8
BÖLÜM 8: "Dilsiz Acılar"
O habersiz gecelerde beni tuttuğuna inandığım ellerin tarafından itildim uçurumdan. Şimdi beni suçlayamazsın. Bana öyle nefretle bakamazsın. Acılarım sessiz, göğsümde bir baskı. Beni yok edişine bile minnetle sevgilim. Sana hep minnetle.
Habersiz birkaç cümle insanın canını nasıl yakar? Göğsünde bitmek bilmeyen o yangının sonu nereye gider? Aynı masadayız. Her akşam olduğu gibi. Babam Haldun amcanın tam karşısında ve yemeğini yerken ona iş ile ilgili dikkatimi çekmeyen ve anlamayacağım konular anlatıyor.
Atlas'ın bütün dikkati masada konuşulanlarda.
Tam karşımda oturuyor. Bana beni hiç tanımamış gibi bakıyor. O gece hiç yaşanmamış, hepsi benim bir hayal ürünümmüş gibi karşımda duruyor. Canımı yakıyor ve bunun farkında bile değil.
Belki de farkında fakat umursamıyor.
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Masanın altında sıkıca sıktığım tırnaklarım avuç içime batıyordu. Fakat o acıyı bile hissedemiyordum.
"Senin nasıl gidiyor Hera?" dedi Haldun amca elindeki çatalı tabağına bırakırken. "Okulda bir sıkıntın var mı?"
Bakışlarımı tabağımdan kaldırıp sağ çaprazımda oturan Haldun amcaya çevirdim. "İyi geçiyor," dedim mırıldanarak. Ve Atlas'ın göz ucuyla bana baktığını gördüm. Elinde olan bıçak ve çatalla önündeki bifteği parçalıyordu.
"Herkes yardımcı olmaya çalışıyor. Eğitimini zaten biliyoruz." Önümdeki bardaktan birkaç yudum aldığımda Haldun amca gülümsedi.
"İyi iyi," dedi gülüşünün arasında. "Sen de yardımcı ol Hera'ya," diye ekledi Atlas'a dönerek.
Aynen. Baya yardımcı olur o bana. Hiç ayrılmaz yanımdan.
"Oluyor," dedim Atlas'ın cevap vermesini beklemeden. Bu sefer elindeki çatal ve bıçağı bırakmış bakışlarını gergince bana doğru çevirmişti.
Ne oldu Katrivas?
Neyden korktun böyle?
"Baya yardım ediyor bana. Lina ile onun sayesinde tanıştım mesela," dedim tebessüm ederek. Gözlerini yüzümden ayırmadı.
Sen bana bakmazsan, ben bana baktırtmasını bilirim Atlas.
"Hatta geçen gün bir yere götürdü," dedim partiden bahsederek ve Atlas araya girdi.
"Bizimkilerle tanıştırdım," dedi hem babama hem kendi babasına bakarak. Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. İçimde ona karşı olan kırgınlığımın büyüttüğü bir öfke vardı. O öfkeyi bastırmaya çalışıyordum.
Sevgi, kutsal olduğu kadar tehlikeliydi de. Çünkü gerçekten seven insan bilir. Çok sevmek beraberinde nefret getirir. Acı getirir. Şimdi bir uçurumun kenarındayım yeniden. Yıllar önce beni o uçurumun kıyısından geri döndüren gözleri artık düşmem için yalvarıyor gibi bakıyor. Beni kurtaran elleri daha yüksekten bırakmak istiyor.
"Geçen gece de gelmedin eve," dedi babam Atlas'ta kaldığım günün konusunu açarak. Kalbim yeniden acıdı. O tanıdık sızıyı hissettim. Evet, gelmedim baba. Çünkü bu adamın arkasını toplamakla meşguldüm.
"Benimleydi," dedi Atlas derin bir nefes alarak. "Eve bırakamadım kusura bakmayın."
Sabahında yoktun Katrivas.
Yoktun.
"Sıkıntı yok yahu," dedi babam. "Buralarda bir şey olmaz. Kaç yaşına geldin zaten."
"Neyse," dedi Haldun amca. "Biz kalkıp şu dosyayı inceleyelim toplantı odasında." Babam başıyla onu onayladığında Atlas'ta elindeki çatal ve bıçağı bırakıp önündeki mendili ağzının çevresinde zarifçe gezdirmişti.
"Sen kalabilirsin," dedi babam Atlas'a dönerek.
"Görmeyecek miyim projeleri?" dedi Atlas.
"Senin ilgilendiğin proje değil bu." Babası cevap verdiğinde Atlas oturduğu yerde öylece kalmak zorunda kalmıştı.
Babam ve Atlas'ın babası asansöre doğru ilerlediğinde bakışlarımı Atlas'a çevirdim. Göğüs kafesimin içerisindeki yangını yok saymaya çalışarak ona bir kere daha adım attım. Vereceği cevaplardan korkuyordum fakat bütün bunları sorgulamaya hakkım vardı.
"Rica ederim ya," dedim elimdeki bardağı sertçe masaya bırakırken. Bana bakmadı. Beni duymamış gibi davrandı. "Evine taşıdım hani seni. Köpek gibi sarhoştun, yardımcı oldum. Sen de sabah kalkıp gittin."
"İşim vardı," dedi kısaca fakat bunu söylerken yine bana bakmadı. Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne işi ya?" dedim kalp kırıklıklarım öfkeye dönüşürken. Sesim titremişti. "Ben bok gibi kaldım evinde. Mesajıma bir cevap bile vermedin Atlas?"
"Bunların hesabını mı soracağız?" dediğinde gözleri yüzüme değmişti. Bakışlarımdaki kırgınlığı ve öfkeyi yakaladı mı emin değildim fakat bir an için duraksamıştı.
"İyi o zaman," dedim üstüne giderek. "Kalk git masamdan."
Bir cevap vermeden başını sağa doğru eğdi ve masadan kalktı. O kalktığında ben de ayağa kalktım.
"Bu kadar kolay mı ya? Ne yaptım ben sana?" Arkasını döndüğünde kurduğum cümle bana dönmesine sebep oldu.
"Ne kolay mı Hera?" dedi gözlerimin içerisine bakarken. "Seni çocuğunla sokakta bırakmışım gibi davranmayı keser misin? Kötü bir dönemdeyim amına koyayım. Tek kalmak istiyorum."
"Ha?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Ailesel problemlerim var da desene bi kere."
"Bi," gözlerini devirerek başını çevirdi. "Neyse."
"Atlas," dedim ona seslenerek fakat kapıya doğru ilerledi. "Ya düzgünce konuşmaya çalışıyorum? Ne olmuş olabilir? Sabahında çekip gideceğin ve yüzüme bakmayacağın ne olmuş olabilir?" Sesim git gide yükselmişti. Duraksadı ve bana doğru döndü.
"Bahçeye gel," dedi bana emir vererek. Sinirden kalp atışlarım hızlanmıştı ve göğsümün acıdığını hissediyordum. İçimde hem ona karşı bir utanç hem de öfke vardı. Ona karşı duyduğum sevgi birer birer kırılırken gözümden yaş akmaması için kendimi zorladım.
Gitmemeliydim belki fakat merak ediyordum. Şu tavrın sebebini merak ediyordum. Ona ne yaptığımı anlamaya çalışıyordum. Sevilmeyecek bir kız değildim ve beni sevmesi gibi bir derdim de yoktu. Bir yakın bir uzak davranmasa yeterdi.
O bahçe kapısından çıktığında ben de ardından çıktım. Eline pantolonunun cebinden çıkarttığı sigara paketini almış ve çakmağını ateşleyerek sigaranın ucunu yakmıştı. Bahçedeki koltuklardan birisine oturduğunda derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.
Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Sanki yaşanılanları yalnızca ben yaşamıştım.
Bazen böyledir işte. Bana sen öğrettin. Her anı herkeste aynı anlamı ifade etmez. Yaşanılanlar aynıdır fakat etkisi kimisinde bir kurşun yarası, kimisinde ince bir sızı bırakır.
Ben kanadım, sense yalnızca sustun ve izledin.
Şimdi kırgınım ve öfkeliyim sana. Belki hakkım yok ama hayır, beni suçlayamazsın bunun için. Eğer iteceksen beni o uçurumdan neden bir eylül gecesi habersizce çekip aldın uçurumun kenarından? Madem yaramı kanatmaksa niyetin, neden merhem sürmek için elini uzattın?
"Konuşacak mısın?" dedim karşısına geçip oturduğumda. Üzerimdeki formayı çıkartmıştım. Saçlarımı sıkıca at kuyruğu yapmış, üzerime siyah bir tayt ve bralet giymiştim. Bahçeye çıktığımız için çıplak kollarım biraz üşümüştü fakat buna aldırmadım.
"Bak," dedi Atlas elindeki sigarayı içine çektikten hemen sonra. "Sabah gitmemeliydim. Mesajına yanıt vermeliydim. Ama ben buyum," dedi kendisini göstererek.
"Beni yıllardır tanıyorsun. Altı üstü kendimi biraz geri çektim ve sen hırçınlaştın," diye eklediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi Atlas?" dedim kaşlarımı kaldırarak. "Benimle flörtleşirken, benimle konuşurken 'Öyle mi gözüküyorum dışarıdan?' Demeyi biliyordun."
"Aynı şey değil," dedi Atlas bana karşı gelerek.
"Bal gibi de aynı şey. Beni aptal yerine koyamazsın. Ne sanıyorsun sen?" Elimi yüzüne doğru uzattım. Çenesini avuç içime aldım. "Sana içimi açtım diye burada kalıp sana boyun eğerim mi sanıyorsun? Sen bana yalnızsın dedin ve ben de o yalnızlığı kabullendim diye sen bu aptal yalanları bilmem mi sandın?"
"Nasıl anlamak istersen öyle anla," dedi Atlas kaçamayacağını anladığında. "İyisin işte. Bizimkilerle de arkadaş oldun. Yalnız da değilsin artık." İmalı cümlesi kaşlarımı çatmama ve oturduğum yerden kalkmama sebep oldu.
"Bana bunun imasını yapamazsın. Kimseye ihtiyacım yok benim." Bir tek sana var.
Sen de yoksun.
Zaten hiçbir zaman olmadın.
"Al arkadaşlarını başına çal," dedim ve ona arkamı döndüm. "Ayrıca," dedim kendime engel olamayarak yeniden ona çevirdim bedenimi.
"Yalnızlık öyle senin sandığın gibi kalabalıkla örtülebilen bir şey değil Katrivas. Ne sanıyorsun sen? Benim arkadaşım yok mu?"
Var. Herkesten çok insan var çevremde. Fakat ben onlara güvenmiyorum. Bir sana açtım yüreğimi. Bir sana güvendim. O yamacın kenarında. Bir senin ellerini kurtuluş saydım.
Yüreğimdeki yangını bir sen dindirirsin sandım sense harladın acımı.
"Tamam," dedi Atlas ayağa kalkarak ve elindeki sigara izmaritini yere bıraktı ve ayağıyla söndürdü.
"Ve o izmaritleri götüne mi sokuyorsun nereye sokuyorsan sok ama çevreye atma." Son kurduğum cümlenin ardından onu beklemeden bahçe kapısından salona girdim. Ona arkamı döndüğüm anda gözlerimden süzülen yaşlar akmaya devam ederken hiç kimse görmeden odama gitmek için merdivenlere koştum.
Merdivenin korkuluklarına tutunarak odamın olduğu kata geldiğimde odamın kapısını açarak ardımdan kilitledim. Boğazımdan kaçan hıçkırık ona kustuklarımın bir kanıtı gibiydi. İçimde bin bir acı. İçimde bin bir parça. Sensiz olduğum ve seni sen yokken sevdiğim o gecelere minnetle baktığım bir gece.
Sırtımı odamın kapısına yaslarken bedenim yavaş yavaş yere doğru süzüldü ve tahta zemine oturarak dizlerimi kendime doğru çektim.
Atlas Katrivas'a karşı duyduğum sevgiden nefret etmekten korktum.
Ben onu o kadar sevdim ki, ona olan sevgime ve inancıma acıdım.
Burnumu çekerken çalan telefonum buğulu gözlerimin telefon ekranına çevrilmesine sebep oldu. Lina'dan gelen görüntülü aramayı gördüğümde ağlamam daha da şiddetlendi. Atlas'ın söylediklerini göz ardı ederek parmağımla aramayı onayladım ve telefonumu elime alarak yüzüme doğru tuttum.
Duş aldığını ıslak saçlarından anladığım Lina yatağında uzanarak bana doğru baktığında kaşlarını çatmıştı.
"Hera?" dedi şaşkınlıkla. "Ne oldu sana?"
Odamdaki ledlerin ışığından gördüğü kadarıyla yüzümdeki kızarıklığı ve gözlerimdeki yaşı anlamış olmalıydı.
"Lina," dedim boğazımdan bir hıçkırık daha kaçarken. Bir elimin tersiyle yüzümden akan yaşları sildim.
"Ne oldu? Git bir elini yüzünü yıka önce." Onun da endişelendiğini anladığımda derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.
"Atlas," dedim nefes alışverişlerimin arasında. "Tartıştık."
"Ne tartışması?" dedi Lina bakışlarını ekrandan ayırmadan. "Yerde misin sen? Kalk oradan üşüteceksin."
"Gittim sordum," diye mırıldandım. "Sebebini."
"Ne? Ne dedi?"
"Klasik yalanlar," diye mırıldandım. "Sanki anlamıyorum yalan olduğunu. Yok kötüymüş de, o hep böyleymiş de. Amına koyayım böyle sevginin ya."
"Şhh," dedi Lina. "Sakin ol. Hiçbir şey yok. Geçecek birazdan sinirin."
"Lina ben bir şey yapmadım ya, yemin ederim yapmadım. Uzak durdum. Ona tek bir adım atmadım. Geldi bana adım atmayan sensin dedi. İmalı imalı konuştu. Çevremden ayrılmadı."
"Görüyordum bunu," dedi Lina ve ekledi. "Sadece işlerin buraya geleceğini düşünmemiş olmalı."
"Sana tam olarak ne söyledi?" dedim ona ve ekledim. "Bak bunun saklanacak yanı kalmadı. Söyle artık."
"Ciddi olan hiçbir şey istemediğini söyledi."
"Anlamış mı?" dedim göz yaşlarım yüzümde kururken. Başıyla beni onayladı.
"Sarhoşken fark edeceği şekilde konuşmuşsun galiba. Çok anlatmadı sadece uzaklaşmak istediğini söyledi. Ve Atlas bu işte. Biliyorsun o sınırı bir kere çizdiğinde,"
"Bir daha aşamazsın," dedim sözünü keserek. "Ben bu yüzden kaçtım ondan," diye ekledim kendimi açıklamak isteyerek. "Aptal mıyım ben? Özgüvensiz mi duruyorum oradan? Güzel olmadığım için mi adım atmadım sanıyorsun? Biliyordum. Ona olan sevgimin ona ağır geleceğini biliyordum ve o daha hiçbir şey bilmiyor bile."
"Sürüne sürüne gelecek kapına," dedi Lina bana destek olmaya çalışarak. "Ben gördüm ya senden ne kadar etkilendiğini. Ben tanıyorum Atlas'ı. Sana nasıl baktığını gördüm. O piç kimse için kılını kıpırdatmaz sen çevresindeyken başka hiçbir boka bakmıyordu."
"Beni teselli etmene gerek yok," dedim oturduğum yerden yavaşça kalkarken. Işığı yakarak balkona doğru ilerledim. Telefonu masanın üzerine sabitleyerek koltuğa oturdum.
"Ne tesellisi Hera?" dedi Lina ve ekledi. "Kayra kaç aydır sevgilisiydi. Bir kere öyle davranmadı o kıza. Evet Atlas hep kibardır ilişkilerinde ama öyle sana olduğu gibi değil. Hassas değil."
"Aynen," dedim alayla ve kaşlarımı kaldırdım. "Gördük bana karşı olan hassaslığını."
"Yarın güzelce kalkacaksın," dedi Lina. "Okula geleceksin. Ve biz seninle onun yüzüne bakmayacağız. Biraz da sen görmezden gel bakalım ne yapıyor?"
"Umurunda olmayacak."
"Yo olacak ama farkında değil," dedi Lina. "Farkında olsa, seveceğini düşünse böyle davranmaz. Atlas sevmekten korkan bir adam değil. Yalnızca senin ona olan bağından korkuyor çünkü ortada bir aile bağı var." İçimde bir yanın ezildiğini hissettim.
"Buradan nasıl toparlanır ki Lina?" dedim gözlerim yeniden dolarken. "Toparlanmaz buradan. Boş ver işte, başlamadan bitti."
"Orası senin bileceğin iş. Ama böyle bu aptallar ya," dedi neyden bahsettiğini anlamadığımda kaşlarımı çattım.
"Erkekler yani," dedi ve ekledi. "Az ilgi görsünler şımarıyorlar."
Atlas öyle bir adam değildi. Bunu biliyordum. Onu ve korkusunu anlıyordum fakat bu kırılmama engel olmuyordu.
"Şimdi yat uyu," dedi Lina. "Sabah okula gelince konuşalım."
"Tamam," diye mırıldandım. "İyi geceler Lina."
"İyi geceler ağlak fare," dediğinde hafif tebessüm ettim ve telefonu kapattım. Masaya sabitlediğim telefonu elime alarak odama geri girdim ve üzerimdeki taytı çıkartarak yalnızca braletim ve iç çamaşırımla kaldım. Banyoya girmeden yatağıma doğru ilerlediğimde göğsümde ağırlık hissediyordum.
Bir adam. Bana alayla bakan gözleri gözlerimin önünde. Göğsümde açtığı bu yara içimde, hep benimle. Onun açtığı yarayı gece yastığa başımı koyduğumda kendim örtmeye çalışıyorum. Göğsümdeki izini silmeye çalışıyorum.
Geceleri bir çare olarak gördüğüm ellerin yaramı deşmemesi için uğraşıyorum. Gözlerimi kapattığımda yüzümde tebessüm bırakan gözlerinin canımı yakmaması için Tanrıya yalvarıyorum.
Atlas Katrivas. Sen öyle bir adamsın ki ben seni sevmekten vazgeçmemek için kendimle savaşıyorum.
Acımı, acınla kapatıyorum.
-VİNYET-
Sabah alarmın sesi gözlerimi zorlukla aralamama sebep olurken üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum. Vücudumda ağırlık vardı ve kollarım uyuşmuştu. Açık bıraktığım balkon kapısından içeriye sızan hava tenimin ürpermesine sebep olurken bugün de havanın kasvetli olduğunu gördüm.
Yüzümde kuruyan göz yaşlarım yüz kaslarımın gerilmesine sebep olmuştu. Üzerimde dün geceki duygu yoğunluklarımın verdiği ağırlık vardı. Sıkıla sıkıla da olsa banyoya doğru ilerledim. Aynanın karşısına geçerek kızarmış yüzüme ve morarmış göz altlarıma baktım. Bugün yüzüme iyi bir makyaj yapmam gerekecekti. Suyu açarak yüzümü soğuk suyla yıkadım ve hızlıca dişlerimi fırçaladım.
Kıyafet odama geçerek okul için hazırlanan şort eteğimi ve gömleğimi giydim. Koluma pembe küçük saatimi takarak makyaj masama doğru ilerledim. Yüzüme göz altlarımı kapatacak ve yorgunluğumu örtecek bir makyaj yaptıktan sonra dudaklarıma hafif pembelik vermesi için hafif bir ruj sürdüm ve ucunda yıldızlar bulunan küpelerimi taktım.
Atlas Katrivas ardında bir enkaz bırakmıştı ve bunun farkında bile değildi.
Göğsümdeki baskıyı, karnımdaki ağrıyı yok saymaya çalıştım. Bir insanı severken, ona karşı fiziksel olarak da hassaslaşmak dünyanın en kötü hislerinden birisiydi. Şimdi göğsümün içerisinde solmaya yüz tutmuş bir çiçek var gibi hissediyordum.
Kötü gecelerimde tutunduğum varlığımı benden alıyormuş gibi hissediyordum.
Benden her şeyimi alabilirsin Atlas. Ama bunu yapma. Beni senden mahrum bırakma.
Onunla bir geleceğimiz olacağını düşünmemiştim. Beni sevdiğine inandırmamıştım hiçbir zaman kendimi. Ama o gece. Bana hayal edebileceğimden çok daha fazlasını verdiğinde ve sabahında beni yokluğuyla bir başıma bıraktığında göğüs kafesimde var olduğuna inandığım o kara deliğin kapandığını ve yerini acıya bıraktığını hissettim.
Aynadaki yansımamdan gözlerimi alarak ayağa kalktığımda düzleştirdiğim saçlarımı salık bırakmış üzerime siyah beyaz bir ceket giymiştim. Çantamı alarak odamdan çıktığımda merdivenlere ilerlemeden asansörü çağırdım. Bugün bir adım atacak ruh halini bile kendimde bulamıyordum.
Girişe indiğimde açılan kapının ardında babamı gördüm. Elindeki fincanı yanındaki hizmetliye uzatırken göz ucuyla bana baktı. Babam buğday tenli bir adamdı. Yaşını göstermeyecek kadar dinç dururdu. Koyu renk saçları gürdü. Yeşil gözleri, yüzündeki hafif kırışıklıklara rağmen cam gibi parlardı. Hala görüştüğü pek çok kadın olduğunu bilirdim. Hem yakışıklıydı hem de karizmatik. Bense ona hiç benzememiştim.
Neredeyse bütün dış görünüşümü annemden almıştım. O olmaktan korktuğum annemden.
"Günaydın," dedi babam bana göz kırparak. Yüzümde içimdeki kırgınlığa rağmen geniş bir gülümseme oluştu.
"Günaydın," dedim ve ona doğru ilerleyerek yüzünü avuç içime aldım. Yanağını öperek ona sarıldığımda o da bana sarıldı.
"Ne bu sevgi gösterisi?" dedi gülerek. Genelde adım atan o olurdu bense köşemde beklerdim.
Babam gerçekten çok üzülürdü. Eğer onun dokunmasına izin vermediğim o yaraları başka bir adamın kapatması için böyle çaresizce beklediğimi bilseydi.
"Özlemişim," dedim şımararak.
"Haklısın ne zamandır birlikte bir şeyler yapamıyoruz ama yoğunluktan," diye mırıldandı. Ellerimi ondan ayırdığımda gözü kolundaki saatine gitti. "Şimdiden geç kaldım toplantıya. Bıraktırayım mı seni?"
Omuz silktim. İsteseydim kapıdakilere söylerdim zaten. "Yürümek istiyorum."
"İyi dersler güzel kızım benim," dedi babam ve hizmetlinin uzattığı ceketini giyerek kapıya doğru ilerledi. Boynuna taktığı atkısını önden bağlarken arabasına doğru ilerlediğini açık kapıdan gördüm. Derin bir nefes aldım.
"Size bir sandviç hazırlayayım mı Hera Hanım?" Hizmetli bana seslendiğinde mırıldandım.
"Yok canım istemiyor." Kapıya doğru ilerleyerek babamın ardından çıktığımda babamın arabasının çoktan gittiğini gördüm. Yavaş adımlarla bahçe kapısından çıkarak sitenin boş sokaklarında ilerlemeye başladığımda zihnimde yaşanılanlar dönüyordu.
Fazla üzerine gitmiştim. Belki de yalnızca benden korkmuştu.
Bütün bunlara hakkım yoktu fakat onun da bana bir hiçmişim gibi davranmasını hak etmemiştim. Biraz daha kibar olabilirdin Atlas. Biraz daha kibar.
Başından beri anlatmaya çalıştığım tam olarak buydu. Atlas iyi birisiydi. Çevresine karşı eğlenceliydi. Sevdiği insana ince düşünceliydi. Ama duvarlarını çizdiği insanlara karşı dümdüz birisi oluyordu ve siz o düzlükten geçemiyordunuz. Kırardı, umursamazdı. En başından beri bana böyle davranıyor olsaydı onu anlardım. Ona kızmazdım. Fakat önce bana çevresinden, özel tuttuğu insanlardan biriymişim gibi davranıp daha sonrasında öylece bir başıma bıraktığımda çırılçıplak kalmış hissetmiştim.
Yavaş adımlarla ilerlerken ceketimin cebinden sigara paketimi çıkarttım sonra üç sigaram kaldığını gördüğümde gözlerimi devirdim. Bulduğum bir yerden sigara almam gerekiyordu.
Okula benimle birlikte yürüyen öğrenciler vardı fakat çoğunu tanımıyordum. Bakışlarımı insanların üzerinde gezdirdim ve tanıdık bir sima aradım. Gökyüzünün altına, sokağa sığamıyor gibi hisseder mi insan? Ben öyle hissediyordum.
İçimdeki huzursuzluk karın ağrımın büyümesine sebep oluyordu. Üşüyen burun ucuma aldırmadan yaktığım sigara dumanını içime doğru çekerken ilerlemeyi bırakarak sitenin sokaklarına yerleştirilmiş banklardan birisine geçerek oturdum. Duvarın dibine sıralı olarak yerleştirilen banklardan birisiydi.
Bir insanı içinde yaşatmanın en zorlu yanı onun öldüğü zaman oraya gömülecek olmasıdır. Yüreğinin içi kazınır, cesedi için. Ve sen kendi yüreğinden eksile eksile yok edersin o insanı. Giden biraz senin kalbin, biraz onun varlığıdır.
Şimdi orada bir yerlerde acımla baş başayız. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bakışlarımı kendimden bile kaçırmak istiyorum. Bazen çok özgüvenliyim. Tam karşısında bir duvar gibi duruyorum. Sonra bir duvar dibine çöküyorum. Elimde bir dal sigara. Göğsümde ince bir sızı. Utanıyorum. Yaşadığım her andan utanıyorum ve saklanmak istiyorum.
Söylesene, bana neden bu acıyı çektirdin?
Göğsümde bu izi neden bıraktın?
Gözümün dolduğunu hissettiğimde derin bir nefes aldım ve göz yaşımın akmaması için savaştım.
"Bazılarımız hüzünlü gibi." Duyduğum ses olduğum yere korkuyla bakışlarımı kaldıramama sebep olurken okul eteğimin açılmamasına özen göstererek sağıma baktım. Gördüğüm yüz korkumun dinmesine sebep olurken onun burada ne aradığını sorguladım.
"Ne işin var burada?"
"Bazılarımız okula yürüyoruz sabahları," dedi bana göz kırparak ve yanıma oturdu.
"Geç kalacaksın," dedim sigaramı içmeye devam ederken. Üzerinde siyah ceketi vardı. Ceketinin cebinden sigarasını ve çakmağını çıkartarak sigarasını kalın dudaklarının arasına yerleştirdi ve ucunu yaktıktan hemen sonra çakmağını aramızdaki boşluğa koyarak sigarasını eline aldı.
"Ne iş senin?"
"Kafam yoğun sadece," diye mırıldandım. Belki konuşmak biraz zihnimi dağıtırdı.
"Sorun Atlas'la mı ilgili?" dediğinde kaşlarım çatıldı. "Hayır Evren. Bunu nereden çıkardın?"
"Sevgili olduğunuzu söylüyorlar ama siz hayır diyorsunuz. Saklamak istiyorsanız o tren çoktan geçti yani," dedi tek kaşını kaldırarak.
"Ha," dedim sahte sevgili olayını hatırlayarak. Bir de başımızda bu dert vardı. Bunu kesinlikle Lina'ya anlatmam gerekiyordu.
"Karışık bir mevzu o ya," dediğimde başıyla beni onayladı.
"Anladım." Konuyu değiştirmek ve başka bir konu açmak isteyerek mırıldandım.
"Dövmelerini nerede yaptırttın sen?" Kaşları kalktı. Fark ettiğimi düşünmemişti anlaşılan.
"Bir kısmını kendim, bir kısmını arkadaşlarım," dedi sırasını içerken. Ben de biten sigaramın izmaritini cebimden çıkarttığım peçeteye koyarak yeni bir sigara yaktım.
"Vay," dedim şaşırarak.
"İstersen bir gün sana da yaparım," dediğinde gülerek başımı iki yana salladım.
"Yok canım, kalsın." Vücudumda kalıcı bir iz bırakmak bana korkutucu geliyordu. Takıntılı insanın tekiydim. O izin ifade ettiği anlamı kaybettiğimde kafayı yerdim.
"Neden? Sandığın kadar acıtmıyor."
"Sorun acısı değil ki," dedim omuz silkerek. "Takıntılının tekiyim. Bir gün anlamını kaybetme ihtimali olan bir şeyi vücuduma kazıyamam."
"Kaybetmeyecek bir anlam bulalım Hera Yarkan," dediğinde güldüm.
"Sen böyle bana hep gençlik dizisindeymişiz gibi soy ismimle sesleniyorsun ama ben senin soyadını bile bilmiyorum."
O da söylediğime tebessüm ederek bana elini uzattı. Boşta olan elimi kaldırarak uzattığı eli tuttuğumda mırıldandı.
"Ben Evren Kaplan Hera Hanım, on sekiz yaşındayım. Blok bir de oturuyorum," dediğinde alaycı tavrına karşılık kahkaha attım.
"O kısmı biliyoruz Evren Bey bizim üçüncümüz sizsiniz de nedense şu zamana kadar tanışmadık."
"Benim ortamlarım daha farklı diyelim," dediğimde kaşlarımı çattım.
"Ya da ben diğerlerinin ortamlarına çok girmiyorum diyelim. Siz daha partilerde takılıyorsunuz."
"Yok," dedi Evren elimi bırakırken. "Ben kolay kolay katılmam partilere. Geçen günküne öyle bir uğradım."
"Gördüm öyle bir uğramış halini," dedim onunla dalga geçerek. "Baya alkol komasına giriyordun."
"Bizim bir Heramız da yoktu," dedi bana göz kırparak. "Evimize kendi başımıza gittik."
"Ay çok üzüldüm," dediğimde son dalımın kaldığını fark ettim ve onu yakmak istemedim. Okula saklayacaktım.
"İç iç," dedi Evren sigarama baktığımı gördüğünde. "Ben veririm sana."
"Yok ya bulurum bir yerden herhalde."
"Veririm işte ne arayacaksın?" dedi Evren. Onu dinleyerek son sigaramı çıkarttım ve yaktım.
"Bitince gidelim mi?" dedim Evren'e doğru. "İlk ders bitmiştir bile."
"Olur," diye mırıldandığında sigarayı içime doğru çektim.
"Hadi yürürken içelim bunu da," dedi Evren ve onu dinleyerek ayağa kalktım. Çantamı tem omuzuma taktığımda onun çantası olmadığını fark ettim.
"Güzel kardeşim okula gidiyorsundur diye umuyorum," dedim kafamı hafif saça yatırıp ona bakarken. Geniş bir kahkaha attı. Boşalan sokakta gülümsemesi yankılanırken ona takılmaya devam ettim. "Harbi üstünde forma da yok senin."
"Sevmem düzenli kıyafet," dediğinde bu sefer ben güldüm.
"Ha bi Katrivas değilim ama benim de bir numaram var diyorsun yani."
Omuz silkerek bana cevap verdi. "Katrivas olmak isteyen kim."
Verdiği cevaba güldüm. "Tamam demedim bir şey."
"Kavgalı mısınız siz?" dedi bu konuyu yeniden açarak.
"Aramız limoni diyelim," dedim sanki soğukmuşuz gibi. Berbat haldeyiz ama herkes bizi sevgili sandığı için sana ağzımı açamıyorum Evren diyemedim.
"Hım," diye mırıldandı Evren. "Şimdi seni benimle görsün de biraz daha limoni olsun aramız."
"O niye?" dedim kaşlarımı çatarak.
"Aramız mükemmel sayılmaz," dediğinde okulun girişine gelmiştik. Öğrenci kartlarımızı okutarak bahçe kapısından girdik.
"Bunu dinleyeceğim bir ara," dediğimde bana takıldı.
"Öğlen sigaranı almaya geldiğinde anlatırım."
"Şimdi versene?" dediğimde adımlarını hızlandırdı ve önümden ilerlemeye başladı. Arkası dönükken mırıldandığı cümleyi işittim.
"Kaçamazsın, sigara istiyorsan öğlen de benimlesin Hera Yarkan."
Başımı iki yana sallayarak okula doğru ilerledim. Okulun kapısından içeriye girdiğimde göğsümdeki ağırlığın biraz olsun hafiflediğini hissediyordum. Kafam dağılmıştı, Evren'le konuşmak iyi gelmişti. Atlas'ın onunla problemi olmasına şaşırmamıştım çünkü Katrivas kendi çevresi dışındaki herkese karşı problem yaratan bir adamdı. Merdivenleri birer birer çıkarken Lina'dan gelen mesajı okudum.
Lina: Resim derslerimiz ortak.
Lina: kat üç, sanat sınıfındayız.
Ona bir cevap vermeden asansöre öğrenci kartımı okuttum ve üçüncü kata basarak arkama yaslandım. Seçmeli derslerimiz vardı. Bu dersleri atölyelerde görüyorduk ve çoğu ortak derslerdi. Atlas'ı görecek olmak derin bir nefes alamama sebep oldu.
Hiç olmazsa dün akşam onun benim üzerime çıkmasına izin vermemiştim. Hak ettiği cevabı almıştı.
Asansörün kapısı açıldığında yavaş adımlarla sınıfın önüne geldim ve açık olan kapıdan usulca içeriye girdim. Gözlerim sınıfın içerisinde dolaştığında en arkadaki tuvallerin ardında olan Lina'yı ve diğerlerini gördüğümde yüzümde bir gülümsem oluştu fakat o gülümseme uzun sürmedi.
Atlas'ı ve yanındaki Kayra'yı gördüğümde yüzümdeki gülümseme soldu.
Duruma ayak uydurmaya çalışarak derin bir nefes aldım ve diğerlerinin yanından geçerek Lina'nın benim için ayırdığı sıraya baktım. Rüzgâr ve Umut yan yana oturuyordu. Umut'un bir yanında Lina vardı. Lina'nın yanına benim için yer ayırmıştı. Benim yanımda ise Kayra oturmuştu. Onun yanında en köşede ise Atlas oturuyordu.
Dilimi hafifçe dudaklarımın üzerinde gezdirdim ve Lina'ya sarılarak benim için ayırdığı yere oturdum.
"Geç kaldın," dedi Umut bana dönerek. "Hayırdır?"
"Sigara içtim biraz arkadaşlarla." Lina'nın kaşları çatıldı.
"Kiminle içtin? Beni aldatıyorsan bayılırım şuraya." Güldüm.
"Yok ya Evren'le oturduk öyle," diye mırıldandım. Atlas'ın duymasını isteyerek. Bunun bir önemi olup olmayacağını bilmiyordum fakat aralarının bozuk olması beni keyiflendirmişti.
"Hangi Evren?" dedi Lina. "Kaplan mı?" Başımla onu onayladığımda Kayra'nın Atlas'a bir şeyler fısıldadığını işittim fakat ne söylediğini duyamadım.
Lina'nın bakışları arkaya kaydığında oraya dönmemek için kendimle savaştım.
"Sana olan sigara borcumuz da boşa çıktı. Öğlen ondan alacağım sigara," dedim Lina'ya konuşmaya devam ederek.
"Baya kaynaşmışsınız kardeşim," dedi Rüzgar bana göz kırparak. Yutkundum. Arkamda başka bir kızla oturuyordu. Bana bakıyor muydu bilmiyordum fakat beni dinlediğine emindim.
İçimde susmak bilmeyen yırtıcı yanıma engel olamayarak dönen sandalyeyi hafif döndürerek yanımda oturan kıza doğru döndüm. Ve abartılı bir mimikle mırıldanarak elimi uzattım.
"Sen kimdin bu arada?" dedim gözlerimi üzerinde dolaştırırken. Ve Atlas'ın da yaslandığı duvar kenarından öylece bana baktığını gördüm. Ne yaptığımı çözmeye çalışıyor gibi bakıyordu. "Tanışamadık. Hera Yarkan ben." Elimi üstten bir şekilde uzattığımda uzattığım eli alarak tuttu ve yeşil gözlerini üzerimde gezdirdi. Bu bir meydan okumaydı fakat Kayra'ya karşı değildi. Onunla bir problemim yoktu. Ona da ilişkisine de saygı duyardım fakat arkasındaki bu adamın bana yaşattıklarına saygı duymayacaktım.
Öylece bir köşede bekleyeceğimi, ona bakıp yalvaracağımı sanıyorsa yanılıyordu.
Ben engin denizlerde boğulan anneme aldırmadan o denizin sularına kendisini korkusuzca bırakmış bir kızdım. Ben bir başkasının travma olarak adlandıracağı olayları kendisine masal yapmayı öğrenmiş bir kızdım. Güç aldığım gözlerine, yenik bir şekilde dönmezdim. Ona ve hissettirdiklerine minnetle bakardım ama onun beni yaraladığını görmesine izin vermezdim.
Size daha önce de söylemiştim.
Bu ateşin içerisinde yanmamanın tek yolu ateşten bir parçaya dönüşmekti.
"Kayra," dedi kız tek kaşını kaldırarak. "Tanıştığıma memnun oldum."
"Ben de," dedim gülümseyerek ve Atlas'a bakarak mırıldandım. "Hiç tanıştırmıyorsun." Söylediğime karşılık kaşlarını kaldırdı. Öylece beni ve tavırlarımı izledi.
Zil sesi aramıza girdiğinde elimi Kayra'nın elinden çekerek Lina'ya döndüm. "Ben öğlene kadar beklemeyeceğim galiba ya," dedim dudaklarımı büzerek. "Gidip sigaramı alayım."
"Al bakalım," dedi Lina bana göz kırparak. "Konuşuruz sonra."
Atlas'a aldırmadan oturduğum yerden kalktığımda içimde ona karşı duyduğum yenilmişlik hissinin verdiği hırs vardı. Atlas Katrivas. Ne olursa olsun benim gibi bir kadına eksi konuma düşüremezsin. Gerekirse kendi içimde her gece bu sevginin cenazesini kaldırır, acısını çeker, ağıtını yakarım ama gözlerine yalvararak bakmam. Beni yok sayan ellerine bir daha uzanmam.
O uçurumdan düşmem gerekiyorsa düşerim ama sen bana bir adım atana kadar ben sana bir daha tek adım atamam.
Ben ayağa kalktığımda ardımdan bir sandalye sesi işittim fakat dönüp arkama bakamdım. Sınıftan hızlı adımlarla çıkarken ardımdan gelen ayak seslerine bakmadım. Yüzümde geniş bir gülümseme oluştu.
Adımlarımı yavaşlattığımda kolumda hissettiğim baskı yüzümdeki gülümsemenin büyümesine sebep oldu.
Atlas Katrivas kolumu kavramış, beni kendisine doğru çekmişti. Gözlerim okyanus gözlerini bulurken yüzündeki ifadeyi izledim. Gerilen alnından sinirli olduğunu ve ne olduğunu kavramaya çalıştığını görebiliyordum.
"Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" dediğinde kaşlarımı alayla kaldırdım. Yüzümde geniş ve alaycı bir gülümseme oluştu.
Atlas Katrivas'la savaşım şimdi başlamıştı. Onu bana hissettirdiği her şey için pişman edecektim.
Cehennemin kapısında her zaman bir terazi vardır Katrivas. Ve bilirsin. Gerçek adalet oradadır.
Tüm Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış.