0 %

7

Yazı Boyutu
100%

BÖLÜM 7: "Mesafe"

Bu gece bana beni tanımıyormuş gibi değil, hiç tanımak istememiş gibi baktın. Bir damla gözyaşı. Hayır, seni geride bırakamıyorum. Hayır, sevgilim. Acıtacağını biliyorum ama içimdeki varlığını yok sayamıyorum.

Bazı geceler hiç bitmesin istersin. Çünkü gecenin sonunda doğan güneş her zaman aydınlığın habercisi değildir, bilirsin. Ardından gelecek olan karanlığı gözlersin. Uykundan belli belirsiz uyanırsın. Gökyüzünde grimsi bir hava. Ne güneş var ne ay. İçindeki anlam veremediğin huzursuzluk ve dudaklarındaki kurumuşluk hissi.

Bir damla suya muhtaç kalır gibi aç kalırsın sevgiye, yetinemezsin.

Sana yetmeyen ne varsa seni tüketmeye başlar. Görürsün ama durduramazsın. İçindeki yıkımdan kaçamazsın. Ve böyle gecelerde tutunacak bir dal ararsın. Kaçmak için bir kapı, umut etmek için bir hayal kovalarsın. 

Bu yüzden insan hayalleri olmadan yaşayamaz derler. Bir hayalin yoksa eğer böyle kasvetli gecelerden sağ kurtulamazsın. O gecelerden birisindeydim. Gece Atlas Katrivas'ın yatağında dönüp durmuştum. Gözlerim zaman zaman belli belirsiz aralanmıştı. Göğsümde bir ağrı ve korku hissetmiştim. Yaşadığımız güzel anıların üzerini sanki karanlık örtmüştü ve ben güneş doğarken ancak tam olarak uykuya dalmıştım. 

Göğsümdeki huzursuzluğu yok sayamamıştım. Bir yanım eksik kalmıştı. O gece kendime yetememiştim. Bir hayal aramış bulamamıştım. Sanki dudaklarımdaki susuzluk hissi göğüs kafesimi kaplamıştı ve benim kalbimin ihtiyacı olan onun sevgisiydi. O sevgiyi, onun yatağında dönüp dururken aramıştım. Gözlerimden anlamsız birkaç damla süzülmüştü. 

Belki de yaşanacak kötü şeyleri önceden hissetmiştim. Sabah gözlerimi açtığımda kocaman bir boşlukla karşılaşmıştım. 

Atlas Katrivas o gecenin sabahında yoktu.

Onun evinde, saat akşam altıyı geçerken bir başıma uyanmıştım. Üzerimde onun kıyafetleri vardı. 

Yataktan huzursuzca kalktım. Sessizlik göğsümün daralmasına sebep olurken önce usulca etrafa baktım. Geçen geldiğimde burada bıraktığım kıyafetlerim temizlenmiş, kapısının arkasına asılmıştı. Aşağıya inmeden önce o kıyafetleri alarak giydim ve merdivenleri yavaş yavaş indim.

İsmini seslendiğimde içimdeki huzursuzluk büyüdü. Bir çığ gibi üzerime yıkıldı ve ben o gecenin altında kaldım. 

Salonda, Atlas'ın gitmeden önce dağıttığı mutfakta, hiç girmediğim boş odalarında, evin her köşesinde Atlas'ı aradım fakat o yoktu. Ardından çantamı ve telefonumu alarak evden çıktım. Ardımdan çarptığım kapının tok sesi bir tokat gibi yüzüme inmişti. Temiz hava göğsümdeki baskının azalmasına yetmiyordu. Gökyüzünde dolaşan gri bulutlar içimdeki acıyı besledi. 

Bana bir not bile yazmamıştı. 

Önemli bir işi çıkmış olabilirdi. Ya da kimi kandırıyorsun dedi iç sesim. Kendini mi? Yoksa onu mu? Onun sabahın köründe sana bir mesaj dahi atmadan gidecek nasıl bir işi olabilirdi?

Göğsümdeki kara delikte bir sızı hissettim. Artık hiçlik duygum bile kendi içerisinde yok oluyordu. Ayakkabılığından aldığım bir çift terlikle onun evinden kendi evime kadar yürüdüm. Yaklaşık yirmi dakika boyunca insanların arasından geceden kalma halimle geçerken dün neler yaşandığını düşündüm ve evin içerisine girip odama çıktığımda elim telefonuma uzandı. 

Atlas'a mesaj attım. 

Bir ay önceki ben olsa, bu adımın çeyreğini atamazdı ama yaşanılanları, söylediklerini, yaptıklarını bir kenara koyarak ona bir adım attım. 

Hera Yarkan: İyisin değil mi? Terliğini almak zorunda kaldım, yoktun soramadım.

Mesajın üzerinden birkaç saat geçti. 
Atlas bana cevap vermedi. 

Mesajın üzerinden on iki saat geçti. 
Atlas bana cevap vermedi. 

Mesajın üzerinden yirmi dört saat geçti.
Atlas bana cevap vermedi. 

Pazartesi sabahı, içimde yarattığı boşlukla savaşmaya çalışırken girdiğim mesaj kutusunda küçük bir yazı gördüm. 

Görüldü.

Mesajın üzerinden iki gün geçmişti ve Atlas Katrivas mesajımı sadece açmış ve okumuştu. Bana cevap vermemişti.

Sabah okul için hazırlanıp evden çıkarken bu gerçeklikle yüzleşmiştim. Kulaklığımda çalan şarkı içimdeki hüznü beslerken önce alışmaya çalıştım. Bu yabancısı olduğumuz bir duygu değildi. O önceden de bizi yok sayardı. Biz bu hissi tanıyorduk. Karnımızdaki yumruyu, göğsümdeki acıyı, içimdeki boğucu hissi tanıyordum. 

Yalnızca, önceden Atlas beni tanımazdı. Şimdi ise hiç tanımak istememiş gibi bakıyordu. 

Okula girdiğimde onu göremedim. İlk dersin sonuna kadar gelmedi. Dersin son dakikalarında açılan kapıdan usulca girdi ve sırasına geçerek oturdu. Her şey onun hayatı için normal gözüküyordu. Rüzgar'a selam vermiş ve ardından başını sıraya yaslayarak uyumuştu. Bense onun hemen yanında oturuyordum ama başını çevirip bir an olsun bakmamıştı. 

Şimdi, bunca zamandır ondan neden kaçtığımı anladınız mı?

Atlas canı istediğinde sınırlarını güzel çizerdi. O sınırları o istemediği sürece aşamazdınız. O istemediği sürece onun alanına dahil olamazdınız. Bunu Hera Yarkan olmam bile engelleyememişti, bunun önüne geçmemişti.

"Pist," Rüzgar'ın bana seslendiğini işittiğimde başımı yasladığım yerden hafifçe kaldırarak ona doğru döndüm. 

"Zil çalınca kafeteryaya inelim mi?" Bakışlarım bir an için Atlas'a döndü. Başını sırasından kaldırmıştı fakat telefonuyla uğraşıyordu. Ne bana ne de Rüzgar'a bakmıştı.

"Olur," diye mırıldandım. Ona değilse bile çevresine dahil olmak belki ona birkaç adım yaklaşmama sebep olurdu. 

"Sıkıcı," dedim derin bir nefes alarak. Bir uçurumun kenarında oturuyor gibi hissediyordum. Aramızdaki mesafeyi hissetmek canımın acımasına sebep oluyordu fakat bastırmaya çalışıyordum.

Atlas Katrivas'ın yokluğunu bastırmaya çalışıyordum. 

"Hadi gidelim," dedim acıktığımı hissederek ve çalan zille birlikte ayağa kalktım. Rüzgar da benimle birlikte kalktı ve elini omuzuma yerleştirdi. Birlikte sınıftan dışarıya çıktığımızda koridordakilerin bize baktığını gördüm. 

Beni gerçekten de Atlas'ın sevgilisi zannediyorlardı. Bu gurubun içerisine dahil olmamsa onlar için bunun başka bir kanıtıydı. Birkaç gün önce her şeyin nasıl güzel olduğunu düşündüğümde içime ağlama isteği doldu. 

"Niye durgunsun sen?" dedi Rüzgar asansörü beklediğimiz sırada. 

"Bilmem," diye mırıldandım. 

Rüzgar'ın telefonu titrediğinde bakışlarını kısa bir an gelen bildirime çevirdi. "Lina ve Umut'ta geliyormuş," dedi asansörün kapıları açılırken. 

Başımla onu onayladım. Şu an Lina belki bana bir miktar iyi gelebilirdi. Zihnimi dağıtabilirdim. Hatta belki bu akşam Defne'ye yazar, dışarıya çıkardım. Evde kalmak istemediğimi biliyordum çünkü eğer kalırsam düşünmekten geri duramayacaktım. 

"Atlas'ın bir sorunu mu var?" dedim Rüzgar'a kendime engel olamayarak. 

"Ne gibi?" dediğin omuz silktim. 

"Soğuk ve durgun gibi," dedim mırıldanarak. 

"Atlas işte," dedi verecek bir cevap bulamadığında. "Her zamanki hali." Haklıydı. Bu Atlas Katrivas'ın her zamanki haliydi ama dışarıya karşı olan. Rüzgar'a ya da bana karşı değil. Ve yine Rüzgar'a soğuk davranmıyordu. Tavrı yalnızca bana karşıydı.

Kafeteryadan içeriye girdiğimizde Lina ve Umut'un çoktan bir masaya oturup bize el salladığını gördüm. "Ben bir şey yemeyeceğim," diye mırıldandım iştahımın kapandığını hissederek. "Geçiyorum yanlarına."

"Sabahtan beri hiçbir şey yemedin kız." Rüzgar'a boş ver dercesine elimi havada salladım ve masaya doğru ilerledim. 

"Selam," diye mırıldandım Lina'nın yanındaki sandalyeye otururken. 

"Asmışsın yine suratını," dedi Lina bana takılarak. 

"Yok ya," dedim ve ikisine tebessüm ettim. "Uykum var sadece." Hepsi buradayken Atlas neden yoktu? Belki de sorunu benimle değildi. Belki de kötü bir dönemin içerisine girmişti.

"Atlas neden yok?" dedi Umut merak ettiğim soruyu sorarak. 

"Bilmem," diye mırıldandım. "Telefonuyla ilgileniyordu en son sınıfta."

"Parti çok fenaydı ya," dedi Lina konuyu değiştirerek. "Bu adamı odasına kadar taşımak zorunda kaldım." Başıyla Umut'u gösterdiğinde zoraki gülümsedim. 

"Ben de Atlas'ı," dedim derin bir nefes alarak. 

"Harbi iyi uğraştın onunla," dedi Umut bana bakarak. Önlerindeki kahve vardı. "Çekilmez oluyor sarhoş olduğunda."

"Sabahında daha korkunç," dedim anlamayacaklarını bilerek. 

"Ne?" dedi Lina. 

"Öyle işte," diye geçiştirdim. "Yatırdım sabah da kalkıp eve geldim zaten."

"Lan," dedi Rüzgar söylediklerimizi duyduğunu merak ederek. "O hödük sana bir teşekkür bile etmedi mi?" Omuz silktim. Yüzünü bile göstermemişti. 

"Yanlış bir şey mi yaptım anlamadım?" diye mırıldandım. "Aramızda anlam veremediğim bir soğukluk var gibi." Bu cümleyi kurmak bile kötü hissetmeme sebep olmuştu. 

Her an ona karşı çırılçıplak kalmaktan, duygularımın anlaşılmasından korkuyordum. 

"Yapmamışsındır," dedi Lina bakışlarını hafifçe Umut'a çevirerek elini koluma uzattığında. "Atlas bu işte. Anı anını tutmaz." 

"Aman," diye mırıldandım. "Önemli değil. Siz kahvenizi bitirin ben sigara içip geleyim."

"Sen de mi lan?" dedi Rüzgar. "Başımıza ikinci Katrivas oldu." 

Yok. Ben onun gibi olamam. Ben onun kadar soğuk ve uzakta duramam. Ben öyle hiç tanışmamışız gibi gözlerimi kaçıramam insandan. 

Bir cevap vermeden tebessüm ettim ve sandalyeyi çekerek masadan kalktım. Ardından bahçe kapısına doğru ilerledim. Kısa teneffüslerden birisinde olduğumuz için bahçe çok dolu değildi. Yavaş adımlarla Atlas’la sigara içtiğimiz alana yürüdüm. Çimlerin üzerine basarak ağaçların arasını açacağım sırada duyduğum sesin kime ait olduğunu biliyordum. O sesi tanıyordum fakat o an hiç tanımamayı istedim.

"Yorucu," dediğini işittim Atlas'ın. Kiminle konuştuğunu aradaki ağaçtan ötürü göremiyordum fakat onların benim ayağımı gördüğünü tahmin edebiliyordum. Göğsümün sıkıştığını hissetsem de kendimi zorladım ve ağaç dallarını iki yana açarak ağaçların arasından geçtim.

Atlas bakışlarını çevirip kimin geldiğine bile bakmadı. Küçük alanda benim oturduğum yerde Atlas'ın yanında bir kız oturuyordu. Kim olduğunu bilmiyordum fakat Lina'nın sınıfından olduğunu biliyordum. Koyu kahve saçlara sahipti. Gözleri maviydi fakat Atlasınkiler gibi değildi. Onun gözleri buz mavisiydi. Elmacık kemikleri belirgindi. Yüzünde işlem olduğunu anlamıştım fakat ona yakışmış gözüküyordu. Üzerinde kısa okul eteği ve gömleği vardı. Sırtını arkasındaki demirliklere yaslamış, dudaklarının arasına Atlas'ın sigarasını yerleştirmişti. Atlas'ın olduğunu biliyordum çünkü elinde bir paket yoktu. Kaşlarımı kaldırdım. Bakışlarımı onlardan alarak kızın sağ tarafında kalan boşluğa oturdum ve cebimden kulaklıklarımı çıkartarak kulağıma taktım. 

Atlas Katrivas, benimle oturduğu o yerde şimdi başka bir kızla oturuyordu. Mesajıma cevap vermediği, beni yok saydığı iki günün ardından bir başkasıyla gülüyordu. 

Kulaklığımdan herhangi bir müzik açmamıştım. Yalnızca onlar, onları duyabildiğimi fark etmesinler istemiştim. Elimdeki sigara paketini açarak içerisinden bir dal sigara çıkarttım ve dudaklarıma yerleştirdim. Kalbimi o gece hissettiğim huzursuzluk kapladı. 

Ben yıllardır tam olarak bundan kaçmıştım. Şimdi beni anlıyor musunuz? Ben bununla savaşmıştım. İçimdeki onu öldürmesinden korkmuştum. Bana böyle ellerini uzatmışken o elleri bir anda çekmesinden korkmuştum. Ve korkularımla onu severken yüzleşmek zorunda kalmıştım. 

Ben acımı yok saymayı onu severken öğrendim.

"Küs müsünüz?" dediğini işittim yanımdaki kızın. Muhtemelen kulaklıklarım olduğu için onu duymadığımı düşüyordu. 

"Kimle?" dedi Atlas fakat mimiklerini göremiyordum. İkisine de bakmıyordum. Sigaramı içerken bakışlarım yerde, spor ayakkabılarımın ucundaydı. 

"Hera," dedi kız kısık bir sesle. 

"Ne alaka?" dediğini işittim Atlas'ın. Bu soru onu rahatsız etmiş gibi bir tepki vermişti. 

"Partide baya samimi gözüküyordunuz," dedi ismini hala öğrenemediğim kız. 

"Hera işte," dedi Atlas. Hera işte. "Melih amcanın kızı." Yutkundum. Ne ağlayabilirdim burada ne de ona dönüp ağzımı açabilirdim. 

Hera işte demişti. Melih amcanın kızı. 

Yeniden en başa, başladığımız noktaya dönmüştük fakat ben bunun sebebini anlayamıyordum. Elimdeki sigara bittiğinde söndürerek bir yenisini yaktım.

"Bu akşam ne yapacaksın?" dedi kız ona bu konuyu üstelemeyerek. 

"Babamın bir iş yemeği var. Ona gideceğim Kayra." Kızın ismini Atlas'ın ağzından duymak göğsümün burulmasına sebep olurken bu son üç gündür beni kaçıncı kırışıydı sayamamıştım. 

Artık Katrivas'ın hayatında yoktum. Sebebini bilmiyordum fakat o kalın çizgilerini bana karşı da çizmişti. Ve istesem de artık hayatına dahil olamayacağımı biliyordum. 

Keşke. Keşke en başından beri hiç adım atmamış olsaydı bana. Hiç konuşmasaydım onunla. Gelmeseydi kapıma. Bana yardım etmeseydi. O gün o denizde ellerimi tutmasaydı. 

Keşke kendi içimde inanmasaydım ona böylesine. 

Atlas Kayra'ya bir şey söylemeden elindeki sigarayı söndürerek ayağa kalktığında izmaritini oturduğu yerde bırakmıştı. Onun ardından Kayra da kalktı. Kısa bir an beni izlediğini hissetsem de ağaçların arkasından çıkarak bahçeye geçtiler ve adım seslerini işittim. 

Göğsümün ortasında başlattığı yıkımdan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum. O gecenin sabahında, Atlas'ı evinde bulamadığımda aslında yaşanacakları hissetmiş gibi huzursuzdum. İçimde bir yerlerde beni kendisine çeken bir deniz vardı ve ben orada boğulmamak için uğraşıyordum. 

Beni yok saymıştı. Benimle olan anılarını bir başkasıyla yeniden, yanı başımda yaşamıştı.

Atlas bana ne anlatmaya çalışıyordu? Bir yedeğimin olduğunu mu hissettiriyordu? Ya da bu kadar derin düşünmeyecek kadar bile önemsemiyor muydu beni?

Atlas böyleydi işte. 

İki kelime. Keskin çizgiler. Duvarlar ve o duvarların ardında kalanlar.

Kapıyı bir kere yüzünüze çarptığında bir daha çalmaya gücünüz olmazdı. Derin bir nefes aldım ve telefonumu açarak sosyal medya hesabıma girdim. Onun profiline tıklayarak paylaştığı son fotoğrafa göz atmak istedim. O güne ait bir anımız vardı. Belki orada kendimi görmek bana daha iyi hissettirecekti ama sosyal medya hesabında o fotoğrafı bulamadım. Kendi fotoğrafının yanına beni koyduğu gönderide yalnızca kendi fotoğrafı kalmıştı. 

İncinecek parçası kalmadı yüreğimin.

Sen bana daha fazla nasıl bir acı yükleyebilirsin?

Paketin içerisinden bir sigara daha çıkarttım. Artık ona ait hiçbir yerde ben yoktum. Belki de en başından beri olması gereken buydu. Derin bir nefes aldım ve telefonuma düşen bildirime baktım. 

Lina: Sigara mı içiyorsun hala? 

Ders zili çalmıştı, kafeteryadan kalktıklarını tahmin edebiliyordum. 

Hera: Evett

Yazıp gönderdim ve telefonumun ekranını kapattım. Ekranımın ışığı yeniden yandığında bakışlarımı ekrana çevirdim. Gelen mesajı okuyarak bir cevap yazmadım. 

Lina: Bana bir dal ayır geliyorum. 

Birkaç dakika sonra Lina ağaçların arkasına gelmiş, biraz önce Kayra'nın kalktığı yere oturmuştu. Atlas'a karşı o kadar kırgın hissediyordum ki artık ne hissettiğimi bile çözemiyordum.

"Derse gitseydin sen," dedim mırıldanarak. Gözlerimin dolmaması için kendimi zorluyor, dişlerimi sıkıyordum. Bakışlarımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Hava bulutlu ve grimsiydi fakat yağmur yağmıyordu. 

"Neyin var senin?" dedi Lina bana bakarak. 

"Neyim var?" dedim derin bir nefes alarak. 

Hiçbir şeyim yok. Hiç kimsem yok.

"Atlas'a mı takılıyorsun?" dedi gözlerimin içerisine bakarak. Bu soru canımın yanmasına sebep oldu. Anlaşılıyor muydu? Anlamamalıydı. 

"Yok," diye mırıldandım kaçarak. "Yani garip davranıyor ama ona takılmadım. Bir şey yaptım fark etmeden galiba."

"Saçmalama," dedi Lina elimdeki sigaraya aldırmadan elini sırtıma yerleştirerek beni kendisine doğru çekerken. "Bok kafalının teki sadece."

"Bir şey mi söyledi size?" dedim konuşmasından yola çıkarak. 

Bir cevap vermediğinde bir şey söylediğini anlamıştım. Derin bir nefes aldım ve başımı elinin altından kurtardım. 

"Lina söyler misin?" dedim gözlerinin içerisine bakarak. "Lütfen."

"Sadece artık görüşmeyeceğinizi söyledi," dedi anlamadığım bir şekilde. Yüzümde alaylı bir gülümseme oluştu. 

"Görüşüyor muyduk ki?"

"Gözümüzün önünde flört ediyordunuz Hera," dedi Lina gözlerini kısarak. 

"Derdi neymiş peki?" dedim kurduğu cümleyi es geçerek. Ben de öyle olduğunu düşünmüştüm fakat demek ki Atlas için öyle değilmiş. Biz fazla anlam yüklemişiz.

"Söylemedi," diye mırıldandı. "Anlatsana bana bi ne yaşadınız siz?" dediğinde gözümden bir damla yaş süzülmüştü. 

"Hera," dedi elini yüzüme uzatarak. "Saçmalama." Parmağı yanaklarımdan süzülen göz yaşımı sildi. Uzun tırnakları yanağıma hafif baskı yaparken birkaç damla daha süzüldü gözlerimden.

"Şimdi konuşmayalım lütfen," dedim kısık çıkan sesimle. "Sonra."

"Bugün çıkışta benimlesin," dedi Lina itiraz istemeyen bir ses tonuyla. 

"Olur," diye mırıldandığımda cebinden çıkarttığı peçeteyi bana uzattı. Kırgın bir tebessümle bana uzattığı peçeteyi elime aldım. 

"Teşekkür ederim," diye mırıldandım peçeteyle göz yaşlarımı silerken. 

"Bana bir sigara borcun var," diye mırıldanıp göz kırptı ve ayağa kalkarak elini bana uzattı. Uzattığı eli tutarak ayağa kalktım. 

"Teşekkür ederim," diye mırıldanırken elimdeki sigara paketini eteğimin cebine sıkıştırmıştım. Lina elini yeniden omuzuma koyarak beni kendisine doğru çekti ve birlikte ağaçların arkasından çıktık. 

"Ne demek bebeğim," diye mırıldandı. Onu sevdiğimi anlamış mıydı bilmiyordum.

Lina en nihayetinde Atlas'ın arkadaşıydı. İçimde bir yerlerde oluşan şüphe duygusu beni kendi kabuğuma çekilmek için zorlarken o duyguya karşı savaş verdim. 

Hayır, dedim kendime. Kıracağız yalnızlığımızın kabuğunu. İzin vermeyeceğiz bu hissin bizi ve çevremizdeki insanları çürütmesine. Linayla okulun içerisine girdiğimizde Lina bana doğru mırıldandı. 

"Sen neden eşit seçtin?" Omuz silktim. 

"Çalışma alanı daha bana göre geldi. Zaten çalışacağımdan değil de işte. Dil okuyorsun değil mi sen?" Başıyla beni onayladı. 

"Eğlenceli olmalı," diye mırıldandım. 

"Eğlenceliden ziyade kolay. İşime geliyor. Umut'la takılırken bir yandan okul bitiriyorum."

"Çok güzelsiniz siz ya," dedim bakışlarımı yumuşatarak. "Yüzüm kızarık değil dimi?" Diye ekledim ardından ağladığım belli olsun istemiyordum. 

"Fıstık gibisin," dedi Lina başını olumsuz anlamda sallayarak. 

"Çıkışta görüşüyoruz o zaman."

"Öğlen yanımıza geliyorsun?" dedi Lina tek kaşını kaldırarak. 

"Lina," dedim yalvarır gibi. "Atlas istemez beni. Şimdi arkadaş ortamına girip rahatsız etmek istemem."

"Kimi rahatsız edeceksin ya?" dedi Lina. "Biz onun getirdiği kızları çekiyorsak o da bizim arkadaşlarımıza tamam diyecek. Yok öyle her şeyde söz hakkı."

"Sizinle beni o tanıştırdı," dedim ona karşı çıkarak. "Gün sonunda arkadaşlarını çalmış gibi olacağım."

"Sonunda bir işe yaradığı olmuş diyelim," dedi yüzünü ekşiterek. "Hadi, sınıfa git şimdi. Öğlen benimlesin. Beğenmeyen yallah başka masaya." Son kurduğu cümleye karşı buruk bir şekilde güldüm ve ona el sallayarak sınıfıma doğru ilerledim. 

Bir yanım bu konuda çok hassas hissediyordu. Yıllardır sevdiğim, benimsediğim insanın şimdi beni böyle yok sayması. Gecesinde banyosuna soktuğu, kendisine çektiği kızı sabahında bir başına bırakması canımı yakıyordu. Derin bir nefes alarak sınıfın kapısını hafifçe tıklattım ve içeriye girdim. 

Sıram Atlas'ın sırasının hemen yanındaydı. Ve Atlas yine sırasına yan oturmuş, bacaklarını boşluğa doğru hafif uzatmıştı ve elindeki kalemle oynuyordu. Bakışlarımı ona çevirerek masama doğru yürüdüğümde bir an bile bana bakmadı. 

Gözlerimiz bir an bile kesişmedi. 

Atlas Katrivas. Güzel çekiyorsun sınırlarını. İyi belirliyorsun konumunu. 

Ve yine hiç bilmeden kırıyorsun kalbimi. 

Masama geçerek oturduğumda hemen arkamda kalan Rüzgar'ın sırada uyukladığını gördüm. Defne önümdeki kızın yerine geçmişti. Oturduğumda ona doğru seslendim. 

"Ne yapıyorsunuz?"

"Yine sıkıcı sıkıcı konular anlatıyor bu kel," dedi matematik öğretmeninden bahsederek. "Ayrıca sen bana nasıl hiçbir şey anlatmazsın kızım?"

"Ne anlatmamışım?" dedim kaşlarımı çatarak. Fısıldayarak konuştu. 

"Atlas'la partide yakınmışsınız," dedi Defne ve ardından ekledi. "Şu son fotoğraftaki sen miydin kız?"

"Yok," dedim kaşlarımı çatarak. 

"Babalarımız arkadaş bizim. Oradan tanışıyoruz işte. Fazlası yok."

Fazlası yok. Melih amcanın kızı işte, demişti atlas. Fazlası gerçekten de yok. 

"Senin nasıl gidiyor? Görmedim seni partide."

"Yok ya site dışındaydı diye gelemedim ben. Bizim okulun bir dedikodu grubu var oradan gördüm."

"Ne grubu?" dedim kaşlarımı çatarak. Defne telefonunu çantasından çıkartarak bana doğru çevirdi. Bakışlarımı ara sıra Atlas'a kaydırıyordum fakat o bir an bile bana bakmıyordu. İlk kez dikkatle öğretmeni dinliyor, önündeki deftere rast gele notlar alıyordu. 

"İlk kez ders dinliyor gibi bu hayırsız," dedim aramızda bir sorun yokmuş gibi Defne'ye.

"He," dedi telefonunu açarken. "Matematik dinler bi, bak grup bu. Ekleyeyim mi seni?" Grup bir Whatsapp grubuydu. Fakat yalnızca yöneticiler mesaj atıyordu ve yöneticilerin numarası da yurt dışı numarasıydı. 

"Bu uğraş ve çaba ne?" dedim mesajlara bakarken. Yöneticilerden birisi Atlas'ın partiye benimle geldiğini ve bütün gece beni yanından ayırmadığını yazmıştı. Kaşlarım alayla kalktı. Şimdi yüzüme bile bakmıyordu ve bunun mantıklı bir sebebi bile yoktu. 

"Öyle işte," dedi Defne ve aramıza okulun içerisinde yankılanan zil sesi girdi. Sonunda öğlen teneffüsü gelmişti. 

"Neyse ben kalkayım da biraz nefes alayım," dedim Defne'nin omuzuna elimi koyarak. 

"Sanki derse on beş dakika önce girmemiş gibi," dedi Defne ve güldü. Ona gülümseyerek ayağa kalktım. Rüzgar sırasında uyumaya devam ediyordu fakat Atlas benimle birlikte kalkmıştı. Kapıya doğru aynı anda yürüdüğümüzde bedenlerimiz çarpışmaktan son anda kurtuldu. Yanımdan öylece geçip gittiğinde derin bir nefes aldım ve dilimi kurumuş dudaklarımda dolaştırdım.

Gerçekten beni kırmaktan da öte artık sinirlendiriyordu. 

Sınıftan çıkarak merdivenlere doğru ilerledim. Asansörle ineceğini biliyordum ve onunla biraz daha aynı ortamda bulunmak istemiyordum. Merdivenleri ikişer ikişer hızlı adımlarla inerken yanımdan geçen bedenlere çarpmamak için özen gösterdim.

En alt kata indiğimde adımlarımı yavaşlatarak kapıya doğru ilerledim ve okulun bahçesine çıktım. Yavaş adımlarla boş olan çardaklardan birisine ilerleyerek oturdum. Oturduğum çardak diğerlerinin oturduğu yer değildi. Sağda yan yana altı çardak dizilmişti. Atlas ve arkadaşları genelde ilk baştakine geçerdi. Bense bilerek ikinciye oturmuştum. Telefonumu çıkartarak Lina'ya mesaj attım. 

Hera: Gelmeyeceğim yanınıza. Zorlama lütfen, eve geçince konuşuruz. 

Lina: Ben geleyim mi yanına? Bahçede misin?

Daha bahçeye çıkmamışlardı. Hızla ona cevap yazdım. 

Hera: Bahçedeyim, gerek yok. 

Derin bir nefes alarak bakışlarımı bahçede dolaştırdığımda tanıdık birkaç yüzden fazlasını göremedim. Hava kapalıydı fakat fazla soğuk değildi. Mini eteğime ve gömleğime rağmen üşüdüğümü hissetmiyordum. İçimdeki hisleri bastırmaya çalışıyordum. Atlas'a karşı duyduğum duygu öfke mi yoksa kırgınlık mı artık çözemiyorum. Kalbimin içindeki karmaşada kendi yaşanmışlıklarımı silikleştiriyorum ve bundan vazgeçemiyorum. 

Hiçbir şey değil ama yanımdan öylece bir yabancıymış gibi geçip gitmesi göğsümde bir yumru oluşmasına sebep olmuştur. Şimdi içimdeki o baskıyla, karnımdaki ağrıya ve mide bulantısıyla baş etmeye çalışıyordum.

"Hera?" İsmimi duyduğumda bakışlarımı yerden kaldırarak önümde durduğunu yeni fark ettiğim Evren'e çevirdim. Koyu kahve gözleri kaşlarını çatarak bana yönlendirmişti. 

"Efendim?" dedim neden burada olduğunu sorgulayarak. 

"Seslendim birkaç kere duymadın," dediğinde kaşlarımı indirdim. 

"Pardon, dalmışım." 

"Boş çardak yok, otursam sıkıntı olur mu?" Bakışlarım sağımdaki ve solumdaki çardaklarda dolaştı. Söylediği gibi etrafta boş çardak olmadığını gömdüğümde kenara çekildim. 

"Gel tabii." Sağımdaki çardakta Rüzgar, Lina ve Umut oturuyordu. Atlas'ın hala onların yanına gelmediğini fark ettiğimde ne yaptığını merak ettim. 

"Sıkıntı mı var?" dedi Evren tavrımı fark ederek. Uzun boylu bir çocuktu fakat Atlas kadar değildi. Boynunda küçük iki dövme vardı. Koyu kahve gözlere ve siyah saçlara sahipti. Kendine ait bir enerjisi vardı.

"Yok ya," dedim ona doğru dönerek. Telefonunu önümüzdeki masaya bırakarak arkasına yaslandı. 

"Bi suratın asık sanki," dediğinde dudaklarımı büzdüm. 

"Sırıtayım mı durup dururken?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Bana gülümsedi. 

"Biraz gülümsesen fena olmaz sanki," dediğin basımı iki yana sallayarak güldüm. 

Atlas Katrivas acaba şu anda tam olarak neredeydi ve ne yapıyordu? 

"Sen nasıl geçtin bu okula harbi ya?" dedi Evren bakışlarını bana doğru çevirerek. Ona dürüst davrandım ve onunla konuşmak şimdilik beni oyaladığı için muhabbete devam ettim. 

"Kızın birini dövdüm," dedim mırıldanarak. Ellerimi oturduğumuz yere koymuştum ve ayaklarımı hafifçe sallıyordum. 

"Harbi mi?" dedi Evren gülerek. 

"Hım baya saç baş ne varsa yoldum," dedim içimdeki bütün çirkefliğimi ortalığa dökerek. 

"Ve Özel Katrivas Koleji bu kadar prestijli bir öğrenciyi kaçırmak istemedi?" dediğinde söylediğine sesli bir şekilde gülerek elimle koluna hafifçe vurdum. 

"Dalga geçme benimle."

"Niye ya?" dedi ve bana göz kırparak ekledi. "Sen de şey demeyecek misin? Ben Hera Yarkan'ım." Atlas'la dalga geçtiğini fark ettiğimde dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım. 

Tam olarak bunu yapıyordu. Geniş omuzlarına arkaya doğru yaslar, kaşlarını kaldırır. "Ben Atlas Katrivas'ım," derdi.

"Çık," dedim. "Demeyeceğim." Bakışlarım sağa doğru kaydığında Atlas'ın çoktan Linaların yanına geldiğini gördüm. Tek değildi fakat bugün ilk kez bana doğru baktığını görmüştüm. 

Yanında Kayra dediği o kızda vardı. Bakışlarını yakaladığımı fark ettiğinde gözlerini kaçırarak benden uzaklaştırdı. Bir eli arkaya doğru uzanıyordu ve elinin uzandığı kısımda o kız oturuyordu. Nerede olduğunu artık biliyordum fakat benim yanımda olmadığı sürece ne fark ederdi? Gözlerimi onlardan alarak Evren'e döndüğümde bana takıldı. 

"Beni dinlemiyor musun sen?"

"Dinliyorum," dedim dinlemesem de. 

"Bi sıkıntın var ama çözemedim," dediğinde konuyu değiştirdim. 

"Hangi sınıftaydın sen ya?"

"Sayısal," dedi Evren. "Allah kahretsin ki sayısal." 

Evren bütün teneffüs boyunca yanımda oturmaya devam etti. Okuldan, okuldaki dedikodulardan ve benim eski okulumdan dakikalarca sohbet ettik ve hiç olmazsa öğle teneffüsü boyunca zihnimin durulmasına sebep oldu. 

O gece Atlas'la sona kaldığında nasıl sarhoş olduğunu ve eve nasıl döndüğünü sorduğumda bana uzun uzun eve gitme anısını anlatmış, kendisiyle ilgili birkaç saat sonra hatırlamayacağım bilgiler vermişti. Anladığım kadarıyla dost canlısı, eğlenceli birisiydi fakat ilgim tam olarak onda değildi. Hiç olmazsa bugün.

Geri kalan dersler sıramda öylece uyumuş, notlar tutmuş ve defterime daha önce yaptığım gibi küpler karalamıştım. Okulun çıkış zili sonunda çaldığında eşyalarımı toparlayarak dolabımın içerisine yerleştirdim ve çantamı alarak yavaş adımlarla asansöre doğru ilerledim. Bir yandan Lina'ya mesaj atıyordum. 

Hera: Seni bekliyorum kapının önünde.

Lina: Üç dakikaya yanındayım.

Okulun kapısına çıktıktan birkaç dakika sonra Lina koşarak yanıma gelmişti. Yanında ne Umut vardı ne de Rüzgar. 

"Evime gelen ilk arkadaşım olacaksın hazır mısın?" dedim gözlerimi kısarak. Bundan önceki arkadaşlıklarımı yok saydım.

"Böbreklerimi çalmazsın diye umuyorum," diye mırıldandığında gözlerimi devirdim. 

"Böbreklerini çalmak istemeyecek kadar zenginim Lina." Bana vay dercesine başını eğdi ve sonrasında eve sohbet ederek yürüdük. Evin bahçesinden girdiğimizde bizi karşılayan korumalara tebessüm ederek kapıyı açtım ve Lina'nın ceketini alarak vestiyere asması için hizmetliye uzattım.

"Niye gelmedin öğlen?" dedi Lina biz merdivenleri çıkarken. 

"Atlas'a sinirlendim," dedim derin bir nefes alarak. 

"Ne yaptı?" dediğinde odamın kapısını açarak içeriye geçmiştim. O da benim ardımdan girerek kapıyı kapattığında bakışlarımı ona çevirdim. 

"Balkona geçelim mi?"

"Olur," diye mırıldandı ve birlikte balkona çıkarak oradaki sandalyelere oturduk. 

"Aynı anda kalktık sınıfta fark etmeden," dedim ona güvenmek konusunda emin olmasam da.

"Eeee?"

"Yan yana geldik, duraksadım bir an için. Aptal sanki düşmanıymışım gibi omuzuma çarpıp çıktı gitti sınıftan. Anlamıyorum bunu neden yaptığını? Ne yaptım ben ona?"

"Sen neden Atlas'ın yaptığı veya söylediği şeyleri böyle kafana takıyorsun?" dediğin bu durumu ona nasıl açıklayacağımı bilemedim. Benim bile kendi içimde kendime anlatamadığım bir gerçek saklıydı bunun altında. Şimdi bir yabancıya nasıl söylerdim?

Nasıl onu seviyorum derdim?

"Bilmem," dedim omuz silkerek. "Bir yakın bir uzak bana. Anlayamıyorum."

"Bunu ona söyleyecek cesaretin yok ama," dedi sarı saçlarını eline taktığı siyah tokayla toplarken. Bu cümle bir yumru gibi boğazıma oturdu.

"Hayatımda olan birisi değil," dedim kalbim acısa da. Lina elini koluma doğru uzattı ve elime doğru kaydırarak elimi tuttu. Bazı geceler kendi kendime konuştuğum o odada şimdi başka biriyle birlikteydim. Anlatsam dinlerdi fakat anlatmaktan korkuyordum. 

"Hera," dedi elimi avuç içine alırken. "Neden bu kadar kaçıyorsun Atlas'ı önemsediğini belli etmekten?"

"Kaçmıyorum," diye mırıldandım. "Kimseyi de önemsemiyorum. O aptalın bana bunu yapmaya hakkı yok." Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Gülümsemesine anlam veremedim. 

"Onu seviyorsun," dedi Lina korktuğum bir gerçeği suratıma tokat gibi çarparak. Bu benim için saklanması gereken bir gerçekti. Bu odada bir başıma verdiğim savaşların sebebiydi. 

Gözlerine baktım. Bir insana herhangi bir sırrını vermek bana göre değildi fakat artık kaçamayacağımı hissettiğimden mi yoksa içimdeki boşluğu kapatmak istediğimden midir bilinmez mırıldandım. 

"Belki." Sonra gözlerimi Lina'ya çevirdim. Bir damla yaş süzüldü gözlerimden. "Ben yıllarca bu odada onun hayaletiyle savaştım. Kimsem yokken ona derdimi anlattım ve ondan tek bir adım beklemedim Lina. Zaten hiçbir zaman umudum olmadı." 

Yeniden yüzümdeki göz yaşını sildi. 

"Bir aydır bana bir başkasının bambaşka şekilde yorumlayacağı davranışlarda bulundu ama ben kendime dedim ki hayır Hera. Seni sevmiyor, umutlanmazsın. Ben ondan kaçtım. Ona duyduğum sevginin bende yaratacaklarından korktum çünkü Atlas'ı tanıyorum." Ellerimi Lina'nın avuç içlerinden çektim. İki elimle kendimi gösterdim. 

"Bak halime. Biliyorum Atlas bu. İstediğinde sınırlarını güzel çizer. İstediğinde bir duvar örer. Ne yaparsan yap giremezsin yörüngesine. İzin vermez." Burnumu çektim ve kısılan sesimle mırıldandım. 

"Hiç kimsesi olmak başka. Sevmediği birisi olmak başka." Bu ikisi bambaşka konulardı. Ve ben onun beni tanımamasıyla baş edebiliyordum fakat sevmemesiyle baş edemezdim, biliyordum.

"Ve diğerleri de biliyor mu?" dedim elimin tersiyle göz yaşlarımı silerken. Yüzümün kızardığını biliyordum.

"Hayır," dedi usulca. "O kadar iyi saklıyorsun ki Umut dümdüz Atlas'a gıcık olduğunu düşünüyor."

"Peki neden böyle yapıyor?" dedim Lina'nın bunu bileceğini bilerek.

"Sana yalan söylemeyeceğim," dedi beklemediğim bir dürüstlükle. Ne olursa olsun Lina Atlas'ın arkadaşıydı. Şimdi ona anlattıklarımı Atlas'a anlatsa şaşırmazdım. Ben insanlara güvenmezdim. Kendi içimi açarken bile. Ama boğazımda bir yumru gibi oturan sevgiyi benden başka birisine dökmek biraz olsun rahatlamama sebep olmuştu.

"Biliyorum neden uzak durduğunu ama senin söylediğin bir şeyi ona söylemeyeceğim gibi onunkini de sana söylemem." 

Kurduğu cümle kaşlarımı kaldırmama sebep olurken zarif hareketi ona olan saygımın artmasına sebep oldu.

"Benden nefret edeceği bir şey mi yaptım?" dedim yalnızca bunun cevabını merak ederek. 

"Hayır ağlak fare," dedi beni kendine doğru çekerek başımı göğsüne bastırırken. "Hepsi Atlas Katrivas bokluğu ve eminim çok pişman olacak." Ona bir cevap vermedim. 

"Kalk da elini yüzünü yıkayalım," dediğinde başımı ellerinin arasından kurtararak geriye doğru çekildim.

"Hava soğudu zaten," dedim ağladığım için boğuk çıkan sesimle. 

"Ve kararıyor, ben çıksam iyi olacak gibi."

"Olur," diye mırıldandım ve Lina’yla odama girdim. Çantasını eline aldığında üzerimdeki formalara aldırmadan banyoya girerek yüzümü yıkadım. Ardından odaya geri döndüm ve odanın kapısını açarak Lina’yla evin içerisindeki merdivenlere yöneldik. Merdivenlerden inerken aşağıdan babamın sesinin geldiğini işittim. Muhtemelen telefonla konuşuyordu. 

"Yarın okulda görüşürüz," dedi Lina kapının önüne geldiğimizde. Hizmetli ceketini ona uzatırken tebessüm ettim. 

"İyi ki geldin." Son kez ona sıkıca kollarımı sardığımda ilk kez bir insana kendini açmanın insanı ne kadar rahatlattığını hissettim. 

Kollarımı ondan ayırarak kapıya doğru ilerledim ve hizmetliye bırakmadan onun için kapıyı ben açtım. Bakışlarım bahçeye doğru döndüğünde kapının önünde gördüğüm iki çift ayak bakışlarımın donuklaşmasına sebep oldu. 

Atlas Katrivas ve babası evimizin önündeydi. 

Atlas'ın gözleri önce bana sonra yanımdaki Lina'ya kaydı. Ardından bir kere daha bana bakmadı. 

"Aaa," dedi Lina durumu toparlamak istercesine. "Haldun amca iyi akşamlar."

"Lina," dediğini işittim Haldun amcanın. "İyi akşamlar kızım. Sen de kalsaydın yemeğe."

"Teşekkür ederim ama eve gitmem gerek. Size afiyet olsun." Lina bana dönerek elini koluma koyduğunda beni kendime döndürmek için bunu yaptığını anlamıştım.

Atlas, Lina'ya dönerek mırıldandı. 

"İyi akşamlar." Bu altında bir anlam taşıyan cümleydi, anlamıştım. Fakat dönüp bana bakmadı. Onlara dönerek hoş geldiniz dediğimde bile bir cevap vermedi. Lina kapıdan çıkıp gittiğinde onlar içeriye girmiş, babamsa kapı önüne gelmişti. 

Şimdi burada, bütün seslerin ve görüntünün bulanıklaştığını hissettim. Sanki zamanın içerisinde bir yerde bize ait bir anıdaydık fakat o an hiç bize ait olmamıştı.

Bize ait olamayan o anı için burkuldu kalbim. En başta bir eylül akşamı, onu gördüğüm, kalbimin onun için ilk kez attığı o akşama geri döndüğümüzü hissettim. 

Fakat artık beni tanımıyor değildi. Beni tanımak istemiyordu. 

Şimdi Atlas Katrivas tam karşımda. Yeniden aynı evin içerisindeyiz. Gözlerim okyanus mavisi gözlerinde. O büyük masada oturuyoruz. Zaman bizi saklamış ve bir ay öncesine geri götürmüş gibi karşı karşıyayız. Ruhumdan eksilen bir parça var. Anılarımda bir yerlerde aynı noktadayız. 

O masada oturuyoruz. Her zaman olduğu gibi.

Sana söylemiştim. 

Şimdi beni daha iyi anlıyor musun?

Atlas Katrivas'la biz aynı masaya otururduk, aynı evde dolaşırdık, aynı okula gider, aynı sokaklarda dolaşırdık ama yan yana gelemezdik.

Bir fotoğraf karesinde bile. 

Şimdi, yine o masada yapayalnızım. Ve bana artık beni hiç tanımıyormuş gibi bakmıyor.

Hiç tanımak istememiş gibi bakıyor.

Tüm Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu