0 %

2

Yazı Boyutu
100%

BÖLÜM 2: Öğretilmiş Yalnızlık

Şimdi sen arkandaki kalabalığa aldanıyorsun.
Biz ikimiz, o kalabalığın içerisinde yapayalnız kaldık kabullenmiyorsun.  
Gün geçtikçe eksiliyor yüreğin fark etmiyorsun.
İnsana yalnızlık da öğretilir sevgilim sen acıyı hiç tanımıyorsun.

Kalbimin üzerinde hissettiğim bu ağırlığın ismi aşksa yaralı günlerimde o yaraları saran duygunun ismi neydi? Sevgi bir yanımı toparlarken diğer yanımı paramparça edecek kadar güçlüydü. Ve ben yıllardır o sevgiye bağlıydım. 

Bir insanı sevmek başka.

Bir insanı sevmeyi sevmek başka. 

Atlas Katrivas öyle bir adam ki ben onu sevmeyi bile seviyorum. 

Arabası sitenin sokaklarında hızla ilerlerken Atlas'ın eli arabanın ekranına doğru uzandı. Ardından telefonu eline alarak bir çalma listesine girdi ve tanımadığım bir sesin aramıza girmesine sebep oldu. Elim arabanın camına doğru uzandığında Atlas'ın da camını açtığını ve kolunu açık olan cama yaslayarak sol eliyle ritim tuttuğunu gördüm. Sağ eliyle direksiyonu döndürüyor ve arabayı kullanıyordu. 

Bakışlarımı onun üzerinden çektiğimde bana bakmadığını biliyordum. O beni hiçbir zaman detaylı incelemezdi. Benimle ilgilenmezdi. Kendi dünyasında kendisine ait bir yaşam sürüyordu ve o dünyada bana ait bir yer yoktu.

Evlerinin önüne geldiğimizde arabayı kapının önüne alelacele bırakmıştı. Kontağı kapatarak bana doğru döndü. "Giyineceğim istersen gel ya da arabada bekle, sen bilirsin."

"Sıkılırım," dedim kapıyı açarak ve ondan önce davranarak arabadan indim. Ardımdan o da kapısını açarak arabadan inmişti. Anahtar arabanın içerisindeydi çünkü zaten kapının önünde onlarca koruma duruyordu. Daha önce hayatımızın tehlikeye girdiği olmamıştı fakat bu tedbirleri almaktan da geri durmuyorlardı. Ülke çapında biliniyor olmanın getirdiği eksiler vardı. 

Evleri yapısal olarak bizim evimizle aynıydı. Sitede üç tane A Plus villa bulunuyordu ve bunlardan birisi bize, diğeri Katrivaslara üçüncüsü ise Katrivasların okulunda olduğunu bildiğim bir çocuğun babasına aitti. 

Evin içerisine girdiğimizde beni tanıdık hol karşıladı. "Gel," dedi Atlas beni yönlendirerek. Evin içerisinde loş bir ışık vardı. Aydınlatmalar tam olarak çalışmıyordu. Evde hiç kimsenin olmadığını biliyordum çünkü Atlas yatılı çalışan sevmezdi. Asansör yerine evin içerisindeki merdivenleri kullanarak üst kata çıktık. Ardından Atlas kendisine ait olan odaya doğru ilerledi ve bir şey söylemediğinde ben de onun ardından ilerledim.

"Ne giyeceksin şimdi? Ben böyle saçma kalmayayım ortama?" dedim bedenimi saran, siyah mini elbisemi işaret ederek. 

"Gayet iyi gözüküyorsun," dedi fakat gözleri üzerime değmemişti. 

"Aynen baya baktın şu an," dediğimde beni umursamadan odanın içerisindeki kıyafet odasına açılan kapıya doğru ilerledi ve içeriye girdi. O kıyafetlerine bakarken yatağına doğru ilerledim ve yatağına oturdum. Yüzümde hafif bir makyaj vardı. O ortamda nasıl duracağımı bilmiyordum. Odanın içerisine beyaz ve gri renkleri hakimdi. Ortada bulunan alçak, büyük yatağının başlığı beyazdı fakat dolapları koyu gri renkteydi. Uzun süredir burada yaşamadığını biliyordum. Yalnızca babasıyla çalışması gerektiği zamanlarda buraya gelirdi. Yine de bu evde bile en çok onun izi vardı çünkü Atlas istediğini yaptırtmayı bilen bir adamdı.

"Topu sana atmıştım," dedim onunla daha fazla sohbet etmek isteyerek. "Neden bekleyemem demedin?"

Kulağıma gülüşü ulaştı. Onu tanıyor olmak, onun hayatına dahil olmak beni heyecanlandırırken aynı zamanda beni korkutuyordu çünkü kalbimde bu denli yücelttiğim birisinin gerçekliği ile yüzleşmekten korkuyordum. 

"Şu kızla yüzleşmek istedim," dedi beklemediğim bir cevap vererek. "Onunla seviştiğimi iddia edecek kadar egosu yüksek olan hanımefendiyi tanımak istedim," diye ekledi.

Kalbimdeki çiçeklerin solduğunu hissettim. Ben yanındayken bile düşündüğü hiçbir şey bana ait değildi. Melisa'yı merak ediyordu. Belki de bu gece onunla benim sayemde tanışacaktı ve Melisa'nın istediği her şeyi eline vermiş olacaktım. 

"Onunla konuşamazsın," dedim ona karşı çıkarak. Odasının kapısı hafifçe aralandı ve kıyafet odasından çıkarak bana baktı. Tişörtünün kenarlarını düzeltiyordu. Üzerinde beyaz üzerinde anlayamadığım bir amblem olan tişört ve siyah kot pantolonu vardı. Takım elbisesini çıkartmıştı. Saçlarını elleriyle öylesine bir düzeltmiş gibi gözüküyordu.  Bugün beni almaya gelirken de buna benzer bir kombin yapmıştı. Sağ elinde asla çıkartmadığı saati, boynunda ise ince zincir kolyesi vardı. 

"Neden?" Diye mırıldandı masasının üzerindeki parfümlerini almak için masaya doğru ilerlerken. 

"O ahmak hakkımda ileri geri konuşma haddini buluyor çünkü Atlas," dedim yatağından kalkarken. Bana sırtını döndüğünde parfümünü sıkarken şekillenen sırt kaslarına ve kolundaki dövmeye baktım. Allah kahretsin ki çok güzel gözüküyordu.

"Bunun beni ilgilendiren kısmı nedir?" Odaya yayılan parfüm kokusuna aldırmadan ona doğru ilerledim ve kolunu küçük ellerimle kavramaya çalışarak irkilmesine sebep oldum. Atlas'ı kendime doğru döndürdüğümde bakışları gözlerimdeydi. Okyanus mavisi gözlerini gördüm. Karnım kasıldı. İçimde bir yangın başladığını hissettim ve hislerimle savaştım. Geri durmamak için çabaladım.

"Onunla tek bir adım atarsan bir daha susmaz biliyorsun," dedim bunu yapma dercesine. 

"Ne demiş olabilir ki hakkında?" dediğinde dudağını kıvırmıştı. "Bu kadar abartma olayları Hera. Her gün bu sitedeki herkes hakkımda bir şeyler konuşuyor. Baksana kızın birisi onunla yattığımı iddia etmiş neyi dert ediyorsun bu kadar?"

"Öyle bir şey değil aptal," dedim kolunu bırakırken. Beni anlamadı. Anlamasını da beklemiyordum zaten, çünkü anlatmamıştım. Hiç kimseye anlatmadığım gibi ona da somut olarak hiçbir şey anlatmamıştım fakat bazen yazdığım günlüğü onun yerine koyar sabaha kadar yalnızca ona anlatırdım. Hiç duymazdı.

Ben geceleri odamda onun hayaletiyle savaşırdım, bilmezdi. 

"Nasıl bir şey?" dedi kolunu benden kurtarırken. Elimden ayrılan teni elimin havada kalmasına sebep olurken irkilerek elimi indirdim. Elindeki parfümü yerine bıraktım. 

"Annem hakkında konuştu Atlas," dedim bu işi uzatmamasını isteyerek. Kaşları çatıldı. Yüzündeki alaylı ifade yerini düz bir ifadeye bıraktı. "Herkes gibi o da beni annemin yaşadıklarıyla vurmaya çalıştı."

"Ne söyledi?" dediğinde yaşanılanlara hâkim olup olmadığından emin değildim. Atlas bütün bu şehrin orta yerinde, her şeye sahipmiş gibi dururdu fakat herkesten en çok onun uzak olduğunu bir ben bilir, ben görürdüm. 

"Ne önemi var ki? Söyledi bir şey. Önemli değil, umursadığımdan da değil. Sadece ben bugün ona izin versem yarın bir başkası daha da ileri gitmeye çalışacak." Gözlerime hüzün çökmüştü. Konu annem olduğunda kalbimin üzerindeki baskıdan kaçmak zor oluyordu. 

Atlas'ın derin bir nefes aldığını işittim. Bakışları üzerimde dolaştı. "Gayet hoş gözüküyorsun," dedi konuyu değiştirerek. Bilerek mi yapıyordu? "Kırmızı bir ruj bulursak ortama daha uyum sağlamış olursun."

"Yanımda makyaj malzemesi yok." Yanımda çantam bile yok. Cebime attığım telefonum ve arabanda bıraktığım ceketim var. 

"Hallederiz," diye mırıldandı ve odanın çıkışına doğru ilerledi. Saat on bire gelmek üzereydi. Bu saatte makyaj malzemesini nereden bulacaktı?

O odadan çıktığında ardından ben de çıktım. Merdivenlere yönelmek yerine yanındaki odaya geçti. Onun ardından odaya girmedim fakat açık bıraktığı kapıdan içerisinin başka birisine ait olan yatak odası olduğunu görebiliyordum. Birkaç dakika sonra kapıyı kapatarak odadan çıktığında hızla merdivenlere doğru ilerledi. Merdivenleri hızlı adımlarla indiğinde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

Onun ardından ilerlemeye devam ettim ve evden çıktığında ben de ardından çıktım. Bana hiçbir şey söylemeden adımlarını yavaşlattı ve arabasına doğru ilerledi. Arabanın kapısını açarak bindiğinde ben de tepki vermeden kapıyı açtım ve yan koltuktaki yerimi aldım. Arabaya bindiğimizde bir eli arka cebine uzandı ve cüzdanını çıkartarak eline aldı. Ardından eli dizlerimin önünde dolan torpidoya uzandı ve kapağını açarak elindeki cüzdanı bıraktı. 

"Sarhoşken ne bok yediğin belli olmuyor değil mi?" dedim bir tahminde bulunarak. 

Kaşlarını kaldırarak bana olumsuz anlamda bir cevap verdi. "Bu gece sarhoş olmam."

"Neden?" dedim cebinden başka bir şey çıkartmasını beklerken. 

"Seni eve bırakacağım." Yüzümde alaylı bir tebessüm oluştu.

"Çocuk değilim Atlas," ismini direkt olarak ona kullanmak beni içten içe mutlu ediyordu. 

"Ama bana emanetsin," dediğinde bir cevap vermedim. Cebinden çıkarttığı kırmızı ruju bana uzattığında kaşlarım çatıldı. 

"Nereden buldun bunu?"

"Annemin," diye mırıldandı elime aldığım rujun ardından arabayı çalıştırırken. "Sorun olmayacaksa kullan."

"Olmaz," diye mırıldandım. "Ama gerekli değil, sana kalsın." Atlasla ortak olan tek noktamız annemiz olabilirdi. Ne yaşadığına tam olarak hâkim değildim fakat onun da bir annesi olmadığını biliyordum. Yine de benden daha şanslıydı çünkü bir zamanlar annesini tanımıştı. Girdiği odanın annesine ait olduğunu anladığımda kaşlarım havalandı. 

"Gerçekten gerek yok," diye mırıldandım kolunu yasladığı kısmın altındaki boşluğa elimdeki ruju bırakırken. "Özel olmalı."

"Özel kalsın isteseydim vermezdim Hera," dedi araba sitenin tanıdık yollarında ilerlerken. "Sana yakışır," diye mırıldandı göz ucuyla bana bakarak. 

"Emin misin?" dediğimde sesli bir cevap vermeden başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı.

Önümdeki güneşliği aşağıya indirerek aynasını açtım ve içeriyi aydınlatan ayna ışığıyla ruju dudaklarıma sürmeye çalıştım. Tekerleğin girdiği çukur elimin kaymasına sebep olurken ruj hafif taştı. 

"Yavaş sürsene ya!" diye söylendim kendime engel olamayarak. Başını iki yana salladı. 

"Islak mendil var mı?" diye mırıldandığımda bir cevap vermeden elini torpidoya uzattı ve torpidoyu açarak içerisindeki büyük ıslak mendil paketini görmeme sebep oldu. Kapatın içerisinden birkaç mendil alarak ruju sildim ve tekrar sürmeye çalıştım fakat sallanana arabadan ötürü sürekli taşmasına sebep oluyordum. Üçüncü deneyişimin ardından düzgün olduğunu umduğum bir şekilde sürdüğümde ıslak mendili yerine koyarak çöpleri arabanın kapısındaki kısma sıkıştırdım ve rujun kapağını kapattım.

Yol boyunca atlas bir daha benimle konuşmamıştı. Onun evinin önüne arabayı park ettiğimizde bakışlarını kısa bir an bana çevirdi. Gözleri arabanın ışığının izin verdiği kadarıyla üzerimde gezindi. Ardından bir eli ensesine gitti ve ensesindeki saçını hafif karıştırdı.

"Bir sorun mu var?" diye mırıldandım tavrına anlam vererek. Bana bir cevap vermedi ve arabanın kapısını açarak indi. Onun ardından ben de kapımı açarak indim. Ceketimi arabanın içerisinde bırakmış, telefonumu cebinden almıştım. Kapıyı kapattığımda Atlas arabanın kapılarını kilitleyerek yanıma doğru geldi. Birlikte evine doğru ilerlediğimizde göğüs kafesimde bir heyecan hissettim. 

Atlas Katrivas ve ben bir gazete kağıdında bile yan yana durmazdık.

Atlas Katrivas ve ben aynı sabahın akşamında yan yana onun evine yürüyorduk. 

Kalp atışlarım hızlanırken heyecanımı bastırmaya çalıştım. Bu gece kalabalığından nefret ettiğim o partilerden birisine katılıyordum. Yıllar sonra kendime yeni bir gece yaratacaktım ve bu gecede bir başıma kalmayacaktım. Alkole karşı dayanıklı bir bünyem yoktu. Odama gizlice soktuğum alkol şişelerini balkonumda bitirmeye kalkıştığım her gece birkaç bardağın ardından devrilirdim.

Evin kapısının önüne geldiğimizde belimde hissettiğim baskı gözlerimin Atlas'a doğru dönmesine sebep oldu. İçimde hissettiğim karıncalanma heyecandan başka bir şey değildi. Elini kibarca belime koymuştu ve beni yönlendiriyordu. Kalbimin göğsü kafesimi parçalamak istercesine attığını hissediyordum. 

Onunla hayal bile edemeyeceğim anlar yaşıyordum ve bir kere daha onu nasıl neden sevdiğimi hatırlıyordum. Belime hafifçe elini bastırarak beni yönlendirdiğinde ses çıkartmadım. Evin arka bahçesine açılan kapıdan dışarıya çıktığımızda yüksek sesli çalan müzik yüzümde bir gülümseme oluşmasına sebep oldu. Eğer her partiye Atlas'la katılıyor olsaydım belki de partileri severdim. Yalnız olmak bana daha güvende hissettirdiği için evimde bir başıma takılmayı seviyordum fakat Atlas benim yalnızlığıma ortak olabilen tek yabancıydı.

"Sigaran var mı?" diye mırıldandım onunla birlikte havuzun başında dans eden insanların arasından geçerken. "Odamda kalmış benimkisi."

Kaşları şaşkınlıkla havalandı ve yüzünü hafifçe bana doğru döndü. Keşke böyle bir fotoğrafımız olmuş olsaydı, onu ve şu anları özlediğimde bakabilseydim.

"Sen sigara mı içiyorsun?"

"Neye şaşırdın bu kadar?" dedim insanların bize olan kaçamak bakışlarına aldırmamaya çalışarak. 

"Babasının uslu kızı gibi duruyordun Hera," dediğinde yüzümde alaylı bir gülümseme oluştu. Sen beni hiç gördün mü ki Atlas?

"Sen de dışarıdan bakınca babasının uslu oğlu gibi duruyorsun Katrivas," dedim mırıldanarak. Ve önümüzü göstererek ekledim. "Oturmayacak mıyız?" Bahçede yerlere atılmış puflar dörderli olarak gruplandırılmışlardı. 

"Güzel saldırıyorsun," dediğinde gülümsedim ve elimin belinden ayrılmasına sebep olarak puflardan birisine oturdum. Atlas yanımdaki siyah pufun üzerine oturduğunda bir boşluk hissetmiştim. Belimdeki elinin gitmesi boşluğa düşer gibi hissetmeme sebep olmuştu.

Yanımıza sabah konuştuğu isminin Rüzgar olduğunu bildiğim çocuk elinde iki kokteylle gelerek oturduğunda Atlas'ın bakışları ona doğru döndü. 

"Sonunda kendi partinize teşrif edebildiniz efendim," dedi Rüzgar elindeki içkiyi önümüzdeki geniş sehpaya bırakırken. 

Atlas ona kısa bir cevap verdi. "İşle uğraşıyordum."

"Haldun reis ne yapıyor?" dedi Rüzgar konuyu değiştirerek ve bir cevap beklemeden bana doğru döndü ve elini uzattı. "Hoş geldin bu arada Hera."

"Hoş buldum," diye mırıldanarak uzattığı eli tuttum. Rüzgar ve Atlas sohbet ederken yanlarına gelen Umut ve kız arkadaşı sessizleşmelerine sebep oldu. 

Onlar da puflara oturarak selam verdiklerinde Atlas önüne konulan içkiyi başıyla işaret ederek bana doğru döndü. "İçmek ister misin?"

"Alırım ben," dedim başımı iki yana sallayarak. 

"Gerek yok iç bunu," diye mırıldandı Atlas ve önündeki bardağı benim önüme koydu. Ona bir cevap veremeden cebinden çıkarttığı sigara paketini eline alarak kendisine sigara çıkarttı.

Umut'un yanındaki kız bana doğru dönerek ismini söylediğinde ona tebessüm ederek elini sıktım. "Lina."

"Hera," dedim tebessüm ederek. 

"Bahsetti Rüzgar sabah," dediğinde Rüzgar'a dönerek gözlerimi devirdim. 

"Senin de ağzın baya sıkıymış." Umut'u Atlas'tan dolayı biliyordum. Okulda üçünden de sık sık bahsedilirdi. Rüzgar koyu siyah saçlara sahipti. Gözleri koyu kahveydi ve vücudu Atlas kadar yapılı olmasa da iyiydi.

"Hera'yı eve bırakıyordu dedim lan," dedi Rüzgar savunmaya geçerek. "Vallahi öyle söyledim." Ona gözlerimi devirdim. Eğlenceli birisine benziyordu. Lina uzun sarı saçlarını at kuyruğu yapmış, üzerine beyaz mini bir elbise giymişti. Makyajı hafifti fakat elbisesinden ötürü oldukça dikkat çekici duruyordu. Bacak boyu bedenine göre uzun olduğu için olsa gerek elbise ona fazlasıyla yakışmıştı. 

Gözlerim etrafta dolaştı. Tanıdığım, tanımadığım bir sürü insan vardı fakat Melisa'yı ya da Gaye'yi görememiştim.

Müzik sesi git gide daha da yükseliyordu. Bazıları bikinilerini giymiş ve havuzun içerisine girmişti. Saat gece yarısına geliyordu. Dans eden bedenlerde dolaştı gözlerim ve Ege'yi buldu. Irmak ve Ege de partideydi. Umut, Rüzgar ve Lina sohbet ederken önümdeki bardaktan bir yudum aldım.

İçimde bir karın ağrısı hissettim. Bulunduğum konumu düşündüm. Atlas'ın yanında oturuyordum. Onun partisindeydim. Elimde centilmenlik yaparak bana uzattığı içkisi vardı. Gözlerim evinin bahçesinde dolaşıyordu. Onun arkadaşlarıyla tanışmıştım, onun hayatına bir noktada dahil olmuştum. Göğsümün ağırlığını hissettim. Heyecandan kaslarım geriliyordu. 

"Bir sıkıntı mı var?" Kulağımda duyduğum fısıltı başımı sol tarafa doğru dönmesine sebep olduğunda hafifçe irkilmiştim. 

"Yok," diye mırıldandım Atlas'a. Beni buraya o ve babalarımız sürüklediği için sorumlu hissediyor olmalıydı.

Ardından gözlerim havuzun başındaki iki bedene takıldı. Göbek dekoltesiyle çapraz ilerleyen kumaşın sıkı sıkı kavradığı o beden içimdeki boşluğun tetiklenmesine sebep olurken gözlerimi yavaşça yüzüne doğru kaldırdım. Kaşlarım hafifçe kalktı. 

Atlas senin bir canavar olduğunu düşünüyor, dediğini hatırladım ve önümdeki içkiden birkaç yudum daha aldım. Melisa ve Gaye partiye katılmışlardı ve bir eşleri yoktu. Çünkü istedikleri diğer okuldan herhangi birisini bulmak ve bu partiler için her zaman davetiye sahibi olmaktı. Gözlerimi onlardan çekmedim. Beni fark etmelerini beklerken önümdeki kokteyli bitirmiştim. 

Önüme uzatıldığını gördüğüm sigara dalını elime aldığımda o dalı uzatanın Atlas olduğunu biliyordum. Sehpanın üzerine bıraktığı çakmağı elime alarak sigarayı ağzıma yerleştirdim ve sigarayı yakarak içime çektim. Melisa'nın bir noktada beni göreceğini biliyordum çünkü gözleri Atlas'ı arayacaktı.

Bakışlarımı ondan çekerek Atlas'a doğru döndürdüğümde o da bana doğru döndü. Rüzgar, Lina ve Umut hararetli bir şekilde sohbet edip içkilerini yudumlamaya devam ederken elindeki sigaraya bakarak mırıldandım.

"İçerisine ot sıkıştırmış olmandan korkmuyor değilim." Yüzünde alaylı bir gülümseme oluştuğunda bana dönerek cevap verdim. 

"Tereddüt etmeden içine çektin ama."

"Babama hesabını sen verirsin diye düşündüm."

"Kim bu kız?" dedi yeniden aynı konuya gelerek. "Burada mı şu an?"

"Söylemeyeceğim," dedim onunla inatlaşarak. 

"Rüzgar'a söylesem kiminle kavga ettiğini bulması şu ortamda üç saniyesini alır biliyorsun değil mi?"

"Neden söylemeyi denemiyorsun o zaman Katrivas?" Sigaranın dumanı aramıza girerken bana cevap verdi.

"Senden duymak istiyorum çünkü." Gözlerim bahçenin ışıklandırmasının izin verdiği kadar bakabildiğim gözlerine takıldı. 

Okyanus mavisi gözler. 

İçerisinde kaybolmaktan korktuğum okyanus mavisi gözler.

Arkada çalan müzik beni içerisinde bulunduğumuz durumdan soyutlarken ona dakikalar sonra cevap verdim. 

"Ama benden öğrenemeyeceksin."

Başını sağa doğru eğdi ve mırıldandı. "Öyle olsun."

"İçki almaya gidiyorum isteyen var mı?" Rüzgar’a doğru dönerek mırıldandım. 

"Tatlı bir şeyler lütfen." Başıyla beni onayladığında Lina araya girmişti. 

"E sen hiç konuşmadın Hera, nasıl gidiyor?" 

"Aynı," diye mırıldandım sigaramı içime çekerken. "Okul, son sene."

"Daha önce bizim okulun partisine gelmemiştin değil mi?" dediğinde Atlas beni izliyordu. Başımı hayır anlamında salladım ve göz ucuyla Atlas'a baktım. Gözlerini hafifçe kısmıştı. Elindeki sigaranın dumanını içine çekmeye devam ediyordu. 

"Diğer okulda mısın sen?" dedi Umut Bilgi Kolejinden yani eski okulumdan bahsederek. 

"Öyleydim," dediğimde Lina şaşkınlıkla bana döndü. "Bizim okula mı geliyorsun? Ara sınıftan kimse alınmıyor diye biliyorum." 

"Oralar biraz karışık," diye mırıldandığımda önüme bir bardak konulmuştu. Başımı kaldırdığımda bardağı Rüzgar’ın bıraktığını gördüm. Yanında birkaç kişi daha vardı. 

"Amına koyayım," dedi Atlas beklemediğim bir şekilde yayıldığı yerde dikleşerek. "Bu kızı kim çağırdı?" Bakışlarım gözlerinin sabitlendiği yere döndüğünde benimle birlikte tüm arkadaş grubu havuzun yanındaki şezlongun üzerinde oturan tanıdık bedene döndü. Kaşlarım çatıldı. Baktıkları yerde Melisa oturuyordu. 

"Ben çağırdım lan," dedi Rüzgar diğer gelen iki kişinin ardından ona yer kalmadığında yere oturdu. Gelen kızı da erkeği de tanımıyordum fakat Atlaslarla tanıştıkları belli oluyordu. Eline şarap bardağı almıştı. 

"Eskilerini çağıramıyor muyuz kardeşim? Öyle bir kural mı var?" Kaşlarım çatıldı ve bakışlarım Atlas'a döndü. Melisa ile gerçekten birlikte olduğu bir dönem olmuş muydu? 

"Siktir oradan amcık," dedi Atlas ayağıyla yerde oturan Rüzgar'a hafifçe vurarak. "Taste sahibiyim ben ne eskisi ruh hastası bu kız." Elini tişörtünün yakasına götürdü ve tişörtünü silkelerken yüzünü buruşturdu. "Bi düşmedi yakamdan."

"Senin değil abiciğim," dedi Umut araya girerek. "Soyadının yakasından, lütfen." Atlas tek kaşını kaldırarak ona döndü. "Şu bedeni," dedi eliyle kendisini göstererek "Bir soy isimden ibaret sanabilir misin?"

İçimde aynı heyecan oluştu. Atlas Katrivas tam olarak bu adamdı. Arkadaşlarının yanında eğlenceli, kendi dünyasının başındaydı. Dışarıdaki soğuk, uzak görüntüsü onun çekim alanına girdiğinizde yok oluyordu fakat dışarıdan hiç kimsenin onun alanına girmesine izin vermeyen bir duruşu vardı. 

Yıllardır bu gurubun arasına giren tek yabancı belki de bendim. Bense onlara tam anlamıyla yabancı değildim, bu yüzden beni yadırgamamışlardı.

Melisa'ya karşı kurduğu cümleler içimin ferahlamasına sebep olurken göğüs kafesimde ona dair ayrı bir yer olduğunu bir kere daha gördüm. 

"Bize eğlence çıktı," dedi Umut da Atlas'a takılarak. Atlas bana bakıyordu bense onun bana baktığını fark edene kadar hâlâ Melisa'ya baktığımın farkında bile değildim. 

"Çık," dedi Atlas bana bakmaya devam ederken. "Çıkmadı bana yaklaşırsa onu dövebilecek birini tanıyorum." Kaşlarım çatıldı ve Atlas'a döndüm. Bana bakmaya devam ediyordu. 

Bu gece bana hiç bakmadığı kadar bakmıştı. Okyanus mavisi gözleri üzerimde dolaşmıştı. Kalp atışlarımı bastırmak için çabalamıştım.

"Kimi tanıyorsun?" dedim bana laf ettiğini diğerlerine çaktırmamaya çalışarak. 

"Hadi biraz eğlenelim ya," dedi Lina Umut'un kolundan tutarak onu oturduğu yerden kaldırdı. Rüzgar oturduğu yerden kısa bir an için Melisa'ya baktığında tekrardan Atlas'a döndü ve gülümsedi. 

"Sana kolay gelsin yiğidim ben de kaçıyorum."

"Bekle sen," dedi Atlas ona sert bir sesle. "Sıçacağım ben senin ağzına."

Rüzgar kalktığında Umutların oturduğu tarafta oturan çocuk da kalktı. "Biz de havuza gireceğiz." Atlas onlara dönüp bir cevap vermediğinde ben tebessüm etti. Kendi alanında olmayan herkese böyle soğuk ve dışarıdandı. Bazen benden bile daha yalnız olduğunu hissediyordum fakat sonra kabulleniyordum. 

Ben kimsesizdim. O ise yalnızdı. 

Kendi arkadaş çevresiyleydi. Onun duvarları sevdiklerini dışarıda bırakmıyordu. Benimse sevdiğim, sevebileceğim hiç kimsem yoktu.

Bir o vardı işte.

Atlas.

Okyanus gözlü adam. 

Elindeki sigarayı masadaki küllükte söndürerek ayağa kalktığında ona baktım. "Nereye?" dedim bir anlık. 

"Partim ya eğleneceğim biraz, izin veriyorsan eğer?"

"Çok komik," diye mırıldandım gözlerimi devirirken. Bana aldırmadan arkasını döndüğünde sırtını izledim. Saçları uzamıştı ve hafif sırtına dökülüyordu. Üzerine dar olan tişört hareket ettikçe sırt kaslarının belli olmasına sebep oluyordu. Düzenli olarak spor yaptığını biliyordum. Motor kullandığını söylüyorlardı fakat onu hiç motora binerken görmemiştim. Babası bilmiyordu ya da hoşlanmıyor olmalıydı. 

Atlas kalabalığın arasında kaybolduğunda ben de masadaki içkiyi elime alarak ayağa kalktım. Mini barın kurulduğu kısma doğru ilerlerken etrafı inceliyordum. Bizim okuldan pek çok insan vardı ve beni görenlerin şaşırdığını biliyordum. Bir fısıltı şeklinde partiye Atlas'la katıldığım yayılmış olmalıydı.

Bu kalabalığın sebebini biliyordum. Kendi içindeki sesi susturmak için kendisini kalabalığın içerisine atardı insan. Sesi yükseltirdi çünkü zihnindekini duymak istemezdi. Göğsünün içindekileri alkolle uyuşturmaya çalışırdı. 

Çokça kez denedim. Alkol yalnızca zihnini uyuşturuyor, göğsünü değil. Oradaki acı, o belirsiz halinde bile seninle oluyor. Gözlerini kapattığın gecenin sabahında çok daha büyük bir sızıyla uyanıyorsun. Yine de elimden bırakamıyorum çünkü benim kalbimle birlikte zihnim de bana kötü anılar fısıldıyor. İkisiyle aynı anda baş başa kalırsam delirirmişim gibi hissediyorum.

Elimdeki alkolle birlikte bir köşeye geçmiş havuzda yüzenleri, pufların üzerinde sevişenleri ve dans edenleri izliyordum. Gözlerim Atlas'ı aradı fakat bulamadı. Kalabalığın içerisinde kaybolmuştu. 

"Hera?" Ege'nin sesini duyduğumda elime aldığım içkiden birkaç yudum daha aldım. İçerisi on sekiz yaş altındaki çocuklarla doluydu fakat içeride hem alkol hem sigara vardı çünkü burası Atlas'ın eviydi. Diğer partilerde bütün bunlar açıkça yapılamazdı. El altından alkol sokulurdu. Çünkü hiç kimse bu derece ileri gitmek istemezdi. Fakat Katrivas için bu bir mesele değildi. Bir şey olmazdı fakat olsaydı da babası hallederdi. 

"Efendim," dedim Ege'ye dönerek. 

"Gelmişsin."

"Öyle olmak zorunda kaldı," diye mırıldandığımda elindeki kokteylden birkaç yudum aldı. 

"Okul değiştiriyormuşsun," dedi kaşlarını kaldırarak. Haber bu kadar çabuk mu yayılmıştı?

"Kesin değil daha."

"Baban naklini almış bile," dediğinde kaşlarımı çattım. Bunun önüne geçebileceğimi inanıyordum fakat son kalem de yıkılmış gibi gözüküyordu. 

"Üzüldüm," diye mırıldandığında ona döndüm. 

"Sıkıntı yok ya," dedim derin bir nefes alarak. "Zaten son sene. Ayrıca cezaya bak Melisa'nın hayalleri ceza diye kilitlediler bana." Sesli bir kahkaha attı. 

"Atlas'la gelmişsin partiye duydum," dedi ardından. Bunun yayılacağını biliyordum. 

"Atlas seni bir canavar olarak görüyor," dedim Melisa'nın taklidini yaparak. 

"Bulaşmadı bana hiç, nerede o?"

"İçeriye girdi," dedi alelade bir şekilde. Kaşlarım çatıldı. Neden evin içerisindeydi?

"Atlas nerede?" dedim bunun cevabını bilemeyerek. 

"Bilmem, arkadaşlarıyladır herhalde." 

"Neyse görüşürüz Ege," diye mırıldandım elimi koluna koyarak. Kavganın Melisa ile yaşandığını öğrenip onunla herhangi bir şey konuşuyor olabilir miydi? 

Gözlerim bahçede dolaştı, Atlas'ı aradı fakat bulamadı. İnsanların arasında geçerken elimdeki içkiyi kokteyl masalarından birisine bıraktım. Bahçeye açılan kapıdan geçerken içerideki koltuklarda sevişen birkaç beden gördüm fakat hiç birisi Atlas'a ait değildi. 

Merdivenlere yönelerek yukarıya doğru çıktım. Üst katta birden fazla oda olduğunu biliyordum. Eve daha önce gelmemiştim fakat burada belirli tarzda villalar vardı ve hepsi aynı düzenle inşa edilmişti. 

Merdivenleri çıktığımda karşıma çıkan ilk odaya tıklatarak girdim fakat içeride hiç kimse yoktu. Atlas'ın spor ekipmanları dışında oturabilecek bir alan da bulunmuyordu.

Melisa ile konuşsaydı bile ona herhangi bir şey söylemeye hakkım olmadığını biliyordum. Yine de kendimi korumak için bu kadar uğraşırken onun bile isteye buna bir dur demesi kalbimin sıkışmasına sebep oluyordu. 

Odalara teker teker girdiğimde her birisinin boş olduğunu gördüm. Fakat hiç birisi Atlas'ın odası değildi. Sosyal medyada yaptığı paylaşımlarından biliyordum, odası siyah renklerinde döşenmişti ve balkonu olan odada kalıyordu. Umut Atlas'ın evine geldiğinde mutlaka rezil ve komik anlarını çeker ve eğlendiklerini belli eden gönderiler atardı. 

Son odanın kapısını açtığımda aradığım odayı bulmuştum fakat orası da bomboştu. Kalbim büyük bir boşluğun içerisine düştüğünde hareketlerim yavaşladı. Başımın hafif uyuştuğunu hissediyordum fakat tam anlamıyla sarhoş sayılmazdım.

Kapıyı kapatarak balkona doğru ilerlediğimde boş olan balkona geçerek yere oturdum, sırtımı balkonun duvarına yasladım ve aşağıya baktım. Bahçede insanlar dans etmeye devam ediyordu ve müzik sesi balkona kadar geliyordu. Gözlerim bahçede Atlas'ı aradı fakat bulamadı. Melisa'yı aradı fakat bulamadı. Gözlerimin yanmaya başladığını hissettiğimde kendime kızdım. 

Fakat göz yaşımın gözümden süzülmesine engel olamadım. 

Ona kızmıyordum, kendi hayatını yaşıyordu. Benim ne hissettiğimden ne yaşadığımdan bi haberdi. Ya da belki de ona kızsam bile bundan hiçbir zaman haberi olmayacağını biliyordum ve bunu bilmek ona karşı hissettiklerimi yutmama sebep oluyordu. 

Atlas'tan tam olarak bu yüzden kaçıyordum. Hiçbir zaman beni sevmeyecekti. Hiçbir zaman bana ona baktığım gibi bakmayacaktı ve yan yana olmak benim kalbimi kırmaktan öteye gitmeyecekti. 

Sevgimi görmediği için düşüncesizce yaptığı tek hareket benim günlerce bu karanlığın içerisinde, aşağıdaki seslerden uzaklaşarak kendi içime dönmeme sebep olacaktı fakat o yanımda olmayacaktı. 

Kalbime ektiğim çiçekler soluyordu, güneşim silikleşiyordu. Ona tutunuyordum. 

"Kedi olmuşsun yine," duyduğum ses iki elimin gözlerime uzanmasına sebep olurken geç kalmıştım. Kaşlarım çatıldı. Kalbimin üzerindeki acıya su serpildiğini hissettim. İçimdeki çiçekler yüzünü yeniden güneşe döndü. 

Atlas Katrivas elindeki bira şişesiyle yanımda oturdu. 

"Neredeydin?" dedim burnumu çekerken. Elindeki biradan birkaç yudum aldı. 

"Eğleniyordum." Kiminle, nerede, nasıl eğleniyordun?

"Melisa sana tam olarak ne söyledi?" dediğinde ıslak kirpiklerime aldırmadan gözlerimi ona doğru çevirdim. 

"Hani benden öğrenecektin?" dedim ona cevap vermeyerek. 

"Senden öğrendim zaten küçük kaplan," dedi bana yeniden kendi istediği şekilde seslenerek. "Bakışlarından anladım." Elindeki bira şişesine uzanarak onun içtiği şişeyi ağzıma götürdüğümde eli elime uzandı ve şişeyi geri aldı. 

"Fazla karıştırdın kusacaksın." Omuz silktim. Farklı türde alkolleri aynı gece almak mide bulandırırdı, haklıydı.

"Hani içmeyecektin sen?" dedim konuyu değiştirmeye çalışarak. 

"Siktir," dedi bunu yeni hatırlamış gibi. "Şoförünü arasak ayıp mı olur?"

"Bilmem," dedim omuz silkerek. Aklından çıkmış olmalıydım. 

"Burada kalırsın," dedi daha çok heyecanlanmama sebep olarak. Kirpiklerimdeki yaşlar kurumamıştı ama o beni hem ağlatıp hem gülümsetebiliyordu. "Ben açıklarım babana."

"Fark etmez," dedim derin bir nefes alarak.

"Konuştun mu Melisa'yla?" dedim merak ettiğim konuya dönerek. Başını olumlu anlamda salladığında bira şişesini elinden alarak birkaç yudum daha aldım. 

"Anladım," diye mırıldandığımda elimdeki şişeyi tekrar aldı ve kendisi içti. Atlas'la onun odasının balkonundaydık. Onunla aynı şişeden içki içiyordum. Fakat ona bir o kadar da uzaktım. Yarın yine eski mesafemize dönecektik. 

"Ne söylediğimi sormayacak mısın Hera?"

"Çık," dedim başımı iki yana sallayarak. Söylediklerinin kalbimi paramparça etmesinden korkuyorum.

"Sen niye buradasın?" dedi konuyu değiştirerek. İkimizin de kafası hafiften bulanıktı ve bu konudan konuya atlamamıza sebep oluyordu. "Kimse çıkmaz üst kata. En sarhoş adam bile bu odalara girmemesi gerektiğini bilir."

Kahkaha attım. "Çünkü sen Atlas Katrivas'sın," dedim bu bir suçmuş gibi. "Oradan hayat ne kadar güzeldir şimdi," diye mırıldandım ve ardından ekledim. "Atlas Katrivas olmak." Elimle havada tabela çizer gibi yaptığımda beni izliyordu. 

"Ne varmış Atlas Katrivas olmakta?" dediğinde omuz silktim.

"Bilmem ki?" Dedim derin bir nefes alarak. "Ben hiç sen olmadım. Ama çok iyi hissettiriyor olmalı."

"Ne?" Dedi açıklamamı isteyerek. 

"Bir tahtın üzerinde gibisin," diye mırıldandım. Sarhoş olmak fazla konuşmama sebep oluyordu. Bu gece ilk kez odamdaki hayaletiyle değil, onunla konuşuyordum. "Oradan insanları izliyorsun. Daha on dokuz yaşındasın ama koca bir şehri yönetiyor gibisin. İnsanlar seni istiyor. Arkadaşın olmayı, sevgilin olmayı, çevrene dahil olmayı ama sen." Derin bir nefes aldım.

"Ama sen o kadar mükemmel bir hayat yaşıyorsun ki o insanlara dönüp bakmıyorsun bile. Kendi arkadaş çevrenden başını kaldırmıyorsun. Sevişeceğin kadınları bile hayatına bir süre dahil etmek zorundasın. Sırf fiziği güzel diye bir kadını yatağına almıyorsun. Buna ihtiyaç duymuyorsun. Sensin işte. Atlas," dedim ismi ağzımdan bir fısıltı gibi çıkmıştı. 

"Öyle mi duruyor dışarıdan?" dedi kaşlarını kaldırarak. 

"Kimsesizim edebiyatı mı yapacaksın bana?" dedim midem bulanmaya başladığında. Hafifçe güldüm. Belki bu onun kalbini kırmıştı fakat şu an bunu düşünebilecek durumda değildim. Başımın döndüğünü hissediyordum.

"Benimle aynı noktadasın Hera," dedi derin bir nefes alarak. "Sen de tam olarak aynı yerdesin fakat sen insan seçmeden herkesi itiyorsun. Bu benim sorunum mu?"

"Kimi seçeceksin ki Katrivas?" dedim ona karşı çıkmayarak. "Hepsi aynı etten kemikten oluşuyor. Gün sonunda her dost ihanet eder, herkes çıkaklarına bakar, her insan gider."

"Senin insanlarla aranda olan güven probleminin sebebi ben değilim," dediğinde kalbimin kırıldığını hissettim. 

"Melisa'ya ne dedin?" dedim daha da dibe batmak isteyerek.

"Bir daha senin ya da benim hakkımda konuşamayacağı bir şey," diye fısıldadığında ona doğru döndüm. Bahçedeki cılız ışıktan balkona yansıdığı kadarıyla gözlerini görebiliyordum. Yüzünü inceledim. Bana bakmaya devam etti. 

"Ve kimsesiz değilim Hera," dedi mırıldanır gibi. "Sen de olma." 

"Bu böyle yok edebileceğim bir şey değil," diye mırıldandım ona bakmaya devam ederken. "Bu içimdeki yalnızlığı cümlelerinle söküp alabileceğin bir şey değil." 

Yalan söyledim. 

Benim yalnızlığımın üzerini bir tek senin kelimelerinin varlığı örtebilir, sakladım. 

"Yalnızlığı hisset Hera," dedi eli saçıma giderken. "Ama sakın bu kalabalığın içerisinde kimsesiz kalma."

Sanki o kalabalığı ve yalnızlığı tanıyordu. Sanki o kalabalığın içerisinde bir kere kimsesiz kalmıştı ve şimdi kimsesizlikten kaçıyordu.

"İnsana yalnızlık da öğretilir Katrivas," dedim ona karşı çıkarak. "Bana yalnızlık böyle öğretildi. Bu soğuk odada bir başıma savaşırken kimsesiz kaldığımı fark edemeyecek kadar uzun süredir yapayalnızdım."

"O kadar uzun süredir bu fanusun içerisindesin ki boğulmak üzere olduğunu göremiyorsun."

"Belki de buraya ait olmadığım içindir," diye mırıldandım. "Annem ve ben başka bir dünyaya ait olduğumuz içindir."

"Başka bir dünya yok Hera," dedi derin bir nefes alarak. "Hepimiz aynı cehennemde nefes alıyoruz."

"Boş versene," diye mırıldandım ve oturduğum yerde kayarak balkonun zeminine uzandım. "Yarın yeniden iki yabancı olacağız. Birbirimizden bi haber olacağız."

"Nasıl bu kadar dramatikleştirebiliyorsun her şeyi?" dedi Atlas kalbimi paramparça ederek. "Sen benimle tanışmak mı istiyordun? Benimle arkadaş mı olmak istiyordun? Bunun için hiçbir adım atmadın. Biz hiçbir zaman iki yabancı değildik Hera," elindeki şişe bitmiş olmalıydı. 

"Boş ver işte," diye mırıldandım açıklayacak gücü kendimde bulamayarak. 

"Seni anlamak zor," diye mırıldandı. "Yine de konuşacak birine ihtiyacın olursa buradayım."

"Bu gecelik," diye mırıldandım ona laf atarak. Kulağıma hafif gülüşü ulaştı. 

"O kadar da emin olma," diye mırıldandı. "Yarın okulda görüşürüz küçük kaplan."

 

 

 

 

 

Tüm Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu