0 %

part 2

Yazı Boyutu
100%

HELOOO, öyle bir bölüm ki BİTMİYOR. Bu da diğer bölümlerle aynı uzunlukta bir part ama üçüncü part da gelecek efendim... Bilginiz olsun ^^

Artık bölümlerimizin haftada bir geleceğini de belirtmek isterim. Her hafta PAZAR günü 21.00'da buluşalım. Bir diğer bölümümüz haftaya yani.

KEYİFLİ OKUMALAR, YORUM YAPMAYI VE YILDIZA BASMAYI UNUTMAYINIIZ.

bir eve vardım sandım, içinde ben yoktum / 2

“Yapma,” dedi yeniden. “Bari bunu kendine sen yapma. Ulan adam öyle ya da böyle sevgilin. Yaşadığın hiçbir şeyin hesabını kimseye vermeyeceksin. El senin, göz senin. Anlıyorum, korkuyorsun. Anlıyorum, bunu onlara anlatmanın bir yolu yok. Ama sen de şimdi onlar gibi davranırsan kendine kim değerini gösterecek sana Ayperi? Kendine yapma bunu kızım.” 

El benim, dudak benim, beden benim. Ama hiçbir zaman bana ait hissettirilmedi. Her zaman başında bir çobanı dikilmeliymiş gibi. Zihnimde yalnızca ev, mahalle, köy var. Hepsinin uğultusu zihnimde yankılanıp duruyor. Kendimi bile duyamıyorum. 

Kim gösterecek sana hak ettiğin değeri Ayperi? Sen bile kendine o değeri veremiyorken. 

Öyle haklı ki daha birkaç gün önce hayatıma giren bu yabancı. Öyle haklı ki? Pek ben kendimi sevemedim diyeyse tüm bunlar, sen nasıl gördün Devrim?

Sen nasıl verdin o değeri?

“Yapmadım,” dedim ona zar zor cevap vererek. “Ben kendime yapmadım bunu. Onlar bana yaptı. Ama haklısın, ben de izin verdim her seferinde.”

Haklı mıydı? Hayır. Çaresiz kalmak ne demek bilmiyordu.

“Korkmayacaksın,” dedi bana usulca. Korkularım dinmedi. Kimsenin iki çift lafı yaşadığımın üzerini örtmeye yetmezdi. Bunu ona söyledim, belki haksızlık ettim, belki ilk kez içimden geçtiği gibi davrandım. 

“Korkuyorum,” bakışlarım yüzüne kalktı. “Kimsenin iki çift lafı bunu geçiremez Devrim. Anlamıyorsun beni? O kadar sıyrılmışsın ki yaşadığın hayattan, o hayatın gerekliliklerinden, kültüründen beni anlamıyorsun!” gözümden damlalar süzüldü. “Ama çok görmüyorum bunu sana. Yıllardır yurt dışındasın. Eve ve ailene dair bildiğin şeyler sana dayattıkları değil vadettikleri.” Gözlerimi kapattım. Nefes almaya çalıştım. 

“Haklısın,” dedi usulca. Onun tek cümlesinden güç aldım içimi açtım. 

“Ama böyle bir tehditti senin gibi hiçbir şeyden haberi olmayan bir adam yapsa bu kadar canımı yakmaz. O biliyor ya! O benim ailemi biliyor. Aynı kültürü yaşıyor. Aynı sokakta büyüyor. Sonunun bana ne getireceğini biliyor. Bir insan nasıl birinin ölümüne göz yumar? Ölüm ya bu başka bir şey değil. Nasıl aklım almıyor! Nasıl?”

“Konu nerede ne yaşadığın değil Ayperi,” dedi Devrim. “Konu ne kadar insan olduğun. Bak sen de aynı yerde büyüdün ama kimseye böyle kötülüğün dokunmaz. Ama sana da dokunamayacak o herif. Ben varım. Biliyorum bunun için bile birine ihtiyaç duymak kötü hissettiriyor ama sana söz veriyorum izin vermeyeceğim. Sana söz veriyorum elimden ne geliyorsa yapacağım. O it amcan oğlunu yanımda çalıştıramamayı göze alamaz. Beni karşısına almayı göze alamaz.”

“Bu öyle bir konu değil. Namus diyecek,” sözümü kesti. 

“Ha aldı diyelim,” dedi vurgulu bir sesle. “O zaman onu iki kuruşluk evine gömerim. İstanbul’da ve hatta memleketi bildiği Trabzon’da başını sokacak kümes bile bulamaz. Bak sana bu kadar net konuşuyorum. Akıtma artık göz yaşını. Çok ağladın, yazık değil mi sana? Bu güzel yüzüne?”

Yazık. Gençliğime, bana ve bana dair her şeye çok yazık. Cebinden o gece olduğu gibi bir peçete çıkararak bana uzattı. Ben yanaklarımı silerken ayağa kalktı ve birkaç dakika sonra geri döndü. Elindeki su bardağını dudaklarıma götürdü. Elinden almaya çalışsam da izin vermedi. Birkaç yudum içtim sudan. İçime serinlik geldi. 

Ona güvenmek zorundaydım. Bu zorundalık bile dediğim gibi yüreğime bir yüktü ama başka çarem yoktu, olamazdı. 

“Her ne olursa bana haber vereceksin tamam mı?” dedi Devrim. Suyu salonun ortasındaki cam sehpaya bırakarak. Ardından yeniden yanıma oturdu. “Canını sıkarlarsa gerekirse kalkıp geleceksin.”

Tamam her şey çok güzel ama hayatımı hiç bilmediğim, tanımadığım bir adamın eline nasıl bağlayabilirdim? Nasıl geçinirdim koca İstanbul’da? 

“Olur,” dedim başka şansım olmadığını bilerek. 

“Uyumak mı istersin? Yoksa kafanı dağıtacak bir şeyler mi yapalım?” 

“Ne gibi?” burnum hala kızarık, sesim çatallıydı. Fakat göz yaşlarım akmayı bırakmıştı. Yüreğimde yalnızca aynı titrek sızıyla kalmıştım. 

Ayağa kalktı. “Hayatında kaç kere İstanbul’u özgürce dolaşma şansın oldu? Madem bu gece evde değilsin, içini rahatlatacak bir yerlere gidelim, bir şeyler yapalım.”

“Ama saat zaten dokuz,” dedim telefonuma bakarak. “Nereye gideceğiz ki? Bir şey içmeye hiç mecalim yok.”

“Düşün biraz. Gitmek istediğin bir yer var mıydı hiç?”

“Bilmiyorum,” dedim aceleyle. Hiçbir şeye heveslenecek halim yoktu. 

“Tamam,” dedi bana uyum sağlayarak. “Ben senin nereyi sevebileceğini biliyorum galiba.” 

“Kıyafetim yok ki,” dedim üzerimdeki tişört ve eşofmana bakarak. Hafif bir gülümsemeyle göz kırptı. 

“Hallettim ben o işi, odamda poşetler var. Oradan istediğini giy çıkalım.”

“Ama,” böyle bir gecede dışarı çıkmak iyi miydi kötü müydü emin değildim. Ne yapmak istiyordum? Hiçbir şey. Dedim kendime. Evde oturmak istemiyordum çünkü oturursam düşüneceğimi biliyordum. Bütün gece uyuyamayacağıma emindim. Ve artık ağlamak istemiyordum ama ağlayacağımı, göz yaşlarımın durmayacağını da biliyordum. 

“Hadi! Aması yok. Bu gece bana güvenmek zorundasın.” İçimdeki acı yerini minik bir heyecana bıraktı. Onun dediğini yaparak ayağa kalktım ve odasına girdim. Devrim de arkamdan gelmiş ben kapıyı kapatmadan hemen önce odasının hemen yanındaki odaya girmişti. Kapıyı açarken gördüğüm kadarıyla orada da bir kıyafet dolabı vardı. 

Bu eve çok uğramadığını söylediğini anımsadığımda bir kere daha yaşadığı hayata imrendim. Ömrüm boyunca sahip olmadığım eşyaya çok uğramadığı evinde sahipti. Mutlu mudur acaba dedim sonra kendime. Çok eşya insanı mutlu edebilir mi?

Hadi ama Ayperi. Az eşya seni mutlu edemediğine göre mutsuz olacaksan da bari çok eşyayla olsaydın. Felsefe yapmayı bırak. 

Kendime hak vererek bıraktığı poşetleri açtım. Bir kazak, iki bluz almıştı. Birinin omuzu açıktı. Diğeri düz bol kazaktı. Omuzu açık olana gözüm gitse de her zaman giydiğim kazaklara benzeyen v yaka, bol kazağı aldım ve üzerime giydim.

İçine giyebileceğim bir tişörtüm olmadığı için önü biraz açık kalmıştı. Bu beni rahatsız hissettirmedi ama kendi evimde olsaydım böyle dışarı çıkamayacağımı da biliyordum. En son lisedeyken böyle bir dekolte giymiş olmalıydım. Onu da okula giderken üzerime giydiğim montun önünü kapatarak, gizleye, saklaya giyiyordum. Diğer poşeti açtığımda içinden bir uzun etek ve pantolon çıktığını gördüm. Siyah saten etek son dönemlerde her markada gördüğüm etekti. Kendi kafasında kombin yaptığını anladığımda gülümsedim. 

Kimden öğrenmişti bunları? Modayı mı takip ediyordu yoksa hayatında modayı takip eden birileri mi vardı?

Her iki şekilde de beni ilgilendiren bir şey yoktu doğrusu ama insan içten içe merak etmeden duramıyordu. Aldığı eteği giymeyi seçtim. Daha önce almama sebebim giyecek bir yerimin olmayacağını bilmemdi. Böyle saten bir etekle yapacağım kombinle gideceğim yer ya nişan olurdu ya düğün.

Üzerimde beyaz v yaka kazağın önünü hafif kıvırarak eteğin içine iliştirdim. Odasındaki aynaya baktığımda yüzümdeki kızarıklığa rağmen çok uzun zamandır gözükmediğim kadar şık gözüktüğümü fark ettim. Bu şık görüntünün sebebi üzerimdekilerin markası mıydı yoksa biraz olsun özgür giyinebiliyor olmak mı bilmiyordum. 

Daha fazla oyalanmayarak odadan çıktığımda Devrim’in banyodan çıktığını gördüm. Kısa bir süre üzerimdekilere baktı. “Yakışmış,” dedi gülümseyerek. Kibarlık için miydi içten mi bilmiyordum ama usulca teşekkür ettim. 

“Senin kıyafetler yıkanmış, kurumaya attım.” 

“Kusura bakma,” dedim alel acele. “Bana söyleseydin hallederdim aslında. Hem evine zahmet verdim hem sana. Olmadı ki böyle. Çok ayıp oldu.”

“Ne ayıbı yahu altı üstü bir makinadan çıkartıp diğerine koydum.” 

“Olsun,” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. “Zaten geçen seferde çay servisi yapmıştın.”

“Doğru,” dedi Devrim bir anda ciddileşerek. “Çok sıkıntı senin bu tüm işleri bana yıkışın.” Ellerini pantolonunun cebine koydu. O da üzerini değiştirmişti. “Ne yapacağız böyle? Elime yapıştı çay da kıyafette? Nasıl ödeyeceksin bu borcu?”

“Ya,” dedim dalga geçtiğini anladığımda rahatlayarak. “Eğleniyorsun benimle.” Güldüğümde o da gülümsedi. 

“Ha şöyle,” elini koluma koydu. “Gülümse biraz Ayperi aferin. Hadi çıkalım başka işin yoksa.”

“Olur,” dedim. Saçlarım kendi kendine kurumuştu. Çok ince telli fakat sık saçlara sahip olduğum için kurutmasam ya da ısı uygulamasam bile kabarmıyor, çok karışık gözükmüyorlardı.

“Benim kabanım da çamurlu,” dedim Devrim kabanını giydiğinde. 

“Doğru, onu unuttum ben ya!”

“Çıkmasak mı?”

“Dur halledeceğim,” dedi ve beni kapının önünde bırakarak tekrar çıktığı kıyafet odasına girdi. Birkaç dakika sonra yanıma geri döndüğünde elinde siyah bir mont vardı. Bana hafif büyük olacak gibiydi fakat bir kadına ait olduğu belliydi.

“Kimin ki?” dedim montu bana uzattığında istemsizce. “Yani izinsiz giymeyeyim. Hoş olmaz.”

“Sıkıntı yok,” dedi Devrim. 

“Yok hoş olmaz.” İnat etsem de elindeki montu geri çekmedi. 

“Giy diyorum Ayperi.”

“Peki.” Montu giydiğimde burnuma pahalı parfüm kokusu ulaştı. Her kime aitse çok güzel kokuyordu. Sonunda evden çıktığımızda Devrim’in öne geçmesi için bekledim. Bir yandan giydiğim montun fermuarını yukarı çekiyordum. 

Kime ait olduğunu neden söylememişti ki? Eski birine mi aitti? O zaman neden evinde saklıyordu?

Sana ne Ayperi? Sana ne? Bütün derdin bitti bu mu kaldı?

Asansöre bindiğimizde yeniden kartını okuttu ve otopark katına bastı. “Sisteme bak. Çıkamıyorsun anladık. Hadi es kaza çıktın inemiyorsun da.” 

Devrim güldü. Bana baktı bir süre. Sonra tekrar bi tebessüm yerleşti yüzüne.

“Güvenlik için,” dedi kısaca ama kurduğum cümlenin onu eğlendirdiğini anlamıştım. 

“Kuryeler nasıl inip çıkıyor?”

“Kart veriyorlar aşağıdan, kimlik bırakıyorlar. Kimin kaçta girip çıktığı belli oluyor.”

“Hmm,” diye mırıldandım. “Ben senin yerinde olsaydım burada yaşamazdım.”

“O niye?”

“Yani şimdi bu kadar önlem alınıyorsa mantıken burada öldürülme ihtimali olan çok adam yaşıyordur. Yoksa normal değil bu. E orman ortası. Allah korusun. Öyle bir derdin yoksa dümdüz ev ya da site daha mantıklı değil mi?” Devrim yeniden güldü fakat bu sefer gülüşü daha uzundu.

“Çok mu alakasız konuştum?” dedim istemsizce.

“Yok,” karşı çıktı. “Haklısın aslında. Ama ne yapacaksın? Belki benim de öyle ihtimallerim vardır.”

“Yok canım,” omuz silktim. “Dalga geçiyorsun benimle. Anlamadım sanki.”

“Dalga mı geçiyorum?” tek kaşını kaldırdı.

“Geçiyorsundur herhalde.”

“Geçiyorumdur herhalde.”

Asansörden indiğimizde Devrim ezbere bildiği yolları yürüyerek arabasının önüne geldi. Biraz arabanın etrafında gezdiğinde arabasını incelediğini fark ettim. 

“Ön koltuk çamurluydu, önce onu temizlesem?”

“Geç sen,” dedi soruma cevap vermeden. 

“Ama,”

“Hallettim,” dedi son heceyi uzatarak. “Sen düşünme ufak tefek detayları, bende oralar.” Arabanın kapısını açtığında gülümsedim. 

Bir kadın tarafından çizilmiş, yazılmış gibi bir adamdı. Bunu başka türlü nasıl ifade ederdim bilmiyordum.

Annesi böyle bir adam yetiştirdiği için kendisiyle gurur duyuyor olmalıydı. 

Arabaya bindiğimde içeride arabayı yıkayan firmanın kağıtlarının olduğunu fark ettim. Bir saatte bunca işi nasıl halletmişti bu adam?

Devrim koltuğa geçerek emniyet kemerini taktığında ben de taktım. Önce klimayı çalıştırdı. Ardından eli radyoya gitti. Telefonu otomatik olarak arabaya bağlandığında kontağı tekrar çevirerek arabayı çalıştırdı.

Telefonunu bir anda kucağıma bıraktığında ne yapacağımı bilemedim. “Aç bakalım istediğin müziği,” dedi çevre kontrolü yaparken. 

“Fark etmezdi bana.”

“Bana da,” yüzüme bakmadan konuşuyordu. Arabayı otoparktan çıkardığında usulca onu dinledim. 

“Hüzünlü bir şey açmak yasak bu arada,” dedi araya girerek. “Yani Sezen’dir falan hiç girmeyelim. Onu rakı gecesine saklıyorum.”

“Rakı gecesi?” dedim kaşlarımı kaldırarak. “Benimle?”

“Yani olur diye değil de belki, neden olmasın?”

En son alkol tükettiğimde lisedeydim ve içtiğim şey tekelin en ucuz birasıydı. Eve Mert’in ya da amcamın sarhoş geldiği olurdu fakat bu yalnızca onlara özgü bi durumdu. Herhangi bir kadın alkol tüketmezdi ya da evimize alkol girmezdi.

Sebebi günah olması olsaydı belki onları anlayabilirdim ama sebebi bu değildi. Hatta akla mantığa sığan bir sebebi var mıydı ona bile emin değildim. 

“Bilmem,” dedim yalnızca net bir cevap vermeyerek. “Müzik açayım ben.” 

Telefonunda dolaşırken yanlış bir şeye basmamaya özenle dikkat ettim. Hesabında dolaşırken elim Yalın’a gitti. Ben Bilmem şarkısı arabanın kaliteli hoparlöründen yayılırken telefonu Devrim’e uzatacaktım ki telefonuna bir bildirim düştü. 

Serra: Aradım açmadın. Ne zaman dönüyorsun buraya? 

Devrim bildirin sesiyle arabanın dijital ekranına baktığında mesajı okumuş olmanın utancıyla telefonu ona uzattım.

“Kusura bakma, bir anda bildirim gelince.” Önce hafif boğazını temizledi. Ardından alelacele cevap verdi. 

“Sıkıntı yok ben sonra bakarım ona.”

“Peki,” ne diyeceğimi bilemedim. Araba fazlasıyla ısındığı için üzerimdeki montu çıkararak arka koltuğa bıraktım. Devrim göz ucuyla bana baktı fakat odağını yoldan ayırmadı. 

Nereden hatırlıyordum ben bu ismi? Sanki daha önce görmüştüm?

Hatırlamıyordum. Daha fazla üzerine düşünmemeyi seçtim. Gördüysem de hayatımda hiçbir şey değişmeyecekti sonuçta.

“Fazla sessizsin,” dedi Devrim sanki normal şartlar altında çok konuşan biriymişim gibi.

“Ne konuşayım ki?”

“Herhangi bir şey,” dedi Devrim. 

“Herhangi bir şey konuşursak ortak nokta bulmamız zorlaşır ama.” Onunla dalga geçtiğimde güldü.

“Ha şöyle, bak tersleyince iyi anlaşıyoruz biz.” Kısa bir an bana dönerek göz kırptı ve ekledi. “Buluruz ortak nokta. Mesela köyden, çocukluk anılarımızdan bahsedelim.”

“Hm, pek ortak anımız yoktur bence. Ben çok hatırlamıyorum seni.”

“Nasıl ya?” Dedi sahte bir şaşkınlıkla. “Annenden dayak yemeyelim diye saklana saklana çaylıklara kaçıyorduk.”

“Küçüktüm ben. Hep siz oyuna getiriyordunuz beni!”

“Aynı yaştayız kızım biz,” dedi yeşil ışıkla durduğu yola devam ederken.

“Senin hafızan kuvvetliymiş. Beni alakadar eden bir durum yok.” Bana baktı. Bakarken gözlerinin kısıldığını fark ettim. İçimde çocuksu bir heyecan vardı. Küçük bir kızken hayalini kurduğum anlardan birini yaşıyordum belki. İçimde acı vardı, korku vardı ama o anlardan birinin içindeydim. 

Gecenin bir vakti, ne olduğunu önemsemeden yalnızca canım sıkkın olduğu için dışarı çıkabiliyordum. Biraz nefes almak bile cehennem olur mu insana? Bana oluyordu. 

Bazen içi daralır ya insanın, göğsü göğüs kafesine sığmaz. Yutkunamaz, nefes alamaz. Hiçbir şey yaşanmasına gerek kalmadan kötü hisseder. Aslında içini sıkan için yeni bir olaya ihtiyaç yoktur, halının altına süpürdükleri birer birer gün yüzüne çıkıyordur ama kabullenmek istemez. 

Anneme de çok olurdu bana da. Gecenin bir yarısı ne zaman nefes almak istesem salonda bulurdum kendimi. Uzaklaşabileceğim tek yer orası olduğundan. Nadiren hiç kimseyle karşılaşmak istemediğimde ise odamın penceresini açardım. Fazlası yoktu. Biraz yürümek istesem ne sokak yürünecek bir sokaktı ne ev bir kadını o saatte dışarı çıkartacak evdi. 

Mert’in eve yeni vardığı saatlerde ben pencere başında içimdeki hissi öldürmeye çalışırdım. Salona çıktığım o nadir anlarda annemi salon koltuğunda usulca ağlarken ve örgü örerken bulurdum. Neden anne? Neden izin veriyoruz bize bunu yapmalarına? 

Sen sabah akşam kocanın kardeşinin evinde didinip duruyorsun, ben o evi geçindirmek için çalışıyorum. Karısının senden hiçbir farkı yok. Onlar en güzel hayatı çocuklarına sunmak için debelenirken biz neden onlar için savaşıp duruyoruz?

Cevabını bilmediğim, bulamadığım onlarca soru. Sormak istesem bir cevap alır mıyım onu bile bilemiyorum. Annem bilhassa o gecelerde saçlarımı okşar beni göğsüne yatırırdı. Öyle nadirdi ki ondan gördüğüm bu sevgi bir soru sorup, hoşuna gitmeyen bir söz edip o anı bozmaktan korkardım. Susardım bu yüzden, sessiz kalırdım. 

Sevilmek için, biraz olsun. İnsanın annesinden bile sevgi dilenecek duruma düşmesi ne kadar acınası, küçük düşürücü bir durumdu. Ama Ayperi, bazı kızlar sevgiyi nimet bilirler. Hiç sahip olamadıklarından. En son karşılıksız sevildiğimi hissettiğimde babamın kucağındaydım. Yıllar öncesiydi ve ben daha nasıl bir hayat yaşadığıma bile emin değildim. Geleceğe dair büyük hayallerim vardı. Her şeyi olması gerektiği gibi yaşadığımı zannediyordum. Sanırım bu hayata karşı ilk yanılgım ve en büyük yenilgimin kapısını aralayan hatamdı. 

Kadıköy’e girdiğimizi gördüğümde içimde belli belirsiz duygular yeşerdi. Seveceğini bildiğim bir yer demişti. Haklıydı, en çok gece dolaşmak istediğim yerlerden biriydi. Bu isteğin bu denli yoğun olma sebebi belki de yalnızca yasak olmasından kaynaklanıyordu bilmiyordum. 

Ama bir ipi ne kadar sıkarsanız ve çekerseniz kendinize doğru bıraktığınızda o kadar uzağa gider sizden. Belki de yalnızca bu yüzden böylesine meraklıydım benden sakındıkları her şeye. 

“Şimdi asıl problemimiz geldi,” dedi Devrim trafikte adım adım ilerlerken.

“Nedir?”

“Kadıköy’de araba park edeceğiz,” dedi Devrim ve ekledi. “Ya da boş otopark arayacağız. Hem de bu saatte.” 

“Hiç şahsi arabamla Kadıköy’e gelmediğim için böyle dertlerim olmadı Devrim Bey, kusura bakmayın sınıf kinimi arttırıyorsunuz.”

“Allah Allah,” dedi Devrim. “Ne sınıfıymış o?”

Abartılı mimiklerle bir ona, bir arabasına, bir de kendime baktım. “Ne sınıfıymış ya?” dedim dudaklarımı büzerek. 

“Konuşacağız,” dedi. “Hepsini konuşacağız bunların ve halledeceğiz.” Güldüm. Ortada halletmeye değer bir şey yoktu ki, yalnızca onunla dalga geçiyordum ve bunu yapmak hoşuma gidiyordu. 

Ara sokaklara girdiğimizde dar sokaklarda ustaca kullandığı araba ve sabrı beni hayrete düşürmüştü. Ağzından tek bir kötü söz çıkmadan dakikalarca park yeri ve boş otopark aradı. 

“Dönelim istersen,” dedim en sonunda pes ederek. Sokaklar insan kaynıyordu. Bu saatte bu kadar kalabalık olması muhtemelen cumartesi akşamı olmasından kaynaklanıyordu. 

“Yok,” dedi keskin bir dille. “Şurada bir otopark daha olması gerek bir de oraya soralım.” Birkaç dakika daha ilerledikten sonra otoparkın girişindeki adam eliyle boş yer olmadığını işaret etti. Devrim adamın işaretine rağmen arabayı otoparkın girişine bırakarak kapısını açtığında şaşkınlıkla ona döndüm. 

“Ne yapıyorsun?”

“Halledip geleceğim, bekle sen.” Kavga mı edecekti? Adamların boş yeri yoksa yapabilecek hiçbir şey yoktu ki. 

Kapıyı açtığı için içeri giren soğuk hafif üşememe sebep olsa da arabayı bırakamayacağımızı bildiğimden uzanıp montu giymedim. Devrim kapıda bekleyen çocukla birkaç dakika konuşup eline kaç tane olduğunu göremediğim iki yüzlükler sıkıştırdıktan saniyeler sonra önümüzdeki demir kapı açıldı. Devrim arabaya geri bindiğimde şaşkınlıkla olanları izledim. 

“Adamın yeri varsa,” dedim ne olduğunu anlayamayarak. “Niye bizi içeri almamış en başında?”

“Yeri yok ki,” dedi. Araba hareket ettiğinde ve biz otoparka girdiğimizde hala ne olduğunu kavrayamamıştım. 

“E nereye giriyorsun?”

“Kendi arabası için ayırdığı yere,” dedi olağan bir şekilde.

“Yuh, sen o yüzden fazla para verdin. Rüşvet,” kaşlarımı kaldırdım.

“Bahşiş diyelim biz ona.”

“Rüşvet,” dedim yeniden. 

“Adamın kendi arabası için ayırdığı yeri kiraladım diyelim biz ona,” başını sağa eğerek yeni bir kılıf bulduğunda gözlerimi devirdim. 

“Aman, zenginlerin de bahanesi bitmiyor maşallah.” Güldü, kısık ve son zamanlarda ondan hep işittiğim bir gülüştü bu.

“Giy bakalım montunu üşüyeceksin.” Çocuğun dubaları kaldırdığı alana arabayı park ettiğinde sözünü dinleyerek kime ait olduğunu bilmediğim o montu giydim.

Devrim arabadan indiğinde onu takip ettim. Soğuk hava eteğimin altından vücuduma sızdığında hafif titrediğimi hissettim fakat belli etmemeye çalıştım. Bana yeniden kabanını vermeye çalışacağını biliyordum.

Yan yana ilerlerken montuma sıkıca sarılmıştım. Otoparktan çıktık. “Gideceğimiz yerden biraz uzaklaştık ama dolaşmış oluruz,” dedi Devrim karşıya geçmemiz gerektiği için yolu kontrol ederek. Karşıya geçtikten hemen sonra bir sokağa girdik. Kalabalığın yığınla olduğu, sağda ve solda bir sürü dükkânın, kafenin ve zincir yemek restoranlarının dizili olduğu sokakta Devrim’in yanında yürümekte bile zorlanıyordum. 

Allah aşkına bu kadar insan burada ne arıyordu? Bütün İstanbul’u Kadıköy’e toplamışlar gibi bir kalabalık vardı. 

“Gel, küçücüksün zaten. Kaybedeceğim seni,” dedi Devrim elini bana uzatarak. Önce birkaç saniye fark etmeden durdum ve eline baktım. Ardından buranın benim dünyamın dışında bir dünya olduğunu anımsayarak o eli tuttum. Küçük parmaklarım birkaç saat önce olduğu gibi avucunun arasında kayboldu. Fakat bu sefer kendi isteğimle. 

Elimi sıkıca kavradığında parmaklarımda ellerindeki çatlakları hissettim. İlk gün gördüğüm o yaralar tenime değdiğinde benim yaralarımı onun iyileştirdiğini anımsadım. Keşke, keşke bir şansım olsaydı ve ben de onun ellerine iyi gelebilseydim. 

“Ben burayı görüyordum,” dedim solda kalan butik takıcıyı göstererek. “Eğer sıkılmazsan biraz bakabilir miyiz?” çekinerek sorduğum soruya durarak ve beni gösterdiğim butik takıcıya yönlendirerek cevap verdi. 

“Bugün senin akşamın nasıl istiyorsan,” dedi Devrim biz dükkânın küçük kapısından içeri girerken. Boyu resmen dükkânın kapısından daha uzun olduğu için eğilerek girmişti. Neyle beslemişlerdi bu çocuğu? Bu da soru mu Ayperi? Çocuğun oturduğu rezidansın pardon arada bir uğradığı rezidansın yıllık kirasını ömrün boyunca ödeyemezsin.

Sustum ve içeri girerek takılara bakmaya başladım. Devrim’in böyle bir dükkânda yapacak neyi vardı diye düşünürken onun da erkek bilekliklerine baktığını gördüm. Gülümsedim. Böyle bir bijuteriden bir şey takacağını hiç zannetmiyordum. 

Bilekliklere baktım. Üzerinde paslanmaz çelik olduğuna dair ibare vardı. Devrim’e çaktırmadan fiyatlarını kontrol ediyordum. Beğendiğim bir taneyi kaç lira olursa olsun alacağımı biliyordum. Bir anı kalmalıydı, bu akşamdan. 

Kadıköy hatıram. Belki güzel bir gençliğim olmamıştı ama en azından ufacık bile olsa bir hayalimin gerçekleşmesini saklayabilirdim yanımda. 

Hayatımın mahvolduğu gece. Bu güzellikler içinde yalnızca olumlu tarafından bakmaya çalışırken halının altına süpürdüğüm gerçekler bana göz kırptı. İçimde aynı korkuyu hissettim. Devrim elinde bir bileklikle yanıma geldiğinde elimdeki kolyeyi aldığım yere bırakarak zoraki bir tebessüm yerleştirdim yüzüme. 

“Ben almayacağım.”

“Neden?” dedi astığım kolyeye bakarak. Ucunda güzel bir çiçek vardı. Lotus çiçeği. Kristal gibi şeffaf duruyordu fakat içinde hafif morluklar vardı. Ve yansımalı gözüküyordu. Gerçekten güzeldi fakat çelik bir takıya verilecek para değildi. Hem onu alacak durumda değildim. Yarına çıkıp çıkamayacağıma bile emin değilken cebimdeki beş kuruşu bir kolyeye vermek ancak benim gibi hayalperest bir kızın yapacağı aptallık olurdu. 

“Ben dışarda bekliyorum. Bileklik çok güzelmiş,” dedim ona cevap vermeden. 

“Tamam çık sen, kaybolma bir yere, geliyorum.”

Aradan birkaç dakika geçti. Devrim elinde küçük bir poşetle geldi. Elimi tutabilmek için poşeti kabanının cebine attığında uzattığı eli tuttum. Gözüm dolmuştu fakat ona çakılmamak için yüzümü uzun saçlarımın arasına saklamıştım. 

Nasıl kurtulacaktım ben bu beladan?

“Bak şuraya gidiyoruz,” dedi Devrim beni başka bir sokağa sokarak. Adımlarını hızlandırdı. Ona uyum sağladım. Önünde masalar olan makarnacının karşısında ışıklı kocaman tabelası olan bir Pub vardı. İçeriden kahkahalar ve müzik sesi geliyordu.

“Tamam,” ona uyum sağladım. İçeri girerken elimi bırakmasını bekledim ama bırakmadı. Sanki erkek arkadaşımmış gibi sıkıca tutmaya devam ederek kapıdan girdi ve kapı önündeki kıza özel bir masa istediğini belirtti. 

Kızı takip ederken, Devrim’in bir adım arkasında kaldım fakat elimi yine bırakmadı. Artık kaybolacağım bir kalabalık ve sokak yoktu fakat o elimi sıkı sıkı tutmaya devam ediyordu. Masaya geldiğimizde mecbur kalarak parmaklarını gevşettiğinde kız montumu çıkarmamı bekleyerek çıkardığım montu ve Devrim’in kabanını aldı. Devrim sandalyesine oturmadan sandalyemi çektiğinde yanaklarımın kızardığını hissettim. 

“Ne yapıyorsun? Gerek yok.”

“Gerek olduğundan değil zaten,” dedi ve ekledi. “Otur hadi.” Daha fazla ayakta beklememesi için aceleyle oturdum. Hiç zorlanmadan ben sandalyedeyken beni masaya doğru ittirdi.

Devrim karşıma geçerken kalabalığa baktım. Canlı müzik vardı. Ne çok sesliydi ne kısık. Bazıları kalkıp müziğe eşlik ediyor bazıları ise oturup sohbet ediyordu. 

Çok güvenli ve eğlenceli hissettiren bir ortamdı. 

“Ne yiyoruz?” dedi telefonuyla masanın üzerindeki QR kodu okutarak. “Çok fena acıktım.”

“Bilmem ki,” ne diyeceğimi bilemiyordum. Her şeye uyum sağlayabilecek gibi hissediyordum. Sanki bu gece benim için yaptıkları o kadar büyüktü ki başka bir düşünceye yerim kalmamıştı. 

Telefonun ekranını bana çevirdi. “Çok seçenek yok zaten. Bowl’lar, Pizza, Hamburger falan filan.” Aç mıydım? Buna bile emin değildim. Bugün yalnızca Ezel’le sandviç yemiştim. 

“Olur herhangi bir şey ya,” dedim yemek yemeye karar vererek. “Pizza olabilir.”

“Ayperi,” dedi uyaran bir ses tonuyla. “Telefonunu aç ve menüye bak. Mutlu değilsen de çıkalım istersen. Sahile götürecektim ama şu an en az burası kadar kalabalıktır. Daha geç saatte gideriz diye düşündüm.”

Buraya kadar gelmişken kendime zehretmemem gerekiyordu. Bunu biliyordum fakat kafamdaki düşüncelere engel olamıyordum. Yarın her ne yaşanacaksa zaten yaşanacaktı. En azından ölmeden, hayatım tepetaklak olmadan önce kendime ait bir anım olmalıydı. 

Telefonumu çıkardı. Ezel’den bir sürü mesaj vardı. Önce onlara baktım. 

Ezel: Telefonuna takip uygulaması indirdim. Ne işin var senin Kadıköy’de?

Kaşlarımı çattım. 

Ezel: Ayperi iyi misin? Bak polisi ararım.

Ezel: E sen PUB’da gözüküyorsun? Ne alaka kızım? Pavyona mı götürdü adam seni? 

İstemsizce güldüm. Devrim kaşlarını kaldırarak bana baktığında gülüşümü toparladım ve Ezel’e cevap yazdım.

Ayperi: Sen gerçekten ruh hastasısın ya. Telefon takip uygulaması ne? Devrim kafam dağılsın diye çıkardı. 

Ezel: ŞÜKÜR. Beş dakika daha geç yazsan polisi arıyordum. Aferin adam olsun. Dün tanıdığımız elemana da güvenecek değiliz. Takipteyim ona göre. 

Sonuna göz emojileri koymuştu. 

Ayperi: Sakin ol ve Devrim’e güven. 

Üstüne yazacağı mesajların gevşekliğini tahmin ettiğimden mesajlarına bakmadan telefonuma QR kodu okuttum. Ben menüye bakarken Devrim araya girdi. 

“Ezel mi?”

“Efendim?” dedim anlamayarak.

“Yazan,” dedi. “Ezel mi?” 

“Evet,” kısa net bir cevap verdim. Bana karşı olan özel ilgisine bazen anlam veremiyordum. Benden hoşlanıyor muydu? O zenginliğin içinde bula bula evinde çay tepsisi taşımaya bile gücü kalmayan bir kadını mı seçmişti?

Ya da gerçekten kibar bir adamdı ve yardım etmeye çalışıyordu. Bilmiyordum ama zamanla ortaya çıkacağına emindim ve zamana bırakmayı tercih ediyordum. En fazla ne yaşanabilirdi? Kötü bir niyeti olsa bunca zaman onu hissedecek kadar açıkgözlü olduğuma inanırdım.

“Peynirli pizza istiyorum ben ya,” dedim daha fazla vakit öldürmeyerek. 

“İçecek?”

“Alkol almıyorum biliyorsun,” dedim ezbere bildiğim cümleleri okuyarak. “Kola falan olabilir.”

“Alkolsüz kokteyl?” dedi soru sorarak.

Bir pizza kadar da kokteyle para ödemek istemediğimden başımı olumsuz anlamda salladım. 

Devrim eliyle garsonu çağırdığında yanımıza bu sefer genç bir oğlan geldi. Kendi siparişini de ekleyerek siparişimizi verdi ve konuşmak için garsonun gitmesini bekledi. Alkolsüz kokteyl ve bir çeşit et yemeği almıştı. 

“Niye karışık almadın Pizzayı?” dedi. Bunu yalnızca konu açmak için söylediğine emindim. 

“Et yemiyorum ben,” aklıma gelen detayla ekledim. “Mantar da yemiyorum. Zeytin de sevmem.”

“Allah Allah,” kaşlarını kaldırdı. “Belli oldu senin neden kuş gibi olduğun.”

“Öyle yemek seçiyorum yani biraz.”

“Kızım et yemeyen insan mı olur? Diğerlerinin bi gideri var da et meselesini çözelim biz.”

“Yani yok. Sofraya konsa mecbur yerim. Evde pişen ete ben bunu yemiyorum deme lüksüm yoktu zaten ama sevmiyorum.”

“Olmadı bu,” dedi Devrim başını eğerek. “Alıştıracağız başka çaren yok.”

“O niye?”

“Benim kişisel aktiviteler yalnızca yeme üzerine kurulu. Ne bileyim kebap yemeye gideriz, ciğer yemeye gideriz. Ete gideriz yani.”

İçtenlikle kurduğu cümleye sesli güldüm. 

“Senin de neden maşallahın olduğu belli oldu,” dedim düşünmeden konuşarak.

“Maşallahım?” 

“Yani vücudun yapılı ya.” Toparlamaya çalıştığımda o da güldü.

“O spordan olabilir tabii ama sen et diyorsan ettendir.” 

Utandım. Sana neydi kızım adamın vücudundan?

Yemeklerimiz önümüze geldiğinde porsiyonlarının büyüklüğü pizzayı bitiremeyeceğime emin olmamı sağladı. Kocaman, büyük boy pizza gelmişti. İki kişi ancak bitirirdi bunu. Aynı şekilde Devrim’in tabağı da oldukça doluydu. İçeceklerimiz de geldiğinde daha fazla yemek konusunda ses çıkarmamak için kolamı açarak getirilen bardağa doldurdum.

“Anlat bakalım,” dedi Devrim etinden bir parça ayırırken. O kadar mutlu bakıyordu ki ete sanki hayatında ilk kez et yiyor gibiydi. 

“Neyi?”

“İçinden ne geliyorsa. Bugün konuşulan her şey bu masada kalacak.” 

Etraftaki insanlara baktım. Çoğu iş çıkışı eğlenmeye, kafa dağıtmaya gelmiş olmalıydı. Belki birkaç tane Üniversite öğrencisi vardı. İnsanların olağan, normal hayatları bu şekilde akıyor olmalıydı. Böyle bir yerde bulunmak bir insanı kötü yapar mıydı bilmiyordum ama bu benim bir bara ya da Pub’a (ikisinin arasındaki farktan bile emin olamayacak kadar yabancıydım.) ilk gelişimdi. 

Ve eğer cehennemim o ev bugün burada olduğumu bilse onların gözünde dünyanın en kötü insanı olurdu, biliyordum. Belki de gerçekten de hataydı. İnsanlar hiç tanımadığı insanların arasında dans ediyor, kendini kaybedecek kadar alkol içiyordu. Onların ne yaptığıyla ilgilenmiyordum ama ben her ne kadar bunu yaşamak istesem de eğer yaşarsam kötü hissedeceğimi biliyordum. Demek ki bu benim için de yanlıştı.

“Garip hissediyorum,” dedim ona dürüst davranarak. “Yani neden buradayım? Yarın belki ölüme gideceğim ama önümde bir pizza ve kola var. Bütün bunlar ne kadar mantıklı bilmiyorum.”

“Mantıklı bir şey yapma derdinde değiliz zaten. Biraz kabuğundan sıyrıl istiyorum sadece.”

“Belki kabuğumu seviyorumdur,” dedim ne demek istediğini anlayarak. 

“Olası ama onu çıkarmadan içinde nasıl boğulduğunu göremezsin.” Haklıydı, ses çıkaramadım. 

“Öyle işte,” dedim konuyu kapatarak. “Yarın iş yok çok şükür ama yeni bir iş bulmam gerek. Daha başımda kredi kartı derdi var.”

“O mesele ne alaka?” dedi Devrim yeniden gerilerek. “Yanlış anlamazsan bir şey soracağım hatta.”

“Sor tabii.” Bir yandan pizzamdan bir dilim aldım. 

“Neden böyle bir adamla sevgiliydin Ayperi? Bak çok güzel bir kadınsın. Tamam hayatın zor ama açıktan okuyamaz mıydın ya da bir yolu bulunamaz mıydı?” Bu konuyu anlamadığı için ona kızmadım. O kadar dışındaydı ki her şeyin böyle bir hayatı anlamsını beklemezdim ondan. 

“Timur bana âşık olduğunda ben on altı yaşındaydım,” dedim lise zamanımı hatırlayarak. “Okula gitmem gerekiyordu ama gitmiyordum. O da kendi bırakmıştı liseyi zaten. Açıktan okumak istediğimde de karşı çıkıyorlardı ve o hafta sonları beni gizli gizli açık öğretim sınavlarına götürüyordu.” Bir an geçmişi anımsayarak duraksadım. 

Her zaman kaba saba bir adamdı ama bu kadar taş değildi kalbi. En azından bana karşı. 

“Sonra gözümü açtım o vardı. Gözümü kapattım o vardı. Ve benim ailemi gördün Devrim. Eğer oradan sıyrılıp bir şey yapacaksam bunu yapmanın tek bir yolu var.”

“Evlenmek,” dedi Devrim kısık sesle. Yemeğini bırakmıştı. 

“Ye hadi,” anlattığım şeyler artık beni yaralamıyordu çünkü bu hikâyenin başrolü olmayı kabullenmiştim.

“Peki o herifin sana o hayatı vereceğine inandın mı?” bunun içten bir soru olduğunu ses tonundan anlamıştım. Yargılamıyordu, anlamaya çalışıyordu. Ya da bana karşı çok iyi geldiği için ben hareketlerini öyle yorumluyordum. 

“Bilmiyorum inandım mı? Ama seni seven bir adam senin için her şeyi yapar. Yani ben öyle düşünüyordum ve beni sevdiğine inandım. O sevginin bizi kurtaracağına inandım.”

“Bir parça sevgi uğruna her şey,” dedi bir gerçeği gün yüzüne vurarak. 

“Öyle ya da yaşamak istediğim o hayat uğruna.”

“Nasıl bir hayat?”

“Artık bilmiyorum,” dedim. Gerçekten bir cevabı yoktu bu sorunun. Nasıl bir hayat? Bilmem. Farklı işte. “Özgür,” diye ekledim ardından aklıma gelen ilk kelimeyi söyleyerek. “Yani konu buraya gelmek değil. Emin değilim burası bana göre mi? Ya da neresi bana göre? Mesela sen dedin ya Kadıköy’ü seversin bence diye. Ben bile bilmiyorum ki sever miyim? Hiç deneyimleyemedim bunu. Belki özgür yaşayabilseydim en sevdiğim yer olacaktı ya da nefret ettiğim. Bana sorsan neyi yapmayı seviyorsun diye o parkı söylerim. İçinde hiçbir şey olmayan ama bir başıma kaldığım. Merkezdeki kahveciyi söylerim, kimse görmeden oturup kafa dinleyebildiğim.”

“O hayatı yaşayacaksın Ayperi,” dedi bana bakarak. Yemeğini bırakmıştı. Ben de birkaç dilim yiyip devam edememiştim zaten.

“Sezen,” dedim kısık sesle. Belki kendimden sıyrılmak istedim belki ismimden, bilmiyorum. 

“Kullanmıyorsun sanıyordum.” Kaşlarını kaldırarak sorguladığında loş ışıkta görmekte bazen zorlandığım yüzüne baktım.

“Daha özgür hissettiğim bir hayatta kullanacağım demiştim kendime.” Bu itiraf bu gecenin hiç sahip olamadığım o hayatın bir parçası olduğunun kanıtıydı. Gözümden bir damla süzüldü yeniden. 

“Ağlama,” dedi Devrim. “Ağlama Sezen. O hayat gelecek. Bir gün senin olacak ve sen bu günleri hatırlamayacak kadar başka bir yerde olacaksın.”

“Eğer yaşıyor olursam.” Eli masanın üzerindeki elime değdiğinde ona gülümsedim. Başka bir hayatta şu an ondan delicesine hoşlanıyor olabilirdim. Göğsüm sıkıştı. 

Umut taşıyan sözleri tek bir cümle kesti attı. Yeniden aynı çıkmaz sokakta hissettim kendimi. Biliyordu. Timur bütün bunlar yaşanırken bunun olacağını biliyordu. Ölümle burun buruna geleceğimi biliyordu. 

Ölmem, onunla olmamamdan daha iyi bir seçenek miydi? Bu kadar mı seviyordu beni? Yoksa bu yalnızca onun kazanma arzusundan mıydı?

“Ne kadar borcu var bu herifin senin kartına?” dedi Devrim. Fakat sorusuna bir cevap vermedim. 

“Annesi kanser,” dedim onun yerine. “Devlet karşılamıyor ilacını. O yüzden vermiştim. Hallederim bir şekilde.”

“Neyle halledeceksin?” öfkelendiğini hissediyordum. “İş desen üç kuruş maaş alacağın bir yerde sigortasız çalışıyorsun Ayperi? Neyle halledeceksin?”

“Hallederim.”

“Ne kadar dedim?” dedi yenileyerek. 

“Hallederim dedim.” Ondan bunu kabul etmeyecektim. Zaten yapması gerekenin çok daha fazlasını yapmıştı. Üzerimdeki kıyafetler, kaldığım ev. Yüzüme inecek o tokadın karşısında bir dağ gibi duruşu. Fazlasıydı. Her şey yapması gerekenin çok fazlasıydı.

“Tamam, peki. Senin dediğin olsun.”

“Eve gidelim mi?” dedim etrafa bakarak. Bu geceyi çok daha uzun tutabilirdim ama ne yaparsam yapayım bana ait bir gece olmayacaktı biliyordum. Ben hep dışarıdaydım, bu insanlarsa buraya aitti. Bu hayata. 

Anlıyor mu beni bilmiyorum? Gözüm burada ya da bir başka yerde değil. Yalnızca özgür olmakta. Seçim hakkının bana bırakılmasında. 

“Sen nasıl istersen.” Ben çantamdan kartımı çıkartamadan Devrim’in bakışları o kartı yerine iliştirmeme sebep oldu. Hesabı isteyerek ödediğinde birlikte kalktık. Arabaya yürürken yeniden elimi tuttu. 

Sokak girdiğimiz zamanki gibi kalabalık değildi fakat elimi tutmasına izin vermiştim. 

“Yazıyorum bunları bir kenara,” dedim parasına göz koymuş bir kız gibi gözükmek istemediğimden. “Ödeyeceğim hepsini geri.”

“Allah Allah,” dedi aynı tavırla. “Ben de geri alacağım. Öyle miymiş?”

“Ne yaparsan yap canım bana ne? Ben borcumu geri öderim.”

“Borç falan yok Sezen,” dedi net bir sesle. Sezen. Kendime ait bir gece. Bu gece gerçekten bana ait miydi? Yoksa bir fragman mıydı?

Arabaya bindiğimizde yavaş yavaş onu daha yakından tanıdığımı hissettim. İnatçıydı ama kırıcı değildi. Ardında bir şeyler saklıyordu görebiliyordum fakat o gizemin benimle alakası var mıydı emin olamıyordum. 

Ya beni beğeniyordu ya da herkese karşı flörtöz bir adamdı bilmiyordum ama her ne olursa olsun şu an ona ihtiyacım olduğunu biliyordum. En azından onun sevgisi, ilgisi Timur gibi zehirleyici değildi. 

Bir yanım utandı. Bir adamdan kaçmak için bile başka bir adama ihtiyaç duyduğum için. Diğer yanım paramparçaydı. Başka hiçbir şansı olmadığı için. 

Arabaya bindik. Geldiğimiz o yolları dönmek için. Sabaha kaç saat kaldığına baktım. Bir rüyaydı bu gece beni bana ait kılan. 

Ve bitmesine yalnızca on iki saat kalmıştı. 



Tüm Yorumlar (52)

Ela 21.02.2026 23:10

Seviyo galiba

Paragraf 18
zulal 09.02.2026 22:19

eriyorum sana cocuk

Paragraf 250
zulal 09.02.2026 22:17

SEZEN DEDI DIREKT YA SEN NASIL BIR ADAMSIN DEVRIM BAYILCAM

Paragraf 234
zulal 09.02.2026 22:15

soru sorma bahane ayperiye iltifat etmek sahane

Paragraf 218
zulal 09.02.2026 22:12

ezel ayni bensin askim

Paragraf 178
zulal 09.02.2026 22:09

ay kesin kolyeyide alicak o sırada🥹🥹

Paragraf 155
zulal 09.02.2026 21:56

hayirdir kocum sen kimsin

Paragraf 93
zulal 09.02.2026 21:55

ya lutfeeeen boyle bir sahne allahhiimm

Paragraf 88
zulal 09.02.2026 21:54

devrim zaten sadece bir kadinin kaleminden cikabilecek kadar mukemmel bir insan😭

Paragraf 79
zulal 09.02.2026 21:48

ozgur giyinemiyor olmamuz ayperi ile bir ortak noktamiz daha

Paragraf 41
zulal 09.02.2026 21:42

seviyorum seni cocuk

Paragraf 18
Zeynep 09.02.2026 12:24

Ya ne kadar düşünceli bir arkadaş

Paragraf 178
Ecrin 09.02.2026 10:32

Devrim yerim seni tosunum

Paragraf 18
poemyeiis 09.02.2026 00:36

İbusra.nur atti yine araya kaos NWBSMWBSMSNS

Paragraf 70
Ayşegül 08.02.2026 22:59

Devrim nedense daha büyük canlanmıştı zihnimde.

Paragraf 108
Dilhunmel 08.02.2026 22:09

Nedennnn :'(

Paragraf 2
Öykü 08.02.2026 22:05

Erkek ya

Paragraf 250
Öykü 08.02.2026 21:58

Görmeden inanmam

Paragraf 204
İnci 08.02.2026 21:55

HAYIR YA HEP DEVRİMLE KALALIM

Paragraf 257
Aysima 08.02.2026 21:54

bu mont kimin!?!?!?!?!?

Paragraf 54
İnci 08.02.2026 21:50

HADİ ANLAŞMALI EVLİLİK YAPIN ARTIK

Paragraf 222
Aysima 08.02.2026 21:44

devrim bunları aklında tutucak ve her zaman dikkat edicek bende her seferinde buna dikkat ettiği için çığlıklar atıcam

Paragraf 193
İnci 08.02.2026 21:42

BENCE KESİN UCUNDA O LOTUS ÇİÇEĞİ OLAN KOLYEYİ DE ALDI

Paragraf 156
Aysima 08.02.2026 21:42

gerek olduğundan değil zaten...eeerriiiiiiyyyyoooorrrruuuummm

Paragraf 162
İnci 08.02.2026 21:41

YA AMA YERİM BEN SİZİ

Paragraf 160
Aysima 08.02.2026 21:39

AĞLIYORUMMMMM KALKIN BAYRAM VAAARRR

Paragraf 145
Öykü 08.02.2026 21:39

Oyyy yalın çok severim

Paragraf 92
Aysima 08.02.2026 21:38

kaybedeceğim seni 🥲🥲🥲🥲🥲

Paragraf 144
İnci 08.02.2026 21:35

Bence parasıyla halledicek sonuçta zengin yani

Paragraf 129
Aysima 08.02.2026 21:34

bunun paraleli gelirse ben öldüm

Paragraf 115
Öykü 08.02.2026 21:32

Slayy devriimm

Paragraf 38
Aysima 08.02.2026 21:31

planlarının içinde biz mi varız hayatım hmmm bu bir love bombingse ben bunu yedim gitti

Paragraf 86
İnci 08.02.2026 21:31

NASIL YA BEN DEVRİMİ DAHA BÜYÜK HAYAL ETMİŞTİM

Paragraf 108
Aysima 08.02.2026 21:30

HARİKA BİR KADIN HEMDE HAYATIMM BÜŞRAMMM AŞKIMM

Paragraf 79
Aysima 08.02.2026 21:30

en sevdiğim en sevdiğim en sevdiğim

Paragraf 78
İnci 08.02.2026 21:29

HAYIR HAYIR İPTAL ET İPTAL ET

Paragraf 93
Aysima 08.02.2026 21:28

devrim bey sizden çok etkileniyorum ama kimsenin kocasında gözüm yok kendi kendime yanıyorum burda

Paragraf 47
İnci 08.02.2026 21:27

LÜTFEN BÖYLE Bİ SAHNE OKUYALIM

Paragraf 88
Mm 08.02.2026 21:27

Gervek hayat malesef hayatin gerçekleri yüzüme çarptı

Paragraf 172
Aysima 08.02.2026 21:27

tabii ki içten söyledi!!

Paragraf 42
Aysima 08.02.2026 21:27

kendi istediği kıyafetleri bile giyemeyen ayperi...

Paragraf 41
Aysima 08.02.2026 21:26

ayperi... kendi evim dediğin yer sadece bir ev,yuvan değil

Paragraf 38
İnci 08.02.2026 21:25

ÇÜNKÜ ZATEN BİR KADIN TARAFINDAN YAZILMIŞ BİR CENTİLMEN

Paragraf 79
Aysima 08.02.2026 21:24

ahhshshshshhshahahha

Paragraf 36
Aysima 08.02.2026 21:23

ağlicam şimdi,düşünülmek o kadar güzel şey ki. sen pazardan bile alsan ayperi çok mutlu olurdu devrim,gerçi koskoca devrimin pazarda işi ne orası ayrı bi soru

Paragraf 32
İnci 08.02.2026 21:23

İNSALLAH BAŞKA BİRİ YOKTUR

Paragraf 54
Aysima 08.02.2026 21:21

bu güzel yüzüne :')

Paragraf 18
Aysima 08.02.2026 21:19

biz gelecek bölümlerde bunları söylediğimize pişman olucaz dimi

Paragraf 13
Aysima 08.02.2026 21:16

part üç de mi gelicek? şok üstüne şok

Paragraf 1
İnci 08.02.2026 21:15

Bu zamanda kitap karakteri bile olsa şöyle düşünceli biri görmek gözlerimi yaşarttı

Paragraf 32
İnci 08.02.2026 21:12

Ya yiycem seni devrim (Bence daha önceden onu iki kuruşluk evine gömmeliydin ama olsun)

Paragraf 18
İnci 08.02.2026 21:06

BÜŞ SEN NE YAZDIN BU KADAR KORKUYORUM

Paragraf 1

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu