5
BÖLÜM5: "Yalnızlığın Çaresi"
Susma, öyle geride durma. Bak ellerim uzanmıyor sana. Bana bir yabancı gibi bakma. Zihnimdeki fısıltılar yokluğunu anlatıyor bana. Duyamıyorum sesini vicdanımın, ne olur öyle hissiz kalma, dokun ruhuma.
Ruhumun üzerinde yokluğunun bıraktığı derin darbe izleri vardı. Fakat bir yanımda benim olmasa bile var olmana tutundu. Hayatımın bir köşesinde olmana, kalbimde bir iz bırakabilmene tutundu. İnsan bazen acısına da tutunur. İnsan bazen yarası için de yaşar. Ben bazı geceler yalnızca senin için aldım nefesimi. Yalnızca senin için yaşadım, hiç haberin olmadı.
Rüzgar saçlarımın savrulmasına sebep olurken kaskın içerisine sızan hava ellerimi ona daha fazla bastırmama sebep oluyordu. İki elimi göğsüne sabitlemiştim. Motorun üzerindeki hız ibresi git gide artarken gözlerim yanımızda silikleşen arabalara ve insanlara kaydı. Şehir silikleşmişti, insanlar silikleşmişti. Bir biz kalmıştık.
O ve ben.
Atlas Katrivas ve Hera Yarkan.
Bir gün ismimizi yan yana görebilir miydim bilmiyordum. Ama şimdi o tamamıyla benim yanımdaydı. Bedeni kollarımın arasındaydı. Rüzgar ve motorun hızından bedenlerimiz birbirine daha sıkı tutunuyordu. İnce tişörtünün altından hissettiğim teni bana onu nasıl sevdiğimi bir kere daha hatırlatıyordu çünkü içimde bir yerlerde bir ateş hissediyordum.
Atlas Katrivas benim içimdeki ilkel duyguları dışarıya çıkartıyordu.
Ana yoldan caddeye saparak yavaşladığımızda motoru hafif sağa doğru yatırdı ve ona daha sıkı sarıldım. Araba kullanırken arabaya bu kadar hâkim olduğunu hissetmemiştim. Gerçekten de bu makinayı nasıl yöneteceğini biliyordu ve kendisine güveniyordu. Bunu her halinden anlayabiliyordum.
"Atlas," diye bağırdım beni duyması için. Bir cevap vermedi fakat işittiğini anlamıştım. "Üşüdün, duralım da şu ceketi giy!"
"Sıkıntı yok." O da bana bağırarak cevap verdiğinde derin bir nefes aldım. Bacaklarımın arasına iyice sıkıştırdığım ceketi iki bacağımla tutmaya çalışıyordum.
"İncecik üzerindeki tişört," dedim tekrar şansımı deneyerek. Bir cevap vermeden motorun hızını arttırdı. Seni düşünende suç, dedim kendi içimden ona kızarak.
Sahil kenarına gelmiştik. Şile taraflarında olduğumuzu geldiğimiz yoldan anlamıştım fakat tam olarak nerede olduğumuzu bilmiyordum. Kumsalın bulunduğu ıssız bir alanda motoru durdurduğunda etrafa bakındım. Hareket etmeden tek ayağıyla isminin ne olduğunu bilmediğim bir şeyi indirdi ve motorun sabit kalmasını sağladı.
"Hera," dediğinde irkilerek kaşlarımı çattım.
"Efendim?"
"Ellerin?" dediğinde hala ona sarıldığımın farkında bile değildim. Aceleyle ellerimi üzerinden çektim ve oturduğumuz geniş koltuğun kenarlarına tutunarak topuklu ayakkabılarımın üzerinde sabit durmaya çalıştım.
"Pardon," dedim yere düşen ceketini elime alırken. Kafamdaki kaskı çıkarmamıştım fakat önündeki camı kaldırmıştım. Atlas kendi kaskını çıkartıp koltuğun üzerine bıraktıktan sonra eli benim başıma doğru uzandı ve kaskımı yavaşça çıkartarak saçlarımın dağılmasına sebep oldu.
Üzerimizdeki sokak lambasının aydınlattığı yüzüme baktığında kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Ne?" dedim saçlarıma baktığını düşünerek. "Düzelteceğim."
"Makyajın yakışmış," dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Buna dikkat edeceğini hiç düşünmemiştim.
"Teşekkür ederim," dedim saçlarımı ellerimle düzeltmeye çalışarak.
"Kötü durmuyorlar, uğraşma boşuna." İlerlemeye başladığında ben de onun ardından ilerledim. Eline aldığı çantamı bana uzattığında elimdeki ceketi ona geri verdim.
"Teşekkür ederim," diye mırıldandım. Ceketi elimden alırken bana bakmadı. Yolda ilerlerken ilerideki eğlence alanını ve ışıkları görebiliyordum.
"Kimin partisi bu?" dedim merak ederek.
Yüzünde bir gülümseme oluştu. "Benim katıldığım her parti bana aittir Hera," dedi göz kırparak.
Derin bir nefes aldım. Tamam Katrivas, sensin. En çok sensin.
"Plajın işletmesi bizim şirketlerden birine ait. Yaz sezonu biterken hava sıcaksa kullanıyorum arada," dedi açıklama yaparak. Kumsalın üzerine dizilmiş tahtaların üzerinden ilerlerken ona cevap verdim.
"Niye yapıyorsun bunu?" dedim merak ederek.
"Neyi?"
"Partiler falan fistan? Sıkılmıyor musun? Uğraştırıcı."
"Ben ilgilenmem ki," dedi elini cebine götürürken. Cebinden sigarasını ve çakmağını çıkarttı. "Rüzgar hallediyor her şeyi. Sadece benim paramı kullanıyorlar ve partilere ben katıldığım için insanlar kulaktan kulağa Katrivas'ın partileri diye yayıyor."
"Alkol?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Buradaki çoğu kişi on sekizin altında."
"Bir şekilde hallediyor babam, zor bir şey değil. Şikâyet edilmediğin sürece özel mülk. Kim durup dururken baskına gelecek?"
"Haklısın," dedim ve gözlerimi etrafta gezdirdim. Üzerimizde renkli lambalar vardı. Sahilin üzerine tahtalardan bir platform kurulmuştu ve etraf ışıklandırılmıştı. Etrafta masalar ve oturma alanları vardı.
"Yine yapmışsın şovunu," dedim bunun hoşuna gideceğini bilerek.
Onun da gözleri etrafta dolaştı. Kimlerin geldiğini inceliyor olmalıydı. Kaşlarının hafif çatıldığını gördüğümde baktığı yöne doğru baktım fakat kayda değer birisini göremedim. Yüksek sesli müzikte insanlar dans ediyor ve ellerindeki kokteylleri içiyorlardı.
"Bu partilere on yediden küçükler alınmıyor," dedi Atlas bir açıklama yaparak.
"O kadarını biliyorum," diye mırıldandım. Mezun olanların bile geldiği olurdu, site dışından arkadaşlarını getirenler olurdu fakat on birinci ya da on ikinci sınıfın dışındakiler katılamazdı.
"Hera!" Lina'nın sesini duyduğumda Atlas'tan birkaç adım uzaklaştım ve sağ yandan gelen sesin sahibine doğru döndüm. Sarı saçlarını at kuyruğu yapıp sıkıca bağlamıştı. Üzerinde beyaz vücudunu saran bir elbise vardı. Göğsü kısmında hafif bir dekolte vardı fakat ona sarılırken fark etmiştim sırt kısmı neredeyse tamamen açıktı. Oldukça şık gözüküyordu.
"Kızım nasıl geldin sen böyle?" dedi kollarını bana sararken.
"Atlas ceketini verdi," dedim kollarımı ondan ayırarak. Eğlenceli ve kafa dengi bir kızdı. Sohbetlerimizde hem beni eğlendiriyordu hem de sürekli Atlas'a takılarak onun sinir olmasına sebep oluyordu.
"Hadi gelin!" dedi Lina ve elimi tutarak beni hafifçe çekiştirdi. Onun ardından ilerlerken Atlas bizi izleyerek elindeki sigarasını içmeye ve yavaş adımlarla ardımızdan ilerlemeye devam ediyordu.
Onlar için ayrılmış, platformun kenarındaki koltukların oraya geldiğimizde Umut ve Rüzgar'ı gördüm. Rüzgar'ın yanında tanımadığım bir kız vardı. "Umut!" Lina sevgilisinin yanına ilerlerken elimi bırakmıştı.
"Seni özledim," dedi Umut'un üzerine doğru eğilerek dudaklarını hafifçe öperken. Evet birkaç dakika ayrı kalmışlardı ama onların ilişkisini artık çözmüştüm. Lina, Umut'a şımarır ve bir şekilde kendisini sevdirmesini bilirdi. Umut'sa bu durumdan haz alıyordu. Lina'nın ona karşı olan çocuksu ve tutkulu tavrı onu Lina'ya daha çok bağlıyordu. Bunu anlıyordum çünkü söylenirken bile ona aşkla bakıyordu.
"Güzelim," dedi Umut elini Lina'nın açıkta olan bacağına koyarak onu üzerine doğru çekerken.
"Hım," diye şımardığını işittim. Atlas'ın bana baktığını fark ettiğimde dikkatimi Umut ve Lina'dan çekerek koltuklardan birisine geçtim. Atlas tam karşımdaki koltuğa oturmuştu.
"Bayadır görüşemiyoruz," dedi Rüzgar araya girerek. "Nasıl geçiyor günler?"
"Aynı," diye mırıldandım ve ekledim. "Senin nasıl?"
"Benim normalde olduğundan daha iyi reis," dedi ve yanındaki koyu siyah saçlara sahip olan kızı göstererek ekledi. "Tanıştırayım İlayda," dedi ve elini bana doğru çevirdi. "Hera."
"Memnun oldum," diye mırıldandım sahte bir tebessümle.
"Ben de," diye ekledi ve o da tebessüm etti. Kız gözüme bir yerden tanıdık geliyordu fakat nerede gördüğümü hatırlamıyordum. Muhtemelen bizim sitede oturuyordu. Okulda ya da sokakta görmüş olma ihtimalim yüksekti.
"Atlas," dedi Rüzgar ilgisini İlayda'dan çekerek.
"Ne var kardeşim?" dedi Atlas bıkkınlıkla.
"Bu gece dağıtıyoruz diye umuyorum?"
"Motorla geldim amına koyayım ne dağıtması?" Kaşlarımı çattım. Yine beni eve bırakması gerekiyordu. "Ve Hera var. Eve bırakacağım." Kaşlarımı kaldırdım.
"Taksi diye bir şey icat edildi."
"Baban," dediğinde sözünü kestim.
"Babam seninle geldiğimi bile bilmiyor?" Dedim ona yalan söyleyerek. Kaşlarını kaldırdığında bana bir cevap vermedi.
"Bu gece burada sabahlıyoruz kaçamazsın, fon dip yapacağız." Bakışları bana döndü. Gözlerinin içerisine baktım.
"İyi," dedi Atlas gözlerimin içerisine bakarken. "Yapalım bakalım ama sen içmiyorsun." Eli beni gösterdiğinde kaşlarımı çattım.
"O neden padişahım?"
"Sen niye bana lakap takıp duruyorsun kızım?"
"Ne kızım mı ya?" dedim sesimi hafif yükselterek.
"Oldu ya, yükseldi yine. Padişahım de paşam de camış de sonra ben kızım deyince olay çıkar."
"Öyle mi?" dedim gözlerimi kısarak. "Düş önüme küçük kaplan," dedim dudaklarımı bezerek onu taklit ederken.
"Lan bi durun motora bağladınız yine." Rüzgar aramıza girdiğinde ona çevirdim öfkeli bakışlarımı.
"Taksiyle döneceğim dediğin için demiştir. Issız burası, tek döneceksen sıkıntı Hera."
"İyi," dedim. "İçmem çok."
Bir bardağın dibini göremeyeceğiz desene sen şuna, dedi iç sesim. Üçüncüde kafayı kırıyorsun çünkü.
"Gelin dans edelim biraz," dedi Lina Umut'un elindeki kokteylden birkaç yudum alırken.
"Ay evet," isminin İlayda olduğunu öğrendiğim kız da ayağa kalktığında Rüzgar ve Umut'ta kalktı.
"Ben böyle iyiyim," diye mırıldandım.
Atlas herhangi bir cümle kurmadan oturmaya devam ediyordu. Çantamın içerisindeki sigara kutusunu çıkarttığımda o da sigarasından bir dal daha aldı.
"Şaşırtıcı," dedi yeniden bana laf atarak. Bu çocuk beni sinir etmeden tek adım atamıyordu. "Kendi sigaranı da taşıyabiliyormuşsun."
"Aynen," diye mırıldandım sigaramı yakarken. Bir uzak bir yakın tavırları artık ruhumu eksiltiyordu. Gözlerim partide dolaştı. İnsanlar sonuna kadar eğleniyorlardı. Lina, Umut'la dans ediyordu. Rüzgar İlayda'nın yanındaydı. İçeride başka tanıdık simalar da vardı.
"Yürüyelim mi?" dedim Atlas'a dönerek. Onun için kendi içimde kendimle savaşlar veriyordum. Bunun sonunun nereye gideceğini bilmiyordum ama bir yanımla ona adım atmak isterken diğer yanımda hep ondan uzak durmak istiyordum.
Bizim bir ihtimalimiz olabilir miydi?
Şimdi, bana bakan gözleri bir gün beni görebilir miydi?
Bir cevap vermeden ayağa kalktığında kalp atışlarımın hızlandığını hissettim. Aklıma birkaç saat önce motorda ona sarılışım geldi. Tenini hissetmek öyle güzeldi ki ben Atlas'a karşı doyumsuz olduğumu fark ediyordum.
Beraber tahta platformun üzerinden inerek kumsala doğru ilerlediğimizde Atlas bana doğru döndü. "O ayakkabılarla nasıl yürüyeceksin?"
Gözlerimi kıstım. "Ben var ya," dedim başımı hafifçe sallarken. "Bu ayakkabılarla diken üstünde bile yürürüm."
"Öyle olsun," dedi düşünce göreceğim ben seni der gibi. Kumsala ayak bastığımızda kumun içine saplanan topuklu ayakkabılarımla dengede durmaya çalışarak ilerledim.
"Elimdeki sigarayı içime çekmeye devam ederken ona doğru mırıldandım. "Çok güzel değil mi dalgalar?"
"Yanıltıcı," diye mırıldandı Atlas, suya yakın bir yere geldiğimizde çömelerek. Ben de onun yanına oturdum. Bacaklarımın arasına giren kumu umursamadım.
"Neden?" dedim gözlerimi denizden ve onun üzerinde parıldayan köprüden almayarak. İstanbul'un enfes bir manzarası vardı.
"Gökte ne görürse onun rengini alıyor." Bu benim tanıdığım Atlas'a göre fazla düşünülmüş ve derin bir cümleydi.
"Nasıl öğrendin?" dedim ona alakasız başka bir soru sorarak. Ve neyi demesine izin vermeden ekledim. "Yalnızlığın çaresini."
"Öğrenmedim," dedi Atlas bakışlarını bana çevirirken. Bacaklarını bağdaş yapmıştı. Bense öne doğru uzatmıştım ve iki elime yaslanarak duruyordum. "Aynadakini sevdim Hera," dedi bana bunu yap dercesine. "Aynadakinden kaçmadım. Onunla savaşmadım. Kimsenin onun üzerinde hüküm sürmesine izin vermedim."
Aynadaki yansımandan kaçma. Kıskıvrak yakalanma ıssız odalarda.
"Bir duvar dibine çökmüş gibi hissediyorum," dedim ona içimi açarak. "Orada bir hayaletle konuşuyorum. Odamda kendimle savaşıyorum."
"Sonra insanlar savaşına ortak oluyorlar çünkü sen onların kurduğu cümlelerin üzerinde hüküm sürmesine izin veriyorsun."
"Ben çare bulamıyorum yalnızlığa."
"Üzüldüm," dedi Atlas elindeki sigarayı önümüzdeki denize doğru fırlatırken. Bu hareketine kızsam da şimdilik ses çıkarmadım. "Çünkü yalnızlığına kendin çare olamıyorsan bir insanı çare yaparsın. Bana sen söylemiştin. Herkes bir noktada insandan kopar diye. Sırtını yasladığın kişi gittiğinde ne yapacaksın?"
Gider misin?
Beni bırakır mısın?
Ben sana yasladım ruhumu.
"Atlas Katrivas," dedim derin bir nefes alarak. "Sadece iki kelime."
"Hım," diye mırıldandı ve ben yeni sigaramı elime aldığımda ekledi. "Çok içiyorsun."
"Senin de benden aşağı kalır yanın yok." Yüzünde bir gülümseme oluştuğunu gördüm. Ellerim uyuştuğunda ellerimi çekerek kumsala doğru uzandım.
"Saçların kum olacak," dedi Atlas. "Buraya gel." Başımı avuç içine alarak dizlerinin üzerine koyduğunda kalbimde aynı tanıdık ağrıyı hissettim.
Şimdi kendim için değil, senin için bir adım atıyorum.
Ve artık hayaletinle değil, seninle konuşuyorum.
İçim dökülüyor ruhuna, öyle uzak durma.
Dokun bana istiyorum.
Başımı dizinin üzerine koyduğundan bakışlarım direkt olarak yüzüne değiyordu. Derin derin gözlerinin içerisine baktım. Varlığı ruhumu besliyordu.
Tekrar bir sigara yakmak yerine elimdeki sigaraya uzandığında kaşlarım çatıldı.
"İçme daha fazla," dedi elimdeki sigarayı alırken.
"Bana abim gibi davranıyorsun," dedim kaşlarımı çatarak. Hafif bir kahkaha attı ve sigaramı dudaklarının arasına yerleştirdi.
"Abin sayılırım zaten," dedi benimle dalga geçerek.
Gerçekten mi?
Avuç içime aldığım kumu suratına doğru fırlatmaya çalıştığımda sağa doğru yattı. Üzerindeki tişörtten içeriye giren kum tanelerinden kaçamadı.
"Eyvallah Hera Yarkan," dedi sesli bir şekilde. "Biz saçınıza kum girmesin diye sizi dizimize yatıralım. Eyvallah."
Tek gözümü kapatarak yüzümü buruşturdum. "Hak ettin."
"Neden senin hakkında kurulan cümleleri bu kadar önemsiyorsun?" dedi konuyu bir anda eskiye çekerek.
"Ne gibi?" dedim vereceği cevabı bilerek.
"Melisa gibi," dediğinde o kızın ismini ağzına alıyor olması bile bana dokundu.
"Ona özel bir durum değil ki," diye mırıldandım. "Göğsüme sığmıyor insanların nefreti. Ben nefretle baş edemiyorum. Ardı düşünülmeden kurulan cümleyle, sonucu bilinmeden kusulan öfkeyle baş edemiyorum."
"Bu insanların hayatında hiçbir yeri yok Hera," dedi elindeki sigarayı içerisine çekerken. Başım dizinin üzerindeyken onu izlemeye ve mavi gözlerine dalmaya devam ettim.
Yanımda denizin keskin kokusu, dalgaların ruhumu besleyen sesi vardı.
Birkaç adım atsam suyun içerisindeydim. Ama burada dizlerinin üzerinde, gözlerinde bir damla mavilikte boğulmayı seçtim.
"Hassas olduğumuz konular vardır," dedim derin bir nefes alarak. Onun yanında, bunları onunla konuşabiliyor olmak o kadar kutsaldı ki o bunu bilemez, anlayamazdı. "Ve konu kanayan yanın olduğunda üzerine tutulan tuzla baş edemezsin."
"Ama sen de hassas noktalarını birer birer sergiliyorsun," dediğinde ne demek istediğini anlamadım.
"Bak ben seninle birkaç aydır konuşuyorum ama sana seni anlatırım. Muhabbetimiz bir saatten öteye gitmiyorken hem de," dedi ve derin bir nefes aldı. Birkaç aydır konuşuyor olmamız ona diğerlerine olduğundan farklı davrandığım gerçeğini değiştirmiyordu. Ona kendimi açmıştım çünkü onu seviyordum. Onun bir ay diye bahsettiği tanışıklık benim içimde günleri, haftaları, ayları taşıyordu.
"Annenle ilgili tek cümle söylendiğinde gözlerin doluyor mesela. Pençelerini çıkartıyorsun. Öfken kırgınlıklarından geçer Hera," dedi ve sigarasını bir kere daha içerisine çekti. "Öfkelendiğinde kırıldığını anlıyorum." Bu bana yakalanma hissini tattırdı. Atlas sandığım kadar uzak bir adam değildi. Kendisini geriye çekerken oradan insanları izliyor ve tanıyordu.
"Hep kırgınlıktan geçmiyor," dedim kendimi saklamaya çalışarak ve konuyu değiştirmeye çalıştım.
"Bu sular bana çok tanıdık geliyor biliyor musun?" dedim bakışlarımı ilk kez ondan çekip denize doğru çevirerek. "Sığ denizler, sık sular. Annem bu suyun içerisinde bir yerde can verdi. Bedeni haftalar sonra bulundu."
Yutkunduğunu işittim.
Bazı acılar böyledir Atlas. Yalnızca yutkunursun, söyleyecek tek cümlen yoktur.
"Şimdi aynı denizin içinde yüzmek istiyorum ama boğulmaktan çok korkuyorum." Okyanus gözlerine dalmak istiyorum ama orada kaybolmaktan çok korkuyorum. "Biri elimden tutsun istiyorum ama insanlara güvenemiyorum. Yalnızlığın bir çaresi yok, bulamıyorum."
Bir cevap vermedi yalnızca sigarasını içti ve beni dinledi. Yine de gerçekten ona içimi açıyor olmak gözlerimden birkaç damlanın süzülmesine sebep oldu. Eksik hissediyordum, yalnız hissediyordum, çaresiz hissediyordum.
"Bunu görmelerine izin verme," dedi izmariti yeniden denize atarken.
"Yapmasana şunu," diye çıkıştım ona. Omuz silkti.
"Bak bana. Hiç mi acım yok? Büyük ya da küçük insanın acısı olmaz mı Hera? Ama izin vermem. Göremezler. Ben Atlas Katrivas'ım. Buradayım. Ne konuşurlarsa konuşsunlar burada kalmaya devam edeceğim."
"Sen Atlas Katrivas'sın," diye mırıldandım. Sen Atlas Katrivas'sın. Her şeyin önünde bir dağ gibi durabilirsin. Tanımasan bile bir insana umut olabilirsin. Bir insana hayat olabilirsin. Bana hayat olduğun çok gece biliyorum. Seni en iyi ben tanıyorum. Her gece odamda hayaletinle savaşıyorum.
"Ne söylesen geçmez ki bu his," dedim deniz dalgalarını izlerken. Arkamızda kalan müzik ve insan sesleri denizin sesini dinlememe engel oluyordu. "Çünkü gece çöktüğünde yine yapayalnız kalacağım. Başımı yastığa koyduğumda yine bir başıma hissedeceğim."
Başımın altında hissettiğim bu beden karanlık gecelerde yanımda olmayacak. "Belki bir gün öğrenirsin," dedi ve derin bir nefes aldı. "Yalnızlığın çaresini."
"Annemle ilgili haberler yapıldığında haberin vardı değil mi?" dedim gözlerimi denizden alarak Atlas'ın gözlerine çevirdim. Orada daha büyük bir derinlik yakalıyordum. O eylül akşamı, o yüzden oradaydın.
"Ben erişim engeli getirtmiştim haberlere," dedi başıyla beni onaylarken. Sigara içmeyi bırakmamıştı. Bu kaçıncı sigarasıydı saymayı bırakmıştım fakat elindeki yarım paket bitmek üzereydi.
"Derin sular," dedim bunun ne anlama geldiğini bilemeyerek. Başımın ağardığını hissediyordum. "Sığ denizler," diye ekledim.
"Korkuyor musun yüzmekten?" dediğinde başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.
"Canım o kadar yüzmek istiyor ki şu an." Denizin içerisine girmek, suyun soğukluğunu hissetmek isterdim.
"O haberler çıktığında sosyal medya hesaplarımı kalıcı olarak silmiştim," dedim bundan haberi olduğunu bilip bilemeyerek.
"Haberim var," dedi Atlas beklemediğim bir yanıt vererek.
"Nereden?" Kaşlarım hafifçe çatıldığında bana alelacele bir cevap verdi.
"O sıralar birlikte olduğum bir kız vardı, ilgilenirdi magazinle."
"Ne kadar korkak olduğumu konuşmuşsunuzdur," dedim o dönemde benim değil bir başkasının yanında olmasına kırılarak.
"Üzerine konuşmadım ama neden yaptın Hera?"
"Binlerce yorum ve mesaj alıyordum," dedim ona kendimi açarak. "Baş edemiyordum. Nefretle baş edemiyordum. Sanki neden sevilmediğim yüzüme çarpılıyordu. Kimi fahişenin kızı diyordu ve sosyal medyanın en kötü yanı buna herkesin erişebiliyor olması. Oraya bir yorum yazıyorlar, kendi ana sayfalarına benim hakkımda bir yazı yazıyorlar ama onu yüzlerce, onlarca ve hatta belki de binlerce insan görüyor. Rezil olmuş hissediyordum."
Atlas başını iki yana salladı. "Ne rezilliği ya?" dedi bu düşüncemi anlamadığını belli ederek. "Kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmadığı insanlar senin hakkında konuşuyor diye ne rezilliği? En fazla yine birisi gündem olmuş derler. En fazla Hera Yarkan bu, ne yapsa gündem oluyor derler. Şu yaşadığın hayata bir bak."
"Neyse ya," dedim bunu konuşmak istemeyerek.
"Hesaplarını aç," dedi Atlas konuyu kapatmayarak ve son sigarasını da söndürdü. "Var olmaya devam ettiğini onlara göster." Bunu yapmayacağımı ikimiz de biliyorduk. Yapamazdım. Atlas o yorumlara bakmadan yaşayabilirdi. Fakat ben her gece odamda otururken daha dibe çekilmek için açar okurdum. Tekrar ve tekrar neler yazdıklarına bakardım. Hafızama kazırdım her cümleyi. Ve tekrar o cümlelerle baş başa kalırdım. Kelimelerin ruhumda derin darbe izleri bırakmasına izin verirdim.
"Kimseye hiçbir şey göstermeyeceğim," dedim harfleri uzatarak.
Atlas'ın gözü kısa bir anlığına telefonuna gitti. Ardından bakışlarını bana çevirdi. "Gidelim mi?" dedi başıyla partinin olduğu alanı göstererek.
"Hım," diye mırıldandım ve başımı kucağından kaldırarak yere tutunarak ayağa kalkmaya çalıştım. Atlas, kolumdan tutarak bana yardımcı olmaya çalıştığında ona tebessüm ederek kumsalda ilerlemeye çalıştım.
"Fon dip yapacağız şimdi," dedi Atlas. "Asıl şimdi izle şovu."
"Niye?" dedim gülümseyerek. Koluna tutunarak platforma doğru ilerlemeye devam ettim.
"Sarhoş olunca ebesini görüyor da ondan." Platforma çıktığımızda ne ara geldiğini anlayamadığım Rüzgar.
"Rüzgar senin ağzına sıçacağım gerçekten ya!" Atlas Rüzgar'a sinirlendiğinde bu durum beni daha da neşelendirdi.
"Niye? Geçen gün de sarhoştun ama kusmak üzere olan bendim."
"Öyle kolay sarhoş olmuyorum ben," dedi Atlas.
"Ama olunca da bir çenesi açılıyor, bir normalin dışına çıkıyor. Geçmiş olsun," dedi Rüzgar yeniden Atlas'a takılarak.
"Göreceğiz ne kadar zor sarhoş olduğunu."
Atlas bana bir cevap vermemişti. İnsanların dans ettiği alanın ortasına yuvarlak bir masa yerleştirildiğini gördüm. Masanın üzerine beş kişi için bardaklar yerleştirilmişti ve diğer herkes o masanın etrafındaydı. Gözlerim etraftaki insanlarda dolaşırken Atlas bir anda elini belime doğru koyarak beni kendisine doğru çekti. Etraftaki kızların bakışları göz kenarıyla bize doğru döndüğünde başımı Atlas'a doğru çevirdim.
"Ne oluyor?" dedim fısıldayarak.
"Şhh," diye mırıldandı. "Sadece uyum sağla."
Masaya doğru ilerlerken gözlerim üzerimde dolaşan ve bana öfkeyle bakan gözlerle kesişti. Melisa, kalabalığın içerisinden yalnızca bize bakıyordu. Rahatsızlık verdiğinin farkındaydı ve bundan keyif alıyordu.
"Ne arıyor bu burada?" dedim Atlas'a doğru fısıldayarak. Belimdeki elini sıkılaştırdı ve beni hafifçe kendisine doğru çekti.
"Bilmiyorum," diye mırıldandı. "Sikeceğim ama Rüzgar çağırdıysa onu." Bakışlarım belime yerleştirdiği eline doğru kaydı.
"Gerek yok," dedim geri çekilmeye çalışarak. "Eğer beni korumaya çalışıyorsan."
"I-ıh," dedi Atlas yüzündeki ciddi ifadeyi bozmadan. "Senin için değil kendim için yapıyorum şu an."
"Neyi?"
"Bana biraz yardımcı olup gülümsesen?" dedi Atlas masanın önüne geldiğimizde. Masanın etrafında Umut, Rüzgar, Atlas vardı. Başka bir tanıdık sima daha gördüğümde kaşlarımı kaldırdım.
"Olayım da neye?" dedim sessizce.
"Melisa'ya ne söylediğimi sormuştun ya hani," dedi kulağıma fısıldayarak. Bakışlarım bir anlığına Melisa'ya kaydı. Gözleri hala üzerimizdeydi. Yanında Gaye vardı. Atlas bana daha fazla yaklaştığında kalbimin hızlandığını, ellerimin hafiften titrediğini hissettim.
Dudakları açıkta olan boynuma yaklaştığında gözlerimi istemsizce kapattım. Atlas Katrivas, tam şu anda bütün bu insanların içerisinde ne yapıyorsun?
"Sevgilim olduğunu söyledim küçük kaplan," dedi Atlas mırıldanarak. "Ve sevgilimi hiç kimseyle paylaşmayı sevmediğimi. Yanımda olan kadın hakkında konuşmaması gerektiğini." Göğsüm, göğüs kafesimi delecek gibi hızlandı.
Atlas Katrivas'ın sevgilisi. Onun hayatına dahil olan, onunla hayatı paylaşan birisi.
"Neden?" dedim gözlerimi hafifçe aralarken.
"Onu senden ve benden aynı anda uzak tutmanın en kolay yolu buydu," dediğinde boğazımda bir yumru oluştuğunu hissettim. Bütün bu cümleler bir gerçeği yansıtsaydı şimdi ne hissedeceğimi düşündüm.
Sevdiği kadını, sevgilisini böyle sarıp sarmalar mıydı? Atlas, nasıl bir sevgili olurdu? Sevdiği kadının bir adım ötesinde durmaya, onu ardına alıp sarmalamaya yeter miydi yüreği?
"Neden bana sormadan böyle bir şey yaptın?" dedim kırgınlığımı ona yansıtamamaya çalışarak. Ona kırgın değildim. Bu cümlelerin bende yarattığı etkiye kırgındım.
"Fon dip zamanı!" Rüzgar'ın sesi aramıza girdiğinde Atlas kollarını yavaşça bedenimden ayırdı. Elbisemin açıkta bıraktığı çıplak tenimden ayrılan sıcaklığı buz gibi hissetmeme sebep olurken şimdilik ona yardım ettim.
"Umarım gün sonunda ölmezsin Katrivas." Yüzünde büyük bir gülümseme oluştu.
"Ölmeme izin vermezsin sen."
Ölmene izin vermem ben.
Yuvarlak masada tekila bardakları sırayla dizilmişti. Atlas'ın yanında Rüzgar onun yanında Umut vardı. Umut'un yanında, Atlas'ın karşısında ise Asaf duruyordu. Gözlerimi Asaf'tan kaçırarak yanlarındaki diğer çocuğa baktım. Onu tanımıyordum fakat sitedeki diğer A Plus villada oturan ailenin oğlu olduğunu biliyordum.
Müzik sesi kısılmıştı. Lina masanın başına doğru ilerledi ve benimle göz göze geldiğinde bana göz kırptı. Hepimiz masanın etrafında çember oluşturmuştuk. Ellerinde kokteyl olan gençler masayı izliyorlardı.
"E sona kalan ne alıyor?" dedi Lina bağırarak.
"Ben ortaya beş yüz dolar koyuyorum," dedi Rüzgar açılışı yaparak.
"Bin kardeşim," dedi Umut ona ekleyerek. Asaf'ın yüzünde alaylı bir gülümseme oluştu. Alkole dayanıklı olduğunu biliyordum.
"İki bin," dedi adını bilmediğim çocuk Asaf'tan önce davranarak.
"Beş," dedi Asaf Atlas'a izin vermeden ve Atlas Katrivas birkaç adım geri çekilerek şovunu yaptı.
"On bin dolar." Etraftan çığlık sesleri yükseldiğinde Melisa'nın gözlerinin üzerimizde olduğunu biliyordum. İçimde şimdi Atlas'a gidip sarılma hissi oluştu fakat bunu yapabileceğimi sanmıyordum. Sevgili olduğumuz yalanını söyleyen oydu. İnsanların içinde belime sarılan, yüzünü boynuma gömen oydu. Şimdi ona sarılsam bana hiçbir şeyin hesabını soramazdı ama ben yapamazdım işte.
Bu kalabalığın önünde yanına gidip bu şova dahil olamazdım. Sonra hakkımda ne konuşacaklarını düşünürdüm.
"Yaptın şovunu amına koyayım," Umut'un sesini duyduğumda bakışlarımı Asaf'a çevirdim. Önündeki dolu tekila bardaklarına bakıyordu.
"O zaman," dedi Lina bağırarak. "Üç," Umut'a baktı ve göz kırptı. Gerçekten enerjisi yüksek bir kadındı. Her halinden üzerindeki çekimi hissediyordunuz ve kur yapmasını çok iyi biliyordu. Umut bu dünyada cenneti yaşıyor olabilirdi. "İki," dedi ve bir anda "Bir" diye bağırarak hepsinin bardakları teker teker ağzına götürmesine sebep oldu.
Atlas'ın tek dikişte bitirdiği bardağı bırakarak eline yenisini alması birkaç saniyesini almıştı. En son pes eden bütün parayı alacaktı. Oyunun tek kazananı oluyordu.
Atlas böyle basit bir oyun için ortaya iki yüz binden fazla para koymuştu. Kazanacağını biliyordum. Çünkü kazanmayacağı bir yarışa böyle bir şovla girmezdi.
Bardaklar birer birer eksilirken öksürüklerinin arasında ilk pes eden Rüzgar oldu. Onun ardından Umut başını iki yana sallayarak bardakları bıraktı. Önlerindeki on bardak tükendiğinde geriye yalnızca ismini bilmediğim çocuk, Asaf ve Atlas kalmıştı. Hepsinin gözleri hafif kızarmıştı.
Asaf ve diğer çocuk birbirine bakarak başını salladıklarında güldüm. Hepsi on tekila bardağı diklemişti. Gözlerinin kenarları kızarmıştı. Çevrelerinde bekleyen insanlar olarak hepimiz müziğe ayak uydurarak hafifçe dans ediyorduk.
"Beynimi hissetmiyorum," dedi Umut başını iki yana sallayarak.
"İkinci tur!" dedi Lina bağırarak ve önlerine yeniden bardakları koydu. Bu sefer hepsi pes etmek zorunda kalacaktı çünkü hiç kimse yirmiden fazla tekilayı fon dip yapamazdı.
Atlas bana dönerek göz kırptığında bakışlarımı etrafta gezdirdim. Elindeki bardağı bana doğru kaldırdı ve Lina yeniden sayımı bitirdiğinde kafasına doğru dikti.
"Evren!" Kalabalıktan yükselen ses Asaf'ın yanındaki çocuğun ismini öğrenmeme sebep olmuştu. Boyu uzundu fakat Atlas'tan kısa kalıyordu. Bunun sebebi Atlas ve Asaf'ın çok uzun boylu olması da olabilirdi.
"Katrivas!" diye bir ses yükseldi ardından. Bu, bir öncekinin neredeyse iki katıydı.
Atlas Katrivas. Bu onun dünyasıydı. Hiç kimse ondan rol çalamazdı, hiç kimse onun önüne geçemezdi.
Bardakları birer birer bitirirken ayakta durmaya zorlandığını görebiliyordum. Evren denilen çocuk da elindeki bardağı masaya bırakarak gözlerini sıktığında onun da bırakacağını anladım.
"Siktir," diyerek masadan uzaklaştı. Geriye yalnızca Atlas ve Asaf kalmıştı. Önlerindeki bardakları artık yavaş yavaş içiyorlardı. Atlas'ın eli sıkıca masaya yaslıydı. Başının nasıl döndüğünü tahmin edebiliyordum. İkisinin de pes etmeye niyeti yok gibi duruyordu.
Eğer ikisi de pes etmezse son bardağı ilk bitiren kazanırdı ve Atlas'ın önünde yalnızca bir bardak kalmışken, Asaf'ın önünde iki bardak daha vardı.
Atlas son bardağı dudaklarına götürerek bitirdiğinde etrafta büyük bir çığlık sesi yükseldi ve müzik sesi yeniden yükseldi. Düşeceğini sanarak yanına doğru ilerlediğimde bana göz kırptı. İnsanlar dans ederek onun ismini bağırmaya devam ederken o sevindiğine dair tek bir hamle yapmadı.
Tamam Atlas. En karizma sensin.
"Nasıldım ama?" dedi gözleri gözlerimi bile bulamıyorken.
"Fazla içtin," dedim ve koluna girdim. Melisa buralarda mıydı bilmiyordum. O kadar sarhoştu ki muhtemelen sabaha şu andan itibaren hiçbir şeyi tam olarak hatırlamayacaktı.
İnsanlar yavaş yavaş dağılıyordu. Lina'nın bir köşede Umut'la vakit geçirdiğini tahmin edebiliyordum. Rüzgar'ı ise masadan kalktıktan sonra hiç görmemiştim.
"Su istiyorum," dedi Atlas kelimeleri ağzının içerisinde yuvarlarken.
"Yüzünü yıkayalım," diye mırıldandım ve onunla ilerleye başladım. İyi ki bu gece fazla alkol almamıştım.
"Hera," dedi benimle yürürken. "Dur," dediğinde ilerlemeyi bıraktım. "Sahile gitmek istiyorum."
"Sahildeyiz zaten Atlas," dedim etrafımıza bakarak.
"Deniz," diye mırıldandı. Daha demin oturduğumuz kumsala doğru baktığımda Lina, Umut, Rüzgar ve İlayda'nın da orada olduğunu gördüm.
"Tamam," dedim derin bir nefes alarak ve onunla yeniden kumsala doğru ilerledim. Bir yandan onu dengede tutmaya çalışıyordum diğer yandansa kendim dengede durmaya çalışıyordum çünkü bu ayakkabılarla kumsalda yürümek zordu. Deniz suyu ayak diplerine değecek kadar suyun yakınına oturmuşlardı.
Kumsalda zar zor ilerlerken Atlas bana doğru mırıldandı.
"Keşke sosyal medya hesaplarını kapatmasaydın."
"Niye taktın sen buna bu kadar?" dedim ve yürümeye çalıştım.
"Lina," diye seslendim hemen önümüzde duran Lina'ya doğru bağırarak. Bir adım daha attığımda beklemediğim bir şey oldu. Kumun içerisine saplanan topuklu ayakkabımı geri çıkaramadığımdan dengemi kaybederek Atlas’a tutunmaya çalıştım. Sarhoş olduğundan o da dengede kalamadığında Atlas’la öne doğru savrulduk. Sahile doğru yükselen dalgaların ıslattığı nemli kumların üzerine doğru düştüğümüzde Atlas kollarını iki yanıma koyarak ağırlığını üzerime vermekten kaçmaya çalışmıştı. Göğsüm hızla nefes alırken sahile doğru yükselen dalgalar hafifçe üzerimi örterek geri çekildi ve tenimde hissettiğim soğuk derin bir nefes almama sebep oldu.
"Hera," dedi Atlas kızarmış gözlerini gözlerimden ayırmadan. Masmavi gözleri karanlıkta kalmıştı ama ben yine ona doğru çekildiğimi hissediyordum.
"Hım," dedim gözlerinin içerisine bakarken. Islak kum saçlarımın arasına giriyordu ve tekrar yükselen su saç diplerimin ıslanmasına sebep oluyordu.
"Hiç," dedi gözlerini sıkıca kapatırken ve yavaşça üzerimden kalktı. Göğsümün sıkıştığını hissettim. Kaçtığım he şey tam karşımdaydı. Atlas Katrivas tam karşımdaydı. Benimle konuşuyordu beni görüyordu. Üzerindeki tişörtü çıkarttığını gördüğümde ne olduğunu kavramaya çalıştım.
"Çıkart ayakkabılarını," dedi bana doğru seslenerek.
"Atlas dur ne yapıyorsun?" Söylediklerime aldırmadan yeniden seslendi.
"Çıkart ayakkabılarını." Onu dinleyerek elimi ayakkabılarıma uzattım ve ayakkabılarımı çıkartırken bir yandan ona baktım. Çıplak ayaklarım ıslak kuma değerken elini bana uzattı.
Öyle uzakta durma, bir adım at bana. Tut ellerimi.
"Atlas!" Ona seslenmeme aldırmadan beni kendisiyle birlikte denize doğru çektiğinde ona ayak uydurdum.
"Yüzmek istemiyor muydun?" Lina ve Umut biraz gerimizdeydiler fakat bizi görebiliyorlardı.
"Oha!" dediğini işittim Lina'nın. Bakışlarım ona kaydığında onun da ayakkabılarını çıkarttığını gördüm. Atlas beni kollarımdan tutarak soğuk suyun içerisine doğru çektiğinde istemsizce gözlerimi kapattım.
Şimdi denizin içerisindeyim. Dalgalarla birlikte süzülüyorum. Karanlıktayım. Susma, sesini arıyorum. Öyle geride durma, seni bulmaya çalışıyorum. Gözlerimi açıyorum, göğsümü yokluyorum. Burada mısın? Ellerini hissedemiyorum.
Tuttuğum nefesim ve saç diplerimde hissettiğim su bana özgürlük hissini verirken dalgaların bizi ileriye doğru götürdüğünü hissettim. Ellerini hissedemediğimde gözlerimi korkuyla açtım ve denizin içerisinde bedenini aradım.
Ayaklarımı suyun içerisinde hareket ettirmeye çalışırken belimde hissettiğim beden içimdeki korkunun bastırılmasına sebep oldu. Atlas belimi sarmalamış suyun içerisinde ellerimi tutmuştu.
Suyun yüzeyine doğru çıktığımızda mırıldandı. "Bu gece seni özgür kılacağım." Ne olduğunu anlayamadan ellerimi onun çıplak bedenine doladım. Başımızdan aşağıya süzülen su tenimizin parıldamasına sebep olurken Lina'nın sesini işittim.
"Gülümseyin çekiyorum!"
"Hayır," dedim korkuyla Atlas'a. "Hayır yarın bütün gündem biz olacağız."
"Kimse bilmeyecek sen olduğunu," dedi eli belimdeyken. Suyun içerisinde beni bırakmıyordu. Belki de annemden ötürü su korkum olduğunu düşünüyordu fakat böyle bir korkuya sahip değildim. Yalnızca bazen göğsümün sıkıştığını hissediyordum.
Mavi gözlerinin etrafındaki beyazlık kırmızı çizgilerle kaplıydı.
Atlas Katrivas bu gece sosyal medya hesabında bana ait bir fotoğraf paylaştı.
Üzerinde ne ismim vardı ne de kim olduğum yazıyordu fakat ben o fotoğrafın kime ait olduğunu biliyordum ve bu benim için yeterliydi.
Lina ve Umut'ta denize girdiğinde Atlas'a daha sıkı sarıldım. Sarhoştu, ne olduğunun farkında bile değildi ama bana yıllarca unutamayacağım bir gece yaşatıyordu.
Üzerimizde tuzlu ve bulanık deniz suyu. Bir kere daldım o dibe, ellerin benimle ve tenin üzerimde.
Ben duygusal bir kadındım, kaybolmaktan hep korkardım. Gözlerindeki okyanustan yıllarca kaçtım.
Sen yalnız adam, benimle boğulmayı kabullendin. Buldum çaresini yalnızlığın. Karanlık gözlerinde.
Tüm Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış.