0 %

Yaşadığı evi kendi cehennemi olan kızlar

Yazı Boyutu
100%


Nasılsınız? Bölüm öncesi sizi çok tutmadan yıldız ve yorum rica edeceğiiim. Keyifli okumalar ^^

BÖLÜM 10:

"Yaşadığı evi kendi cehennemi olan kızlar bir gün bir parçalarını yakmak uğruna bile olsa yolların aydınlatmak için ortalığı ateşe verebilirler."

Ellerim titriyordu. Devrim üzerindeki kana rağmen arkama geçip oturacağım sandalyeyi çekerken ne yapacağımız bilemez halde etrafa baktım. Etrafta bir alkış tufanı koparırken zihnimin içinde aynı cümle dönüp duruyordu. 

Nasıl böyle dimdik ayakta durabiliyordu? Gözümden bir damla yaş süzüldü, ağlamamak için kendimi zorladım. Üzüntüden değil korkudan ağlıyordum. Ve bu ilk kez deneyimlediğim bir duyguydu. Neyden korkuyordum peki? Ona bir şey olmasından mı yoksa onun birine bir şey yapmış olmasından mı?

İkisinden de Sezen, dedim kendime. İkisinden de. 

Devrim'in yönlendirmesiyle sandalyeye oturdum. Devrim ben sandalyedeyken hiç zorlanmadan sandalyeyi öne ittiğinde kendime hâkim olmaya çalışıyordum. Masadaki nikah memura baktım korkuyla. O da ceketinin altındaki kanı görebilir miydi?

Bakışlarım tekrar Devrim'e kaydı. Ben bile eğilirken ceketinin önü açılmasa gömleğindeki kanı göremezdim. Karnının tam üzerinde olmalıydı. Yanıma geçerek kendi sandalyesine oturduğunda dizlerimin titremesini geçirmek için olsa gerek elini dizimin üzerine yerleştirdi. 

"Hiçbir şeyim yok," dedi kulağıma eğilerek. "Sakin ol."

"Kan," dedim aynı fısıltıyla. "Kan var Devrim. Nasıl hiçbir şeyin yok?"

"Sana yemin ederim tenimin üzerinde tek bir çizik bile yok." 

Birine mi bir şey yapmıştı? Kimin kanıydı üzerindeki? Nasıl bir adamı oturtmuştum yanıma? Allah'ım ne olur bana yardım et. Yalvarırım bana yardım et. Tuttuğum oruçların, kıldığım namazların hürmetine yalvarırım bana yardım et. 

"Sayın misafirler, değerli şahitler... Bugün burada, iki insanın hayatlarını birleştirme kararına tanıklık etmek için toplanmış bulunuyoruz."

Kısa bir duraksamanın ardından gözlerini önce bana, sonra Devrim'e çevirdi.

"Türk Medeni Kanunu'nun bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak, evlenmek üzere başvuruda bulunan Sayın Devrim Kozan ve Sayın Ayperi Sezen Kıran'in evlenme iradelerini açıklamalarını isteyeceğim. Sayın Ayperi Sezen Kıran, burada bulunan Devrim Kozan ile hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Kalkabilir miydim şu an bu masadan? Annemi alıp çıkıp gidebilir miydim hayatından? Devrim birine zarar verebilir miydi? Ellerimdeki yaraları iyileştirmek uğruna kapıma bir kremle gelen o adamın birine zarar verecek kadar kötü kalbi olabilir miydi?

Zihnimde ardı arkası kesilmeyen sorular varken ne yaparsam yapayım artık bu çıkmak sokağın içinde olduğumu kabullenerek cevap verdim. Ne gücüm yeterdi Kozan ailesiyle baş etmeye ne de Devrim'in sözleşmesini ödemeye. Bu hayata ve ona mecburdum. En acısı ise onun bunu benden bile iyi biliyor olmasıydı.

"Evet!" Tireyen sesim salonda yankılandığında bir alkış koptu. 

"Sayın Devrim Kozan..." Salondaki tüm bakışlar ona döndü. "Burada bulunan Ayperi Sezen Kıran ile hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

"Evet!" Devrim'in benim aksime yüksek ve kendinden emin sesi yankılandı bu sefer salonda. Büyük ekranlara yansıtılan görüntümüze kaydı gözüm. Yanımda insanların imrenerek baktığı bir adam oturuyordu. Belki de salonun içindeki her genç kız çok şanslı olduğumu düşünüyordu. Şehrin en zengin ailelerinden birine gelin oluyordum ve Devrim eli yüzü düzgün bir adamdı. 

"Ben de sizi karı koca ilan ediyorum." 

Kadın kırmızı evlilik cüzdanını bana uzattığında uzattığı cüzdanı aldım. Kırmızı kadınların hayatında ne çok prangaya sebebiyet veriyordu. Kırmızı bir kuşağa bağlanıyordu önce namusun, sonra bir adamın boynuna ip gibi asılıyordu geleceğin. Kıyafetin kırmızı olsa dikkat çekiyor, rujun kırmızı olsa objeleşiyordun. Bir renge böyle anlam yüklenir mi bilinmez ama evlilik cüzdanımı elime alırken kendi yüklediğim anlamlarla nefret ettim kırmızıdan. Belki de ilk kez bu kadar keskin bir duygu duydum bir renge karşı. Belki de bu kendim olma yolculuğumda bana ait olan ilk kararımdı. 

Parmaklarımın arasındaki cüzdana bakarken Devrim'i alıp yukarı çıkarmak karnına bakmak o kanın kime neye ait olduğunu sorgulamak istiyordum.

Salonun içinde dans için seçilen müzik çalmaya başladığında Devrim nazik bir şekilde elini bana uzattı. Uzattığı eli tuttum. Teninin üzerinde bembeyaz kalan eldivenlerim parladı. Spot ışık yeniden yalnızca bizim üzerimizdeydi. Sahneden inerek orta alana geçtik ve Devrim bir elini belime yerleştirdi. 

"Devrim," dedim kulağına dans etmeye başladığımızda. Ne yapmam gerektiğini bile bilmiyordum. Sezen dedim kendime nasıl bir işe bulaştın sen? "Kimin o kan?"

"Kavga ettim," dedi kulağıma. "Kusura bakma şöyle bir günde seni böyle endişelendirmemeliydim ama ufak bir tatsızlık çıktı. Bir şey yok halledildi."

"Ney halledildi? Gömleğindeki kanı ceketinle örtüyorsun Devrim?" Sesimi duyması için bağırdım. İnsanlar bizi çekerken ilk dansımızda onunla konuştuğum konu yutkunmama sebep oldu. 

"Basit bir kavga Sezen. Benim bir şeyim yok. Burnu kanadı biraz o da gömleğime geldi."

"Bir insanın burnuna ne yapmış olabilirsin ki o kadar kan akar?" İnanmıyordum. Yalan söylüyordu. 

"Kafa attım," dedi olağan bir tavırla. Ardından üstelemem için olsa gerek birkaç adım geri giderek beni uzaklaştırdı. Ardından elini kaldırdığında dönmem gerektiğini tahmin ederek kendi etrafımda döndüm. Umuyordum ki şu an yapmamam gereken bir şey yapmıyordum. Dönüşümün ardından kollarının arasında geldiğimde belimi destekleyerek beni geriye doğru yatırdı ve bir alkış daha koptu. 

Birkaç saniye öyle kalarak gözlerimin içine baktı. Ona bakarken söylediklerini tartmaya çalıştım. Öfkeli gözüküyordu. Öfkeli gözüküyordu ama olanlar anlattıklarından ibaret olmamalıydı. 

"Konuşacağız," dedim beni yeniden kaldırdığında fark etmeden ayağına bastım. Ayağına basmak beni daha da streslendirirken içine düştüğüm durum yüzünden o an yeniden ağlamak istedim. 

Üzerimde kara bir leke gibi uğursuzluk vardı ve ben nereye gidersem gideyim o uğursuzluğu çekiyordum. Zarardım, hayatına girdiğim herkes için zarardan ibarettim. Gözümün önüne onunla ilk tanıştığım anlarda içimde oluşan heyecan geldi. Ellerime o kremi bıraktığında, bir limonlu pop keki benim için ölümsüz kıldığında ve ucuz bir kolyeyi dünyanın en değerli taşı yaptığında. 

Bir yaraydı bunu itiraf etmek ama bazı kadınlar için dünya erkeklerin onlar üzerinde bıraktığı izlerden ibaretti. İstediğinde bunca ufak detayla hayatımı yaşanacak bir yer haline getirebilen o adam tek sözüyle, tek bakışıyla aynı hayatı cehenneme çevirebiliyordu. 

Bana öğretilen her şeyden ve ait olduğum toplumun içinde kol gezen düşünce yığınından bir kere daha nefret ettim. Yığın diyordum çünkü bu kalabalık kendine ait hiçbir sınırı olmayan bir yığıntıdan ibaretti. Ona toplum diyebilmem için bambaşka görüşleri bir arada bulundurabilecekleri kadar sosyal ve gelişmiş olmaları gerekirdi benim nezdimde. 

Şarkı sona erdiğinde sunucu yeniden bir anons geçti. "Gelin Hanım ve Damat Bey'i takı merasimimiz için yerlerine alalım ve öncelikle Devrim Bey'in babası Fikret Bey'i takılarını takmaları için sahneye davet edelim."

Devrim'in koluna girdim ve takı merasimi için belirlenen alana geçtik. Ezel elinde kurdelelerle yanımıza geldiğinde Devrim Ezel'e doğru eğilerek konuştu. "Ezel ben bir gömlek değiştirsem sonra başlasak olur mu?"

"Olur söyleyeyim önce yemekler dağıtılsın." 

Ezel sunucuyla konuşarak yanımıza geri geldiğinde sunucu gereken duyuruyu yapıyordu. Devrim kolunu uzattığında yeniden koluna girdim. Ezel bir sorun mu var demeye çalıştığını belli eden bir kafa hareketi yaptı. Başımı olumsuz anlamda salladım ve Devrim'le birlikte bir başıma indiğim o merdivenlere doğru yürümeye devam ettim. 

Merdivenleri çıkacakken Melike Hanım yanımıza geldi. "Bir sorun mu var oğlum?"

"Yok anne terledim şimdi insanlar sarılacak falan gömlek değiştirip geliyorum."

"Geleyim mi ben de?"

"Yok Sezen yardım eder."

"Ay doğru. Kusura bakma kızım düşünemedim ben."

"Öyle şey mi olur?" Melike Hanım'a gülümsedim. Devrim'le gelin odasına girdiğimizde kapının kapanış sesinin hemen ardından Devrim odanın ortasındaki koltuğa ilerledi. Ona aldırmadan önce kapıyı kilitledim. Kapının kilit sesiyle oturduğu koltukta kaşlarını kaldırarak bana baktı. 

"Ne oldu bana hemen anlatıyorsun!" Öfkeyle bağırdım. 

"Bir şey olmadı diyorum Sezen."

"Bana şu üslupla konuşmayı bırak ve ne olduğunu anlat Devrim." Oturduğu koltukta bacaklarını iki yana açmış, papyonunu çıkarıp koltuğun üzerine bırakmıştı. Onun hareket etmeyeceğini anladığımda öfkeyle üzerine eğildim ve ceketini açtım. 

Şaşkınlıkla beni izlerken gördüğüm kanın miktarı içimdeki korkuyu harladı. Karnından pantolonunun içine sıkıştırdığı eteklerine kadar gömleğinin alt kısmı bütünüyle kan içindeydi. Elimi uzatacaktım ki Devrim tek eliyle beni uzaklaştırma. 

"Dokunma!" Kalbimde bir başka korkuya sebep olan yüksek sesi olduğum yere çivilenmiş gibi kalmama sebebiyet vermişti. Gözlerim doldu fakat bu sefer ağlamamayı başardım. Ne olacaktı benim böyle her aşırı bulduğu duyguda süzülen yaşlarım?

"Devrim," dedim tireyen sesimle. "Devrim ne yaptın sen? Allah kahretsin! Kimin kanı bu? Ne yaptın sen?" 

Sanki bütün bu olanların suçlusu benmişim gibi derin bir iç çekti. Gömleğinin düğmelerini birer birer açarken benimle göz teması bile kurmadı. "Ya bana bir cevap ver! Allah'ın cezası, bana bir cevap ver? Ne yaptın sen? Bütün kanaması falan değil bu."

"Adam öldürdüm Sezen." 

Birkaç adım geriledim. Kalbim ritim bozukluğu yaşadığımı hissettirecek kadar hızlı atıyordu. Elim göğsümün üzerine gitti. Sanki o atışları elimle durdurabilirmişim gibi. 

"Ne?"

"Bunu mu duymak istiyorsun? Ne ne? Ne duymak istiyorsun? Söyle onu söyleyeyim! Gerçeği söylüyorum inanmıyorsun. Susuyorum üzerime geliyorsun! Ne duymak istiyorsun sen?"

"Gerçeği istiyorum? Evet dedim ya ben! Az önce evet dedim sana. Ben seninle bir sözleşme imzaladım. Elim kolum bağlı benim! Karşıma geçmiş pişkin pişkin adam öldürdüm diyorsun!"

"Sezen, gerginim. Gergin ve sinirliyim kalbini kıracağım. Ver şu gömleği giyip aşağıya inelim." 

Arkamdaki gömleği başıyla işaret ettiğinde önce arkama baktım sonra yeniden ona döndüm. "Gömlek," dedim kaşlarımı kaldırarak. "Vereyim sana gömlek." Eteklerime rağmen hızlı adımlarla kapının önüne ilerledim. Kapının üzerindeki anahtarı elime aldım.

"Çıkmayacaksın bu odadan bana gerçeği söyleyene kadar Devrim Kozan!" Sesimi yükselttim. "Bu odadan çıkmayacaksın bana her şeyi anlatana kadar!" 

Üzerindeki gömleği söylediklerime hiç aldırmadan çıkartmış güzelce katlayıp kanlı kısmını saklamıştı. Ayağa kalktı ve odanın içindeki dolapları karıştırarak bulduğu poşete gömleği koydu. Hiçbir tepki vermemesi beni daha da öfkelendirse de bir süre ne diyeceğimi bilemeyerek sessizce onu izledim. 

Gerilen kasları, hızlı nefes alışverişlerinden kaynaklanıyordu. Öfkeliydi ama neye? O kan kime aitti ve nasıl olmuştu? Bir burundan gömleğin yarısını kirletecek kadar kan akar mıydı? Mümkün değildi. O işin altında çok başka şeyler olmalıydı. 

Telefonunda birkaç şey tuşladı. "Devrim bana cevap ver!" Dedim sonunda katlanamayarak. "İnsanı delirtirsin sen! Bana cevap ver."

Telefonu umursamadan kulağına götürdü ve yüzünü bana döndü. Üzerinde yalnızca takım elbisesinin siyah pantolonu vardı. Karın kasları her nefes alışverişinde belirgin şekilde yükselip iniyordu. Yüzü kızarmıştı ve alnındaki damarlar belirginleşmişti. 

"Muhammet gelin odasının altındaki cama gel?"

"Tamam, atıyorum." Pencereye ilerlediğinden peşinden gitmeye çalıştım fakat gelinliğimin eteği yüzünden o camı açıp elindeki poşeti aşağıya bırakana kadar yetişemedim. 

"Yukarı yolla Ezel'i kapıyı açsın," dedi Devrim telefona. 

"Kimseyi yollamayın!" Yanına ulaştığımda telefona doğru bağırdım fakat telefonu benim cümlem bitmeden kapatmıştı. Devrim telefonu uzağımızda olmasına rağmen umursamadan kanepesinin üzerine attı. 

Bana döndüğünde önce pencereden aşağıya baktım. Muhammet poşeti almış, arkasını dönmüş gidiyordu. 

Bağıracaktım ki arkadan ağzımın üzerine kapanan el sesimin boğuk bir şekilde yalnızca odanın içinde yankılanmasına sebep oldu. Devrim'in eli ağzımın üzerindeyken diğer eliyle hiç zorlanmadan camı kapattı. 

"Bırak beni!" Eli yüzünden boğuk çıkan sesime rağmen debelendim fakat ben cama yaklaştıkça o üzerime yaklaşmaya devam etti. Kapanan cama sırtımı yaslandığımda gelinliğim izin vermediği için fazla hareket edemiyordum. 

"Sezen," dedi Devrim sakin ama otoriter bir sesle. "Elimi çekeceğim ama sessiz ve sakin olacaksın. Bak yorgunum, çok yorgunum ve gerçekten kalbini kırmak istemiyorum." 

Elini çektiğinde bir adım önümde gömleksiz haliyle duruyordu. "İnsan yapmak istemediği hiçbir şeyi yapmaz öncelikle," dedim öfkesinin ardına saklamaya çalıştığı cümlesinden bahsederek. "Kırmak istemiyorsan kırmazsın. Ama şu an korkuyorum Devrim ve inan canıyla tehdit edilmiş, ölümle burun buruna kalmış bir kadın için bu kırılmaktan çok daha beter bir durum."

"Sikeceğim ya!" Devrim öfkeyle sesini yükseltti. "Anlattım sana. Bak anlattım anlamıyorsun. İt herifin biriyle kavga ettim Sezen. Burnunu kırdım yetmedi ağzından kan boşaldı. Korkma diye susuyorum üsteliyorsun. Yok, devamı yok kızım! Anlamıyor musun yok? Ne yapacağım adam öldürecek halim yok ya!"

"Ağzından kan boşaldı diyorsun öldürmesen ne yapacaksın acaba? Muz cumhuriyeti mi burası? Adam dövmek ne ya? Ağzından kan boşalıncaya kadar adam dövmek ne?"

"Yedim bir bok. Şimdi izin verirse aşağı inip şu düğün zırvalığından kurtulmak istiyorum." Zırvalığından. Sanki ben istemiştim bütün bu şatafat ve zırvalığı. Hem yıllarca hayalini kurduğum gelinliği anlaşmalı bir evlilik uğruna bir haftaya diktirecek kadar ince hem de aynı düğünden bana düğün gecesi zırvalık diye bahsedecek kadar can yakıcı. 

Devrim'in şefkati insanı cennet bahçesinde hissettiriyorsa öfkesi aynı cennetin bahçesini sular altında bırakmaya yetiyordu. 

"Sen benim sandığım adam değilmişsin," dedim dolu gözlerimle. "Ha bunun bir önemi yok. On iki aya kurtulacağım senden. Ama yazık, hayatına gireceğin o kadına yazık Devrim. Önce alıp başka bir evrende yaşattığın o kadını yere bırakmayı çok iyi biliyorsun. Umarım senin karşına senin gibi seni kırıp dökecek bir kadın çıkar. Anlayışsız, öfkesi gözünü kör eden, içindeki iyiliği iki çift lafıyla heba eden bir kadın çıkar." 

Devrim'in gözlerine bakıyordum. Gözlerindeki öfke dinerken yerini hangi duyguya bıraktığını göremedim. Bir önemi de yoktu. Onu gözünde büyüten bendim. O da her erkek gibi istediğini yapana kadar en iyisi olduğuna ikna etmişti beni. Ama işin içine kendi istekleri girdiğinde böyle içindeki canavarı ortaya çıkarıyordu. 

"Ben sana kalbini kırmayayım dedim," dedi Devrim yalnızca. "Laf söz dinlemeyen sensin. Benden eksik kalır hiçbir yanın da yok. Duan şimdiden tutmuş Sezen Kozan," soy ismimi bastırarak söyledi. 

Sanki bahsettiğim o kadın benmişim gibi. 

"Bana zarar verme de ne yaparsan yap," söylediklerine bir cevap değildi ama tek düşüncem gerçekten de buydu. "Öfke problemlerini bana yansıtma da ne yapacaksan yap. Psikolojik destek mi alıyorsun antidepresan mı içiyorsun? Papatya çayını damacanaya mı dolduruyorsun?"

"Ihlamur kâfi," dedi asabi bir tavırla. 

"Çekil şuradan," önümde olmasını başımla işaret ettim fakat çekilmedi. Bir adım daha ilerlese teni gelinliğime değecekti. Verdiğim emir onda hiçbir etki yaratmadı. Aynı şekilde durmaya ve bana bakmaya devam etti. 

"Anahtarı ver," dedi aksine aynı tavırla. 

"Vermiyorum, çekil önce." Belki çocukçaydı ama ona o kadar sinirliydim ki dediği hiçbir şeyi yapmak istemiyordum. 

"Sezen ben istersem o anahtarı alırım, biliyorsun." 

Başımı yukarı kaldırdım ve gözlerinin içine baktım. "Alsana."

Bir adım daha yaklaştı. Burnu neredeyse burnuma değecekti. Yüzümde alaylı bir gülümseme oluştu. "Gerçekten mi?" Dedim onu küçümseyerek. "Gerçekten mi Devrim? Sence ben böyle bir durum altında bir erkekten etkilenip elimdeki anahtarı kaptıracak bir kadın mıyım?"

Kaşlarını kaldırdı. "Hiç öyle bir niyetim yok," rahat bir tavırla konuştu. Fakat biliyordum niyeti gayet de söylediğim gibiydi. Anahtarı sıkı sıkı tuttuğum elimi kaldırarak ikimizin arasına çıkardım. 

"Al," dedim anahtar gözlerinin önündeyken. "Giy gömleğini inelim aşağıya. Her ne yaşanacaksa bitsin gitsin de kurtulayım." 

"Kurtul bakalım," derin bir iç çekip geri çekildi fakat anahtarı almadı. Gömleğinin sıkı olduğu kapı arkasına geçerek gömleğini aldı ve hızlı bir şekilde giydi. Koltuğa bıraktığı ceketini üzerine geçirdi fakat papyonunu takmadı. 

"Gidelim," dedi kapıyı açıp beni beklerken. Başım ağrıyordu. Kimi neden böylesine dövdüğünü deli gibi merak ediyordum, neler yaşandığını nasıl bir işin içine bulaştığını fakat bir cevap bulamıyordum. 

Yanına geldiğimde kolunu uzatmak yerine belimi kavrayarak sıkıca tuttu. Merdivenlere dönecektik ki merdivenlerin başında beklediğini yeni fark ettiğim Muhammet bana hiç aldırmadan Devrim'e dönerek konuştu. 

"Yok, bulamadım."

"Neyi bulamadın?" dedim araya girerek. Kısa bir an bana baktı fakat bir cevap gelmedi. İkisi de çok gergin gözüküyordu. Devrim'in sinirine zaten içeride şahit olmuştum fakat Muhammet'i de bu denli sinirlendiren ne olabilirdi? 

"İyi araştır Muhammet," sanki ben orada hiç yokmuşum gibi konuşmaya devam ediyorlardı. 

"Baktırıyorum," dedi Muhammet. Kaşlarımı çattım, Timur'la ilgili bir mevzu olamazdı değil mi? Kısa bir an ellerim titredi. Başımı yukarı kaldırarak sol yanımda duran Devrim'e baktım. 

"Biz iz mi buldun?" dedim korkuyla. 

"Yok," bana döndü. "Sandığın gibi bir şey değil o mevzu kapandı. O it bu şehre ayak bile basamaz."

"Hadi abi inin siz, insanlar çok bekledi. Takı da bitince dağılıyoruz zaten."

Belimdeki eli beni yönlendirmeye çalışsa da adım atmak zor gelmişti. İhtimali bile hala kalbimin kısa bir an çarpıntı yaşamasına, başımın dönmesine sebep oluyordu. Makyajım hafif dağılmış, saçlarımın şekli sönmüştü. Fakat insanların bunun yorgunluktan olduğunu düşüneceğini bildiğimden aldırmadım. 

Bu benim düğünüm bile sayılamazdı fotoğraflarda nasıl çıktığımın benim nezdimde hiçbir önemi yoktu. "Lütfen bitirelim bu geceyi," dedim kısık sesle. Yoksa ben kafamda kurduklarımla bu gecenin sonunu getiremeyecektim. Gelinliğimden hissettiğim el bana kirli hissettiriyordu. Pantolonunun rengi kanı örtmüş olabilirdi fakat gerçeğini örtmüyordu. 

Merdivenleri yavaş yavaş inerken takı merasiminin başlayacağına dair bir duyuru geçildi. Takıların takılacağı alana geçerken Elif elinde bir kurdele, Ezel elinde bir kurdele ile yanımıza geldi. Benim ne akrabam vardı burada ne de annemin bana Kozan ailesi gibi takabileceği takısı. Ne olacaktı ki boynuma asılacak kurdeleden?

"Sezen'e takın yalnızca," dedi Devrim Melike Hanım'da yanı başımıza gelmişken. Başımı hızla ona çevirdim.

"O ne demek oğlum?" dedi Melike Hanım. Yanında Fikret Bey vardı. Serra ve Hale Hanım ise birkaç adım gerideydi. O kadar yakınlardı ki ailelerin takılarını takacağı merasimde teyzesi ve kuzeni de yanımızdaydı. 

Doğrusu aynı evde yaşadıklarını varsayarsak bu çok da şaşırılacak bir detay olmamalıydı. 

"Sezen'e takın anne," dedi Devrim yeniden. "Düğünün tüm takıları onun. Bana takılmasının ne önemi var?"

"Öyle şey mi olurmuş?" Hale Hanım, Melike Hanım'ın hemen arkasından lafa dahil olduğunda Devrim başını kaldırıp ona bakamdı bile. Tek bir kelime, bir öfkeli bakış bile yoktu. Sanki hiç yokmuş gibi davranıyordu. 

"Damat Bey'den büyük bir jest geldi. Takılarımız yalnızca gelin hanımımızın boynuna asılacakmış. Takı kurdelelerimiz yalnızca gelin hanımızda olacak. O zaman sevgili misafirlerimiz, takı merasimimizi başlatmadan önce damat beyimizin kıymetli annesini takısını takmak üzere alkışlarınız eşliğinde sahneye davet ediyoruz."

Melike Hanım birkaç adım öne çıkarak bana gülümsediğinde Elif elindeki çantanın içinden çıkardığı kutuyu Melike Hanım'a uzattı. Göğsüm hala hızla kalkıp iniyordu. Ne heyecanımı ne sorularımı ne öfkemi atlatabilmiştim. Bir filmi izliyor gibi izliyordum yaşananları ve bir tepki bile verememiştim.

"Gelin hanımımızın boynuna beşi bir yerde, Trabzon burması ve birbirinden kıymetli takılar takılıyor. Böyle cömert, böyle ince düşünceli bir kaynana da her geline nasip olmaz doğrusu. Alkışlarınız damat beyimizin değerli annesi ve güzel gelinimiz için gelsin."

Kutuların içinden çıkarılan beşi bir yerde boynuma, burma bilezikler ise sırasıyla koluma takılırken neye uğradığımı şaşırdım. "Canım kızım," dedi Melike Hanım taktığı takıların ardından bana sarılırken. "Sakın ola ki kendini evin içinde yalnız hissetme. Hep rabbimden bir kız evlat istedim. Benim için yerin Devrim'den bir adım geride değil. Bunu böyle bil olur mu?" Melike Hanım kulağıma konuşup bana sıkı sıkı sarılırken salonda yankılanan alkış sesi gözlerimin dolamasına sebebiyet verdi. 

"Çok teşekkür ederim," dedim ne diyeceğimi bilmeyerek. "Siz de olmasanız çok yalnız hissederdim."

"Hayırlı olsun kızım," dedi Fikret Bey, Melike Hanım oğluna sarılırken. 

"Teşekkür ederim," dedim yalnızca. Ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Üzerinde özenle hazırlanmış takım elbisesi vardı. Ak düşmüş saçlarına rağmen öyle klas gözüküyordu ki varlığını bulunduğu her ortamda hissettirecek bir adamdı. 

Bakışları genel olarak ağırdı. Cümleleri az ama keskin. Ses tonunda insanın içini huzursuz eden üstten bir tını vardı. Devrim böyle bir adamın yanında nasıl çocukluk geçirmişti merak etmiştim doğrusu. Büyük burnu, keskin bakışları... Huysuz bir adam olduğu birkaç adım öteden bile belliydi. 

Boynuma asılan takıların yaptığı ağırlık gelinlikle birleşince boynumun acıdığını hissettim. Devrim o kurdeleyi neden kendine taktıramamıştı? Bu bir jest miydi yoksa dışarıya karşı yaptığı bir şov mu çözememiştim. Doğrusu kafamda yalnızca ona dair kanlı bir gömlek vardı. Saatlerler ilerlemiyordu sanki. 

"Kizum," annem koluma Melike Hanım'ınkilerle kıyaslanırsa incecik kalan fakat ona ait olduğunu bildiğim tek mal varlığı olan bileziğini taktığında kolumu geri çekmek istedim. 

"Olmaz," dedim karşı çıkarak. 

"Olur olur," dedi dolu gözleriyle. Bileğimi çekmeme izin vermedi. Sarıldığında kollarımı ona sıkıca sardım. Bir insan annesine karşı en fazla ne hissedebilir? Kırgınlık sanırım. Fazlası olmaz, öfkesi olmaz mesela. Olsa da gelir geçer. Kin tutmaz, paslanmaz yüreği annesine karşı. Kırılır, savrulur, acı çeker ama yuvasına geri döner. 

Belki de beni bu kadar içime kapatan yaşadığım bu hayatı yaşamama sebep olan budur. Belki annemi biraz daha suçlayabiliyor olsaydım yahut babama biraz daha az sevgi besliyor olsaydım bütün bunlar hiç yaşanmayacaktı. Ama ben onların günahının bedelini öderken bile ailesine zarar gelmemesi için çabalayan bir kızdım.

Belki de hayatımda hiçbir zaman onlar dışında hiç kimseye sahip olamadığımdan. 

Annem Devrim'e sarıldığında bir süre onlara baktım. Yüzündeki öfke silinmişti. Ortama ayak uydurmaya çalışıyordu fakat içten içe onun da kafasının aynı yerde dönüp durduğunu tahmin edebiliyordum. 

Hale Hanım geldi ardından. Artık herhangi bir duyuru geçilmeden insanlar birer ip gibi dizilmeye başlamıştı. Kutusundan çıkardığı gösterişli bir saati Devrim'e uzattı. "Ben yine de sana takayım oğlum," dedi Devrim'e bakarak. Kaşlarımı kaldırdım. Onların arasındaki mevzu neydi? Bir teyzenin yeğeninden ne gibi bir alıp veremediği olurdu?

"Sağol teyze," Devrim kolunu uzatmak yerine yanında duran annesinin omuzuna dokundu. Melike Hanım oğluna döndüğünde ona ithafen konuştu. "Değerli takıları al sen anne. Kaybolmasın." Üzerime takılan önce altından daha değerli olduğunu sanmıyordum. Devrim saati takmak istememişti. Belki iğneleyici sözlerini anladığından belki teyzesinden gerçek anlamda hoşlanmadığından. Ama neden?

"Abim gelemedi," dedi Serra tebessüm ederek. "Ama selamı varmış Devrim. Yakın zamanda uğrayacakmış."

"Buyursun," dedi Devrim rahatlıkla. Ardından elime uzanarak parmaklarını ellerime kenetledi. "Misafir ederiz muhakkak."

Devrim'le kısa bir an göz göze geldik. O anı değerlendirerek kulağına eğildim.

"Ne oluyor yine?"

"Akşam konuşuruz."

Cevap veremeden Serra'ya sarıldım. "Hayırlı olsun canım."

"Teşekkür ederim," dedim gülümseyerek. 

Yanımızda duran Ezel'in elindeki tepsiden iğne alarak kurdeleme elindeki parayı taktı ve tanıdığımız yüzlerin ardından sırasıyla Devrim'in akrabalarıyla aynı senaryoları yaşadık. İnsanlara sarılıyor, güzel dileklerini karşılıyordum. Boynumdaki kurdele tamamıyla dolduğunda Ezel kurdeleyi çıkarıyor yerine yeni kurdele geçiriyordu. Bu neredeyse biten üçüncü kurdelemizdi. 

"Çok yoruldum," dedim Devrim'e sıranın neredeyse sonuna gelmişken. 

"Eve gidip uyumak istiyorum," diye karışıklık verdi. Birkaç saat önce kınada oynandığından düğünde herhangi ekstra bir şov yapılmamıştı fakat üst üste gelen merasimler normalinden çok daha fazla yorulmama sebep olmuştu. Sonunda takı merasiminin sonuna geldiğimizde salon da neredeyse boşalmıştı. Takı merasimi düğünün sonu olduğundan olsa gerek takısını takan salondan ayrılmıştı. 

"Of!" Ezel boynumdaki kurdeleyi yanındaki poşete bırakırken "Lütfen boynumdakileri de al artık," dedim Devrim'in ailesinin duymamasına özen göstererek. Tüm altınları kolumdan çıkarıp yanlarındaki kasanın içine bıraktım. Ezel boynumdaki takıları da alarak aynı şekilde kasanın içine yerleştirdi ve kasayı kilitleyerek Melike Hanım'a uzattı.

"Buyurun başına bir şey gelirse ben sorumluluk almayayım."

"Çok teşekkür ederim güzel kızım."

"Çok yorulduk çok!" Elif ayağındaki topukluları çıkarmış yerine yanında getirdiği spor ayakkabıları giymişti. "Devrim baş lütfen artık önceden haber geç böyle olmuyor ya."

"Artık," dedim fark etmeden kaşlarımı kaldırarak. 

"Ha öyle demek istemedim. Yani kimse bir daha habersiz evlenmesin anlamında," Elif büyük bir telaşla konuştuğunda güldük. 

"Hadi eve geçelim artık," dedi Devrim bizim gülüşmemize katılmadan. "Çok yoruldum."

"Tamam oğlum. Muhammet bıraksın sizi eve. Senin odanı boşalttırdım, baştan dizilecek. Bu akşamlık yine misafir odasında kalırsınız olur mu?"

Devrim cevap vermem için bana baktığında aceleyle onayladım. "Olur olur." Bir an önce eve gidip bugün yaşananların aslını öğrenmek istiyordum. İçimde taşıdığım öfke üst katta yaşadığımız anları hatırladıkça harlanıyordu.

Ezel gelin odasından aldığı Devrim'in kabanını Devrim'e uzattı. Kabanı aldığında hiç beklemeden benim sırtıma bırakmasını beklemiyordum. Omuzumdaki kabanı tutmaya çalışırken ona döndüm. "Gerek yoktu."

"Arabaya bineceğiz zaten," dedi yalnızca. Otoparka çıktığımızda Muhammet hemen kapının önünde bizi bekliyordu. 

"Sen nerede kalacaksın?" Dedim Ezel'e arabaya binmeden. 

"Annenin evi hazır. Orada misafir edeceğiz bu gece Ezel'i."

"Sabah görüşürüz o zaman," dedim Ezel'e sarılarak. Ardından arabaya bindim. Devrim de yanıma bindiğinde Elif kapıyı kapatarak öne geçti. 

"Sonunda bitti!" Elif bağırdığında gülümsedim. Onlar için bizden çok daha heyecanlı bir gündü. Arka planda yaşananlardan hiçbir haberleri olmadığından olsa gerek hiçbir sorun çıkmamasına özen göstererek çabalamışlardı. 

"Teşekkür ederim her şey için Elif," dedim öne bakarak. 

"Ne demek Sezen abla, daha evini temizler düzenleriz." 

Evim? Ailesiyle yaşamayacak mıydık? "Biz Melike Hanımlarla kalırız ya," içten bir sesle konuştum. 

"Bu devirde kalabalık kaynana evinde mi yaşanır?"

"Ben severim kalabalık," dedim aceleyle. Devrim'le aynı evde kalmak istediğimi sanmıyordum. Şu an buna hazır değildim. Onu tanımadığıma bu gece emin olmuştum. Önce neler olduğunu çözmeliydim. 

"Devrim abi?" Elif peşini bırakmadan arkasına dönmeye çalıştığında Devrim üstünkörü cevap verdi. 

"Bakılır."

Ardından yol sessiz geçti. Yanımdaki bu adam, daha demin boynuma onlarca takılar takılmasının sebebi olan, soyadımı değiştiren bu adam şimdi bir yabancı gibiydi. İçinde iki farklı kişi taşıyordu ve benim ikisini de kabullenip yoluma devam etmeyi bekliyordu. 

Bir insan içinde iki ayrı karakteri besleyebilir miydi? O insan sevilebilir miydi? Hayır. Her şeyden önce ben vardım artık. Ayperi gibi yaşamayacaktım bu sefer hayatı. Yanağımın camların üzerinde kaldığı o gün benim miladımdı. Artık tek istediğim kendim gibi yaşayabileceğim bir hayattı. 

Belki annem beni bu hayattan kurtaramamıştı ama ben annemi de alıp çekmek istiyordum bu hayattan. Gecenin örttüğü şehirde ışık kirliliği olmadığından olsa gerek camdan baktığımda yıldızları görebiliyordum. İrili ufaklı bir sürü yıldız gökyüzünü aydınlatmıştı. 

Karanlığın içine asılmış bir umut tufanı gibi. Gözümü kapattım. Biraz camını araladım arabanın. Yüzüme çarpan soğuk rüzgar yüreğimdeki kuşkuyu ve yangını dindirir sandım ama dindirmedi. 

Kendime kızdığım çok ana sahiptim. Geçmişe ait değildi bu anlar. Tam şu an bile o anlardan birindeydim fakat insan ne kadar çabalarsa çabalasın bir hata olduğunu görse bile kökündeki o doğrudan kopamıyordu. Bunun en büyük örneği Devrim değil miydi?

Hele ki o yüksek okullarda eğitim almış, bambaşka memleketler görmüştü ama bu topraklara döndüğünde yine oldukça tanıdık olan Karadeniz erkeğiydi. Babasının öfkesini taşıyordu kalbinde, annesinin merhametini. 

Araba artık tanıdık olan köşkün kapısında durduğunda derin bir nefes alma ihtiyacı duydum. Hikayesi ne zaman başlardı insanın? Doğduğu ev cehennemi olduğunda mı yoksa annem diye peşinde koştuğu kadın onu hiç istemediği bir hayatın içine bıraktığında mı? Evlilik yüzüğünü parmağına geçirip bunu kendine bir kelepçe bellediğinde mi?

On iki ay.

Hikayemin başlamasına tam on iki ay vardı. 9 Mart 2020. Verdiğim savaş sona erecekti. Bir limonlu pop kek ve el kremiyle başlayan hikayem son bulacaktır doğduğum eve çiçekler açacaktı. 

Devrim arabadan inip kapımı açtığında daldığım düşüncelerden sıyrılarak hala sırtımda olan kabanını tutarak arabadan indim. Elif'in uzattığı çantamı alarak onlara kısaca teşekkür ettim. 

"Sağolun her şey için."

"Ne demek canım. İyi geceler."

"İyi geceler." 

Devrim koluma girerek bana yardım etti. Onun yardımıyla evin kapısına kadar geldim. Ayakkabılarımı çıkarmak için eğilecektim ki Devrim benden önce davranarak eğildi ve ayakkabılarımı çıkardı. Ardından cebinden çıkardığı anahtarla evin kapısını açtı. İçeri adım attığımda evin içinde büyük bir sessizliğin hakim olduğunu fark ettim.

"Herkes nerede?" Dedim kısık sesle. 

"Odalarındadır," benim aksime gayet normal bir tonda konuşmuştu. Ayakkabıları içeri alarak onun ardından merdivenleri çıktım ve sabah çıktığımız misafir odasına girerek kapıyı kapattım. 

Kapıyı kitledikten sonra sırtımdaki kabanı odadaki tekli koltuğun üzerine bıraktım. Devrim banyoya doğru yönelmişti fakat sesim durmasına sebep oldu. 

"Nereye gidiyorsun?"

"İzin verirsen duş alacağım."

"Vermiyorum," dedim keskin bir dille. Önce bu akşam yaşananlar konuşulacaktı. 

"Sezen," dedi iç çekerek "Üzerimizi çıkartalım. Bir sakinleşelim sonra konuşalım. Bak çok yorgunum. Oldukça çok yorgunum ve sakin kalmakta zorlanıyorum."

"Üstten konuşuyorsun," dedim babası gibi davrandığını fark ederek. "Beni hiç mi hiç düşünmüyorsun. Ben bir yabancıyla evlendim farkında mısın? Ben tanımadığım bir adamla evlendim ve bunu yaparken ölümden döndüm Devrim. Bu kadar anlayışsız olamazsın, bunu kabullenmiyorum."

"Ya şu haline bak," dedi odanın duvarına asılı olan aynaya yansıyan görüntümü işaret ederek. "Perişan haldesin. Ne konuşayım ben seninle bu halde? Bir kendine gel. Yemin ederim konuşacağım ya! Allah belamı versin ki açık açık konuşacağım her şeyi."

"Tamam," dedim onunla baş edemeyeceğimi anladığımda pes ederek. "Duşa ben gireyim o halde. Senin üzerini çıkarman daha kolay." 

Saçımın arkasına onlarca iğneyle tutturulmuş olan duvağı nasıl çıkaracağımı ise hiç mi hiç bilmiyordum. Keşke çıkmadan Ezel'e ya da Elif'e çıkartmış olsaydım. 

"Tamam, yardım edeyim sana" 

"Yok," dedim aceleyle. "Ben hallederim."

"Sezen gelinliği nasıl çıkartacaksın tek başına?"

"Sen çok çıkarttın gelinlik herhalde. Tecrübeli ve bilgilisin."

"Evet her ay başı başka kızla evleniyorum!" Öfkeyle konuştu. "Sen bana sabır ver Allah'ım ya!"

"Tamam saçımdaki duvağı çıkart yeterli." 

"Oldu." Ona cevap vermeden koltuğa geçerek oturdum. Tekli koltuğun arkasına geçen Devrim önce koltuğun sırt kısmına bıraktığım kabanını alarak kapının yanındaki askılığa astı. Ardından geri dönerek başımdaki iğneleri çıkarmaya başladı. 

Duvar öyle iyi sabitlenmişti ki çözmesinin ne kadar zaman alacağını saptayamıyordum. 

"Süper," dedim aklıma gelen fikirle. "Şu an boş ve sakin olduğumuza göre bazı şeyleri şu anda da konuşabiliriz."

"Konuş da rahatla bari," elindeki iğneleri pencerenin kenarına bırakıyordu. "Ne soracaksın?"

"Kiminle neden kavga ettin Devrim? Kimi neden öldüresiye dövdün?" O kanın başka açıklaması olmazdı. Kalbim yeniden hızla atmaya başladı. Bu konuyu açmak da düşünmek de anksiyetemin sınırlarını zorluyordu.

"İş meselesi," dedi Devrim başka bir iğneyi çıkartırken fark etmeden saçımı çekerek. 

"Yavaş olsana!" Saçımın acıdığını belirttiğimde hızlı bir şekilde özür diledi. 

"Kusura bakma."

"Tamam da hak hukuk yok mu bu ülkede? Ya düğün günü adam dövmek ne? Kanlı gömlekle salona girmek ne Devrim? Bir başkası fark etseydi..."

"Sezen," dedi Devrim sözümü keserek. "Her gün adam dövmüyorum. Her gün kanlı gömlekle dolaşmıyorum. İnan bana serseri hiç değilim. Demek ki benim de bir sınırım bir damarım varmış da ona basılmış. Üstelemesen mi artık? Benden sana zarar gelmeyeceği apaçık ortada değil mi?"

"Ne kadar ortada bir bilsen şaşırırsın!"

İğneleri çıkarmaya devam etti. "Merak ediyorsan kimseyi dövüp de muradıma ermedim. Ama hak edeni de dayaksız bıracak değiliz."

"Tamam," dedim göz devirerek. "Ne diyorsan inanacağım. Başka şansım olmadığından. En azından bundan sonra ya daha sakin yaşa hayatını ya da bana yansıtma her ne yaşıyorsan."

"Oldu bil karıcığım," dedi karım kelimesini bastırarak. 

"Konuyu saptırma!"

"Onu da oldu bil." Kendince beni sakinleştirmeye çalışıyordu fakat sakinleştiğim falan yoktu. Ne yapmaya çalıştığını anlamam daha fazla öfkelenmemden ileriye gitmiyordu. 

"Annemle iyi anlaştınız," dedi Devrim konuyu yeniden değiştirerek. 

"Konuyu değiştirme diyorum."

"Bitirdik ya konuyu, mevzu mu kaldı ortada?" Haklıydı fakat ona olan öfkem geçmemişti. Dövdüğü adama ne olmuştu? Başımıza bir bela gelir miydi?

"Anlaştık," dedim biraz sakinleşmeye çalışarak. Ardından aklıma gelen detayla ona doğru, arkama dönmeye çalıştım. "Hani annen basma etek giyen, normal bir köy kadınıydı?"

Devrim kaşlarını kaldırdı ve yüzünde içten ama alaylı bir gülümseme oluştu. "Hadi ya kim söylemiş onu?"

"Sen söyledin ya," dedim bir an için gaflete düşerek. 

"İnandın mı sen ona ya?" eline bir başka iğne alarak cam kenarına bıraktı. "Koskoca Fikret Kozan'ın karısının köyde basma etekle dolaşacağına."

"Çok komikmiş," dedim gözlerimi devirerek. O gece sırf benimle dalga geçmek için mi öyle söylemişti yoksa beni ailesine karşı korkutmamak için mi?

"Şükür," dedi sonunda dudağımı eline alarak. "Bir iğne daha çıkartsaydım duvağı kesecektim."

"Teşekkür ederim," dedim söylenmesine aldırmadan. Ardından ayağa kalkarak ona baktım. 

"Girsene duşa," dedi başıyla banyoyu işaret ederek.

"Çıksana," dedim onun gibi oda kapısını göstererek. 

"Çıkayım?" 

"E çık."

Elini sabır diler gibi kaldırdı. "Yemek yiyip geliyorum. Hallet işini on dakikaya bari."

Cevap vermeden gözlerimi devirdim. Onunla tanıştığımdan beri sakin geçen tek bir günüm bile olmamıştı. Düğün günümden şu anıma kadar her anımız olay doluydu. Devrim kapının kilidini açıp çıktığında ardından kapıyı erken gelmesine karşılık kilitledim. Banyoya geçmeden odanın içinde arkama uzanarak gelinliğin fermuarını açtım. 

Gelinliğimi üzerimden sıyırırken aynaya yansıyan bedenime baktım. Kıvrımlı hatlarım yüzümdeki ağır makyajın gölgesinde kalmıştı. Saatler geçmesine rağmen makyajım yüzümde oldukça hoş duruyordu. Dudaklarım çerçevelenen kalemle olduğundan biraz daha büyük gözüküyordu ve yüzümün hatları kontürle belirginleştirilmişti. 

Aynadan gözümü almama sebep olan bildirim sesi odaya yayıldığında gözüm telefonumu aradım fakat yatağın üzerindeki telefon bana değil Devrim'e aitti. 

Ardından kapının tıklatıldığını işittim. 

"Sezen, duşa girdin mi?"

Kapının ardındaki kısık ses Devrim'e aitti. "Telefonumu unutmuşum." Bakışlarım önce kapıya sonra yatağın üzerine kaydı. Bir bildirim sesi daha yayıldı odanın içine. Birkaç adım atarak telefonu elime aldım. 

Telefonu açıp açmamak arasında kalırken kendimi telefonun ekranına bakarken buldum. Telefonunda şifre yoktu, bunu İstanbul'da telefonundan müzik açtığım günden hatırlıyordum.

"Sezen," bir kere daha sesini ve kapının tıklatılışını işittim. Ve telefon ekranını açtım. Muhammet'ten iki ayrı bildirim vardı. 

Ve okuduğum cümleler yeni bene gittiğini iddia ettiğim o yolda bir çelme daha takılmasına sebep oldu ayağıma.

Muhammet: Devrim her köşeye baktım hiç kimse yok. Kan izlerini temizlettirdim ne olur ne olmaz.

Muhammet: Ölüp başımıza kalmasın nefes aldığına emin misin?

...

NELERRRR OLUYOR ÖYLE?
İmzalar da bir süreliğine bittiğine göre köşeye sıkıştırılamayacağımdan keyifle kahvemi yudumlayabilirim 🤓🤓🤓🤓

Oy vermeyi unutmayın lütfen efenim ve hem editlerinize etiketlemeniz hem de kitabımız hakkında güncel duyuruları takip edebilmeniz adına sosyal medya hesaplarım:

INSTAGRAM / ibusra.nur
INSTAGRAM / bataklikcicegikitap
TikTok / ibusra.nur 

WhatsApp Kanalı:  https://whatsapp.com/channel/0029VbAkW9f5q08V37jrNS1T



Tüm Yorumlar (21)

heraa ve atlas 17.05.2026 20:22

avvvvv ne oluyor catlıyommmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm

Paragraf 228
heraa ve atlas 17.05.2026 19:39

küfür yok lütfen

Paragraf 35
heraa ve atlas 17.05.2026 19:38

aysima aysima

Paragraf 35
iremiiss 03.05.2026 21:02

bize de getir

Paragraf 217
iremiiss 03.05.2026 20:53

dogum gunumde mi

Paragraf 165
iremiiss 03.05.2026 20:39

ne hissettin kötü cocuk 😈

Paragraf 81
iremiiss 03.05.2026 20:37

of ilk bolumlerdeki devrim nerde bu kim mk

Paragraf 74
iremiiss 03.05.2026 20:35

ya sezencim birak bu kot kafaliyi ne hali varsa gorsun su tavirlara bak

Paragraf 66
Aysima 03.05.2026 19:32

afiyet olsun askım ya valla çok iyisin inan

Paragraf 229
Aysima 03.05.2026 19:32

timuru dövdük dimi allahım amca bozuntusunu mu yoksa ay deliricem

Paragraf 228
Aysima 03.05.2026 19:27

sabır selamet aşkım oh mis ihtiyacın olur

Paragraf 186
Aysima 03.05.2026 19:26

ya of devrim seninle hate love bi ilişkimiz var galiba anlayamadım

Paragraf 170
Aysima 03.05.2026 19:21

hmm bakılsın o zaman

Paragraf 156
Aysima 03.05.2026 19:18

üzüntüden ölünüyorsa birazdan ölücem

Paragraf 121
Aysima 03.05.2026 19:16

ya biz kazada falan mı karıştık

Paragraf 111
Aysima 03.05.2026 19:11

tipik erkek ay deliricem öf

Paragraf 74
Aysima 03.05.2026 19:07

ya timuru mu dövdük lütfen timur olsun sezenim halisünasyon görmüş olamaz

Paragraf 51
Aysima 03.05.2026 19:05

defol git baba bozuntusu ya kim bilir ne boklar yedin geçmişte

Paragraf 35
Aysima 03.05.2026 19:04

😭😭😭😭😭😭😭😭😭 sen zarar değilsin çiçeğim benim hayatım seninle güzelleşiyor 🤍

Paragraf 32
Aysima 03.05.2026 19:01

tabii ki kabul ediyor biz dünyanın en güzel en temiz en saf kızıyız

Paragraf 18
Aysima 03.05.2026 19:01

ayperinin çaresizliğinden kendimi yolucam şimdi allahım çok üzülüyorum

Paragraf 16

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu