0 %

Nasıl unutursun? Doğarken bir mezardan çıkarılan kadınların karanlığı aydınlanmaz gömülmeden toprağa

Yazı Boyutu
100%

Oy vermeyi ve yorum bırakmayı lütfen ihmal etmeyin. Özellikle yorumlarınızı, tepkilerinizi okumayı çok çok çok seviyorum.

Çok teşekkür ederim şimdiden. 

Keyifli okumalar.


BÖLÜM: 12 / PART 1


 "Nasıl unutursun? Doğarken bir mezardan çıkarılan kadınların karanlığı aydınlanmaz gömülmeden toprağa" 


"Babacığım," yeşil gözleri kocaman açılmıştı Ayperi'nin. "Ne zaman döneceğiz Trabzon'a."


Adam saçlarını sıkıntıyla karıştırdı. Alnında biriken damlalar yüzüne süzülmeden elindeki havluyla alnını sildi. "Dönmeyeceğiz kızım," dedi yanı başında duran küçük kızına. İstanbul'a taşınalı aylar olmuştu fakat küçük kızı sandıkları gibi yeni evlerine alışamamıştı.


İstanbul'daki kardeşinin yanına taşınmış olmak sandığı kadar iyi gelmemişti ailesine. Karısı huzursuzdu. Kızı mutlu değildi ve burada kazandıkları para ayı çıkarmalarına zar zor yetiyordu. Elleri nasır tutmuştu adamın çalışmaktan. Ne iş yaptığını soracak olsan verecek bir cevabı bile yoktu. Ne iş gelirse eline debelenip duruyordu koca şehrin içinde.


Yeri geliyor bir köşeye itiliyor, yeri geliyor haksızlığa boyun eğiyordu. "Böyle nereye kadar?" dedi kendine. Gidecek olsa nereye gidecekti. En azından burada devam eden bir hayatı vardı. 


"Ben özledim baba," dedi küçük kız açık kahve saçlarını geriye savurarak. Al al yanakları, yemyeşil gözleri vardı. Öyle güzel bir kızdı ki bakanın içi giderdi.


"Bir gün götüreceğim seni Ayperi," dedi babası kızına. "Bir gün seni geri götüreceğim evine. Ama şimdi biraz burada yaşamamız gerekiyor. Baba sözü veriyorum," kızının elini avuç içine aldı. Küçük kızın eli babasının avuç içinde adeta kayboldu. Sımsıkı tuttu kızının elini. "Bir gün hak ettiğin o hayatı sana vereceğim."


Adam iç çekti. Bir günahın bedelini kızının boynuna asmıştı. Esaretini kendi kızına ödetmişti.


***


"Devrim," ağzımdan çıkan isim dilimin ucunda bana yabancı hissettiriyordu. Kalbim heyecanla inip kalkarken ellerinde kelepçeler olan tanıdık ve bir o kadar yabancı olan o adama baktım. Gözlerine aynı karanlık çökmüştü.


Beni kendi evine götürdüğünde çöken karanlık. Düğün gecesi kanlı bir gömlekle karşıma geçtiğinde çöken karanlık. Göğsümde ani bir sızı hissettim. Gözlerim kararır gibi oldu. Alele acele arabaya tutunmaya çalıştım. Beceremeyerek geriye sendelediğimde Devrim ellerini tutan polislere rağmen bana doğru hareketlenmeye çalıştı. Fakat polisler onu tuttu. 


"İyi misiniz?" dedi polis memuru kolumdan tutarak. 


"Devrim," dedim yeniden yalnızca. Bakışlarında içimdeki yaraya ait olan ilacı gördüğüm adam bileklerinde kelepçeyle karşımda duruyor olamazdı, olmamalıydı. 


Devrim yeniden bana doğru hareketlenmeye çalıştı fakat polis memuru engel oldu. "Devrim Bey lütfen zorluk çıkarmayın. Sizi arabaya alalım," dedi kaşlarını kaldırarak. "Hanımefendi bizimle ve güvende olacak. İfadesini alacağız."


"Sakin ol," dedi Devrim bana bakarak. "Bir yanlış anlaşılma var. Çözülecek ve akşam eve döneceğiz." Kendinden emin sesine güvenmek istedim. Fakat günlerdir gördüklerim, Muhammet'ten ona gelen mesajlar ve elindeki o kanlı gömlek sözlerinin önüne geçti. 


"Tamam," dedim yine de dudaklarımın arasından süzülen bir parça sözle. Göz yaşlarım yanaklarımı ıslatmaya devam etti. Ne acıtıyordu bu kadar? Hani hapse girerse kurtulurdun Sezen? Hani sana zarar vermediği sürece bir önemi yoktu ne yaptığının ya da kiminle olduğunun? Öyle olmadı. Olması gerekiyordu ama olmadı. İçimde bir yerde, birisi aklımın ona söylediği cümleleri hiç işitmemiş gibi kalbimin canı yanmaya devam etti.


Devrim'i öndeki polis arabasına bindirirlerken beni hemen ardındaki arabaya aldılar. Yolda geçen birkaç dakikalık mesafe içimde bir ömrü çürüttü. 


Neden içimde ona karşı çok değer verdiğim birine karşı hissetmem gereken duyguları besliyordum. Yaşlarım neden süzülmeye devam ediyordu? Bedenim neden titriyordu? Kimdi Devrim Kozan? Bir anlaşmadan öte nasıl bir yeri vardı hayatımda?


İnsan tutsağı olur bazen önüne geçemediği hislerin. Ben sanıyorum ki ona oldukça değer veriyorum. Belki bu yalnızlığımdan. Belki hiç gerçek sevgi görmemişliğimden. Elini uzatanın bahçelerine çiçekler ekmek istiyorum. Kirini, pasını hiç görmeden. 


Ve her şeye rağmen kendime itiraf etmekte çok zorlansam bile onun katil olmadığına inanmak istiyorum. Ve belki de içten içe inanıyorum. Neden, neden, neden?


Kafayı yiyeceğim, neden? 


Polis arabasının çakarları geceyi mavi ve kırmızıya boyarken kulağımda uğultu haline gelen sesi duymamazlıktan gelmeye çalıştım. Polis eşliğinde arabadan indirilirken önümden hızlı hızlı götürdükleri Devrim'in sırtına baktım. Bileklerindeki kelepçelere rağmen dimdik duruyordu. Sanki buradan çıkıp gideceğine emindi. Gözlerindeki karanlık korkusundan değil de öfkedendi. 


Karakola girdiğimizde emniyet müdürü Devrim'i kapıda karşıladı. "Devrim Bey," dedi zoraki bir tebessümle. "Çıkarın oğlum kelepçeleri." Komiser bir an tereddüt ettiyse de tek kelime etmeden anahtarı çıkardı.


"Hakkınızda resmi şikâyet var," diye devam etti müdür daha kısık bir sesle. "Prosedür gereği işlem yapmak zorundayız. Ama yanlış anlaşılma olduğu bellidir. Odama geçelim, orada konuşuruz."


Devrim tek kelime etmedi. Sadece kelepçeleri çıkarılırken gözlerini bana çevirdi. Gözlerimdeki yaş ona karşı duyulan bu ayrıcalıkla yavaşladı. "Hanımefendi," dedi müdür.


"Eşim," dedi Devrim ilk kez konuşarak. 


"Buyurun." Geniş koridorun sonundaki kapıya vardığımızda Devrim yanındaki polis memurlarına ve karakolda olmamıza aldırmadan yanıma yaklaşarak elimi sıkıca kavradı ve kulağıma eğildi.


"Korkacak bir şey yok. Yanlış anlaşılma yalnızca. Avukatın gelene kadar ağzından tek kelime çıkmasın." 


"Tamam," dedim titrek sesimle. Umarım, umarım içten içe sana karşı böylesine hassas olan kalbim doğruyu hissediyordur Devrim. Derin bir nefes almaya çalıştım. Elini kaldırıp yanağımı silecek gibi oldu fakat nerede olduğumuzu kavradığından olsa gerek elini geri indirdi. 


Emniyet müdürünün odasına girdiğimizde masasındaki isimlikten isminin Hakkı olduğunu gördüm. "Buyurun," dedi karşısındaki sandalyeleri göstererek. 


"Gelin Hanım iyi misiniz siz? Su getir oğlum hanımefendiye?"


Devrim'le karşılıklı oturduk. Göz ucuyla bana bakıyordu fakat tüm dikkati bende değildi. 


"İyiyim," dedim alel acele. "Sıkıntı yok."


"Durum nedir Hakkı Bey?" Devrim'in sesi cümlemi keserken yeniden memura döndüm. Kapı kapandıktan hemen sonra memur konuştu.


"Kayıp vakamız var Devrim Bey. En son siz görüşmüşsünüz. Telefon aramalarında en son siz varsınız. Bir yanlışlık olduğuna eminim fakat prosedür gereği sizi biraz misafir etmemiz gerekecek."


"Sezen'in bir işi var mı burada?"


"İfadesi alınacak," dedi gergin bir şekilde emniyet müdürü. Sanki Devrim'den çekiniyordu. Hakkındaki suçlamaya rağmen ona kibarlıkla gitmeye çalışıyordu. 


"Tamam, avukatımız gelmiş olmalı. Önce onu alın ifadeye. Eve dönsün."


Hakkı Bey başını hafifçe salladı. "Tabii Devrim Bey."


Parmaklarımı dizlerimin üzerinde birbirine kenetledim. Avuç içlerim terlemişti. Karakolun ağır kahve kokusuna sigara ve eski dosya kokuları karışıyordu. Midem bulandı. Gözümü kapatmak ve bu korku dolu geceden kurtulmak istedim.


Devrim ise en ufak bir panik belirtisi göstermiyordu. Sanki buraya ait olan oydu, sanki odadaki herkes onun bir cümlesini bekliyordu. Gözlerim istemsizce ellerine kaydı. Birkaç dakika önce kelepçe vurulan bileklerinde hâlâ kızarıklık vardı. Buna rağmen duruşu zerre bozulmamıştı. Başını hafifçe bana çevirdiğinde bakışlarımız kısa süreliğine çarpıştı.


"Korkma," dedi alçak sesle.


Korku. İçimde neye karşı korku vardı? Bu endişem kendime miydi yoksa bir katil olma ihtimali taşıyan Devrim'e mi? Kapı yeniden açıldığında irkildim. İçeri giren genç polis memuru önce bana, sonra Devrim'e baktı.


Bakışlarındaki çekingenliği fark etmemek imkânsızdı. "Hanımefendiyi alabiliriz," dedi bana bakarak. Oturduğum yerden kalktım. Bir robot gibi hissediyordum kendimi. Ne hissettiğimi ne yaşadığımı bilmiyordum. 


Ne için buradaydım ben? Allah'ım, dedim içtenlikle lütfen bir suçu olmasın.


Kapıya doğru yürürken omuzlarımın ağırlığını taşıyamıyormuş gibi hissediyordum. Bacaklarım uyuşmuştu. Polis memurunun arkasından ilerlerken karakolun floresan ışıkları gözlerimi acıtıyordu. İçimdeki korkuyu parmak uçlarımdaki yanma hissi besledi.


Tam kapının eşiğinden çıkacakken arkamdaki sesi duydum.


"Sezen."


Adımı onun ağzından duymak göğsümün ortasına görünmez bir ağırlık bindirdi. Yavaşça arkamı döndüm. Devrim hâlâ oturduğu yerdeydi ama gözleri artık tamamen bendeydi. Birkaç dakika önceki sakinliğinin altında başka bir şey vardı şimdi. 


"Sana bir şey söylenmedikçe konuşma."


Nefesim boğazımda düğümlendi. Polis memuru gergin bir şekilde bana baktı. "Buyurun," dedi sessizce. Başımı önüme eğip yeniden yürümeye başladım. Koridor boyunca attığım her adımda zihnim aynı soruya saplanıyordu.


Ya gerçekten birini öldürdüyse? Ya o karanlık bakışların sebebi öfke değilse? Ya bütün bu süre boyunca hiç tanımadığım bir adamın yanında yürüdüysem?


Polis memurunun peşinden koridorda yürürken ne tarafa baktığımı bile bilmiyordum. Karakolun beyaz ışıkları gözlerimi yakıyordu. Küçük sorgu odasına alındığımda midem yeniden kasıldı. Sandalyeye otururken avuç içlerimdeki teri hissedebiliyordum. Karşımdaki kadın polis dosyayı açarken yanındaki adam dikkatle yüzümü inceliyordu.


"Rahat olun Sezen Hanım," dedi kadın polis resmi bir ses tonuyla. "Sadece birkaç soru soracağız."


Rahat olun. İnsan karakolda nasıl rahat olabilirdi? Böyle bir durumun içindeyken nasıl sakin hissedebilirdi?


Boğazımı temizledim. "Tamam."


Kadın polis önündeki evraklara kısa bir göz attıktan sonra konuştu.


"Timur Şahin'i tanıyor musunuz?"


O ismi duyar duymaz omuzlarım istemsizce gerildi. Parmaklarım birbirine daha sıkı kenetlendi. Kaşlarımı çattım. Ne alakası vardı Timur'la burada olmamın?


"Hayır," dedim titrek sesimle. Neden yalan söylediğimi bilmiyordum. Sanırım yalnızca hissettiğim korkudan ötürüydü.


"Düğün gecesi Devrim Kozan salondan ayrılmış. Kamera kayıtlarında gözüküyor. Nereye gittiğini biliyor muydunuz?"


"Hayır," dedim yalnızca. Gözlerimi kısa süreliğine masaya indirdim. Timur'u düşünmek bile içimi huzursuz etmeye yetiyordu.


Öldürdüğü kişi Timur muydu? Göğsümden içeri ince bir sızı süzüldü. Devrim içeride benim yüzümden mi oturuyordu? Kolundaki o kelepçe beni korumak için miydi?


Adamın bakışları sertleşti.


"Devrim Kozan'ın nereye gittiğini bilmiyorsunuz doğru anladım?"


Nefesim boğazıma takıldı. Timur'un tehditleri, düğünden önce gönderdiği fotoğraflar bir anda zihnimde canlandı. Kadın polis önündeki dosyadan bir sayfa çıkarıp bana baktı.


"Düğün gecesi Devrim Bey'in Timur Şahin'le görüştüğünü biliyor muydunuz?"


Başımı hızla kaldırdım.


"Ne?"


"Telefon kayıtlarında en son Devrim Bey'le iletişim kurduğu görünüyor."


O an odadaki sesler birkaç saniyeliğine boğuklaştı. Düğün gecesi, gömleğinde kanla yanıma geldiğinde o odada onun üzerine yürüdüğümde. Bayılacak gibi hissettim. Gözlerim her an bilinç dışı kapanacak gibiydi.


Kadın polis dikkatle yüzümü izliyordu. "Bununla ilgili bir bilginiz var mı?"


Başımı yavaşça iki yana salladım. "Hayır."


Sesim sandığımdan daha zayıf çıkmıştı. "Devrim Bey'le Timur Şahin arasında bir problem var mıydı?"


Cevap verecektim ki kapı açıldı. Kapı açıldıktan sonra içeri giren adam ne sesini yükseltti ne de sert bir tavır takındı ama odadaki polislerin duruşu bile değişmişti. Sanki herkes bir anda daha dikkatli davranmaya başlamıştı.


Koyu renk takım elbisesinin düğmesini iliklerken önce bana baktı. Sonra masadaki dosyaya göz gezdirdi.


"Avukat Kaan Erdem," dedi sakin bir sesle. "Devrim ve Sezen Kozan adına geldim."


Kadın polis kısa bir bakış attı yanındaki komisere. "İfade işlemi sürüyor."


"Sürsün," dedi avukat sandalye çekip yanıma otururken. "Ama müvekkil yakını artık yalnız ifade vermeyecek."


Müvekkil yakını.


O kelime içime tuhaf oturdu. Ben neydim gerçekten? Devrim'in karısı mıydım, yoksa onun karanlığının içine yanlışlıkla düşmüş biri mi?


Avukat bana doğru hafifçe eğildi.


"Sezen Hanım, sakin olun. Size yöneltilen doğrudan bir suçlama yok. Sadece sorulara kısa ve net cevap verin."


Kısa ve net. Bilmiyorum. Galiba verebildiğim tek cevap buydu. Kadın polis dosyayı yeniden açtı. "Devrim Kozan'ın düğün gecesi Timur Şahin'le görüştüğünü biliyor muydunuz?"


Boğazım düğümlendi. "Bilmiyorum."


"Aralarında bir husumet var mıydı?"


"Bilmiyorum."


"Devrim Bey o gece salondan neden ayrıldı?"


"Bilmiyorum."


Kendi sesim kulağıma yabancı geliyordu. Sanki konuşan ben değildim de bedenimin içinde sıkışıp kalan başka biriydi.


Çünkü doğruyu söylesem ne değişecekti?


Timur'un bana attığı mesajları anlatsam, tehditlerini söylesem; Devrim'in düğün gecesi üzerindeki kanı gördüğümü anlatsam...


Bunu neden yapmıyordum? Onu neden ateşin içine bırakmıyordum? Kalbimde hissettiğim bu tarifsiz acı kelepçenin benim bileklerime takılması gerektiğini bildiğimden miydi?


İçimde korkunç bir çatışma vardı. Bir yanım gerçeklerden kaçmak istiyordu. Diğer yanım ise onu korumaya çalışıyordu. Neden? Bunu kendime sordukça daha kötü hissediyordum.


Kadın polis bu kez daha dikkatli baktı bana.


"Sezen Hanım, bakın. Yardımcı olmanız gerekiyor."


Kaan Bey araya girdi. "Müvekkilim zaten gerekli ölçüde yardımcı oluyor."


"Hanımefendi sürekli bilmiyorum diyor."


"Bilmiyor demek ki," Sesi hâlâ sakindi ama altında sert bir ton vardı artık. "Ayrıca psikolojik baskı altında ifade almaya çalışıyorsunuz."


Komiser hafifçe öne eğildi. "Kimse baskı kurmuyor avukat bey."


"Öyleyse aynı soruyu farklı şekillerde tekrar tekrar sormayı bırakın."


Masanın kenarına tutunmuş gibiydim. Parmak uçlarım uyuşmuştu. Başım ağrıyordu. İçimdeki düşünceler birbirine giriyordu.


Timur'la neden karşı karşıya gelmişti? Ona gerçekten bir şey yapmış mıydı? Parça parça gözümün önüne kanlı gömleği, eşyaları geldi.


İnsan kalbi bazen akıldan çok daha zalim oluyor. Çünkü akıl gördüğüne inanır. Kalp ise hissettiğine.


Ben Devrim'in gözlerindeki karanlığı gördüm. Öfkesini de gördüm. Ama buna rağmen onun bana zarar vermeyeceğine dair içimde garip bir güven vardı. Belki de en büyük aptallığım buydu.


Kadın polis dosyayı kapattı sonunda. Derin bir nefes verdi.


"Peki." Sonra avukata döndü. "Devrim Kozan'ın Timur Şahin'le son görüşen kişi olduğu kesin."


Avukat hiç bozulmadı. "Bu onu suçlu yapmaz."


"Şüpheli yapar."


"Şüpheli olması gözaltında tutulması için yeterli değil." Bu kez sesi daha sertti. "Ortada ceset yok. Somut delil yok. Müvekkilim kendi isteğiyle gelip ifade veriyor. Kaçma şüphesi deseniz komik olur."


Komiser çenesini sıktı. "Prosedür işliyor avukat bey."


Avukat masasındaki dosyayı kendine çekti. "Eğer elinizde güçlü bir delil yoksa müvekkilimi burada tutamazsınız."


O an kalbim hızlandı. Devrim gidecek miydi? Rahatlamam gerekirken neden midemin içine sıcak bir şey yayıldığını hissettim. Çünkü onu görmek istiyordum. Bütün bu karmaşanın içinde yalnızca onun yanında sakinleşebildiğimi fark etmek beni korkutuyordu.


Komiser birkaç saniye sessiz kaldı. Sonunda bıkkın bir nefes verdi.


"Peki." Başını iki yana salladı. "Şimdilik gidebilirsiniz."


Göğsümden istemsiz bir nefes çıktı.


"Ama..." dedi sertleşerek. "Şehirden uzaklaşmak yok. Telefonlarınız açık olacak. Yeniden çağırdığımızda gelip ifade vereceksiniz."


Avukat ayağa kalktı. "Elbette."


Ben hâlâ yerimden kalkamamıştım. Dizlerimde derman yok gibiydi. Hiçbir şey bitmemişti ve zihnimde asıl karmaşa yeni başlamıştı. Asıl korkutucu olan da buydu. Devrim'in suçlu olup olmadığını hâlâ bilmiyordum. Ama ona bir şey olma ihtimali bile canımı acıtıyordu.


Birkaç dakika önce yaşananlar zihnimin içinde dönüp duran bozuk bir film sahnesi gibiydi. Görüntüler birbirine giriyor, sesler uğultuya dönüşüyor ama bazı şeyler bütün netliğiyle kalıyordu. Devrim'in bileklerindeki kelepçe. Polis arabasının mavi kırmızı ışıkları. Ve bana bakışı...


Karakolun floresan ışıkları başımın içinde zonkluyordu sanki. Her yer beyazdı ama içim kapkaranlıktı. Nefes aldıkça ciğerlerime soğuk doluyor gibi hissediyordum. Parmak uçlarım uyuşmuştu. Ellerimi birbirine kenetledikçe avuç içlerimde biriken ter daha da belirginleşiyordu. Midem düğüm düğümdü.


Çünkü korkuyordum. Ama neden korktuğumu tam olarak bilmiyordum. Bir katilin yanında durmuş olmaktan mı? Yoksa onu karanlığa sürüklemiş olmaktan mı? Onun gerçekten katil çıkması ihtimalinin canımı bu kadar yakmasından mı?


İşte bunu düşününce içimde bir şey kırılıyor gibi oluyordu.


Normal değildi bu. Normal bir kadın böyle hissetmezdi. Korkardı sadece. Kaçmak isterdi. Benimse aklım hâlâ onun yüzündeydi. Polisler onu götürürken bile gözüm bileklerinde kalmıştı. Kelepçenin bıraktığı kızarıklığı gördüğüm an içimde ince bir sızı dolaştı. Kendimden utanacak kadar derin bir sızı.


Allah'ım... Ya gerçekten benim yüzümden Timur'u öldürdüyse...


Bu düşünce zihnime her düştüğünde boğazım sıkışıyordu. Ama daha kötüsü ne biliyor musun? Buna rağmen içimde küçücük bir yer hâlâ onun suçsuz olduğuna inanmak istiyordu. Sanki kalbim aklıma karşı direniyordu.


Ve ben bundan nefret ediyordum.


Çünkü Devrim'in gözlerinde karanlık vardı. Buraya geldiğimiz ilk günden beri vardı. İnsan onu ailesinin yanında görünce bunu hissediyordu. Düğün gecesi üzerindeki o kanlı gömlekle karşıma çıktığında da hissetmiştim. Kaç demişti bana. Kork demişti. 


Ama yapamadım. Şimdi düşünüyorum da galiba mesele korkmamam değildi. Galiba mesele, korkmama rağmen ona sırtımı dönemememdi. Bu düşünce göğsümün tam ortasına oturdu. Ağır. Yakıcı. Nefes aldırmayan bir ağırlık gibi. Koridorda yürürken adımlarımı hissetmiyordum ama onun sesini hissediyordum.


"Sezen."


İnsan sevdiği birinin sesini kalbiyle duyar mı gerçekten? Ben duydum.


Adımı söylediğinde sanki karakoldaki herkes sustu da yalnızca onun sesi kaldı. Dönüp baktığımda gözleri tamamen bendeydi. O an anladım. Ben yaşadığımız anların ağırlığında artık onun bakışlarını ezberlemiştim. Öfkeliyken nasıl baktığını, sakin görünmeye çalışırken çenesini nasıl sıktığını, sinirlendiğinde gözlerinin nasıl karardığını.


Bir insanı bu kadar dikkatli izlemek ne zamandan beri normaldi? Ne zaman olmuştu bu? Ne zaman onun yanında kendimi yalnız hissetmemeye başlamıştım?


Bilmiyorum. Ve bunca bilinmezlik beni korkutuyor.


Kendi özgürlüğüm için çıktığım bu yolda birini geçmişe tutsak ediyorum.


Çünkü içimdeki his büyüyor. Susturmaya çalıştıkça daha çok büyüyor. Mantığım onun tehlikeli olabileceğini söylüyor ama kalbim hâlâ ona zarar gelsin istemiyor. Bu nasıl bir çelişki böyle?


Sanki içimde iki farklı insan var. Biri kaçmaya çalışıyor. Diğeri Devrim'in yanında kalmak istiyor. En korkutucu olansa hangisinin gerçek ben olduğumu bilmiyorum.


"Sizi evinize bıraktırmamızı söyledi Devrim Bey," dedi Kaan Bey. Söylenilenleri dinliyordum hatta belki onaylıyordum fakat aslında zihnimdeki mantık süzgeçinden geçiremiyor, bir robot gibi yaşıyordum. 


Zihnimde binbir düşünce döndü. İçimde annesini kaybetmiş bir çocuğun yankılanan acısı vardı. Sanki kemiklerimi kırmışlar, vücudumu yara içinde bırakmışlardı. Öyle bir halsizlik hüküm sürüyordu içimde. 


"Olur," dedim ne dediğimi bilmeden. Adım atmaya çalıştım fakat yer ayaklarımın altından kaydı ya da ben öyle sandım. Kaan Bey kolumdan tuttuğunda koridordan geçen birkaç polis de bana destek olmak için durdu. 


"Görebilir miyim?" Dedim ayağa kalkarak "Devrim'i görebilir miyim?"


"Bu işi sadece daha da zor bir duruma sokar Sezen Hanım. Lütfen sizi eve bıraktırmama izin verin. Söz veriyorum ilk görüş anında iletişime ben geçeceğim."


"Olur," dedim yeniden. Sanki aksi mümkünmüş gibi. Aksini söylemeye dilim varırmış gibi. 


"Kapıda şoförüm sizi bekliyor. Evinize bırakacak. Eşlik edeyim kapıya kadar. Sıkıntı yok." Yanımızdaki polislere hitaben konuştuğunu anladım. 


"Olur," dedim yeniden. Bu bir şok anı mıydı? Bunca yaşadığım şeyde ellerinin titremesine, yüreğinin paramparça olmasına rağmen ayaklarının üzerinde dimdik duran ben onu sürüklediğim karanlıkta yıkılmıştım. 


Gözümün önüne Timur'u gördüğümü sandığım o an geldi. Gözlerimin kararışı, içimdeki korku. Yutkundum. Üzerine yürüdüğüm üstüne hadsizce bağırdığım, olmadık cümleler kurduğum adamın düğün gecesi gömleğinde oluşan kan benim yüzümdendi. Ve o yine de bana tek kelime etmemişti. 


Her şeye rağmen. 


Ben kendimi onun karanlığına çekmekten korkarken evinin ışıklarını birer birer söndürdüğümü fark edememiştim. İçimdeki yaraya merhem olan adamın felaketi olmuştum. Yüreğime oturan ağırlık gözümden akan yaşlarla eş değerdi. 




"Sezen Hanım," dedi elindeki suyu bana uzatırken Avukat. Arabaya binmeme yardım etmişti fakat kapıyı kapatmıyordu. "Devrim Bey'in bir ricası var," diye ekledi. 


Gözlerim ismini duymamla açıldı. İçimdeki son gücü ona kulak vererek kullandım sandım. "Evdekilere hiçbir şey söylemeyin olur mu? Burada halledeceğiz. Telefonunuz açık olsun lütfen."


"Ben yaptım," dedim avukata arabanın içinden. "İfademi değiştirmek istiyorum. Ben yaptım. O sadece suçu üstleniyor." Eğer elini kana bulamışsa bile bunu benim yüzümden, benim günahım yüzünden yapmıştı. 


"Sezen Hanım, ortada bir cinayet yok. Bir ceset yok. Lütfen dediklerimi yapın." Elime tutuşturduğu su ve bir hapla kapıyı alelacele kapattı. 


"Ben yaptım," dedim yeniden arabada. Eğer benim yüzümden Timur'u öldürdüyse bile bu suçu üstlenmeye hazırdım. Vicdanındaki yükü, kalbindeki acıyı nasıl ondan söküp alabilirdim bilmiyordum ama hiç işlemeyeceği bir günahın bedelini ödemesine izin vermeyecektim. 


Suçu işleyen kadar, suça sebebiyet veren de günahkâr değil midir?


Şoför arabayı kullanmaya devam ederken telefonuma bir mesaj düştü. Kayıtlı olmayan numaradan gelen mesajı kimin attığını biliyordum. 


0501 *** **  **: Sezen.


Sakin ol. Her şeyi halledeceğim. Eve git, odana geç. Ben gelene kadar da çıkma. Kimseye bir şey söyleme. İş için şehir dışına çıkması gerekti de.


Sezen: Benim yüzümden. 


Göz yaşlarım yüzünden telefonun ekranını buğulu görüyordum. 


0501 *** ** **: Sezen. 


Hiçbir şey yapmadım. Bana güven ve beni bekle. Tamam mı?


Yapmamış mıydı? Böyle bir durumda, bu anda yalan söyler miydi? Sakinleşmen için dedi bir yanım. Seni sakin tutmaya çalışıyor.


Sezen: Ben yaptım.


Aceleyle yazmaya devam ettim. 


Sezen: Söz ver. Bir şey olursa da ben yaptım. Söz ver. Başka türlü susmam. Gider her şeyi anlatırım.


Babası onu oradan çıkaramaz mıydı? Cinayet soruşturmasıyla gittiği karakolda bile elinde çayıyla ağırlanmıştı. Bir şey yapamazlar mıydı? Neden onları yanında istemiyordu?


0501 *** ** **: Beni sinirlendirme Sezen. Aklımı bir de sende bırakma.


Numarayı kaydet. Avukatımın numarası. Buradan ulaşırsın bana.  Muhammet alacak seni. Tamam mı?


Sezen: Tamam.


Zihnini daha fazla benimle meşgul etmesini istemiyordum. Her ne söylüyorsa dinleyecektim. Çıkmaz bir sokaktaydım. Bu birinin kalbini kırmak, canını yakmak gibi bir şey değildi. Bütünüyle hayatını değiştirecek bir şeye sebep olmuştum. En kötüsü de tüm bunlar yaşanırken içten içe onu suçlamıştım. 


Timur'u gördüğüm o gün geldi aklıma. Devrim'in tavrı... Gördüğüm gözler, o gözlerdeki nefret gerçekti. Ve Devrim Kozan sandığımın aksine yalnızca beni korumak için hareket etmişti. 


İçimde bir yerde ona karşı duyduğum bu sızı merhamet mi suçluluk mu bilemedim. Ya da... Kalbim kabullenmekte zorlandı. Belki de onu seviyordum. Bir arkadaş olarak, bir insan olarak. Tam olarak tanımasam bile geçirdiğimiz bir ayda bir şekilde onu tanıdığımı hissediyordum. 


Bu geçirdiğimiz zamanla ilgili değildi. Hiç sahip olamadığım pembe balonu bana ait kılmak için kendi uçurtmasından vazgeçmişti. Bir başkası belki bunun ne anlama geldiğini bilemezdi. Ama ben bilirdim. Özgürlük demekti çünkü o balon. O uçurtma özgürlük demekti. 


Bir demir parmaklığın ardına tutsaktı şimdi. Yarama merhem olan o adam; Devrim Kozan. Hayatını karanlığa gömmesine sebep olmuştum. 


Araba tanıdık köşkün önünde durduğunda göz yaşlarımı sildim. Gözlerim kızarıktı. Kimseye gözükmemeye çalışarak çıkmam gerekirdi. Evin anahtarı bende yoktu ki? Burası benim evim değildi. Ev sahibi neredeydi? Devrim. Benim yüzümden, benim yüzümden demir parmaklıklar ardındaydı.


İçimde yalnızca vicdanım konuşuyordu. Parmaklarım titriyordu. Dizlerimin bağı çözülmüş gibiydi. Kapıyı açmadan önce yüzümü avuçlarımın arasına aldım. Ağlamayı durdurursam belki olanların gerçekliği de diner sanıyordum. Dinmedi.


Devrim. İsmini içimden geçirmek bile canımı parçalamaya yetiyordu artık.


Bir girdi hayatıma. Ellerimdeki kabuk bağlamış yaraları iyileştirirken geleceğime ışık yaktı. Düştüğüm her karanlıkta karşıma dikilen gölge oldu ismi. Şimdi benim yüzümden demir parmaklıkların ardında nefes alıyordu.


Ve ben hâlâ buradaydım. Bu düşünce midemi bulandırdı.


Arabanın kapısını açıp kendimi dışarı attım. Gece ayazı yüzüme çarptığında tenimde ince bir sızı dolaştı. Köşk bütün heybetiyle karşımda duruyordu. O varken ev olan dört duvar şimdi bana mezar kadar soğuk geliyordu. 


Pencerelerde yanan ışıklar uzaktan bakınca sıcak görünüyordu belki ama ben biliyordum... İnsan bazen en kalabalık evde bile kimsesiz hissedebilirdi.


Taş yolda yürürken topuk seslerim geceye karışıyordu. Her adımımda içimde başka bir suç büyüyordu. Başımı kaldırmaya utanıyordum. Sanki bu evin duvarları bile üzerime geliyordu.


Hayatını mahvettim. Ve sanırım bu gerçekle zor yüzleşiyorum. Devrim'in yüzü gözlerimin önüne geldi ansızın. Bana baktığında gözlerinin kenarında oluşan o yorgun çizgiler... Kızdığı zaman sertleşen çehresi... Ve bazen, yalnızca bazen, bana bakarken istemsizce düşen merhamet.


Kapıyı çaldım. Yardımcı ablanın açtığı kapıdan alelacele geçtim. Kimse yüzümü görmesin istiyordum. Gözlerimdeki felaketi kimse fark etmesin. Devrim her ne istiyorsa yapmak zorundaydım. Yukarı çıkar çıkmaz Muhammet'i arayacaktım. En azından ona en iyi ve içten şekilde yardım edecek kişinin o olduğunu buluyordum. 


Koridor sessizdi. Avizeden dökülen sarı ışık mermer zemine vuruyordu. O ışığın altında kendimi daha kötü hissettim. Başımı eğip merdivenlere yöneldim. Tek istediğim odama kapanmak, karanlığın içinde görünmeden yok olmaktı. Tam ilk basamağa adım atmıştım ki sesi duydum.


"İyi misin kızım?" Annesinin sesi kalbimin sıkışmasına sebep oldu. Başımı kaldırdım. Merdivenlerin başında durmuş bana bakıyordu. Yüzündeki ifade öyle yumuşaktı ki, içimde bir yer acıyla kıvrıldı. Zarar verdiğin yerden gelen şefkate dayanamadım. Acım harlandı.


Bir an ona sarılmak istedim. Dizlerimin üzerine çöküp ağlamak. "Ben ne yaptım?" diye haykırmak istedim. Ama boğazımdaki düğüm buna izin vermedi. İçimde biriken öfke, utanç ve suçluluk birbirine dolanmıştı. Ve ben hepsini yanlış kişiden çıkarıyordum.


"İyiyim." Sesim buz gibiydi. Kendi sesimi duyunca ben bile ürperdim. Melike Hanım birkaç saniye yüzüme baktı. Gözlerindeki endişe daha da belirginleşti.


 "Sezen. Ağladın mı sen?" Adımı öyle yavaş söylemişti ki... İçimdeki taş biraz daha ağırlaştı. Başımı başka yöne çevirdim. Çünkü biraz daha bakarsam parçalanacaktım.


"Dedim ya iyiyim." Bu kez sesim sert çıktı. Keskin. Kırıcı. Söz ağzımdan çıktığı anda pişmanlık boğazıma yapıştı ama geri alamadım. İnsan bazen kendi acısından kaçarken en çok kendisine uzanan eli kırıyordu.


Melike Hanım sustu. O sessizlik bana tokat gibi çarptı. Kadının yüzündeki kırgınlığı gördüm. Çok kısa sürdü belki ama gördüm. Ve o ifade içime diken gibi battı. Çünkü bunu hak etmemişti.


Ben ise kırmayı çok iyi biliyordum artık.


Hiçbir şey söylemeden yanından geçip merdivenleri çıktım. Ama her adımım ağırlaştı. Sanki ayak bileklerime suç bağlanmıştı.


"Özür dile..."


İçimde bir ses durmadan bunu söylüyordu. Dönemedim. Gururdan değildi. Hakkım olmadığını bildiğimdendi. İnsan bazen taşıdığı acıyla konuşamayacak hâle geliyordu. Odamın kapısına ulaştığımda elim kapı kolunda öylece kaldı. Gözlerimi kapattım. İçimdeki boşluk büyüyordu. Karanlık, yavaş yavaş içime doluyordu.


"Ben neye dönüştüm?" diye geçirdim içimden.


Cevap yoktu. Kapıyı açıp içeri girdim. Oda soğuktu. Perdelerin arasından süzülen ay ışığı yatağın üzerine vuruyordu. Kapıyı kapattım. Ve o an bütün gücüm bitti.


Sırtım kapıya yaslandı, dizlerim çözüldü. Yavaşça yere kayarken hıçkırığımı avucumla bastırmaya çalıştım. Çünkü bu evde bile acımı duyurmaya utanıyordum artık.


Başımı dizlerime gömüp ağladım. Sessiz. Derin. Boğularak...


Mahvettim. Bana pembe balonumu vaateden o adamın hayatını mahvettim.


Merhaba, bu bölümü ailemin başına çok ciddi trafik kazaları gelmişken yalnızca geçen haftanın mahcupluğuyla yazmaya çalıştım. Acelemden ötürü kusurum olduysa affola. Tekrar okumaya bile vaktim olmadı. 


 Bölümün kısa bir kesiti gibi de düşünebilirsiniz. Yarısı kadar. Haftaya kalan yarısı gelecek. Wattpad'de yazarken bölümleri yetiştiremediğimde bölebiliyorum. Benim yazma düzenim böyle maalesef ^^


Tekrar kusura bakmayın. Size karşı mahcubum ama inanın zor bir haftaydı. Kalan part çok daha uzun ve olaylı olacak. Haftaya telafi etmiş oluruz.

Tüm Yorumlar (5)

Eylül Ebrar (ecevitindemlicayi) 18.05.2026 02:11

Eşini yesinler senin

Paragraf 29
Eylül Ebrar (ecevitindemlicayi) 18.05.2026 02:10

aaaaaa muvekkiil yakiniii

Paragraf 81
Eylül Ebrar (ecevitindemlicayi) 18.05.2026 02:09

Lutfen sakin olur musun dikkatimizi sana veremeyiz (sakin soylene sezen)

Paragraf 158
Eylül Ebrar (ecevitindemlicayi) 18.05.2026 02:08

Dört gozle bekliyoruuum

Paragraf 203
Eylül Ebrar (ecevitindemlicayi) 17.05.2026 21:20

MANISAYA YINE GEEELLL 💕💕💃🏼💃🏼

Paragraf 1

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu