zaten tahmin edebiliyordum ama ondan duymak başkaydı. Bir başkasına söylemesi bambaşkaydı. 

"Sen ne istediğini bilmiyorsun," dedi Kayra ona gözlerini devirerek. 

"Neyi biliyorum biliyor musun?" dedi Atlas acımasız davranarak. "Seni istemediğim." 

Ne?

"Beni bununla mı vuracaksın? Sana kurduğum cümlelerle mi?"

İkinci kere ne?

Ondan ayrılırken Kayra bunu mu söylemişti? Bana bu cümleyi kuran birisini ikinci kere çevreme bile almazdım. 

"Ne yapıyorsan yap Atlas," dedi Kayra Atlas'ın cevap vermesine izin vermeyerek. "Ama o kız da senin olmayacak çünkü hiçbir kadın onu ciddiye almayan. Bir var olup bir yok olan, kendi hislerinden emin olmayan bir ergenle uğraşmak istemez. Hiçbir kadın belirsizlikten hoşlanmaz." Atlas ona ergen demesine sinirlenmiş olacak ki acımasızlaştı. Ve damarına basıldığında nasıl bir adama dönüştüğünü bir kere daha görmüş oldum. 

"O zaman neden ikinci kere buradasın Kayra?" dediğinde taksi evin önünde durmuştu. Kayra başını yazık dercesine iki yana sallayarak taksiye doğru ilerledi ve Atlas Katrivas'ı arkasında bıraktı. 

Atlas ona bir kere daha bakmadan arkasını döndüğünde balkon duvarına doğru geriledim. Balkondan çıkarken zihnimde konuştukları cümleler döndü. Kayra haklıydı. Hiçbir kadın bir çocukla uğraşmak istemezdi ama lise biraz da böyle değil miydi?

On sekiz yaş, bir adam sevebilmek için çok erken değil miydi? Bizim de biraz büyümemiz gerekmez miydi? Bir öncekilerle aynı yoldan geçmemiz, aynı hevesi ve aşkı hissetmemiz aynı kalp kırıklığıyla zihnimizi kavurmamız gerekmez miydi?

Midemde hafif bir bulantı hissediyordum. Zihnimde Atlas’ın tek bir cümlesi dönüyordu. 

Ciddi bir ilişki istemiyorum ama onu istiyorum.

Senin için küçük bir çocuk gibi seni avutacak bir oyuncak olmayacağım.

Beni kırmana ve yok saymana izin vermeyeceğim. 

Benden, benim istediğimden fazlasını almana izin vermeyeceğim.

Atlas Katrivas.

Artık bu oyunun tek bir ihtimali var.

Sen hiçbir zaman benim ne kadar sana ait olduğumu bilemeyeceksin. 

Ben hiçbir zaman senin olmayacağım ama seni her zaman beni elde etme hissiyle bir başına bırakacağım.

 

*Kitabın bağlantılı olduğu Karanlık Sanrı kitabındaki başroller Akın Mir Safkan ve Efsun Mina Öner.

 

Tüm Yorumlar (1)

nur 10.01.2026 14:22

ayayyayyyyyyyy

Paragraf 89

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu