0 %

Aydınlanır sandım karanlığım, gömülmeden toprağa

Yazı Boyutu
100%

SELAAAM! 

17 Mayıs, 14.00'da MANİSA kitap fuarında buluşalım! Kitabınız olsun / olmasın ELBETTE gelebilirssinizzz. BÇ ayraçları da hediye ediyorum gelen okurlarımaaa ^^

Oy vermeyi ve yorum yapmayı ihmal etmeyin! Keyifli okumalar efendim.

BÖLÜM 11:

"Aydınlanır sandım karanlığım, gömülmeden toprağa."

Yaşanan en ufak hadisede içimde oluşan bu korkunun sebebi geçmişim miydi yoksa geleceğe karşı duyduğum umut mu? Titreyen ellerimle tuttuğum telefonun ucunda yazanlar bana neyin içinde olduğumu sorgulattı. 

Kapattım gözlerimi gayriihtiyari. Allah'ım ben ne yaşıyordum? Neyin içine düşmüştüm böyle? Bir yanını kabullensem, bir kere tamam güveniyorum desem bambaşka bir yerden yakıyordu canımı. 

Böyle bir şey miydi yaşamak yoksa ben hiç gerçekten yaşayamamış mıydım bu hayatı?

"Sezen," dedi yeniden Devrim kapının ardından. Fakat o an onunla yüz yüze gelmekten korkarak telefonunu aynı yerine bırakarak banyoya geçtim. Ses çıkmaması için banyosunun kapısını kapatarak duşa kabine girdim. 

İç çamaşırlarımı çıkartıp sıcak suyu ayarladım ve içimdeki ağlama isteğinin artık önüne geçmedim. Sabitli olan duş başlığından akan sular göz yaşlarımı örterken ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Elimle ağzımı tuttum. Sanki çıkan sesin önüne geçebilirmişim gibi. 

Devrim hala kapının ardında mıydı yoksa onu duymadığımı sanarak gitmiş miydi bilmiyordum. Tek bildiğim göğsümde hissettiğim acı, zihnimde dönüp duran korkularımdı. İhtimaller ve kaygılarım zihnimi ele geçirmişti. Her bir yanımda bambaşka an beliriyordu ve hepsi bir öncekinden çok dağa kötüydü. 

Ne yapacaktım böyle? Ola ki bir katille aynı masada oturuyor, aynı sofradan yemek yiyor, aynı odada uyuyor isem ne yapacaktım? Elinde sözleşmem vardı ne kaçıp kurtulabilirdim ne de boşanıp gidebilirdim. 

Sözleşmeye ne gerek dedi bir yanım. Adam katil Sezen. Adam katil. Bu gerçek bir kere daha yankılandı zihnimde. Beni ölümün kıyısından kurtaran adam. Ellerime ilaç olan adam. Bir kreme ne anlamlar yükledin Sezen? Ne çok tekrar ettin kendi içinde eline sürülen bir basit kremi...

Ama o eller ilk kez birisi tarafından gerçekten tutulduğunda ve ilk kez bir erkek yara açmak yerine o yarayı iyileştirdiğinde insan içindeki hisse yenik düşüyor. Elime aldığım şampuanla saçlarımı köpükledim. Alelacele en azından onca vakit ne yaptığımı sorgulamayacağı şekilde duş almaya çalıştım. 

Bir yolunu bulacaktım. Artık yaptığı hiçbir şeyi üstelemeyecek bir yolunu bulup gerekirse onu polise ihbar edecektim. Hapse girecek olursa ne sözleşmesi kalırdı eline ne de beni tehdit edebileceği herhangi bir şey. 

Duştan çıktığımda hızlıca banyonun arkasına asılı olan bornozlardan küçük olanı giydim ve kurulandım. Melike Hanım benim için odaya pek çok kıyafet bırakmıştı. Onlardan bir takım gecelik alarak üzerime geçirdim ve lavabo aynasından yüzüme baktım. Gözlerim kızarmıştı, Devrim'in bunu fark etmeme ihtimali yoktu. 

Usulca kapının kilidini açarak odadaki gelinliği kenara toparladım ve yatağa girerek arkamı döndüm. Telefonunu da yere bıraktım. Uyuduğumu sanması bu gece ikimiz için de en hayırlısıydı. 

Merdivenden gelen sesleri işittiğimde gözlerimi kapattım. Nefes alışverişlerimi elimden geldiğince düzene sokmaya çalıştım. "Sezen," kapının açılmasının hemen ardından Devrim'in boğuk sesini işittim. Sesi uykulu geliyordu. 

"Uyudun mu?" Kısık sesle konuşmaya devam etti fakat cevap vermedim. Kapı kapatıldı ve ardından odada kilit sesi yankılandı. Sırtımda hissettiğim nefesi yerdeki telefonunu aldığını anlamama yetti. 

Ardından banyonun kapısının kapandığını işittim ve gözlerimi hafif araladım. Banyodan su sesi geldiğinde ise mesajları gördüğüne emindim. Hemen ardında duş alıp uyuyacak mıydı? Bir adamı öldürmüş olma ihtimali onun için bu denli normal bir durum muydu?

Uyu Sezen dedim kendime. Uyu yoksa boğulacaksın düşüncelerinin içinde. 

İçerideki su sesi yaklaşık yarım saat sonra kesildi. Uyumaya çalıştım ama uyuyamadım. Mümkün müydü böyle bir anda uyumak? Değildi. Zihnimde hiç susmayan onlarca ihtimalle konuşurken o ihtimalleri her seferinde baştan yaşarken imkansızdı.

Bir adamı öldürmek ne demekti? Bunu nasıl sineye çekip sindirebilirdim içimde? Banyonun kapısı açıldı, gözümü hızla kapattım. Yüzüm duvara dönük olduğundan Devrim'in bunu gördüğünü sanmıyordum. 

Dolabın kapağının açıldığını işittim ardından. Düzenli nefes alışverişlerime devam ettim fakat bedenim istemsizce titriyordu. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Hayır, şu an değil. Şu an hiç yeri ve vakti değil. Ağlamanın vakti olur mu hiç? Oluyormuş.

Dolabın kapağının kapanma sesini işittim. Ardından yorgan sesi duyacağımı sanıyordum fakat yatağın sol tarafına oturduğunu hissettim. "Sezen," diye seslendi içeri girerken olan sesinden çok daha yüksek sesle. Cevap vermedim, gözlerimi açmadım. "Neden ağlıyorsun?"

Nereden görmüştü ağladığımı? Hareket etmedim, belki uyuduğumu zannederek uzaklaşırdı. Nefesini yanağımda hissedeceğim kadar yakınımdaydı. Eli çenemi hafif kavradı. Sıkmıyordu, nazikçe kendine çevirdi yüzümü. Gözlerimi açmak zorunda kaldım.

"Neyin var?"

"Yok bir şeyim," dedim uykulu çıkarmaya çalıştığım sesimle. "Uyumaya çalışıyorum." 

"Bak bakayım bana," gözlerimi bilerek tam açmamıştım. Omuzum çıplak göğsüne değdi. Gözümü tamamen açtım. Altında siyah eşofmanı vardı görebildiğim kadarıyla. Ve üzerinde hiçbir şey yoktu. Sert göğsünün nefes alıp verdikçe inip kalkışını pencerenin ardındaki sokak lambasından yansıyan ışıkla görebiliyordum.

"Neyin var senin?" dedi nefesi birkaç adım uzağımdayken.

"Hiç tanımadığım bir adamla resmi olarak evlendim ya," kendimi uzaklaştırmak istiyordum fakat sırtım yatağa yaslıydı. "Ondan herhalde huzursuz hissettim."

"Zaten evlenmiştin," dedi sözleşme imzalayarak resmi nikah kıydığımız o günden bahsederek. 

"O zaman can havliyleydim," yaşanan kötü anlardan çok bahsetmek istemiyordum. Bir nefes uzağımda olan o adamın gözlerine bakarken artık bir katili görüyordum ve bunu görmek bile yeterince ürkütücüydü.

Sahi neden ağlıyordum? Korktuğumdan mı yoksa o böyle bir adam olduğundan mı?

Nasıl bir adam? Dilim bile varmadı söylemeye. Katil demeye. Onu tanıyalı daha bir ay bile olmamıştı. Fakat insan sokakta yanından geçtiği herhangi birisinin bile katil olma ihtimalini kabullenmekte zorlanmaz mıydı? Şimdi aynı evi paylaştığım, parmağımda yüzüğünü taktığım o adamın ihtimalleriyle yüzleşmek zorundaydım. 

Nefesi bir adım uzağımdaydı. "Korkacağın hiçbir şey yok," dedi Devrim uzaklaşmadan. "Elinde sözleşmen var. Sana verebileceğim herhangi bir zarar yok. Karşılıklı olarak yapmamız gerekeni yapıp çıkıp gideceğiz birbirimizin hayatından."

"Gideceğiz," dedim bunu umut ederek. "Ama korkmam gereken çok şey var."

"Neden?" Kaşlarını kaldırdı. O da benim gibi yorgundu fakat yorgunluğunu belli etmemeye çalışıyordu. 

"Kim olduğunu anlamıyorum," yeniden uzaklaşmaya çalıştım. Bunu gördü fakat yerinden bir milim bile oynamadı. Gözlerimin içine bakmaya devam etti. "Bir yanın çok centilmen, tanıdığım en kibar erkek. Diğer yanında kavga gürültü. Öfkenin içinde babanı saklıyorsun bence Devrim. Ve bir gün öfkeli olduğun kişi ben olursam..."

"Sen olmazsın," diye kesti lafımı. Fakat hiçbir anlam ifade etmiyordu.

"Gayet kırıyorsun," dedim daha önceki sözlerini, beni odaya kapatışını hatırlayarak. "Fazlasıyla ben olabiliyorum öfkeli olduğun. Bilmiyorum, seni tanımıyorum. Ve hatta tanımaktan korkuyorum. Çünkü bence bana gösterdiğin o yüz gerçek sen değildi."

"O ne demek?"

"İstanbul'da," dedim yutkunarak. "Tanıdığım o adam bir kadını anlaşmalı evliliğe ikna etmesi gereken bir adamın kısa zamanlı oyunuydu diyorum." 

Sert cümlem odanın içine düştüğünde bir süre gözlerime baktı. Bir pişmanlık görmek istedim belki yüzünde ama yoktu. Bakışlarında sadece tavrımın sebebini anlamaya çalışan bir yan vardı. 

"Önemi var mı senin için?" dedi beni köşeye sıkıştırarak. "Benim kim olduğumun ya da nasıl bir adam olduğumun. Bir yıl sonra bu anlaşma bittiğinde çekip gitmeyecek misin?"

Haklıydı, gidecektim. O zaman nasıl bir önemi vardı iyi ya da kötü olmasının? Ondan hoşlanmış mıydım? İstemsiz içten içe ona karşı bir hayal mi beslemiştim, bir umudum mu vardı? Hayır, dedim kendime. Sen artık Ayperi değilsin, Sezen'i taşıyorsun ruhunda. Ve geçmişindeki kadar bağlı değilsin hiç kimseye. Ruhunu yalnızca kendine yaslayacaksın. Bir seçim yaparken herkesten önce kendini düşüneceksin. 

"Bir önemi yok," dedim keskin bir dille. Sanki bunu söylemem aramızdaki bir bağın çözülmesine sebep olmuş gibi biraz uzaklaştı benden. Yatağın içinde rahat bir nefes aldım. Telefonuna baktığımı anlamış mıydı? Orada yazanı gerçekten de yapmış mıydı?

"Aynı adam," dedi Devrim lafın orta yerinden konuşarak. "Ellerine krem süren, seni o uçurumun ucundan alan adamla burada karşında duran adam aynı adam. Sana öfkelenen adam aynı adam Sezen. Vazgeçmeye çalıştığın Ayperi'yle Sezen'in aynı kişi olması gibi."

Vazgeçmeye çalıştığım Ayperi. Mümkün müydü gerçekten insanın içindeki bir parçayı geride bırakması? O nereden anlasın, dedim kendime. Beni yalnızca benim gibi bir parçasını feda etmek uğruna bile olsa yürüdüğü yolu kendi ateşiyle aydınlatmak zorunda bırakılan kadınlar anlar.

"Beni anlaman gerek," bunun bir anlamı yoktu belki. Ama ne olursa olsun beni anlaması gerekiyordu. Yarım bırakılan bendim, eksik büyütülen bendim. O her şeyi tam takır işlemiş olan herhangi bir erkekti. Yaşadığı aile onun için her imkânı önüne sererken ben kadın olmanın ağırlığı altında ezilmiştim. 

Ve bu üstünlük hayatım boyunca erkekler tarafından kurulmuştu. Onun da diğerleri gibi olmasından korkuyordum. Benim dünyamda erkekler içlerinde her zaman bir canavara dönüşme ihtimalini saklarlardı. Ve ben Devrim'de o ihtimalin gün yüzüne çıkmasından aklımı yitirecek kadar korkuyordum. 

"Anlamaya çalışıyorum," dedi huysuz bir sesle. Hayır anlamıyordu. Gözlerine baktım, bana merhametle bakan gözlerine. O gözler hiç acımadan bir insanı öldürmüş olabilir miydi? Can almak bu kadar basit miydi?

"Boşver," dedim ne diyeceğimi bilmeyerek. "Alışırım sanırım zamanla."

"Alışman gereken bir şey yok Sezen, neden bu kadar zorlaştırıyorsun her şeyi? Ben düz bir adamım."

"Öfkelendiğinde gözün önünü görmüyor Devrim. Benim tanıştığım adamla bu evin içindeki adam aynı mı sence? Kurtulalım şu zırvalıktan diyen adamla bana değerli hissettiren adam aynı mı sence?"

Birini öldürmekten bahseden adamla beni ölümden kurtaran adam aynı mı sence? Sustum. Bir bıçak saplanmış gibi sanki karnıma. Ve konuşursam kusacakmışım gibi içimdeki tüm acıyı. Olmamalı, böyle merhametli bakabilen bir adamın eli kana bulanmamalı.

Cevap vermedi. Bu cevabın altında ne saklıyordu? Kendi gerçeğiyle mi yüzleşiyordu. Muhakkak, dedim kendime. Başka yolu yoktu. Çok isterdim olmasını. Çok isterdim ama yoktu. 

"Erken saatte kahvaltıya ineceğiz," dedi yatağımdan çekilerek. "Uyuyalım."

Cevap vermeden yeniden duvara döndüm yüzümün. Dokunduğu kolumda kokusunun kaldığını hissettim. O koku. Kokusu nasıl bu kadar kalabiliyordu teninin üzerinde?

Yaşadığım her şey sonunun nasıl biteceğini bildiğimiz bir filmi izlemek gibiydi belki. Ama insan o durumun içindeyken kendisinin nerede olduğunu göremiyor. İnsan kaçtığı acıya umut bağlar mı hiç? Bağlamışım işte. Beni bu hale getiren erkek hegemonyasında büyümüş bir ailenin boynuma taktığı iplerken yine ipleri bir erkeğe bırakıp kurtuluşu beklemek bir masalın prensesi olmaya inanmaktan farksızdı. 

Üzerime pikeyi çekerek elime telefonumu aldım. Parlaklığı sonuna kadar kıstıktan sonra Ezel'e mesaj attım. 

Sezen: Uyudun mu?

Ezel: Hayır ama neden flörtleşiyoruz gibi bir mesaj aldım şu an?

Sezen: SJHDSHAJHHAS

Sezen: Aptalsın. 

Ezel: Bir sıkıntı mı var canım?

Sezen: Yok, sadece uyuyamadım. İçim daraldı öyle. 

Ezel: Arayayım mı? Müsait mi ortam?

Sezen: Yok, Devrim uyuyor. 

Telefonun ekranını kapatarak göz ucuyla Devrim'e baktım. Gerçekten de uyumuştu. Telefonuma mesajlar gelmeye devam ederken usulca yataktan kalktım ve Devrim'e değmemeye özen göstererek parmak uçlarımla kapının önüne geldim. Kapıyı sessizce açmaya çalışırken Devrim'in sesini işittim. 

"Uyumuyorum."

"Su içmeye inecektim de."

"İn," dedi yalnızca. Sesi boğuk ve soğuktu. Neden uyumamıştı? Ona söylediklerimi mi düşünüyordu? Garip hissettim. Suçlu mu heyecanlı mı çözemediğim bir histi. Çocukken anneme arkadaşımda kalmak için yalvarmışım da gece olunca içime yabancı yalnızlık hissi düşmüş gibi. 

"Biraz da Ezel'le konuşacağım," dedim dürüst davranarak. 

"Kış bahçesine çık," dedi Devrim karşı çıkmayarak. "Ses izolasyonu var oranın. Mutfaktaki kapıdan geçebilirsin. Kapıyı kilitlersen kimse duymaz." 

Kapıyı açmadan arkamı dönerek yerde yorganın üzerinde yatan ona baktım. 

"Özel alana saygın gözlerimi yaşarttı."

"Anlayışlı adamım," dedi gözünü açmadan. 

"İşine gelirse."

Gözlerini açtı. "Geliyorsun demek ki?"

"Ne?"

"İşime."

Gözlerimi kaçırdım. Yeniden başa dönmüştük. Siniri geçtiği için miydi bu hali yoksa baş başa kaldığımız için mi bilemiyordum. Tek bildiğim Onun da içinde iki farklı kişi taşıdığıydı. Ve en büyük sorumsa hangisinin gerçek kimliğini yansıttığıydı.

"Gelirim yarım saate," dedim cevap vermeyerek. Ardından bir karşılık beklemeden odadan çıktım. 

Merdivenleri yavaş yavaş inerken bütün evin içinde yalnızca duvarlara sabitlenmiş olan gece lambalarının yandığını fark ettim. Herkes uyumuş olmalıydı. Elimdeki telefonun ekranına baktığımda saatin bir buçuğu geçtiğini fark ettim. Bu insanlar neredeyse altıda uyanıyordu. Bunu hesaba katacak olursak uyuyor olmaları gayet normaldi. 

Mutfağa girdiğimde mutfağın kapısını da ne olur ne olmaz kapattım. Ardından Devrim'in bahsettiği balkon kapısı gibi duran kapıya ilerledim. Burayı görmüştüm fakat kış bahçesine değil de kiler gibi kullanılan bir balkona açıldığını düşünmüştüm. 

Ezel'i ararken bir yandan girdiğim kapıyı kilitledim. Duvarda gezdirerek bulduğum ışıkların birini açarak içerinin biraz olsun aydınlanmasını sağladım ve büyük tekli koltuğa geçerek oturdum. 

"İyi misin Sezen?" Ezel telefonu korkuyla açtığında onu daha fazla streslendirmemek için aceleyle cevap verdim. 

"İyiyim ya sadece uyuyamadım."

"An itibariyle milyon dolarlık bir gelin olduğun için olabilir mi?" Dedi rahatladığı için durumu şakaya vurarak. 

"Sahte gelin," dedim hafif gülümsemeyle. Gözümün önünde Muhammet'den gelen o mesaj dönüp duruyordu fakat bundan Ezel'e bahsedemezdim. Beni burada bırakıp gitmek istemezdi. Onu geçtim polisi arama ihtimali oldukça yüksekti.

"Sorun ne?" Dedi Ezel yeniden. "Neden uyuyamadın?"

"Bilmiyorum," derin bir nefes aldım. "Tanımadığım bir adamla evlendim Ezel."

"Tanıdığından da bir bok çıkmadı ki," Ezel Timur'un gerçeğini yüzüme vurduğunda bunu yaparken tek niyetinin beni rahatlatmak olduğunu bilmiyordum. "Ayrıca bir şey olmasına gerek yok Sezen. Adama aşık değilsin. Tek derdin hayatını kurtarmak, baştan kurmak. Eline talih kuşu kondu. Bak böyle bak olaya. Devrim mükemmel biri olabilir, Devrim iğrenç biri olabilir. Seni ilgilendirmez. Yoluna bakacaksın sen. On iki ay yahu. On iki ay sadece." 

"Öyle de insan korkuyor."

"Neyden?"

"Ya takıntılı biriyse?" Dedim aklıma ilk gelenle. "Ya hasta herifin tekiyse."

"Sezen," dedi Ezel uyarır tonda. "Çok özür dilerim ama bunlar için çok geç. Bunları düşünmek şu an sana zarar vermekten, kötü hissettirmekten ödeye geçmeyecek. Ayrıca polise gidersin, elinde kapı gibi sözleşme var. Dümdüz bir ailesi var adamın. Kızım en en kötüsünü nasıl düşünebiliyorsun? Rahatlat az içini."

"Hep başıma en kötüsü geldiğinden," dedim göz devirerek.

"Döndü döndü senin şans. Güven bana. Kozan ailesine gelinsin ve artık bu hayatı herkes gibi yaşayacağın günler geliyor."

"Umarım," dedim umutsuz bir sesle. 

"Kızma bana Sezen," Ezel'in sesi yumuşadı. "Ben senin için hep en iyisini istiyorum ve şu an da her şey bu kadar yolundayken kendini kötüye endekslemene izin vermiyorum."

"Tamam," dedim sonunda kabullenerek. 

"Nasıl güzeldin ama bugün." Hemen konuyu değiştirdi. "Kuğu gibiydin Sezen. Sadeliğine rağmen gelinliğinin yeşil gözlerin parıldıyordu. Ağlamamak için zor durdum vallahi."

"Seninkini göreceğiz," dedim söylediklerini karşılık. "Ben ağlarım ama söylemesi."

"Ay yok," hemen karşı çıktı. "Nerede bende o şans? Doğru adamı anca rüyamda görürüm ben. O da Engin Öztürk falan." Sesli şekilde güldüm. Ezel'in iflah olmaz bir Engin Öztürk hayranlığı vardı. Adamı rüyasında gördüğü yetmiyor evdekiler izin verecek olsa odasına posterlerini asacaktı. "Yani şöyle bir doksan sarışın olsa düşünebilirim aslında. Tercihen renkli gözlü."

"Aaa," dedim ona şakayla karışık. "Ben sanki tanıyorum öyle birini."

"Ne?"

"Bilemedim ki şimdi," dudağımı ısırdım. Kimden bahsettiğimi anlamamıştı. "Köfteci elemanlar ilgini çeker mi?"

"Ya Sezen! Saçmalama!"

Kimden bahsettiğimi anladığında verdiği tepkiye karşılık kahkaha attım. "Seni de Trabzon'a alırız fena mı ya?"

"Yok istemem. Ben okumuş adam bulacağım. Erkeğin cahili hiç çekilmez hayatım."

"Zaten Karadeniz'li erkekten olmazdı." Yüzümü ekşittim sanki görebilecekmiş gibi. Kapıdan gelen tıkırtı irkilmeme sebep olurken Ezel'e seslendim. "Bir saniye."

"Kimsiniz?"

"Gelin Hanım," Fikret Kozan'ın ağır sesi bahçede yankılandığında kapının kilitlesem bile dışarıdan açılabildiğini anlamış oldum. "Kusura bakma. Kim vardır diye baktım bu saatte." 

Alel acele telefonu kapattım ve ayağa kalktım. "Siz kusura bakmayın. Uyandırmadım umarım."

"Yok," dedi ağır sesiyle. Öyle bir adamdı ki sanki vücudumda onun ses tonuna karşı bir uyaran varmış gibi her konuştuğunda içim ürperiyordu. "Otur. Otur da biraz konuşalım."

Ne yapacağımı bilemeyerek onu dinledim. Koltuğa geri oturduğumda karşıma geçti. Üzerinde siyah bir pijama takımı vardı. Saçlarındaki aklar loş ışıkta belli oluyordu. 

"Keyfin yerinde mi? Bir sıkıntı var mı?" Bunu soran adamın bu kapıdan girdiğimde bana nişanlı bir adamla evli olduğumu iddia etmiş olması trajikomikti. 

"İyiyim Fikret Bey," dedim net bir sesle. 

"İyi iyi." Bir süre cevap vermeden ona baktım. Elindeki sigarayı yaktı. Ve bahçede dolaştı gözleri. 

"Fikret Bey," dedim cesaretimi topladığımda. Kalbim hızlandı. Bu sorunun cevabını alıp alamayacağımı bilmiyordum. "Devrim size o gün ne söyledi de bana karşı tavrınız böyle değişti?" Sorduğum soru bulunduğumuz ortamda bir süre sessizliğin hakim olmasına sebep oldu. 

Sigarasını birkaç kez içine çekeceği bir zaman dilimi geçti ve Fikret Kozan bu zaman diliminde suskunluğunu korumaya devam etti. 

"Hatırlar mısın bilmem. Çocukken baban bizim bahçede çalışırdı," dedi çay bahçelerinden bahsederek. Cevap vermedim fakat hatırladığımı bakışlarımdan anlamış olmalı ki devam etti. "Devrim sana olan sevgisinin o zamandan geldiğini anlattı. Bak Sezen," dedi ağır bir sesle. 

"Ben oğlumun iyiliğini isterim. Onun o gün bana kızdığına bakma. Zamanla göreceksin bana ne kadar benzediğini. O benim tek evladım, canımın parçası. Mutluysa böyle mutlu olsun ama bu evlilik size mutluluk getirmeyecek."

"Bu kanıya nereden vardınız?"

"Kaç yaşında adamım gelin hanım ben," dedi Fikret Kozan. "Yalanla gerçeği, sahteyle doğruyu anlayacak yaştayım. Devrim bir oyun oynuyor sevgi adı altında oynasın. Elbet biter."

"Ne oyunu?" Dedim daha demin konuşulanları duymuş olmasından korkarak. Sigarasını orta sehpadaki küllüğe eğilerek söndürdü. 

"Sen üzüleceksin," dedi Fikret Kozan gözlerime bakarak. "Şu genç yaşına, güzel gözlerine yazık. Olan sana olacak. O benim oğlum. Hiçbir zaman kaybetmez. Hüsnü iki günü geçmez. Olan sana olacak. Gariban kızsın. Yetimsin ama madem girmişsiniz bu yola katlanacaksın elbet sonuçlarına." 

Yetimsin, demesi yüreğimde bir sızı bırakırken yüzümü düşürmemek için çabaladım. "Bu yola tek çıkmadım," dedim dik durmaya çalışarak. "Bir sonuç olacaksa ikimize olur. Ve Fikret Bey eğer söylediğiniz kadar ileri görüşlü bir adamsanız benim de bir Kozan olduğumu unutmamanız gerekir. Eğer ki Kozan olmak koruyabiliyorsa bir insanı ben de Sezen Kozan'ım. Sanmayın ki soyadınızın ardına saklanıyorum. Fakat bu gerçeği de göz önünde bulundurmanız gerekir."

Bir süre sessiz kaldı. Ardından başka bir noktaya parmak bastı. "Amcan biliyor mu Devrim'le evlendiğini?" 

"Konuşmuyoruz amcamla."

"Duydum. Devrim seni ölümden kurtarmış, namus meselen varmış." Kaşlarını kaldırarak sorduğu sorunun altındaki ima göğsüme bir bıçak saplanmasına sebep olurken kapı yeniden açıldı. 

Bu sefer içeri çatık kaşları ve uykulu gözleriyle giren Devrim'di. Fikret Kozan, Devrim'le yaşadığımız onca şeyi nereden ve nasıl biliyordu?

"Ne oluyor burada?" Dedi Devrim agresif bir tavırla. 

"Konuşuyorduk," koltuğun ucunda emanet gibi oturuyordum. Sesim bütün çabama rağmen hafif titremişti. 

"Gelin Hanımla sohbet ediyorduk," dedi Fikret Kozan bana aynı imayla bakarak. Bakışlarım hemen yanı başıma gelen Devrim'e kaydı. Gözlerindeki hüzünlü gördüğünde bir cesaretle ayağa kalktım.

"Evet," dedim boğazımı temizleyerek. "Baban amcamdan ve ölüme götürülmemden bahsediyordu Devrim." Kelimeler titrek sesime rağmen yüksek çıktığında Fikret Kozan'a baktım. O kötüyse ben ondan daha kötü olurdum. O acımıyorsa ben ondan daha acımasız olurdum. 

Artık Sezen Kozan'dım ve hiçbir şeyin, hiç kimsenin beni olmadığım biri gibi davranmaya itmesine izin vermeyecektim. 

"O ne demek?" Dedi Devrim sesini yükselterek. Elini belime yerleştirerek beni yanına çekti. "Gece gece yeri zamanımı saçma sapan konuları açmanın," dedi aynı öfkeyle. Babasına tehdit vari baktığında hiçbir şeyin Fikret Kozan'ın anlattıklarından ibaret olmadığına emindim. 

Başka bir şey vardı. Başka bir şey konuşmuşlardı.

Devrim beni göğsüne yaslayarak dudaklarını saçlarıma bastırdı. "Karıma olması gerektiğinden çok daha hassas davranırsan sevinirim." Aralarındaki o soğuk savaş Fikret Kozan'ın bakışlarıyla devam etti. 

"İki hafta sonra Rusya'ya gitmek zorunda kaldığında da karına kim nasıl sahip çıkacak bakalım?" Dedi Fikret Kozan bilmediğim bir şeyi öne atarak. "Üç gün uğradığın eve karını getirmek kolay. Hadi bakalım oğlum, bakacağım nasıl yürüteceksin evliliğini."

"Ben nereye gideceksem karım da benimle gelecek." Bu evde Devrim'siz kalacak olma ihtimali bile şimdiden kalbimin sıkışmasına sebep olurken kurduğu cümle rahatlamamı sağladı. 

Katil olma ihtimali taşıyan bir adamın kolları arasında, katil olma ihtimali taşıyan bir adamın sözleriyle ferahladı içim.

Her şey o kadar çıkmazdaydı ki ne yapacağımı bilemiyordum. "Hadi uyuyalım," dedim Devrim'e ortamın daha da gerilmesinden korkarak. Fikret Kozan'ın derdi benimle miydi yoksa müstakbel eski gelininden bir çıkarı mı vardı çözememiştim. 

Fakat ihtimal ne olursa olsun beni ezmelerine, bu evde eksik hissettirmelerine izin vermeyecektim. 

"Sen niye kalktın?" Dedim Devrim'e bahçeden çıkarken. 

"Su içmeye," işaret parmağının tersiyle gözünü ovuşturdu. "Bir de seninle konuşmaya," diye ekledi kaşlarını kaldırarak. 

"Çok komikmiş." 

"Sen de sinirli olsak beğenmiyorsun, komik olsak beğenmiyorsun. Ne yapsın Devrim sana daha Sezen Kozan." Göz kırptığında istemsiz gülümsedim. Onunla geçirdiğim her saniyede gözümün önüne gördüğüm mesaj geliyordu. 

Sakin ol, dedim kendime. Ezel'in dediklerini hatırla ve sakin ol. Odaya çıktığımızda ikimizde sessizce yatağımıza uzandık. Uyumadan önce onun nefes alışverişlerini dinledim. Odadaki varlığını, hayatımdaki varlığını ve Muhammet'ten gelen mesajı. 

Olabilir miydi?

Hayatıma ışık olan adam bir başkasının evine kor düşürmüş olabilir miydi?

***

Gözlerimi bu sefer horozların sesiyle araladım. Dün gece geç yatmış olmama rağmen sabahın erken saatlerinde açılan bilincim maalesef uyku isteğim ve baş ağrımla doğru orantılı değildi. 

"Günaydın," benim gibi erkenden kalkan Devrim yattığı yerde elinde oyalandığı telefonunu bırakarak ayaklandı. "Sanırım yerde yatmaktan fıtık olacağım."

"Yer değiştirelim," dedim ciddiyetle. 

"Abartma, dalga geçtik." Alel acele verdiği cevaba kaşlarımı kaldırdım. 

"Hayır ağrı çekiyorsan ciddiyim."

"Uzatma Sezen," dedi yerdeki örtüleri kaldırırken. Cevap vermedim. Ne hali varsa görebilirdi! 

"Annemler kahvaltıya inmiştir," dedi yatakları topladıktan hemen sonra bana döndü. "Hazırlan da inelim. Dışarı çıkacağız yemekten sonra ona göre."

"Nereye gideceğiz?"

"Gidince görürsün." Eğer ki işledikleri cinayet ortalıkta yoksa onunla ilgilenmesi gerekmiyor muydu? 

"Merak ettim."

"İyi misin sen?" Devrim yeniden dün gece sorduğu soruyu yeniledi. 

"İyiyim," dedim gayet olağan bir şekilde. 

"Peki. Dolapta sana yeni alınan kıyafetler var. Seçersin bir şeyler, iniyorum ben."

"Tamam." Devrim çıktığında dolabı açarak benim için özenle hazırlanmış kıyafetlerden bol paça açık mavi pantolon ve altın düğme detayı olan siyah beyaz hırkayı aldım. İçine de uzun kollu siyah dar bir tişört aldım dolaptan.

Üzerimi giydiğimde yanda son kez nasıl gözüktüğüne baktım. Saçlarımı toplamıştım. Yüzümde hafif makyaj vardı. Üstün körü bir kapatıcı, rimel, allık ve rujdan oluşan basit bir makyaj yeterli hissettirmişti. Çantamı da alarak aşağı indim.

Büyük mutfak masasında her zamanki gibi herkes sıralanmıştı. Sofranın başında Fikret Bey diğer başında ise Melike Hanım oturuyordu. Serra annesinin hemen yanındaydı. Onun karşısında Devrim oturuyordu. Bana ise Hale Hanım'ın karşısı, Devrim'in yanı bırakılmıştı. Boş olan sandalyeyi çekerek oturdum. 

"Kızım," dedi Melike Hanım içtenlikle. "Bir yere mi gideceksin?"

"Evet," Devrim benim yerime konuşarak araya girdi. "Karımı bir yere götüreceğim."

"Hayrola?" Dedi Melike Hanım. "İşin vardı senin bugün, bir problem yok değil mi?"

"Yok," dedi Devrim ağzına salatalık atarken. "Düğün hediyem var."

"Altunlar az geldi herhal!" Hale Hanım'ın ağzının içinde yuvarladığı cümleyi işitmiştim. Öyle ki Devrim de işitmişti. 

"Bir şey mi dedin teyze?"

"Yok," dedi Hale Hanım. "Fazlasıyla altın takıldı ya! Onlarla istediği hediyeyi alırdı aslında."

"Yok," Devrim çatalını tavadaki sucuğa batırdı. "Karımın altını onundur. Hediyesini ben alırım." Aldığı sucuğu benim önümdeki tabağa koyarak benim çatalımı da aldı ve tabağa birkaç peynir ve mıhlama da eklemeye başladı. 

"Devrim dur, nasıl yiyeyim ben bunları?" 

"Bütün gün işimiz var," dedi göz kırparak. "Yersin yersin."

"Eski köye yeni adet." Hale Hanım söylenmeye devam etse de Fikret Bey'in masada yankılanan sesi herkesin sessizleşmesine yetti. 

"El öpmeye götürün gelin hanımı. Eş, dostla tanışsın. Misafir edin eşi dostu."

"Önce bir alışsın," dedi Devrim araya girerek. 

"Yabancı olduğu toprak mı oğlum?" Melike Hanım araya girdi. "O da buralı. Bizim kızımız sayılır. Elimizde büyüdü." Yüzüme yine iç açan tebessümlüye baktı. Gözlerinin etrafındaki kırışıklıklara rağmen yüzü ay gibi parlıyordu. O kadar güzel bir kadındı ki konuşmasıyla insanın içini açıyordu. 

"Nasıl istersin?" dedi Devrim ağzına kuymağa bandırdığı ekmeği atmadan hemen önce. Göz ucuyla bana baktı. 

"Hiç sorun yok," insanlarla iletişim kurmaktan çekinecek birisi değildim ve haklılardı. Burada doğmuştum. Tamamıyla burada büyümesem de bu kültürde yaşamıştım ve büyüdüğüm evde de bu toprakların kültürü devam ettirilmişti. Hakimdim tanışabileceğim her türden insana. 

"O zaman biz çıkalım," dedi Devrim tabağındaki son salatalıkları da yutarak. O kadar çok yemek yiyordu ki onu tanıdığım ilk günden beri aklımda kalan en büyük özelliği buydu. Sanırım ona alınabilecek en güzel hediye de iyi yapılmış bir yemekti. Pardon, Akçaabat Köftesi.

Devrim tabağımı kontrol etti. "Hadi bitir de kalkalım."

"Doydum ben," ayaklanmaya çalışırken eline aldığı ekmeği açarak içine tabağımda kalan kahvaltılıkları yerleştirdi ve sofradan aldığı peçeteye ekmeği sararak bana uzattı. 

"Bitecek," bana hiç aldırmadan kurduğu cümle, yaptığı hareketi tüm masa izliyordu. Fikret Kozan dışında.

Sanki masadan olan her şey olağan akışındaymış gibi davranıyor hiçbir ekstrem tepki vermiyordu. "Afiyet olsun," dedim masaya dönerek. 

"Hadi güle güle gidin." Biz mutfaktan çıkarken Hale Hanım'ın Melike Hanım'a verdiği cevabı işittim. 

"Daha ilk günden sokağa alıp çıkıyor karısını. Az eve yardım etseydi ya!"

"Anne," Serra uyarır tonda seslendi fakat devamında söylenenleri evden çıktığımız için duyamadım. 

"Nereye gidiyoruz?" dedim Devrim'e ayakkabılarımı giyerken. Onunla baş başa kalmak yeniden zihnimde dün geceyi döndürdü. Uykusuzdum, bütün gece yaşadıklarımı ve gördüklerimi düşünmekten adam akıllı uyuyamamıştım. Elimdeki sandviçse öylece kalmıştı çünkü birkaç ısırık alacak iştahım bile yoktu. Hatta ara ara midemin bulandığını hissediyordum.

"Yemeğini ye, yolun keyfini çıkar."

Devrim şoför koltuğuna geçtiğinde ben de yanındaki koltuğa yerleştim. "Gerçekten aç değilim."

"İkiletme Sezen."

"Yahu midem dolu diyorum. Onu da mı senin isteğinle dolduracağım ben?" araba patikadan inerken Devrim arabayı kullanmakta virajlı yollara rağmen hiç zorlanmıyordu. 

"Kuş kadar yedin neyle doydu miden? Dün düğün stresinden de bir şey yemedin!"

"Dün çok yanımdaydın ya kesin görmüşsündür ne yiyip yemediğimi."

"Allah'ım sen sabır ver!" dedi Devrim ve camını hafif araladı. Sabır dilerken ellerini kaldırmasına ters ters baktım. 

"Dikkatli sürsene arabayı."

"Yemeğini ye."

"Rahatla ya!" sesimi yükselttim bu saçma tartışmanın sonunda ve kendi elleriyle hazırladığı ekmekten büyük bir ısırık aldım. Ağzımdaki lokmayı hızlı hızlı sinirle çiğnerken bir diğer ısırığı da hemen peşine alarak ekmeği hızlıca bitirmeye çalıştım. Göz ucuyla bana bakarken bıyık altından gülüyordu. 

"Rahatladın herhâlde!" dedim kendime engel olamayarak. 

"Çok!"

"İyi," kalan ekmeği kenara bırakarak ağzımdaki son lokmayı da yuttum. "Nereye gidiyoruz?"

"Önce işimiz var. Sonra Ezel'i havalimanına bırakacağız. Annenle kalıyor, hem onunla özlem giderirsin biraz."

"Ne işimiz var?"

"Gidince öğrenirsin." İnadından ağzını açmayacağını anladığımda onunla uğraşmayı bıraktım. Karadeniz Hovardası, inatçı, sinir bozucu ve maalesef ki haddinden çok fazla yakışıklı. Ona sinir oluyordum. Her şeyiyle beni sinirlendirmeyi, canımı sıkmayı bir şekilde başarıyordu.

Şehir merkezine geldiğimizde tanıdık çarşıda ilerlemeye devam ettik. Ara sokaklardan birisine girerek arabayı kaldırımın kenarına park ettiğinde ona döndüm. "Ne yapacağız burada?" etrafta birkaç sokak arası dükkân ve iş yerlerinin bulunduğu bina vardı. 

"Gel bakalım Laz gelini," dedi araba kapısını açarken. 

Kaşlarımı kaldırdım. "Laz gelini? Allah Allah benim memleket ege sahili herhalde. Sen Laz damadısın asıl."

"O da olur," göz kırparak güldüğünde daha da meraklandım. Bugünkü keyfinin sebebi neydi? Dün aldığı mesajın onun hayatında hiçbir önemi yok muydu? 

Arabadan indim ve yanına yürüdüm. "Kavga edip durmayalım artık, ne yapacağız burada?" dedim etrafa bakarak. Alışverişe gelmiş olsak daha önce gittiğimiz dükkanlara giderdik diye düşünüyordum ki bu dükkanların çoğu küçük çiğköfteci, dönerci gibi öğrenci mekanlarıydı. Devrim'in buralardan yemek yediğini pek sanmıyordum.

"Elimi tutarak beni çekiştirdiğinde ardımızdan diğer elindeki anahtarla kilitlediği arabanın sesi yankılandı. Başımı kaldırdığımda girdiğimiz eski binanın üzerindeki yazı gözlerimin parlamasına sebep oldu ve istemsizce durdum.

Rota Eğitim Kursları

Türkiye genelinde bilinen çok prestijli bir eğitim kursunun önündeydik. Devrim durduğumu fark ederek bana döndü fakat ben gözlerimi kurumun tabelasından alamadım. Yanımızdan geçen giden öğrencilere takıldı bakışlarım. Ellerinde birkaç ders kitabıyla merdivenlerden çıkıyorlardı. Sonra o tabela beni geçmişe, üzerinden unutulacak kadar vakit geçmiş fakat içimdeki izi hiç kapanmamış bir anıya götürdü. 

Gözlerimin dolduğunun bir damla yaşım akana kadar farkında bile değildim. Yağmurlu bir mayıs gecesinde anneme yalvardığım o geceye döndüm. Eski evimizin camlarına çarpan yağmur damlaları içimdeki hüznü beslerken yalnızca okula gitmek istediğimi haykırıyordum.

"Anne," demiştim acı içinde. "Yalvarırım. Bak ben bu sınavı kazanırım. Yemin ederim. Gerekirse gündüz işe gider, sabaha kadar ders çalışır. Bu sınavı kazanırım."

"Okicasun da ne olacak?" demişti yüzüme. Ve sonra zihnimde bile hatırlamak istemediğim birkaç cümle. Bir yumru gibi boğazımda kalmıştı. 

Başımı Devrim'e çevirdim. Bir ona baktım. Bir tabelaya. "Dershane," dedim zar zor dilimin ucuna gelen kelimeyle. "Kim okuyacak ki burada?" benim için miydi? Yok, dedim kendime. Tamam söz vermişti ama. Yok herhalde. Benim için değildir. Hem okusam da ne olacaktı ki? 

"Senin için," dedi Devrim ıslak gözlerime bakarak. "Söz vermiştim." 

Her ne olduysa bir anda oldu. Yukarıya çıkmaya devam eden birkaç öğrenciye aldırmadan, dün gördüklerim zihnimden bir an için silinerek ellerimi boynuna doladım. Başımı göğsüne yasladım. İlk günden beni içine çeken büyüleyici kokusunu içime çektim. 

Belki bu onun için yoldan geçerken küçük bir kız çocuğundan mendil satın almaktan farksızdı. Fakat benim için, benim gibi hayatı elleri arasında yarım kalmış kadınlar için ne anlam ifade ettiğini hiçbir zaman bilemezdi. Bilemeyecekti. 

Şaşırarak ne yapacağını bilemeyen Devrim birkaç saniye sonra ancak ellerini sırtıma yaslamış, ona sarılmama karşılık vermişti. 

"Teşekkür ederim," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Gözümden yaşalar süzülmeye devam ediyordu fakat bu sefer mutluluktandı. 

İlk kez bir adam tarafından mutluluktan ağlatılıyordum. Sakladım o hissi göğsümün en değerli köşesinde. Çıkıp gideceksin hayatımdan ama bu anı, bu anı hiç unutmayacağım Devrim. Bir gün, bir gün gerçekten hayal ettiğim o hayata biraz olsun sahip olabilirsem minnettar kalacağım bu ana.

"Ağlama," sırtımdaki eli saçlarıma kaydı. Saçlarımı okşarken devam etti konuşmaya. "Ağlama gel kaydını yapalım. Bu bir iyilik değil Sezen. Hakkın." Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Onun da gözleri dolmuştu fakat bakışları gözlerindeki duygunun aksine öyle sertti ki ağlamamak için çaba sarf ettiğini görebiliyordum. Ya da öyle görmek istemiştim. 

"Teşekkür ederim," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. "Bildiğini sanıyorsun ama yemin ederim ki bana neyi verdiğini, buraya getirerek neyi vaat ettiğini hiç bilmiyorsun."

"Tek bildiğim Sezen Kozan. Her ne yaşıyorsan benimle bunu hak ettiğin. Sen ellerindeki yaraları hiç hak etmedin." Ellerime uzandı. Parmaklarımı elleriyle ovuşturdu. Tenimdeki pürüzsüzlüğe karşın gülümsedi. "Sen o yaraları hiç hak etmedin. Her ne yaşıyorsan benimle sen hakettiğin için. Sana bir söz daha veriyorum bugün. Bak öğrendin artık benim verdiğim her sözü her ne olursa olsun tutacağımı."

"Öğrendim," dedim umutla. Bir katil, dedi zihnim. Nasıl olur? Allah'ım bir yanı bu kadar merhametli olan o adam nasıl bir katil olur?

İstediğinde nasıl zalim oluyorsa sana karşı öyle Sezen, dedi aynı yanım. Susturmak istedim mantığımı aklımı. Bugün sadece hissetmek istedim. Bütün kalbimle hissetmek istedim.

"Ellerin hiçbir zaman yara almayacak bir daha. Sana söz. Hiç izin vermeyeceğim Sezen. Asla."

"Bugün bir adım attın zaten bunun için," dedim içeriyi işaret ederek. "Kalanı bende. Sana söz veriyorum çok çalışacağım. Ve lütfen buranın ücreti her neyse bana vereceğin ücretten düş. Ya da biraz birikmişim vardı benim. Ben ödeyeyim. Sana yük olmasın."

"Abartma," dedi sinirlenerek. "Duygusal manipülasyonlarınla beni kandırabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun karıcığım." Espri dolu haline dönmeye çalışarak geri çekildiğinde gözümdeki yaşlar kuruyamadan gülümsedim.

"Yok, kabul etmem. Zaten her şeyi sen karşılıyorsun." 

"Çölde kum tanesi," dedi kaşlarını kaldırarak. İki elini cebine sokmuştu. 

"Ne?"

"Senin masraflar diyorum çölde kum tanesi Sezen. Hadi sinirlendirme beni çık yukarı. Bakayım bi sana nasıl çıkıyorsun merdivenden?"

"Bugünlük inatlaşmıyorum seninle."

Cevap vermeden beni izlemeye devam ettiğinde üzerinde farklı farklı formüllerin basıldığı merdivenleri çıkmaya başladım. Devrim ardımdan geliyordu. Dersler başladığından olsa gerek koridorlarda da merdivenlerde de öğrenci kalmamıştı. Eski binaya nazaran içi özenle baştan yapılmıştı. Her katın arası camdı ve ortada asansör vardı. o kadar heyecanlıydım ki asansörün varlığını aşağıdayken fark etmemiştim.

Cam kapıdan girdiğimizde hemen karşımızda kalan danışma masasına baktım. Ardından Devrim'e döndüğümde danışmaya hiç bakmadan sağ tarafta kalan müdür odasına ilerledi. Onun ardından gittim. Kapıyı tıklatarak içeri girdiğinde Müdür ayağa kalkarak kapıya gülümsedi. 

"Devrim Bey, hoş geldiniz."

"Hoş bulduk," dedi Devrim ve elini uzatarak adamın elini sıktı. Ardından bana dönerek başıyla selam verdi müdür.

"Siz de Ayperi Hanım olmalısınız. Hayırlı olsun şimdiden."

"Sezen," dedim Müdür Bey'i düzelterek. 

"Pardon. İlk isminde öyle yazınca kızım." Orta yaşlı bir adamdı. Üzerinde gri bir takım elbise vardı. Saçı sakalı özenle taranmış gözüküyordu. Masasındaki isimlikte Osman Dereci yazıyordu. 

"Kayıt yaptıracağız direkt," dedi Devrim koltuğa oturarak. Onun karşısına geçerek oturdum. Heyecanla onları izliyordum. 

"Çay, kahve Devrim Bey?" Devrim bana döndü. 

"Çay olur," dedim tebessümle. 

"İki çay," dedi Osman Bey'e dönerek. Telefondan üç çay isteyerek müdür bize geri döndüğünde bir yandan önündeki bilgisayardan belgeleri açıyor olmalıydı. 

"Kurum ücretinden..."

"Hiç problem yok," dedi Devrim. "Her ne ise halledilir."

"Peki, özel ders mi olacak peki eşiniz için? Sınıflarımız erkek kız karışık. Ayrı sınıf açamıyorum maalesef. Soran ailelerim oluyor." 

Devrim yeniden bana döndü. "Hangisi iyi olur senin için?" dedi bana bakarak. "Nasıl istersin?"

"Bilmem ki, sen nasıl uygun görürsen." Ailesi evli olduğumuz için karma eğitim görmemi sorun eder miydi emin olamamıştım. 

"Yani evli hanımlarımız genelde özel ders istiyor. Kadın hoca ayarlayabilirim Devrim Bey." Devrim kaşlarını kaldırıp derin bir nefes aldı. Adamın inatçı tavrına sabrettiğini görebiliyordum. 

"Karımın eğitiminde cinsiyet problemimiz yok Osman Bey. Eğitim problemim var," dedi baskın bir sesle. "Nasıl daha iyi eğitim alır onu çözmeye çalışıyorum. Herhangi bir adamla aynı ortamda kırk dakika geçiremeyecek bir kadınla mı konuşuyor gibi duruyorsunuz anlam veremedim bir eğitimci olarak tavrınıza!" kibarlığının son demlerini konuşturduğunu anladığımda dizine elimi koyarak onu sakinleştirmeye çalıştım. 

"Tamam problem yok. Sorun olmayacaksa Mezun sınıfı uygun benim için."

"Haftada iki gün özel ders de ekleyin," dedi asabi tavrıyla Devrim. "Anlamadığın bir şey olursa destek alırsın." Kapı tıklatılarak içeri çaylar servis edildiğinde biraz rahatladım. Mevzu biraz daha uzayacak olursa adamla kavga edeceğini ve hatta dershaneyi satın alacak kadar ileri gideceğini bilecek kadar onu tanıyordum. 

"Tabii Devrim Bey. Ödeme yöntemini nasıl yapalım?" Osman Bey de gerilmiş, olabildiğince net davranarak süreci tamamlama çabasına girmişti.

"Şirkete fatura kesersiniz, muhasebe halleder."

"Tabii, nasıl isterseniz. Hayırlı olsun şimdiden. Ders programlarınız alındığınız gruplarda paylaşılacak. Bilgilerinizi Devrim Bey iletmişti yalnızca birkaç imza rica edeceğim." Devrim'in önüne koyulan kağıtlara Devrim göz gezdirerek imza attı ve çayının son yudumu da alarak ayağa kalktı.

"Kolay gelsin."

"İyi günler Devrim Bey."

"Çok teşekkür ederim," dedim çıkmadan önce tebessüm ederek ve odadan ayrıldık. Kapının önüne çıktığımızda Devrim elimi tuttu. Derin bir nefes aldım. Gerçekti, buradaydım. Hep hayalini kurduğum koridorlarda. Ve bu sefer bir şansım vardı. Kazanmak için bir şans. 

"Herife bak ya. Biz ne diyoruz o neyin peşinde!"

"Millet sorun ettiğindendir Devrim." Demek ki evlendikten sonra okuyan çok kız oluyordu.

"Okulu bitmeden evlendiriyorlar kızları. Sonra gel bir de karma eğitim istemiyorum de. Sabır ya! Sabır!"

"Sakin ol," dedim yalnızca kapıya çıktığımızda. "Sakin ol. Hallettik bitti. Adam da ayrı sınıf açmıyorum dedi ya zaten."

"Yok bir de açsaydı," dedi Devrim sinirle. Ardından derin bir nefes aldı. "Neyse. Bugünü zehredemeyeceğim. Yeterince dert var başımda!"

"Ne oldu ki?" kaşlarımı kaldırarak sordum. 

"Yok bir şey," dedi Devrim alelacele. "Şirketle ilgili problemler."

"Anladım," diye mırıldandım diyecek bir şey bulamayınca. "İyi o zaman ben seni tutmayayım. Taksiyle geçeyim buradan."

"Yok," dedi Devrim alelacele. "Atla hadi. Ben bırakacağım sizi." Ardından gözü kol saatine kaydı. "Geç kalacak kız haydi!" 

Uyarısının ardından arabaya geçerek kemerimi bağladım. Devrim aceleyle arabayı çalıştırdığında bir gözüm ona diğer gözüm elime tutuşturulan dershane kayıt sözleşmesine kayıyordu. Ona sormak istedim. Belki aptallıktı ama gördüğüm o mesajı ona sormak ve söyleyeceği bir yalansa bile ona inanmak istedim.

Araba ana caddede ilerlerken Devrim'in eli dijital ekrana uzandı ve müzik uygulamasına girerek otomatik listeden bir şarkı açtı. En son Muhammet'in açtığı türküler dolayısıyla karışık listeden Karadeniz türküsü çalmaya başladığında istemsiz tebessüm ettim.

İstanbul'da tanıdığım adamla yanımda oturan adam bambaşka iki insandı. Ve ben bunu bile bile onun iyi gördüğüm tarafına tutunmak istiyordum. Sanki bana hep aynı cennet bahçesini vaat edecekmiş gibi. 

"Ara bakalım Ezel'i" dedi Devrim eve yaklaştığımızda. "Aşağı insin. Pek vaktimiz kalmadı dönüşte uğrarız annene."

"Olur." Telefonu elime aldığımda gelen bildirimler yüzümde yeniden çiçekler açmasına sebep oldu. Mezun – 2023grubuna eklemiştim. Gruptan birkaç mesaj ve ders programı paylaşılmıştı. İçimde heyecan oluştu. Eve gider gitmez birikmiş paramla kitaplarımı sipariş edecektim. Ve Devrim'in bu iyiliğini bir ömür göğsümde taşıyacaktım.

"Ezel, beş dakikaya kapıdayız." 

"Tamam indim bile ben, bekliyorum." 

"İnmiş," dedim telefonu kapattığımda yanımda oturan Devrim'e. 

"Acıktım ya ben!" diye hayıflandı. "Bırakalım Ezel'i de Köfteye gidelim. Uyar mı sana?"

"Yeni yemedik mi?" daha öğleni yeni geçirmiştik. Günde iki öğün beslendiğimden olsa gerek acıktığımı çok hissetmiyordum. 

"Bakayım," dedi arabanın dijital ekranındaki saate bakarak. "Beş saat olmuş. Kesin Köfteye gidiyoruz."

"Olur," vazgeçmeyeceğini anlamıştım.

Kapının önünde durduğumuzda Ezel'i gördüm. Bu evi ilk kez görüyordum. Yeni bir bina olduğu dışından belliydi. Denizi görüyordu. Devrim anneme bile bana baktığı kadar özenle bakıyordu. Bu içindeki iyilikten miydi acıma duygusundan mı anlayamıyordum. Çünkü onun iyiliği de öfkesi de samana alevi gibiydi. Onu daha yeni yeni tanıyordum.

"Selam!" dedi Ezel arabaya bindikten hemen sonra. "Nasılsınız?"

"İyidir, senin nasıl asıl? Sevdin mi Trabzon'u?" dedi Devrim.

"Vallahi Peri'min bahsettiği kadar varmış."

"Vardır, vardır. Daha gezemedin bile. Yine gel."

"Orası zor da. Ayarlarız herhalde."

"Sen bi ailenin durumunu atlat," dedi Devrim aceleyle. "Sonrasını hallederiz. Ayıp ediyorsun."

"Allah'ım," dedi Ezel şakayla karışık. "Her şeyi halleden o erkeği bulamasam da enişteyi buldum. Budur be!" Devrim gülerek karşılık verdi.

"Aptalsın!" arkama bakarak ona takıldığımda Ezel gülmeye devam etti. Devrim hız sınırlarını zorlayarak arabaları sollamaya başladığında arkama olabildiğince yaslandım ve ona hitaben konuştum. "Biraz yavaş mı olsan?"

"Uçağa geç kalacak," saate bakmaya devam etti. "Bavulun var mıydı Ezel?"

"Yok, yanıma alacağım."

"Süper, süper," dedi ve biraz daha hızlandı. "Seni girişte indireceğim ben içeri girip otoparktan döneceğim. Merdivenlerden inip direkt gir sen, bekleme tamam mı? Trafik vardır girişinde."

"Tamam," dedi ve koltuğun arkasından boynuma sarıldı. "Görüşürüz. Beni aramayı unutma fena bozuşuruz!"

"Dikkatli ol." Ağlamamak için duygusal konuşmak istemiyordum. Onu geride bırakmak yeterince zordu.

Devrim araba trafiğinde beklemeye başladığında Ezel kapıyı açarak köşeden indi ve biz havalimanı trafiğini beklerken o bana el sallayarak arkasını dönüp koşar adımlarla girişe ilerlemeye devam etti. 

"Üzülme," dedi Devrim göz ucuyla bana bakarak. "Her şey çok daha güzel olacak."

"Umarım." Eğer sen sandığım o adamsan. Bana bir zararın dokunmazsa. Gördüklerim sandığım kadar korkunç değilse. Belki. 

"Güvenliğe yaklaştığımızda Devrim radyonun sesini kıstı ve camını açtı. Plaka okuma sistemi önümüzdeki araçtan bize geçtiğinde havalimanının kapısındaki polis Devrim'e seslendi.

Polis, elini hafifçe kaldırarak aracı işaret etti. "Sağa çek. Motoru kapat."

Devrim'in eli direksiyonun üzerinde bir anlığına sıkılaştı. Parmak boğumları beyazladı. Ne olduğunu anlayamadan kaşlarımı çattım. Göğsümde tanıdık huzursuzluk hissi vardı.

"Ne oluyor," dedim fısıltıyla ama sanki ne olduğunu biliyordum.

Araç ağır ağır sağa yanaştı. Polis bu kez daha sert bir sesle: "Motoru kapat. Ellerini direksiyonda tut!"

İkinci bir polis aracın arkasına yanaşırken, ilk polis kapıya doğru yaklaştı. Devrim camdan dışarı baktı ardından bana.

"Bir problem mi var memur bey? Dönüş yapacaktım otopark çıkışından."

Kapı koluna uzanan polis, bir an durdu. "Araçtan in."

"Bir yanlışlık olmalı," dedi Devrim, sesi hâlâ sakindi ama o sakinliğin altında ince bir çatlak vardı. Polis cevap vermedi. Sadece bir adım daha yaklaştı.

"Elinizi görebileceğimiz şekilde tutun ve araçtan inin." Kalbim göğsüme sığmıyordu artık.
Ne olduğunu bilmiyordum ama yanlış olan bir şey vardı. Muhammet'in mesajı düştü zihnime yeniden.

Devrim bir an kıpırdamadı. Gözleri polisin yüzünde sabitlendi. Sanki o da anlamaya çalışıyordu. Sanki bu sahnenin içinde kendine bir yer bulamıyordu.

Devrim araçtan indi fakat kapıyı açık bıraktı. Onun ardından ben de indim ve arabanın etrafından dolaşarak yanına geldim. Göğsüm heyecandan hızla inip kalkıyordu. 

"Devrim..." dedim bu kez daha belirgin, ama sesim titredi. Devrim bana dönüp bakmadı.

"Ellerinizi kaldırın."

Devrim bu kez gerçekten duraksadı.

"Memur Bey. Problem nedir?" diye sordu.

"Cinayet soruşturmasından şüpheli olarak aranıyorsunuz. Lütfen zorluk çıkarmayın ve bizimle ifadeye gelin."

Devrim'in bakışları sertleşti. Kaşları çatıldı. Alnındaki damarların belirginleştiğini gördüm. Bir cevap bekledim. İnkâr etmesini, hayır demesini. Bir şey söylemesini bekledim ama yapmadı.

Sustu. Onun suskunluğunu ben kabul bildim. Dün gece gördüğüm o mesaj bugün gerçeğimiz oldu. Ve birkaç saat önce küçük bir kız çocuğuna eğitim hakkını veren o adamı şimdi bir canı almaktan kelepçelerken izledim. Gözlerime nüfus eden yaşlar, kolumu tutan polis memurunun dokunmasıyla farkına vardım. 

Devrim, çocukluğumun kahramanı. Ellerimdeki yaraların merhemi. Bir katil.

Aydınlandı sanmıştım. Bugün karanlığım aydınlandı sanmıştım. Nasıl unuttursun Sezen? Doğarken bir mezardan çıkarılan kadınların karanlığı aydınlanmaz gömülmeden toprağa. 

Oy vermeyi unutmayın lütfen efenim ve hem editlerinize etiketlemeniz hem de kitabımız hakkında güncel duyuruları takip edebilmeniz adına sosyal medya hesaplarım:

INSTAGRAM / ibusra.nur
INSTAGRAM / bataklikcicegikitap
TikTok / ibusra.nur 

WhatsApp Kanalı:  https://whatsapp.com/channel/0029VbAkW9f5q08V37jrNS1T



Tüm Yorumlar (29)

ceyy 01.06.2026 15:41

ben bu adama yanıyorum

Paragraf 252
heraa ve atlas 17.05.2026 21:38

abimiz sinirli

Paragraf 192
HİROOOŞ 07.05.2026 16:24

KDFVMOWĞLŞBTRÖMKIRÖWTRFVRRGTKLBMEJOEVŞÇFBRLWEĞŞVFWŞĞEBÖLGMRKIJTKOG4QREFWLPDŞSÇDFÖVLRKPGOERĞLEÇŞCÖLVEBMKTOBEQKRPLWFEŞ

Paragraf 233
Elif 04.05.2026 10:01

Noluya lan

Paragraf 128
Elif 04.05.2026 10:01

Acayip sinir oldum yetim falan

Paragraf 123
Elif 04.05.2026 10:00

Tek evladım yanlız

Paragraf 119
What 04.05.2026 00:56

Olamaz ya başka bir şey var aklım almıyo ama başka bir şey var

Paragraf 318
Aysima 03.05.2026 22:14

büşra bi süre görüşmeyelim ya OF KOCAMAN BİR OF

Paragraf 320
Aysima 03.05.2026 22:13

KENDİMİ KESİCEM ŞİMDİ

Paragraf 315
Aysima 03.05.2026 22:12

hayır ya

Paragraf 300
Aysima 03.05.2026 22:11

allahım hallederiz adamı...duadır

Paragraf 288
Aysima 03.05.2026 22:09

yok ya kalbin dursa dönüp bakmayacağım sana sahnesininokumak istemiyorum ben

Paragraf 272
Aysima 03.05.2026 22:06

kahve istesek de kahve mi isteyecektin devrim bey

Paragraf 243
Aysima 03.05.2026 22:03

ya sizi yerim benim bebeklerim 🥹🥹🥹

Paragraf 225
Aysima 03.05.2026 21:59

yediğimi yemediğimi düşünsün kendinden önce beni doyursun 🥲

Paragraf 192
Aysima 03.05.2026 21:58

malesef en düştüğüm harekettir 🫠🫠

Paragraf 192
Aysima 03.05.2026 21:58

KIZ SANA NEEEEEEEE AAAAAAA

Paragraf 187
Aysima 03.05.2026 21:56

abi delircem delirceeeeeemmmmmmmmm ayperinin annesi melike hanım mı ya of

Paragraf 178
Aysima 03.05.2026 21:55

öf sanane be defol git

Paragraf 169
Aysima 03.05.2026 21:54

olamaz olmamalı lütfen olmasın

Paragraf 148
Aysima 03.05.2026 21:52

LAN TİMURLA MI KONUŞTU BU ADAM AJANIN FALAN MI VAR KİMSİN YA SEN

Paragraf 128
Aysima 03.05.2026 21:50

ya ne gıcık bi herifsin ya lütfen şuan doğru söylüyor olma ya

Paragraf 119
Aysima 03.05.2026 21:48

hiç değil aşkım alalım ne de güzel düşündün

Paragraf 105
Aysima 03.05.2026 21:47

hangi arkadaşın engin öztürk fanı büşram doğruyu söyle hahdhshdhshshjsjd

Paragraf 101
Aysima 03.05.2026 21:42

bende düz bi kızım manipülasyonu yapan devrim kozansa manipüle olurum

Paragraf 52
Aysima 03.05.2026 21:40

vazgeçmeye çalıştığın ayperi... canımı sıkıyorsun devrim kozan

Paragraf 46
Aysima 03.05.2026 21:31

marifet kremde değil ki aşkım sezen düşünüp verebilende

Paragraf 11
Aysima 03.05.2026 21:30

yoooook yok yok yok yok yapmaz yok

Paragraf 10
Aysima 03.05.2026 21:28

BÇ AYRAÇLARIM SİZİ ÇOK SEVİYORUM

Paragraf 1

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu