6
BÖLÜM 6: "Darbe İzleri"
Vicdanında bir sızı. Acıtıyor göğsünü yaşadığım acı. Sen bilmezsin, sevgi vicdanda değil kalptedir. Aşk acıma hissinden değil tutkudan beslenir.
Üzerimde hissettiğim soğuk hava ve kendimi dibe doğru bıraktığımda nefesimi kesen su gözlerimi kapatmama sebep olurken suyun içerisinde özgür hissetmeye çalıştım. Üzerimdeki elbise sırılsıklam olmuştu. Makyajımın su yüzünden dağıldığını biliyordum.
Yıllardır ruhsal olarak içerisine daldığım o maviliğin şimdi fiziki olarak içindeydim ve yanımda o vardı. Yaz tatillerini anımsadım. Babamla çıktığımız yurt dışı gezilerinde okyanus suyuna girerken suyun içerisinde gözlerimi kapatır karanlığı hissederdim. Ve o karanlıkta onun gözlerini, bakışlarını arardım.
Hiç bulamayacağımı bilsem de o gözler boğulmaktan korkmayacağım tek maviliğe sahipti.
Atlas Katrivas'ın gözleri.
Şimdi geçmişimdeki hayallerin sahibi benim ellerimi suyun içerisindeyken tutuyor, benimle yüzüyordu. Kendimi sırf o belimden tutarak beni yukarıya doğru çeksin diye defalarca kez suyun içerisine bırakmış, dibe doğru itmiştim. Ve o her seferinde ellerini belime yerleştirmiş, belimi sıkıca kavramış ve beni kendisiyle birlikte suyun yüzeyine çıkarmıştı.
"Atlas," dedim beni yeniden yüzeye çıkarttığında. Gözleri hala kızarıktı. Sarhoştu fakat eskisi kadar kafası bulanık durmuyordu. Muhtemelen tuzlu su onu biraz kendisine getirmişti.
"Alıştın sen yine," dedi elleri ellerimdeyken. Beni kendisine doğru çektiğinde ellerimi çıplak göğsüne koydum. Atlas Katrivas buradaydı, teni ellerimin altındaydı. Yalnızca sarhoşken.
"Neye?" diye mırıldandım. Saatlerdir suyun içerisindeydik. Hava soğuk değildi fakat yazın olduğu kadar da sıcak değildi. Su gece olduğu için soğuktu fakat tenimiz bu soğuğa alışmıştı.
"Kendini boğulacağın sulara bırakmaya," dedi kendimi suyun içerisine itmeme atıfta bulunarak. Yüzümde geniş bir gülümseme oluştu. Bu gece bize aitti. Bu gece odasında onunla konuşan Hera'ya aitti. Bu gece on yedi yaşıma aitti.
"Sen kurtaracaksın diye Atlas," dedim bütün bunları hatırlamayacağını bilerek. "Sen kurtaracaksın diye."
Bana bir cevap vermedi. Gözleri yüzümde dolaşmaya devam ederken partinin yavaş yavaş dağıldığını biliyordum. Saatlerdir suyun içerisindeydik. Lina, Umut, ben ve Atlas. Bu üçlünün içerisindeki yerim neresiydi bilmiyordum fakat içimde bir yerlerde yaşanılanlara karşı heyecan hissediyordum.
"Üşüdün," dedi Atlas hafif titrediğimi gördüğünde. "Çıkalım."
"Yok," diye mırıldandım aceleyle. Bu gece bitmesin istiyordum. "Üşümedim ben."
Yalan söyledim. Beni bir kere daha o suyun içerisinden çek çıkar istedim.
"Üşüyorsun işte, "dedi Atlas inatla ve beni tutarak kıyıya doğru biraz ilerledi. Ellerimi ondan çekerek onunla kıyıya doğru yüzmeye başladığımda Umut ve Lina'nın da kıyı tarafında olduğunu fark ettim.
"Ebesinin amını gördük!" diye bağırdı Umut Atlas'a doğru. Sesleri suyun içerisinde olduğumuz için boğuk geliyordu fakat onu duyabiliyordum.
Ayaklarımız yere değebileceği kadar kıyıya yaklaştığımızda Atlas ayağa kalkarak yürümeye başladı ve ben de onun ardından suyun içerisine doğruldum. Üzerimdeki elbisenin ayağa kalkarken yaptığı ağırlık zorlanmama sebep olsa da ayağıma batan taşlara aldırmadan Atlas'a yetiştim.
Sudan çıkarak kumsala adım attığımda bakışlarım etrafta dolaştı ve gözlerim Umut ve Lina'yı aradı. Başımın hafif döndüğünü hissediyordum ve üzerimdeki elbise ıslak olduğu için bana ağırlık yapıyordu.
"Atlas," dedim kumsalın üzerinde tişörtünü arayan Atlas'a seslenerek.
"Hera," o da aynı şekilde bana seslendiğinde başımı iki yana salladım. Hala köpek gibi sarhoştu. Yanına doğru ilerlediğimde yere attığı pahalı bir markaya ait olan tişörtünü yerden eline almıştı.
"Çıkar üzerindeki kıyafetleri," dedi gözlerini bana çevirerek. Açık kahve saçlarından aşağıya süzülen su damlaları elmacık kemiklerinden boynuna inerken bakışlarım su damlasına takılı kaldı ve bir an için ne dediğini algılayamadım.
"Ha?" dedim şaşkınlıkla.
"Üşüteceksin, çıkarsana elbiseni."
"Kıyafetim yok," dedim üzerimdeki elbiseye bakarken. Elbisem yapılan ağırlıktan ötürü aşağıya doğru kayıyordu ve bu durum göğüslerimin açılmasına sebep oluyordu.
"Tişörtümü vereceğim," dedi Atlas elindeki tişörtü bana uzatarak.
"Saçmalama," dediğimde yüzünü buruşturdu.
"Of Hera," dedi derin bir nefes alarak. "Başım zonkluyor, hadi."
Etrafa bakındım. "Nerede giyineceğim?" Atlas'ta benimle sahile doğru baktığında bana bir şey söylemeden elindeki tişörtle ilerlemeye başladı. Bir bildiği olduğunu düşünerek ardından ilerlemeye devam ettim. Umut ve Lina ardımızda kalmıştı. Onların da normal bir kafada olduğunu düşünmüyordum. Işıklar kapanmamıştı fakat alanda Rüzgar, biz ve birkaç kişiden başka kimsenin olduğunu görmüyordum.
Atlas'la sahilde bir süre yürümenin ardından sahildeki plastik kapılı lavabolardan birisinin önüne geldiğimizde önce içeriyi kontrol etti. Ardından kapıyı açarak başıyla işaret etti ve eliyle hafiften kapıya tutundu.
"Değiştir burada," dediğinde başımı sallayarak onu onayladım ve kumların içerisine giren ayaklarıma aldırmadan yavaş adımlarla açık kapının ardına geçtim. Üzerimdeki elbiseyi saçımı bozacağını bile bile zorlukla üzerimden çıkartırken bir yandan yaşanılanları sorguluyordum.
En dibine kadar Atlas Katrivas'a batmıştım ve ben o derinlikten kurtulamıyordum.
Yine de bu öyle güzel hissettiriyordu ki ben dünyanın hiçbir yerinde böyle nefes alabildiğimi hissetmemiştim.
Elimdeki elbiseyi kapının üzerine koyduğumda üzerimde yalnızca ıslak iç çamaşırım kalmıştı. Atlas kapının üzerine koyduğum elbiseyi gördüğünden olsa gerek elindeki tişörtü bana doğru uzattığında hızla tişörtü alarak üzerime geçirdim.
Atlas'ın siyah tişörtü benim elbiselerimle ortalama aynı boya denk geliyordu çünkü boyu benden oldukça uzundu. Bir doksan civarı olduğunu düşünüyordum. Kısa boylu bir kız olmamama rağmen ona sarılsam omuzlarına ancak denk gelirdim.
"Atlas," diye mırıldandım kapının ardından çıkarken.
"Giydin mi?"
"Üstün çıplak kaldı," dediğimde başını iki yana salladı.
"Sorun değil, bünyem sağlamdır benim."
"Şu halime bak çok komik oldum." Gözleri üzerimde dolaştığında avuç içlerimle tişörtünün kenarlarını tutmuştum.
"Süper ya," dedi Atlas beni kendisine doğru çekerken. "Şirinler gibi olmuşsun."
"Ne?" dedim onun dengede kalmak için bana tutunduğunu fark ettiğimde.
"Bayıldım," dedi Atlas harfleri uzatarak. Ne söylediğinin farkında bile değildi.
Beraber sahilde yürürken geldiğimiz noktada bizi bekleyenlere baktım. Rüzgar içlerinde en ayık olandı, fazla içmemişti. Umut deli gibi sarhoştu. Lina ona sarılıyor bazen onu uzun uzun öpüyordu.
"Taksi çağırdınız mı lan?" dedi Atlas çıplak ayaklarına aldırmadan tahta platformun üzerine çıkarken. Ben de onunla platforma çıkmış ve oturduğumuz yere ilerlemiştim. Benim çantam onunsa ceketi hâlâ koltuğumuzun üzerindeydi.
Atlas beni bırakarak ceketine doğru ilerlediğinde Rüzgar ona seslendi.
"Sen de mi taksiyle döneceksin?" Atlas başıyla onu onayladı ve ceketini üzerine giyerken gözlerimin çıplak teninden ayrılmasına sebep oldu.
"Motoru sen götür," dedi Atlas ceketin cebinden çıkarttığı anahtarı Rüzgar'a fırlatırken.
"Ne amına koyayım?" Rüzgar kıvrak bir şekilde anahtarı havada yakalarken şaşkınlıkla Atlas'a cevap vermişti. "Ne alaka amcık?"
"Hera'nın üzerine verebileceğim hiçbir sik yok ve aramızdaki en normal kişi sensin." Atlas yüzünü buruşturdu ve elini yüzüne götürerek ekledi. "Şu hale bak amına koyayım aramızdaki normal kişi Rüzgar olmuş."
"Sen motoruna dokunmama bile izin vermezsin?" dedi Rüzgar bu konunun üzerinde durarak. "Ne demek anahtar fırlatmak. Hem de kafam hafif güzelken." Son cümlenin üzerine vurgu yapmıştı.
"Rüzgar," dedi Atlas derin bir nefes alarak. "Beynimi iyice sikme. Hera'yı götüreceğim." Rüzgar bakışlarını bana doğru çevirdi.
"Sen şahitsin bak?" dedi parmağını bana çevirerek. "Kendi hür iradesiyle verdi. Ben suçsuzum." Bu konunun bu kadar olay olması içimdeki sorgulamalar yaşanmasına sebep olurken yalnızca Atlas'a bakıyor ve onları dinliyordum.
"Tek çizik görürsem ebeni sikerim," dedi Atlas araya girerek.
Hera'yı evine bırakacağım demişti.
Gözü gibi baktığı, benimsediği motorunun anahtarını öylece Rüzgar'a fırlatmıştı. Ve bütün bunları sarhoşken düşünebilecek kadar ince davranmıştı. Göğüs kafesimin içerisindeki et parçasını artık hissetmiyordum.
"Şahidim," dedim büyük bir gülümsemeyle ve Atlas'a döndüm.
"Gel buraya koca oğlan," onu kolundan tutarak plajın çıkışan doğru ilerlediğimde Rüzgar eşyalarını toplamaya gitmişti. Lina ve Umut'sa bize yetişmişti.
"Kadere bak," dedi Lina kolları arasındaki Umut'a bakarak. "Oturduk bunları taşıyoruz." Başımı iki yana sallayarak gülümsedim.
Sen sevgilini taşıyorsun Lina, peki ya ben kimi taşıyorum?
"Maalesef," dedim ve ana yola çıktığımızda kolumdaki Atlas'a baktım.
"Başım çok kötü," dedi gözlerimi yakaladığında. "Amına koyacağım böyle uyuşukluğun."
O kadar içersen böyle olur aptal.
Tişörtünün içerisinden tenime değen soğuk hava üşümeme sebep oluyordu fakat aldırmamaya çalışıyordum. Çıplak ayaklarımız asfaltta ilerlerken ayaklarımızın altına değen çakıl taşları tenimin acımasına sebep oluyordu. Soğuğu hissediyordum.
"Gelmiş taksiler," dedi Lina bana bakarak ve ekledi. "Eve geçince yaz kesin bana. Merak ederim." Başımla onu onayladım. Önümüzde duran iki siyah taksi vardı. Lina öndeki araca Umut'la geçtiğinde ben de Atlas'la arkadaki araca geçtim.
Taksiciye oturduğumuz siteyi söylerken Atlas başını koltukla geriye yaslamış, ayaklarını önündeki koltuğa uzatmıştı.
"Biraz daha sabır," dedim ona doğru dönerek. Gözlerini kapatmıştı fakat uyumadığını biliyordum. O kadar alkolün üzerine şu an uyuyor olması imkansızdı. Yol boyunca sessiz bir şekilde ilerledik. Zihnimde Atlas'ın bugün yaptığı, söylediği her kelime, her davranış birer birer dönüyordu.
Tek bir gecede benim için onlarca adım atmıştı. Her birine kendi içimde bahane bulabilirdim fakat motorunu vermesine bulamamıştım.
Kalabalığın içerisindeki halimizi anımsadım. Kolunu belime sarmıştı. Atlas'ın dudakları boynuma uzanmıştı. İçimde bitmek bilmeyen yangın harlanmıştı. Peki ya o da benim kadar etkilenmiş miydi? Yoksa bütün bunlar onun için yalnızca bir oyundan mı ibaretti?
Araba sitenin girişine geldiğinde aradaki camdan kimliğimi uzatarak şoföre verdim. Güvenliğe kimliğimi gösterdiğinde önümüzdeki site kapısı açıldı ve taksi şoförü kimliğimi bana uzatırken arabayı içeriye doğru sürmeye devam etti.
"Üçüncü blok A27," dedim Atlas'ın ezbere bildiğim adresini mırıldanarak. Şoför başıyla beni onayladığında kimliğimi çantama koydum ve fazla olduğunu bildiğim halde elime aldığım parayı şoföre doğru uzattım.
"Teşekkür ederim, iyi geceler." Şoför tebessüm ederek cevap verdiğinde evin önüne gelmiştik. Taksinin kapısı otomatik olarak açıldığında Atlas'a seslendim.
"Atlas."
"Hım," dedi gözlerini açmadan.
"Geldik, kalk hadi."
"Uyku istiyorum," diye mırıldandı ve gözlerini hafifçe araladı.
"Hadi koca oğlan," dedim onu kolundan çekiştirerek.
"Yardımcı olayım mı?" dedi Taksici durumu toparlayamayacağımı düşünerek.
"Teşekkür ederim, hallediyorum." Çıplak ayaklarıma aldırmadan arabadan indim ve elimi Atlas'a uzattım. Taksicinin söylediğini algılamış mıydı emin değildim fakat kaşlarını çatarak elimi tutmuş ve taksiden yavaşça inmişti.
"Sana kahve yapayım biraz açılırsın," dedim koluna tekrar girerken. Birlikte çıplak ayaklarımızla evine doğru ilerledik ve bahçe kapısına geldiğimizde Atlas'a döndüm.
"Umarım şifreyi biliyorsundur."
"Yok bilmiyorum," dedi benimle dalga geçerek. "Abartma."
"Farkında mısın bilmiyorum ama seni taşıyorum bir saattir hâlâ abartma diyorsun."
"Ben de seni kurtardım," dedi sırtını bahçe kapısına yaslayarak. Kendi kendisini bile zor taşıyordu. "Suda bir sürü kez."
Kurduğu son cümle yüzümde derin bir gülümseme oluşmasına sebep olurken son söylediği gözüme çocukça ve şirin gelmişti. Bir sürü kez.
"Hadi çok konuşma yaz şifreyi," dedim başımla ona kapıyı işaret ederek. Bana kaşlarını kaldırarak baktı ve yavaş hareketlerle yaslandığı yerden kalktı. Ardından elleri yıldız işaretinde iki kere dokundu. Ya da dokunmaya çalıştı. Kendimi tutamayarak bu haline kahkaha attığımda kaşlarını çatarak bana döndü.
"Ne gülüyorsun ya?"
"Yaz hadi yaz." Başını iki yana salladı.
"Göremiyorum, yedi nerede." Sesli bir şekilde tekrar güldüğümde kendi içerisinde bana sinirlenerek yükseldi.
"Yazmıyorum lan." Sarhoş Atlas çocuğun tekiydi ve bu oldukça eğlenceliydi.
"Yazmıyorsun değil Atlas yazamıyorsun ve birazdan yan evindeki adam cama çıkıp sesten ötürü bizi taşlayacak."
"Of," dedi Atlas derin bir nefes alarak. "Bin dokuz yüz yetmiş yaz," dedi başıyla kapıyı işaret ederek. Kolumdan düşen çantayı umursamadan söylediği şifreyi yazdım ve bahçenin kapısı sonunda açıldı. Çantamı koluma geri yerleştirerek büyük, demir bahçe kapısını geriye doğru açtım ve Atlas'ın elinden tutarak onu da ardımdan getirdim. Kapıyı üzerine kapattıktan sonra ayaklarıma batan taşlar ve yerdeki pislikler iyice canımı sıkmaya başlamıştı fakat sabretmeye çalışıyordum.
"Hadi Atlas," dedim bıkkınlıkla. Bir şey söylemeden benimle ilerlemeye devam etti. Evine açılan kapının önündeki birkaç basamağı benim koluma tutunarak çıktıktan sonra ceketinin cebinden anahtarını çıkarttı ve bana doğru uzattı. Üzerindeki pantolon sırılsıklamdı. Bu gece hasta olmazsa, hiçbir zaman olmaz gibi düşünüyordum.
Evin kapısını açarak geriye doğru yasladığımda Atlas içeriye doğru ilerledi. Onun ardından ben de içeriye girerek kapıyı kapattım ve anahtarı kapının yanındaki anahtarlığa bırakarak onun ardından ilerledim. Elimdeki çantayı da ilerlerken yere bırakmıştım. Evin içerisindeki sıcaklık bacaklarımın biraz olsun gevşemesine sebep olmuştu.
"Atlas," diye seslendim etrafa bakarak ve ardından salona girdim. Salondaki kanepenin üzerinde uzandığını gördüğümde gözlerimi devirdim ve derin bir nefes aldım. Eve temizlik şirketi gelmiş olmalıydı çünkü en son gördüğüm haline göre oldukça toplu ve temizdi.
"Kalk," dedim koluna dokunarak. Üzerinde hala deri ceketi vardı.
"Çok uykum var," diye mırıldandı gözlerini yarım yamalak açarken.
"Gel bir duş al," diye mırıldandım. "Sonra kahve iç. Böyle uyursan sabah fena kafa sikersin sen."
"Sikerim bu arada," dedi gözlerini kısarak bana bakarken. "Kafa yani," dediğinde başımı iki yana salladım. Ne söylediğinin farkında bile değildi.
"Hadi gel," diye mırıldandım ona elimi uzatarak. Başımı yasladığı yastıktan kaldırdı ve bakışlarını bana çevirdi.
"Geleyim," dedi son harfini uzatarak ve elimi tutarak kendisini çekti. Dengem hafif sarsıldığında koltuğun kenarına tutunsam da bir bacağım, iki bacağının arasına koltuğun kenarına denk geldi ve diğer elimle üzerine düşmekten kurtulsam da gözlerimi gözlerinden kaçıramadım. Sudaklarım dudaklarının birkaç santim uzağındaydı.
"Camış!" diye bağırdım kendime hâkim olamayarak. "Ben seni nasıl taşıyayım ya?"
"Lan iki santimsin sen de?" Ondan uzaklaşarak tekrar dikleştiğimde bana verdiği cevaba aldırmadım.
"Kalk hadi," dedim derin bir nefes alarak. Sakin kalmaya çalışıyordum fakat Atlas'ın bana pek yardımcı olduğu söylenemezdi.
Koltuğun kenarlarına tutunarak ayağa kalktığında düşmemesi için koluna girdim. Merdivenlere doğru ilerledik ve birlikte merdivenleri çıktık.
"Odanda eşyalarını ayarlayalım," dedim ona seslenerek.
"Baban ağzımıza sıçacak," dediğinde aklıma babama haber vermediğim geldi. Siktir, telefonum da aşağıda kalmıştı.
"Of," dedim derin bir nefes alarak. "Merak etmiştir."
"Hallederim ben," diye mırıldandı odasına girerken. Yatağı güzelce toparlanmıştı. Etraftaki eşyalar yerleştirilmişti ve yatağının üzerinde kuru temizlemeden gelen kıyafetleri vardı.
"Sen banyoya geç," dedim ve kıyafet odasına doğru ilerledim. "Ben sana kıyafet çıkartıp masaya bırakacağım. Telefonun nerede? Babama mesaj atayım."
"Ya da önce ayaklarımı yıkayayım," dedim ayaklarımın yerde bıraktığı çamur izlerine bakarak.
Ceketinin cebinden telefonunu çıkartarak bana fırlattığında telefonunu havada yakaladım. Ardından üzerindeki ceketi çıkartmış ve yere atmıştı. Odasındaki loş ışıkta kendisini belli eden kasları o kadar ilgi çekici duruyordu ki gözlerimi o banyoya girene kadar ondan alamamıştım.
Onun hemen ardından banyoya girdiğimde burnuma banyosuna hâkim olan parfüm kokusu doldu.
"Benimle mi duş alacaksın?" dedi gözlerini kısarak. İçeride yalnızca LED ışıklar yanıyordu. Gözlerimi arkamdaki ona çevirdiğimde bana baktığını gördüm.
"Sarhoş olmana veriyorum bu hadsizliğini," diye mırıldandım ve duşa kabinin içerisine girerek duş başlığını elime aldım. Duşa kabin oldukça genişti. Etrafı tamamen camla kaplıydı ve kenarlarında siyah şeritler vardı.
Elime aldığım duş başlığını ayaklarıma tutarken ayaklarımdan çıkan çamurlu suya bakarak Atlas'ın duş jelini elime aldım ve ayaklarımı onunla köpürttüm. Atlas duşa kabinin önünde beni bekliyordu.
"Ver bakayım şunu bana," diyerek elimdeki duş başlığına uzandığında elimi geriye doğru çektim.
"Versene," dedi elime doğu uzanarak ve ona engel olamadan elimdeki duş başlığını alarak duşa kabinin içerisine girdi. Aramızdaki yakınlık başımın dönmesine sebep olurken ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.
"Atlas kendinde değilsin bi dur artık," dedim geri çekilmesini isteyerek. Yüzünde haylaz bir gülümseme oluştu.
"Tamam çık hadi," dedi başıyla yanındaki kapıyı göstererek ve suyu biraz daha açarak duş başlığını yukarıya taktı. Ben sudan kaçarak sağa doğru geçerken Atlas suyun saçlarından aşağıya doğru süzülmesine izin verdi. Tek ayağımı duşa kabinin dışına doğru atmıştım ki kolumdan tuttuğu gibi beni yanına, suyun altına doğru çekmişti ve giydiğim tişört üzerimize akan suyla yeniden sırılsıklam olmuştu.
Atlas yüzünde geniş bir gülümsemeyle bana bakarken ağzımdan hafif bir çığlık kaçmıştı. "Atlas!" dedim sudan kaçmaya çalışırken. İki kolumdan tutarak beni daha fazla suyun altına çektiğinde ondan kaçamamıştım. İçimde sutyen olmadığı için üzerimdeki siyah tişörtü bedenime yapışmış, belirginleşen göğüs uçlarım tişörtünün üzerinden kavisli bir görüntü oluşturmuştu.
"Tek başıma mı ıslanayım?" dedi Atlas bu durumla alay ederek.
"Sikeceğim senin sarhoşluğunu!" diye yükseldiğimde aklımda ona yarın bütün bunların hesabını sormak vardı. Eli suyun ayarına doğru gittiğinde ortalama sıcaklıkta olan suyu bir anda buz gibi yaparak tekrar yerimde sıçramama sebep oldu ve başımdan aşağıya süzülen soğuk sudan kaçmak için Atlas'a sarıldım. Çıplak tenine temas eden tenim ürperirken gözlerimi kapattım.
Bu gece bir şaka olmalıydı.
"Üşüyorum," diyerek ondan uzaklaşmaya çalıştığımdan başından süzülen sular göğsüne sarılan bana doğru akıyor ve saçlarıma değiyordu.
Sabah olduğunda Atlas'ın yüzüne nasıl bakacağımı bilmiyordum. Atlas gülerek başını iki yana salladığında onu izledim. Belirgin karın kaslarına değen soğuk sudan hiç etkilenmiyor gibi duruyordu. Yüzünde geniş bir gülümseme vardı ve uzun saçları suyun etkisiyle alnına doğru düşmüştü. Mavi gözleri suyun altında parıldıyordu.
Atlas Katrivas, şu an burada bana istediği her şeyi yapabilirdi. Biraz daha bu banyoda onunla durursam ona karşı çıkacak tek damla gücüm kalmazdı.
"Yıkan da gel," dedim kollarımı ondan kurtararak ve üzerimden aşağıya süzülen damlalara aldırmadan duşa kabinden çıktım. Üzerimde sırılsıklam olmuş tişörtün eteklerinden süzülen su damlaları yeri ıslatırken banyodaki dolabı açarak bir havlu aldım ve Atlas'ı duşa kabinin içerisinde bırakarak banyonun kapısını kapatıp dışarıya çıktım. Aptal çocuk, üzerinde pantolonuyla suyun altına girmiş üstüne üstlük beni de ıslatmıştı.
Elimdeki havluyla saçlarımı ve üzerimi kurularken üzerimdeki tişörtünü çıkartarak yere fırlattım ve kıyafet odasına girerek onun için dolaplarını karıştırdım. Önce kendim için başka bir tişört alarak üzerime geçirdim. Ardından onun için kıyafet bakmaya başladım.
Onlarca saati, aynı renk gömlekleri, tişörtleri vardı ki bu oda benim odamdan bile kalabalık olabilirdi. Karıştırdığım çekmecelerden birisinde bulduğum siyah şortu ve tişörtü çıkartarak elime aldım. Giyinme odasından çıkarak eşyaları yatağın üzerindeki kıyafetlerin yanına bıraktım. Ardından Atlas'a seslendim.
"Ben dışarıdayım, giyin de gel!" İçeriden bir ses gelmemişti fakat beni duyduğunu tahmin edebiliyordum. Banyodan çıkma ihtimaline karşılık odadan çıkarak merdivenlere geçtim ve oraya oturdum.
Elimde telefonu vardı fakat telefonun şifresini bile bilmiyordum. Başımı iki yana salladım. Aptal, dedim içimden. Benim de başımın ağrımasına sebep olmuştu. Gözümün önünden bugün yaşanılanlar geçti. Onunla gerçek bir gün geçirdiğimi ilk kez hissediyordum ve ben bugün ona birkaç adım yaklaştığımı hissetmiştim. Bunun sebebi yaşadıklarımızdan çok onun kurduğu cümlelerdi.
Her şeye bir bahane bulabilirdi içimdeki şeytanlar. Ama bir insan sarhoşken bile, birinin güvenliğini neden bu derece düşünürdü?
Hiçbir arkadaşına dokundurtmadığı motorunu benim için Rüzgar'a vermişti. Ya da ben öyle algılamıştım, bilmiyordum. Telefonunun ekran ışığı yandığında gözlerim ekrana kaydı. Ekranında herhangi bir fotoğraf yoktu. Dümdüz siyah duvar kâğıdı kullanıyordu. Bildirimleri gizli olduğu için bildirimde ne yazdığını göremiyordum. İçimdeki merak duygusuna engel olamayarak ekranı yukarıya doğru kaydırdım ve kapıya girdiğimiz şifreyi telefonuna da denedim.
Beklentimin aksine telefonun ekranı açıldığında içimde heyecana karışık bir korku oluştu. Sarhoştu ve bana telefonunu kendisi vermişti, nereden anlayabilirdi?
Gelen mesajın Lina'dan olduğunu gördüğümde içim ferahlamıştı. Konuştuğu başka birinin mesaj attığını düşünmüştüm. Ardından o kapıyı açmadan bu şansı biraz değerlendirmek istedim ve elim sosyal medya hesaplarına doğru gitti.
En son benim fotoğrafımı paylaştığını biliyordum. Denizden çıktıktan hemen sonra, sarhoş haline aldırmadan Lina'dan o fotoğrafları almış ve arkamın dönük olduğu bir fotoğrafı hesabına yüklemişti. Şimdiden binlerce beğeni aldığını biliyordum. Okuldakiler ve partidekiler o kızın ben olduğumu anlayacaktı. Okula girdiğimde bakışları beni yakalayacaktı ve beni süzeceklerdi. Ona yeterli olup olmadığımı konuşacaklardı. Bunu istemiyordum. Bundan korkmuyordum fakat beni yoracağını düşünüyordum. Ve bir de kurduğu cümleler vardı.
Hera benim sevgilim, demişti Melisa'ya. Ve benim sevgilime dokunulmasını sevmem.
Atlas Katrivas'ın sevgilisi olmak. Onun kalbinde kendine ait bir yer açmak. Fazlasıyla büyülü ve uzak geliyordu.
Düşüncelerimden sıyrılarak özel mesajlar kısmına girdiğimde cevaplandırılmamış onlarca mesaj gördüm. Kızlı erkekli pek çok insanla olan konuşmaları mesaj kutusunda duruyordu. Rastgele gözüme kestirdiğim bir hesabın mesajlarına girdiğimde orada görmeyi beklediğim ama yüzleşmek istemediğim birkaç mesaj okudum. Muhtemelen kısa süreli de olsa vakit geçirdiği ve belki de sevgili olmak isteyip flört ettiği kızlara aitti. Okuduğum mesajlar bundan üç hafta öncesine dayanıyordu. Atlas'la okula gittiğim o döneme. Kız ona beni sorduğunda arkadaşım demişti. Bunlara kırılmaya hakkım yoktu fakat Atlas'ın hayatında gerçekten de bir yer kaplamıyor olmak bazen canımı yakıyordu.
Bazen onun hayaletiyle yetinemiyordum.
Ardından galerisine girecektim ki kapının açılma sesi panikleyerek telefon kısmına tıklamama sebep oldu. "Ne yapıyorsun burada?" dedi Atlas arkamdan bana seslenerek. Oturduğum yerden kalkarak ona doğru döndüm. Elimdeki telefonu kaldırarak mırıldandım.
"Şifreni bulmaya ve babamı aramaya çalışıyordum?" Telefonun açık ekranına bakarak ardından bana döndüğünde bana cevap verdi.
"Buldun sanırım şifremi." Başımla onu onayladım.
"Biraz ayılmış gibisin," dedim babama mesaj atmak için mesaj kutusuna girerek.
"Daha iyi gibi zihnim," dedi Atlas ve merdivenleri bu sefer kendi başına indi.
Fark ettim onu Atlas, daha demin altı yaşında bir çocuktan farksızdın.
"Babama senin ağzından bir mesaj yazıyorum," dediğimde omuz silkti.
"Sen bilirsin."
"Kahve içmeden uyuma," dedim Atlas'a seslenerek.
"Olur," diye mırıldandı ve biraz önce zorla kaldırdığım koltuğa geçerek oturdu. Elimdeki telefonunu önündeki sehpaya bırakarak mutfağa doğru ilerledim. Dolaplarını karıştırarak kahvesini bulduktan sonra kahve makinasında ona kahve yaparak bulduğum kupalardan birisine koydum ve salona geri döndüm. Oturduğu koltuğa ayaklarını uzatmış, sırtını koltuğun başlığına yaslamıştı.
Elimdeki kupayı ona doğru uzatarak koltuğun dibine, yere oturdum ve bağdaş kurdum.
"Koltuğa gelsene," dedi ayaklarını toplamaya çalışarak. Ona gülerek cevap verdim.
"Sen kendin zor sığıyorsun oraya." Yaşına göre iri bir cüssesi vardı. Kafası hala bulanık olmalıydı fakat hiç olmazsa merdivenlerden düşecek halde değildi.
"Ben burada uyurum," dedi kahveden bir yudum alırken. "Sen benim yatağımda yatarsın." Muhtemelen yüzüm berbat gözüküyordu. Denize girdiğim için makyajım var olmakla yok olmak arasında olmalıydı.
"Gerek yok," diye mırıldandım. "Sen zor sığıyorsun buraya."
"Olabilir?" dediğinde kahve bardağından birkaç yudum daha almıştı.
"Ne olabilir? Ben yatarım koltukta."
"Bu bir seçenek değil Hera Yarkan," dedi derin bir nefes alarak ve ekledi. "Bu gece arkamı topladın üstüne bana kahve yaptın. Evimde misafirsin ve yatakta yatıyorsun." Böyle söylediğinde güldüm.
"Sen milletten evini korumak için evine yatak alma kız gelsin senin yatağında yatsın," dedim onunla dalga geçerek. Bana baktı. Bakışları yüzümde ve üzerimde dolaştı.
"Harbi neden kuş gibisin sen?" dedi konuyu değiştirerek. "Hiç mi yermek yemiyorsun?"
"Genelde midem almıyor," dedim ve ben de üzerime baktım. Gerçekten iyice zayıflamıştım ve bu zaten büyük olan göğüslerimin bedenime göre daha da büyük gözükmesine sebep oluyordu.
"Besleyelim biz seni," dediğinde elimle bacağına vurdum.
"Kuş muyum ben Atlas Katrivas?"
"Kuş kadarsın Hera Yarkan," dedi o da bana soy ismimle beraber hitap ederek.
Omuz silktim. Yapabilecek hiçbir şeyim yoktu.
"Fotoğrafı silsen mi?"
"Çık," dedi elindeki kupaya hafifçe parmaklarıyla vurarak. Kupanın üzerinde hafif bir ritim tutturmuştu.
"Atlas," dedim yalvarır gibi. İçimin burkulduğunu hissediyordum. "Anlıyorum iyilik yaptığını zannediyorsun ama ben o yorumları okuyacağım saatlerce."
"Saçmalama," dedi bana karşı çıkarak.
"Gerçekten," dedim gözlerinin içerisine bakarken. Uzandığı yerde doğruldu ve elindeki bardağı yaslandığı kısma koyarak benim gibi koltuğun üzerinde bağdaş kurdu. Yerde oturduğum için bana doğru eğilerek çenemi parmak uçlarıyla tuttu.
"Gerçekten mi?" dedi gözlerimin içerisine bakarken. Okyanus gözlerine baktım. Orada bir yerde kendimi görmeyi hayal ettim ve bunun için heyecanlandım.
Başımı olumlu anlamda salladığımda mırıldandı.
"Bu gece o yorumları birlikte okuyalım," dedi derin bir nefes alarak. "Ve sonra ben yorumlara kapatayım. Hiçbir şey yazamasınlar."
"Ama?" dedim ona karşı çıkmak için fakat beni durdurdu.
"Tam olarak bunu yapalım," dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan ve ben ona bir kere daha karşı çıkamadım.
"Açıyorum postu," dediğinde elini çenemden çekmişti. Çenemde kalan baskı hissi mayışmama sebep olurken neyin içerisinde olduğumuzu düşünüyordum. Korkuyordum. Yazmış olabilecekleri binlerce cümle vardı ve ben Atlas'ın bunları okumasından benim hakkımda onlar gibi düşünmesinden korkarken o benim karşımda okumaktan bahsediyordu.
"Vay," dedi telefonun ekranına bakarken beklemediğim bir tepki vererek.
"Ne?" dedim korkuyla. Hâlâ yukarıdaydı. Daha fazla aşağıda kalıp buradan onu izlemek istemediğimden oturduğum yerden kalkarak koltuğa, yanına geçtim. Toparlandığı için koltukta boş yer açılmıştı. Yanına geçerek oturduğumda bana cevap verdi.
"En üstteki yoruma bak," dedi gülerek. "Birisi beni yatağa atmak istediğinden bahsetmiş ve binlerce beğeni almış." Uygulamada yorumların aldığı beğeni sayısına göre sıralandığını biliyordum.
"Ne yapalım yani?" dedim onu tersleyerek.
Bakışları kısa bir anlığına bana döndü. Ardından toparlanarak devam etti. "Tamam bakıyorum senin hakkında olanlara," dedi yeniden telefonuna dönerek.
"Ne demişler?" dedim yüzündeki ifadeyi incelerken.
"Birisi kim o kız, yazmış." Dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"O kız yazmamıştır," dedim ne geldiğini bilerek. "Küfretmiştir. Sosyal medya kullanmamam oranın dilini ve jargonunu bilmediğim anlamına gelmez Atlas."
"İyi de sana orospu diyen kıza bak amına koyayım," dedi ve elindeki telefondan kızın profiline tıkladı. "Saçma sapan bir fotoğrafla anonim bir hesap. Allah bilir sokakta elinde telefon tutan küçücük bir çocuk. Ne önemi var şimdi bunun söylediğinin?" Omuz silktim. Ardından alttaki başka bir yorumu okudu.
"Kimler kimlerin denizinde kayboluyor, yazmış birisi," dedi ve hafifçe güldü. "Bu kızın beni var lan demiş birisi benin mi var senin?" Başımla onu onayladım.
"Boynumda var küçük de onu nasıl görmüşler?" Tek kaşını kaldırarak bana baktı.
"E ben paylaştım."
"Aman," dedim elimi sallayarak. "Bozmasınlar havanı."
"Hera Yarkan mı o? Lan onlar aile yemeklerinde bile ikili poz vermezdi." Atlas sesli bir şekilde başka bir yorumu okuduğunda kalbim burkuldu. Onlar aile yemeklerinde bile yan yana gelmezdi.
"Altına birisi değildir amına koyayım o kızın Atlas'la işi ne yazmış," dedi Atlas ve bana döndü. "Bak şuna sen ya millete kendimizi beğendiremedik. Niye işin olmayacakmış benimle?"
"Haklılar sanki biraz," dediğimde güldü.
"Ayrıca bu aile yemeklerine neden bu kadar takıntılılar anlamadım. İnsanlar seni özellikle yok sayıyormuşum gibi davranmış ama öyle bir durum yoktu."
"Bilmem," diye mırıldandım. "Belki de herkes sana bir adım atmaya çalıştığı içindir. Bizim bu kadar yakınken bu kadar uzak olmamıza anlam veremiyorlardır."
"O yemeklerde sıkılıyorum," dedi Atlas düz bir sesle. "Ve bitse de gitsem diye bekliyorum. Masadaki varlığını bile unutacak kadar saate odaklı oluyorum."
"Hani bana söylemiştin ya," dedim konuyu değiştirerek. "Benim hiç acım yok mu demiştin, göstermiyorum ben demiştin."
"Evet," diyerek beni onayladı.
"Bana bir acını anlatsana," dedim onun acısına dokunmak isteyerek. "Senin gibi bir adam neyin acısını çeker bilmek istiyorum."
Duraksadığını gördüm. Böyle bir soru beklemediği açıktı. "Bilmem," diye mırıldandı. "Hiç anlatmadım daha önce."
"Ben o fotoğrafı paylaşmana izin verdim," diyerek onu zorladım. "Yetmedi bana korktuğum o yorumları birer birer okuyorsun. Bence bu kadarını hak ediyorum."
Derin bir nefes aldı. "Birine anlatsan da bir şey değişmez ama yine de aramızda kalacak," diye mırıldandı.
Ben onun hakkında bir başkasının benden çok şey bilmesine bile kendi içimde kırılırken bana özel söylediği bir anıyı hiç kimseyle paylaşmazdım.
"Anlaştık," diye mırıldandım.
"En az senin kadar yalnızım aslında ama ben o yalnızlığa minnet beslemeyi öğrendim," dedi beklemediğim bir itirafta bulunarak.
"Sen mi yalnızsın?" dedim işaret parmağımla onu göstererek.
"Yalnızlık insanların varlığıyla örtebileceğin bir his değil Hera," diye mırıldandı ve başını arkaya doğru yaslayarak gözlerini tavana çevirdi. "Fiziki bir duygu değil bir kere. Yalnızlığı sana karşı gösterilen değil senin hissettiğin sevgiyle örtersin."
"Biliyorum," diye mırıldandım. "Sadece durduğun o noktada insanların seni görememesi normal geliyor. Ben yalnız olduğumu her halimle insanlara gösteriyorum ama sen oradasın. Her şeye sahipsin. Ve bütün herkese uzak duruyorsun. Kimse öyle bir anda yanına yaklaşamaz. İnsanlar çoğu zaman seninle arkadaş olmaya bile kalkışmaz."
"Çünkü dertleri benimle arkadaş olmak değil," dedi başını iki yana sallayarak. "Benim statüme sahip birisiyle arkadaş olmak. Ve ben de onlara bunu vermiyorum."
"Peki ya Rüzgar?" dedim ve ardından ekledim. "Umut, Lina?"
"Bizimkiler işte, "dedi dudağını öylesine dermiş gibi büzerek. "İyi insanlar. Böyle bir dertleri olduğunu sanmam. Ve onlar yıllardır benimle. Rüzgar'la orta okul arkadaşıyız biz. Umut lise birden beri bizimle. Lina yıllardır Umut'un yanında."
"Ve sen de onların yanındasın," dedim gözlerinin içerisine bakarak. "Mesela şimdi canın yansa Rüzgar'ı arayabilirsin. Babandan başka arayacak birisi var telefonun ucunda. Sen yalnızlığı hiç tanımıyorsun Katrivas. Sen yalnızlığı hiç bilmiyorsun. Yalnızlık böyle bir his değil."
"Babam dışında," dedi hafif gülerek. Alaylı gülüşü kaşlarımı çatmama sebep oldu.
"Babam dışında herkesi ararım ben," diye mırıldandı. "Bir onu aramam bu hayatta."
"Neden?" dedim kaşlarımı kaldırarak. Atlas'ın hiçbir zaman babasıyla problemi olduğunu düşünmemiştim.
Ve ben aslında hiç tanımadığım bir adama âşık olmuştum.
Anlatmayacağını anladığımda gözlerimi kaçırdım.
"Boş versene," dedim. Beni görmediğini zaten biliyordum. "Devam et okumaya."
"Can yakıcı bir yorum okuyacağım," dedi Atlas. "İstemiyorsan kapatayım şimdi." Başımı olumsuz anlamda salladım. Canım yanacaksa da bu gece onun yanında yansın istiyordum.
"Gönder gelsin."
"O fahişenin bu insanların arasında yeri yok, yazmış bir cibilliyetini siktiğim," dediğinde onun da sinirlendiğini görebiliyordum.
Kaşlarımı kaldırdım. "Annemden dolayıdır." Başını iki yana salladı.
"Hiç birisi seni tanımıyor ve ölmüş bir kadının ardından konuşuyor." Ölüm bir uğultu gibi geldi gözüme. Bu gece annemin öldüğü o suların içerisinde defalarca dibe batmıştım. Sırf Atlas beni yukarıya çeksin diye. Kollarını o suyun içerisinde bana sarsın diye.
Denizin beni yutmasına izin vermiştim. Fakat Atlas vermemişti. Haberi yoktu ama beni defalarca kez o suyun içerisinden kurtarmışlığı vardı.
"Annen hakkında neden böyle konuşuyorlar?" dedi telefonunu kapatarak koltuğa bırakırken.
"Babam ve annem hiç evlenmedi benim," dedim ona içimi açarak. Bunu daha önce defalarca kez kendi içimde yaptığım olmuştu ve şimdi onunla zihnimde yaşattığım anılara sahip oluyor olmak kalbimin ezilmesine sebep oluyordu.
"Bir barda tanışmışlar. Tek gecelik basit bir ilişki. Annem de öyle fahişe ya da parası olmayan bir kadın değilmiş," dedim fakat cümlelerin bana ağır geldiğini hissettiğimde duraksadım. "Ama işte. Böyle de bir servete sahip değilmiş. Orta gelirli bir kadın." Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde bakışlarımı yukarıya doğru kaldırdım.
"Sonra o geceden hamile kalıyor ve ben doğana kadar babama asla ulaşmıyor. Doğduğumda ise beni babama karşı bir silah olarak kullanmaya çalışıyor. Ben annemin kurtuluş biletiydim. Harcayacağı bir taştan ibarettim." Gözlerimden yaşlar aktığında Atlas'ın gözlerinin o yaşlara takıldığını gördüm.
"Şhh," diye mırıldandı ve eli yeniden çeneme uzandı. Koltuğun üzerinde bağdaş kurmuş, birbirimize dönmüştük. Eli çenemi kavramıştı ve gözümden süzülen yaşlar elini ıslatıyordu. "Anlatma istersen." Başımı iki yana salladım ve gözümden birkaç damla daha süzüldü.
"Sonra babam beni ona bırakmış fakat annemin son noktası bana zarar vermeye çalışmasıymış." Islak kirpiklerimi gözlerine sabitledim. Okyanus gözlerine bakarken sessizce fısıldadım. "Beni annem öldürmek istemiş Atlas." Bazı cümleler bir yumru gibi boğazına oturur. Bazı kelimeler içerisinde acı taşır.
"Sonra babam velayetimi almış. Bütün bunlar yaşanırken daha bir yaşında bile değilim. Onlarca anne bana süt emzirmiş ve babam tarafından büyütülmüşüm. Annemse bu savaşı kaybettiğini anladığında kendisini Marmara denizine bırakarak ölmüş."
"Seni öldürmeye çıktığı bu yolda kendisine kıymış yani," dedi Atlas başka bir yerden yakalayarak konuyu. Göz yaşlarım ardı ardına aktığında burnumu çektim.
"Şhh," dedi Atlas ve bana doğru yaklaştı. Bir eli saçıma uzandığında göz yaşlarım daha fazla aktı. Bütün bunları sesli bir şekilde anlatabileceğim tek insan sendin Atlas.
Yıllar geçer, yollarımız ayrılır. Bambaşka iki insana dönüşürüz belki. Ama ben unutmam. Ölsem senin bu gecelerde bana uzattığın elleri unutmam. Ben ölsem sana karşı duyduğum sevginin beni o denizin içerisinden nasıl çekip aldığını unutmam.
"Büyük acılar beraberinde büyük insanlar getirir," dedi Atlas eli saçlarımdayken. "Bu kadar kutsal bir hikâyeye sahipsin ve hala insanların cümlelerinin kalbinde yer edinmesine izin veriyorsun."
"Kimsem yok ki," dedim saçımdaki ellerine, sarhoş haline güvenerek. Ona içimi açtım. "Hiç kimsem yok Atlas. Yapayalnızım. Şimdi dizim kanasa, bugün dizim kanadı diyebileceğim tek bir insan yok çevremde."
Saçımdaki elini hafifçe üzerimden çekti ve gözlerimin içerisine baktı.
"Peki ya kalbinde Hera?" dedi. "Kalbinde hiç kimse yok mu?" Islak gözlerimi gözlerinden ayırmadım. Ona uzun uzun baktım.
Var.
Orada tek bir kişi var.
Beni hiç gerçekten tanımamış olan ama uzun ve karanlık gecelerde ruhumda verdiğim savaşı besleyen bir adam var.
Sen varsın, Atlas.
Sen varsın.
Sustum, söyleyemedim.
"Güneş doğuyor," diye mırıldandım. "Hadi yat artık."
"Yatağımdaki çarşaflar temiz," diye mırıldandı başını sallarken. "Ama yatmak istemezsen dolaplarda vardır. Karıştırabilirsin." Başımla onu onayladım ve ayağa kalktım.
"İyi uykular Atlas," diye mırıldandım. Göz yaşlarım yüzümde kurumuştu ama bu gece bir damlanın da senin göğsüne aktığını biliyorum.
Merdivenlere doğru ilerlediğimde klimayı açmış koltuğa yatmıştı. Üzerindeki tişörtü çıkarmadan koltuğa uzandığında önüme dönerek üst kata çıktım. Bu gece ona kalbimi açtım. Belki yarın bütün bunlar bir hiçten ibaret olacak fakat ben hiç birisini unutmayacağım. Zihnime kazımak istercesine hepsini birer birer günlüğüme yazacağım.
Zihnimdeki mezarlıktaki ona ait anıların öylece kaybolmasına izin vermeyeceğim.
Tüm Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış.