0 %

“bir eve vardım sandım, içinde ben yoktum.” part 1

Yazı Boyutu
100%

Bölüm önceki bölümlerle aynı uzunlukta fakat dördüncü bölüm genel olarak uzun ve detaylı bir bölüm olacağı için iki parta ayırdım. İkinci part Pazar günü 21.00Da gelecek efenim. Keyifli okumalar.

“bir eve vardım sandım,

içinde ben yoktum.”

 

4 Mart, 2023 / Cumartesi  

Bir eve girdim. Büyük ahşap kapılara sahipti. Girişinde hep hayal ettiğim tablolar asılıydı. Yerde renkli bir halı. Ayakkabılık tam istediğim gibi. Mutfağa gitti adımlarım. Solda hep hayalini kurduğum bardaklar dizili. Ortada büyükçe bir masa, altında tencerelikler. Olabildiğince renkli ama bir o kadar da sade.

Karışık ama dağınık değil. Herkesin kendinden bir parça bulabileceği, kimsenin yabancı hissetmeyeceği bir ev. 

O eve vardım. İçeri girdim, sofrasına oturdum. Kahve yaptım kendime. Kırk yıl hatırı olur derler bir kahvenin. Odalarını dolaştım, kendime ait bir yer bulabilmek için. 

Bir eve vardım sandım. 

İçeride ben ve bana dair her şey vardı. Ama ben yoktum. 

Timur’u sevmek tam olarak böyle bir histi. Göğsümde ona dair bir sevgi vardı ama güven hiçbir zaman oluşmamıştı. Diken üstünde, mayın tarlasında bir adam sevmek gibiydi. Peki yine de buna sevgi denir miydi? Göğsümün sıkışmasına sebep olan şey neydi bilmiyordum ama üzüntüden midem bulanıyordu. 

Nefes alışverişlerim derinleşmişti fakat aldığım nefes bana yetmiyordu. O soğukta, oturduğumuz kafenin arkasında yere çöktüm. Bu çöküntü yalnızca kurduğu cümleden değil kaybettiğim aşktandı, biliyordum. 

Yıllardır elini tuttuğum ve bunu yaparken bahanelere sarıldığım adam bir anda karşıma çıkmış, evimdeki hayaletten daha kötü bir insana dönüşmüştü. İçinde bu potansiyeli taşıdığını hep biliyordun, dedim kendime. Ama kabullenmek istemiyordum.

Belki de hissettiğim acı aşacağımızı sandığımız bu sorunların şimdi önümde bir tehdit olarak durmasındandı. Fotoğraf diye ima ettiği şeylerin bin bir bahaneyle gittiğimiz tek tatil olduğunu biliyordum. 

İlk tatilim, son tatilim. İlk günahım ama son değil. Gözümden yaşlar tane tane döküldü. Ezel, Timur’un ardından yanıma koşmuştu. Gözlerim, kapatarak dizlerimi kollarımın arasına dolamış, başımı bacaklarımın arasına saklamıştım. Utanıyordum. Neye, kime karşı duyduğumu bilmediğim bir utanç sarmıştı dört bir yanımı. 

İçimde çocukça bir utanç, göğsümdeki çarpıntı yaşanacakların korkusundandı. Hayır, hayır diye mırıldandım istemsizce ve başımı iki yana olumsuz anlamda salladım. Utanıyorum kendimden. İnsan kendi olmaktan utanır mı? Kirli hissediyorum, ayıp hissediyorum. Böyle hissetmem normal mi? Yoksa ben bana öğretilen o hayatı kabullendiğim için mi bu haldeyim?

“Ayperi,” dedi Ezel korkuyla. Kollarımı açmaya çalıştı ama nafileydi. Bacaklarıma öyle sıkı sarılmıştım ki çözemiyordu. Ve ben de kendimde o parmakları çözecek güç bulamıyordum. Bütün vücudum kilitlenmiş gibiydi. 

Boğazımdan kalbime, diğerime doğru süzülen katran karası bir his. İçimi yakıyor, nefesimin kesilmesine sebep oluyordu. Gözümün önünden yaşanılanlar geçti. Ezel’in feryatları bulanıklaştı. Telefon sesi işittim fakat ne dendiğini anlamayacak kadar kötü bir yerdeydim. 

Onunla gittiğim ilk tatil aynı zamanda benim kendi evim dışında kaldığım ilk yerdi. Biraz olsun özgür hissettirsin diye başıma gelecekleri düşünmeden verdiğim çocukça bir karar. Sapanca’da eski bir bungalovda kalmıştık. 

Sosyal medyada gördüğüm, televizyonda izlediğim hayatlardan birini yaşıyor gibiydim. Belki biraz eksik belki biraz yarım ama artık en azından gittim diyebileceğim tek bir yer vardı. Belki çocukça belki görmemiş bir hareket, her bir köşesini çekmiş cebime anı biriktirmiştim fotoğraflarla. 

Aylar sonra cehennemim olacağını bilmeden o gecenin. 

İstediğim şey yalnızca biraz olsun özgür hissetmekti. Ve şimdi o gün hissettiğim on saatlik özgürlük bile beni tutsak ediyordu kaçtığım her şeye. Bedenimin titrediğini hissediyordum. Gözümün önünde bahçedeki güzel çiçekler, insanlar ne umutlarla büyütür çiçekleri? Soldurdular bütün yaşlarımı. 

Dilimin ucuna almak istemediğim, kendime bile itiraf edemediğim bir kelime var. O erkek belki ama benim için hiçbir şey o kadar kolay değil. O da biliyor. En acısı da bu zaten. Belki bana, evime yabancı olsaydı bilmiyor derdim. Ailemi bilmiyor bilse yapmaz bunu. Yalanlar söyler onu aklamaya çalışırdım çünkü bu bir insanın yapabileceği bir kötülük değildi.

İyi ya da kötü hiç kimse birine, bir kadına bunu yapmamalıydı. “Ayperi,” dediğini işittim yeniden Ezel’in. İnatla kollarımı açmaya çalıştı ama yapamadı. 

“O şerefsizi öldüreceğim!” dedi ardından sinirle. “Dilim dilim doğrayacağım onu! Ne dedi sana? Kızım nasıl bu hale geldin sen? Korkuyorum ambulans arayamıyorum! Allah’ım sen yardım et!”

Ona cevap vermek istedim fakat hareket edemedim. Vücudum tek bir ana ve tek bir harekete kilitlenmiş gibiydi. Gözlerimden süzülen yaşların ardı arkası dakikalar geçmesine rağmen kesilmiyordu. Amcama ne anlatacaktım? Anneme ne diyecektim?

Yıllardır üzerime yapıştırmak istedikleri ne varsa bir gecede benim olacaktı. Sinemaya gitmek istediğim için yediğim damga, lisede kızlarla kahve içmek istediğim için ima edilen laflar. Hepsi yine bir erkeğin iki dudağı arasına sıkışıp kalmıştı. 

“Ayperi,” usul, kısık bir ses işittim. İsmimi mırıldandı. Fakat bu zihnimin bir oyunu muydu yoksa duyduğum kalın, tanıdık ses gerçekten Devrim’e mi aitti bilmiyordum. Başımı kaldıramıyordum. Utancım sanki bütün vücudumu felç bırakmıştı. 

Dizlerinin üzerine, yanıma oturduğunu hissettim. “Ayperi,” dedi yeniden. Sesindeki acıyı duydum. Onun da canı yanmış gibiydi peki sebebi neydi?

“Canım,” dedi Ezel bu sefer. 

“Çok,” dedim yüzümü kaldırmadan hıçkırıklarımın ve göz yaşlarımın arsından. “Çok utanıyorum.”

Devrim’in bana sarıldığını kokusundan ve kalın kollarından anladım. Küçük bedenim kollarının arasında kaybolmuştu. Titremem biraz olsun azalmamıştı ama içimdeki korku yavaş yavaş yavaş yerini güvene bırakıyordu. 

Büyük eli kilitlenmiş parmağıma gitti. Kalın parmaklarıyla önce serçe parmağımı açtı ve okşadı. Ardından birer birer diğer parmaklarımı. Vücudum göğsüne yaslıydı. Hala aynı pozisyondaydım fakat kollarının arasındaydım. 

“Sıkma elini,” dedi parmaklarımı açtığında. “Sıkma elini, her ne olduysa çözeceğiz. Söz veriyorum sana. Devrim Kozan sözü veriyorum.” Onun ağzından dökülen üç cümle sanki aramızda sonsuza dek sürecek bir sözleşme, senet gibiydi benim için.

Bu kadar kısa sürede bu güveni vermesinin sebebi ilk gün suratıma inen o tokadın karşısında durması mıydı yoksa ardını bırakmaması mı bilmiyordum. Tek bildiğim sesinde bana güven veren bir ton olduğuydu. 

“Şhh,” dedi ve eli saçlarıma değdi. Bir eli avuç içimde, diğer eli saçlarımdaydı. Saçlarımı okşadı bir babanın kızına yaptığı gibi. Titrememin azaldığını hissettim ama başımı bacaklarımın arasından kaldıramadım. 

“Çok utanıyorum,” dedim yeniden. “Dayanamıyorum. Ölmek istiyorum.” Bir itiraf. Sanki içimde biriken geçmişi kusuyorum gibi. 

Hayır. Ölmek istemiyorum. Yalnızca böyle yaşamak istemiyorum. Muhtaç bırakılan her kadın gibi. 

“Senin utanacak hiçbir şeyin yok,” dedi Devrim. Sesini işittim. O sesin sahibine inanmak istedim ama inanmadım. Neler yaşandığını bilse o da bana ailem gibi bakar mıydı? O da bırakır mıydı yaralı ellerimi?

Başımı olumsuz anlamda salladım. Hayır, hayır, hayır. Kelimelerin ağzımdan döküldüğünün farkında bile değildim. 

“Ayperi,” dedi usulca Devrim. “Eğer kendini rahatlatmazsan ambulansı arayacağım.” Kucağına aldığını hissettim. Bir cevap veremediğimde Ezel’e seslendi. 

“Cebimden anahtarı al, arabam köşede.” 

“Hangi cebin?” birkaç tıkırtı işittim ardından. Allah’ım bu kadar zor mu olmalı her şey? Yüreğim artık dayanmıyor. İçimde birikmiş tüm acılar. Kussam kusamıyorum. Kaçsam kaçamıyorum. Sıkışmışım bir köşesine koca dünyanın, kabuğumu bir türlü kıramıyorum.

Devrim’in kolları arasındaydım ama olduğum pozisyon biraz olsun bozulmuştu. Bedenim kilitlenmişti, hareket edemiyor, kıpırdayamıyordum. Zihnimde yalnızca aynı çirkin, kirli görüntüler dolaşıyordu. 

Yumuşak bir zemine oturtulduğumda Devrim’in kolları da yavaşça bedenimden ayrıldı. “Hayır,” dedim yeniden farkına varamadan. “Devrim gitme.”

“Şhh,” sesini işittim. Ardından elleri saçlarımda dolaştı. Vücudumun biraz gevşediğini hissettim. Başımı zar zor bacaklarımın arasından kaldırdığımda gördüğüm ilk yüz onun yüzüydü. Hemen ardında Ezel duruyordu. 

Arabanın koltuklarından gelen sıcaklık vücudumun yavaş yavaş gevşemesine yardımcı olurken Devrim elindeki ilacı bana uzattı ve hemen ardından Ezel’in elindeki suyu dudaklarıma götürdü. Ne ilacı içtiğimi bile bilmiyordum ama ona güveniyordum. 

Nefes nefese ilacı zar zor yuttum. Gözümden yaşlar akmaya devam etti. Yere çöktüğüm için üzerim çamur olmuştu. Benim yanıma oturduğu için onun da kabanı çamur içindeydi.

“İyi misin?” dedi usulca bana. Ardından ekledi. “Daha iyi olacaksın.” 

“Hayır,” bir hıçkırık daha. “Hayır olmayacağım. Hiçbir şeye hakkım yok benim! Yok işte.” Gözlerimden yaşlar süzüldü, konuşamadım. 

“Ayperi,” dedi Ezel. 

“O orospu çocuğunun ebesini sikeceğim.” Devrim’in kurduğu cümle ağlamamın şiddetlenmesine sebep oldu. Derin bir nefes aldı, eliyle çenesini ovdu. Tahammülsüzleştiğini görüyordum.

“Arabaya bin,” dedi Ezel’e. Kemerimi bağladı. Ezel, Devrim’in sözünü dinleyerek arka koltuğa geçtikten kısa bir süre sonra Devrim kendi koltuğuna geçerek kontağı çalıştırdı. Araba bulunduğumuz caddeden ayrılırken ağlamalarım sessizleşmiş, vücudumun gerginliği biraz olsun azalmıştı. 

Rahatlamış hissediyordum fakat bir yandan da düşünemez halde gibiydim. Zihnim bulanıktı, başımda amansız, keskin bir acı vardı. Ne yaşanmıştı? Ne düşünmeliydim? Acı vardı. Sadece acı. Zihnim neler yaşandığını kabullenmek istemiyordu. Amansız cümleleri. 

Hayır, hayır, hayır. 

“Ayperi,” dedi Ezel öne doğru uzanarak. Başımı eline alarak beni Devrim’in olduğu tarafa, kendine doğru çevirdi. “Su iç biraz güzelim.” Elindeki su şişesini açarak dudaklarıma uzattı. Birkaç yudum daha aldım. 

Nereye gidiyorduk? Bilmiyordum. Saat geç olmuştu, anneme ne anlatacaktım? 

“Ailenle Ezel konuştu,” dedi Devrim sanki içimdeki sesi duymuş gibi. Zihnimden geçenleri bu kadar iyi okumasının sebebi onun da benim gibi bir ailede büyümesi miydi? Bana böyle davranan bir adam kendi kız kardeşine aynılarını yapıyor muydu? Kız kardeşi var mıydı? 

Gözümden birkaç damla daha süzüldü. İçimdeki yangını ferahlatmaya buz gibi su bile yetmedi. Suyun tadını, boğazda yarattığı o ferahlık hissini hissedemiyordum. 

“Nereye gidiyoruz?” dedim kelimeleri toparlayabildiğimde. Devrim arabanın camını açtı. Koltuk ısıtmaları vücudumun üşümesine engel olurken camdan soğuk hava yüzüme çarpıyor, kendime gelmeme yardımcı oluyordu. “Annemlere açıklayamam. Ne dedin ki Ezel? İzin vermez onlar.”

“Yarabbim!” Devrim’in kısa söylenmesini işittim. Bu öfkenin sebebi benim düştüğü m hal miydi? Onu neden çağırmıştı? 

Adam sosyal sorumluluk projesi gibi seninle ilgileniyor Ayperi. Bıkmıştır elbet.

“Biz inelim,” dedim göz yaşlarımı elimin tersiyle silerek. “İnelim biz en iyisi.”

“Ayperi inmiyorsun bir yere,” sesi sinirliydi fakat yumuşatmaya çalıştığını ses tonundan anlayabiliyordum. Direksiyonu tek eliyle döndürüyor, diğer eliyle boynunu ovuyordu. 

“Bak sinirden boynum tutuldu. Biraz daha inat edersen o orospu çocuğunun evini ateşe vereceğim. Bugün benimlesiniz.” Ağzından birkaç homurdanma daha döküldü. “Tövbe tövbe,” dedi ettiği küfrün ardından. 

“Ama kızarlar,” dedim çaresiz hissederek. Ezel araya girdi. 

“Konuştum ben annenle. Sabah çok erken gelmeni söyledikleri ve otobüsün olmadığı için birlikte kalacağız.”

“İzin vermezler ki,” gözyaşlarımdan birkaç damla daha süzüldü. “Abin evdeyken izin vermez. Erkek olan evde kaldırmaz beni.”

Bunu söylemek bile bir utançtı. Özellikle onun, Devrim’in yanında. Ama bu kültür bu ayrımdan besleniyordu. Laftan, sözden, insanların çirkin düşüncelerinden besleniyordu ve ben bunu kabullenmiştim. 

“Zeynep’te kalacağız canımın içi,” dedi Ezel usulca. “Öyle söyledim. Hem benimkiler de izin vermez. Sadece senin ailen değil ki.” Utandığımı anladığı için böyle söylediğini fark etmiştim. Devrim tek bir kelime etmeden arabayı kullanıyordu. 

Sanki konuşursa kelimeleri kırıcı bir noktaya gelecek, ardını alamayacak gibiydi. Daha önce hiç bilmediğim bir yere gidiyorduk. Köprüyü geçtiğimizi görmüştüm ama karşıda gittiğim yerler Üsküdar’la sınırlıydı. Diğer ilçeler hakkında bir fikre sahip değildim. Köprünün ardından yarım saatlik yolculuk yaptık ve araba yüksek bir rezidansın güvenliğinden geçerek otoparka girdi. 

Ezel bir yandan elimi tutmaya ve ovmaya devam ediyordu. Çantam ve telefonum neredeydi bilmiyordum. 

“Geldik,” dedi Devrim yumuşak bir sesle bana dönerek. Üzerime eğildi ve kemerimi çözdü. Ezel arabanın kapısını açarak indi fakat ben hareket edemedim. Saatlerdir koşmuş, bütün bu yolları yalın ayak yürümüş gibi yorgun ve halsiz hissediyordum.

Devrim arabadan indikten birkaç saniye sonra benim kapımın önüne geldi ve kapımı açtı. Terden alnıma yapışmış saçlarımı geriye doğru aldı. “Daha iyi misin? Bak hemen yanda hastane var. İstediğinde söyle götüreyim seni olur mu? En azından bir serum takarlar.” 

Gözlerim bahsettiği yere kaydı. Siteye özel, küçük bir özel hastane gibiydi. Param yetmezdi ki. Kredi kartım da Timur’da kalmıştı. Gözlerim korkuyla açıldı. Başımı olumsuz anlamda salladım. 

“Ezel,” dedim alele acele. “Telefonumu verir misin?” hala arabanın koltuğunda oturuyordum. Soğuk bacaklarıma sızmaya başlamıştı. 

“Bir şey mi oldu?”

“Ver,” dedim yalnızca. Telefonumu verdiğinde bankanın telefonunu tuşlayarak kulağıma götürdüm. Devrim ne yaptığımı dikkatlice izliyordu. Sıfırı tuşlayarak çıkan kadına durumu izah ettim. 

“Kartım çalındı,” sesim ağlamaktan çatallı çıkıyordu fakat o an bunu umursayabilecek durumda değildim. 

“Evet,” dedim kadının sorduğu sorulara. “Evet onaylıyorum.”

“Sen kartını ona vermiştin,” dedi Ezel sinirli bir nefes alarak. 

“Kafayı yiyeceğim ya!” Devrim’in ellerini iki yana açtığını gördüm. “Nerden buldun kızım sen bu herifi? Kafayı yiyeceğim! Bir de senin paranı mı harcıyor!”

Telefonun ucundaki kadın kartımı kullanıma kapattığını onayladığında telefonumu Ezel’e geri uzattım. Arabadan inecektim ki Devrim arabadan inmemi beklemeden elindeki anahtarı Ezel’e fırlattı. Ezel hızlı bir refleksle anahtarı yakaladığında beni kucağına aldı. 

“Arabayı kilitle ve beni takip et,” dedi Ezel’e seslenerek. Neye uğradığımı anlayamamıştım. 

“İyiyim,” dedim Devrim’e beni bırakması için. “Yemin ederim iyiyim. Bırak beni, yürürüm ben.”

“İyisin zaten,” dedi Devrim beni onaylayarak. “Ama ben iyi değilim. Hiç iyi değilim hem de. O yüzden her ne yapıyorsam ses çıkarma.”

Sustum. Rezidansın asansörüne binerek akrtını okuttuğunda Ezel’de bize yetişmiş, asansörün kapısı kapanmadan içeri girmişti. Bana ve Devrim’e baktı fakat ses çıkarmadı. Yaşananları unutmaya çalışıyordum. Asansörde en yüksek kata, yirmi dörde bastığında gözlerimi kapattım. 

Bir deniz kenarında olduğumu hayal etmeye çalıştım. Sanki bütün bu yaşananlar hiç yaşanmamış gibi. Bir romantik komedi filminin içinde, hayatımın masala dönüşmesini izliyor gibi. Asansör durduğunda gözlerim aralandı. Onun kucağındaydım, başım omuzuna değiyordu. Gözlerim kızarmış, yanaklarım hala ıslaktı. Ara ara nefesim kesiliyor, gözümden birkaç damla süzülüyordu fakat hemen toparlıyordum. 

Devrim elindeki kartı kapıya okuttu. Evinin kapısı kartla açılıyordu. Akıllı ev olduğunu tahmin ettiğimde garip hissettim. Bu derece zengin miydi? İstanbul’un ücra köşesinde, ormanın ortasında bir rezidansta oturabilecek kadar. 

İçeri girdiğinde ayakkabılarını çıkardı. Ezel benim ayakkabılarıma uzandığında karşı çıkmaya çalıştım. “İndir artık lütfen. Kötü hissediyorum.” 

Yalan. Kokun beni sakinleştiriyor ve kollarında olmak güvende olmamı sağlıyor. Ama bir yanım bütün bunları senin karşında yaşamaktan olabildiğince utanç duyuyor. Ayakkabılarım Ezel’in yardımıyla yere düştüğünde Devrim üzerimdeki çamura aldanmadan beni koltuğuna taşıdı. 

“Dur,” dedim o beni krem koltuğun üzerine bırakırken. “Banyoya götürseydin ya bari! Mahvoldu koltuk.” 

Ağzından kısık, içten bir gülümseme kaçtığında ona baktım. “Şöyle bir durumda bile güldürebiliyorsun ya,” dedi ve ekledi. “Sorun değil Ayperi. Ezel yardım eder sana şimdi. Üstünü değiştirirsin, sıcak bir duş alırsın.”

“Yok,” dedim aceleyle. “Yani duş almak istemem. Ben zaten giderim bu gece Zeynep’e.”

“Zeynep’e kırk beş kilometre falan uzaklıktasın Ayperi. Bu gece buradasınız, benim sabrımı sınamayın.” 

Ezel gerginlikten ayakta kalmıştı. Öylece ikimizi izliyordu. 

“Ee, benim gitmem gerekebilir. Yani Ayperi’ye yalan buldum ama abim inanmaz çünkü benim evim zaten merkezde.”

Bakışlarım hızla Ezel’e döndü. 

“Tabii birkaç saat daha kalabilirim,” dedi elindeki telefona bakarak. “Sonra metroya biner giderim ben.”

“Tamam,” dedi Devrim usulca onun gitmesine izin vererek. “Taksiyle geçersin sen.”

Kırk kilometre yolu. Bu adam delirmiş. Aynı şaşkınlığı Ezel’in de yaşadığını biliyordum fakat gerginlikten sesini çıkaramıyordu.

“Yok binerim ben metroya ya.” Ezel karşı çıktığında Devrim bir cevap vermedi. 

“Ben markete gidiyorum,” dedi ardından. “Kırk dakika kadar olmam. Geldiğimde duş almış ol Ayperi. Odamdan kıyafet bul ve üzerini değiştir. Eşyalarını yıkamaya atabilirsin yarın için. Evi kendi evin gibi kullan.” 

Kapıya gidiyordu ki üzerindeki çamuru fark etmiş olsa gerek döndü. “Üzerimi değiştirip çıkayım tabii! Akıl mı bıraktınız adamda?” Öfkesi bana değildi biliyordum ve o öfkeyi kontrol altında tutmak için büyük bir çaba sarf ettiğinin de farkındaydım ama içimdeki kırgın yan en ufak bir söze, cümleye yeniden paramparça olacak kadar hassastı.

Salondan çıktığında odasına gittiğini anladım. Sonunda Ezel rahatlayarak yanıma geldi. Kalp atışlarımın hafif hafif hızlandığını fark ettim. Göğsümde aynı ağırlık vardı fakat bu sefer acıyı bu kadar keskin hissetmiyordum. 

“Sakinleştirici verdi,” dedi Ezel yanıma oturarak. “Daha iyi misin?” başımla onu onayladım. Sakinleştiricinin bile tam olarak susturamadığı bu acıyla o ilacın etkisi geçtiğinde nasıl başa çıkacaktım?

“Anlatmak ister misin güzelim?” dedi Ezel ellerini dizlerime koyarak. Sanki ablam gibi, sanki annem gibi. Hiç var olmamış bir kardeş gibi usulca yaklaştı bana. Şefkatle. Kendime yeni yeni geldiğimden onun da gözlerinin kızardığını yeni fark etmiştim. 

“Sen neden ağladın?” dedim anlamayarak.

“Ağlamadım.”

“Ezel ağlamışsın işte.” 

“Öyle işte,” dedi en sonunda teslim olarak. “Yardım da edemedim sana. Ne yapacağımı bilemedim Devrim mesaj atmıştı ben de onu aradım.” 

Cevap vermediği mesajım aklıma düştü. Ona cevap vermiş olmalıydı. Bir mucize, dedim kendime. İki gündür her mesajıma cevap veren adamın ilk kez ötelediği mesajın o ana denk gelmesi bir mucize olmalı.

“Çıkıyorum ben.” Devrim üzerine siyah bir eşofman ve tişört giymiş üstüne de aynı renk montunu geçirmişti. Ben rahat hissedeyim diye duş almamış olmalıydı. “Dolapta bir şeyler var ama son kullanma tarihine bakın, çok gelmiyorum buraya. İstediğiniz bir şey var mı?”

“Yok,” dedi Ezel benim yerime cevap vererek. 

“Duş almış ol,” Devrim yalnızca gözlerime bakarak konuştu. Girişteydi ama giriş salonla birleşik olduğu için onu görebiliyordum. Ardından ayakkabılığı açtı, ayağına bir başka ayakkabı geçirerek girişte yerde olan çamurlu ayakkabılarımızı ayakkabılığa yerleştirdi. Ayakkabılığın içinden çıkardığı deterjanlı mendille yerdeki kiri sildi ve ayakkabılığın yanında duran çöpe attı. 

“Hadi görüşürüz.” Kapıyı kapatarak çıktığında ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. O gitti. Onun evinde kaldım. Yabancısı olduğum bu ev şu an kendi evimden daha güvenliydi. Yanımda kardeşim dediğim Ezel oturuyordu ama ben hayattan sıyrılmış gibi hissediyordum. 

“Devrim gelene kadar rahat rahat yıkan Ayperi’m olur mu? Hem aklım sende kalmasın.”

Başımla onu onayladım. Ayağa kalktım. Oturduğum koltuğa üzerimdeki çamur sürülmüştü. Banyodan çıkınca temizleyecektim. Ezel, Devrim’in ışığını bilerek açık bıraktığı banyoya girdiğinde ardından girdim. 

Oldukça şık yerleştirilmiş ve bir iç mimar tarafından tasarlandığı belli olan banyosuna, lavabonun yanına doğru uzayan mermerin üzerine saç havlusu ve bornoz bırakmıştı.

Duşa kabin açıktı. İçinde iki katlı, duvara gömme raf vardı. Rafların birinde Devrim’in olduğunu anladığım duş jeli ve şampuanı diğerinde kime ait olduğunu bilmediğim ama bir kadına ait olduğunu markasından anladığım ürünler vardı.

Kime aitti ki onlar? Sevgilisi mi vardı? Benim burada olmam onu rahatsız etmeyecek miydi? Kimseye daha fazla rahatsızlık vermek istemiyordum. 

“Çıkar üstünü Peri,” dedi Ezel beni yönlendirerek. Hala çıkarmadığım kabanımı çıkardım önce. Ardından kazağımı ve çamur olmuş pantolonumu çıkardım. Kabanım da çamur içindeydi. Bu kiri nasıl temizleyeceğimi bilmiyordum. 

Bu kiri nasıl temizleyeceğimi bilmiyordum. 

Gözlerime yaşlar doldu akmaması için Allah’a yalvardım. Ne olur artık akmasın yaşım. Tamam acısın canım ama akmasın yaşım. Küçüldüm küçüleceğim kadar. 

Derin bir nefes aldım. Üzerimde sutyenim ve külotum kaldığında duşa kabine girerek kapısını kapattım e iç çamaşırlarımı da kabinin içinde çıkardım.

Ezel’in klozeti kapatarak üzerinde oturduğunu gölgesinden anlamıştım. “Buradayım ben, gitmeyeceğim içeri,” dedi benim ona bir şey dememe izin vermeden. 

Duş başlığını açtım. Ardında oradaki düğmeyi çekerek suyun yukarıda sabitli olan başlıktan akmasını sağladım. İsmini detaylı şekilde bilmiyordum ama otellerde ve televizyonda gördüğüm gibi bir başlık takılıydı. Sıcak su saçlarımın arasından vücuduma yayıldığında bedenimin gevşediğini hissettim. 

Ve göz yaşlarımın süzülmesine izin verdim. Saklasın su yaşlarımı, serinletsin içimdeki acıyı. Her bir yanımı yıkamak istiyorum. Onun gibi bir adamla en özel anlarımı paylaştığım için kendimden iğreniyorum. Kendimden nefret ediyorum. 

Elim şampuana uzandığında Devrim’in şampuanını aldım. Burada onun misafiriydim. Hiç tanımadığım birinin şampuanını kullanmak o an için kötü hissettirecekti ve bir de bunu düşünmeye zihnimde yer kalmadığına emindim. 

Avuç içime aldığım şampuan burnuma onun kokusunun dolmasına sebep olduğunda bu kokuya kısa sürede ne kadar çok alıştığımı düşündüm. Sanki yıllardır hayatımdaymış gibi alışmıştım ona ve kokusuna. Saçlarımı köpükleyerek yıkadım ve ardından bütün vücudumu duruladım.

Duş alırken içimdeki acıyı boşaltarak ağlayabildiğim kadar ağladım. Ezel klozetin üzerinde oturarak beni bekledi. Ağladığımı fark ettiğini biliyordum fakat çaktırmıyordu çünkü o da bu şekilde rahatlayacağımı bilecek kadar beni tanıyordu.

“Havluyu uzatır mısın?” dediğimde ayağa kalkarak duşa kabinin üzerine havluyu astı. Suyu kapatarak havluyu bedenime sarıp sıkılaştırdıktan sonra saç havlusuyla saçlarımı duruladım. 

“Ne giyeceğim şimdi?” dedim derin bir nefes alarak. 

“Odasına bakacağız mecbur, eşofmanı vardır illaki.”

“Benden üç tane girer onun eşofmanına Ezel,” dedim göz devirerek. 

“Ay şaka da yaparmış. Yemek ye o zaman biraz. Ben attım senin eşyaları yıkamaya. Kabanını köşeye koydum onu atamayız kuru temizlemeye veririz.”

“Teşekkür ederim,” dedim. Ardından önüme bir çift terlik koydu. “Bunları nereden buldun?”

“Evden.”

“Tüm evi karıştırdın mı Ezel?”

“Adam dedi ya sizin eviniz gibi diye.”

“Sen de tüm evi altüst edeyim dedin!” omuz silkti. 

“Bir daha böyle bir rezidansın yirmi dördüncü katında bir eve sahip olamayacağımıza göre. Gel ahdi giydirelim seni.” Ev o kadar sıcaktı ki üstümdeki bornoza rağmen üşümüyordum.

Önüme bıraktığı terlikleri giyerek peşinden ilerledim.

“Eşofman falan tamam da iç çamaşırını ne yapacağız?”

“Market uygulamalarından söylesene,” dedi Ezel’e. Devrim’in odasına girdiğimde dolapların ışığı açık olduğu için içeriyi görebildim. Koridordan yansıyan ışıkla birleştiğinde yeterli olmuştu. Yatağı yere çok yakın çift kişilikten daha büyük bir yataktı. Bembeyaz çarşafları vardı. Dolapları siyahtı ve kapakları tamamen camdı fakat içlerinde yanan sarı led ışıklar dolabı aydınlık gösteriyordu. 

Hiçbir zaman cam dolap kullanabilecek kadar düzenli bir kız olmazdım herhalde. 

“Sipariş verdim hayatım. Gelir beş dakikaya.” Ezel ardımdan odaya girdiğinde benden hızlı davranarak Devrim’in dolabını açtı. 

“Eşofmanları burada kızım ne bekliyorsun adam gelecek birazdan,” dediğinde acelesini haklı buldum. Normal şartlar altında Ezel’in ne şakalar yapacağını, benimle eğleneceğini biliyordum ama bugün onu korkuttuğumdan olsa gerek mantıklı davranmayı tercih ediyordu. Elime siyah bir eşofman attığında eşofmana baktım. 

“Bu benim belimden düşer,” dedim elimdeki eşofmana bakarak. Ezel bir bana bir de elimde iki yana açtığım eşofmana baktı. Kaç kiloydu bu adam? Yüz mü? 

“Daha küçük bir şeyi de yok ki!” dolapların düzenini bozmadan karıştırırken hayıflandı. “Diğer odalarda da herhangi bir şey olduğunu sanmıyorum,” diye ekledi.

“Yok,” dedim hemen omuz silkerek. Aklıma banyoda gördüğüm şampuan geldi. “Giymem zaten tanımadığım insanın kıyafetini.” 

“Olur çıplak gezersin.”

“Ezel,” dedim onu uyararak. Telefonumdan gelen bildirim sesi onun bana cevap vermesine engel olduğunda Ezel cebinden telefonumu çıkarttı ve bana uzattı. Ekranda Devrim’in ismini gördüğümde gerildim. Hala giyinmemiştim, gelmemiştir değil mi?

Adamı evinden de kovmuş gibi olmuştuk. Derin bir nefes aldım ve mesajı açtım. 

Karadeniz Hovardası: Eşofman aldım sana, tişört giy dolabımdan. Elbise gibi olur zaten küçücüksün. 

Gülümsedim. 

“Ne yazdı kız?” dedi Ezel başını telefonuma uzatarak. “Ooo halletmiş eniştem.” 

“Ne eniştesi?” başımı bir hışımla telefondan kaldırdım. 

“Bir diğeri artık geçmişte kaldığına göre ben sonraki favori çiftimi seçebilirim diye düşündüm.”

“Arkadaşım Ezel,” dedim ona laf anlatmanın imkânsız olduğunu bilsem de. “Arkadaşım.”

“Biz de başka bir şey demedik canım. Benim favorim dedim zaten senin değil.” Ardından Devrim’in dolabından aldığı yazılı beyaz siyah tişörtü bana fırlattı. Ezel odadan çıkarken gitmesini beklemeden bornozumu çıkartarak tişörtü üzerime geçirdim. Gerçekten tişörtü dizlerime kadar geliyordu. Bu biraz olsun rahat hissetmeme sebep olsa da hâlâ tedirgin hissediyordum.

Sakinleştirici etkisinden miydi bilmiyordum ama zihnim uyuşmuş gibiydi. Uykum vardı ve hareketlerim olabildiğince yavaş ve kısıtlıydı. Ezel çalan kapıyı açarak geri geldiğinde bana aldığı iç çamaşırının geldiğini elindeki poşetten anladım. Poşeti bana fırlattığında havada yakalayarak içindeki kıyafeti paketinden çıkardım ve tişörtümün altından giydim. 

Sonunda çok daha konforlu hissediyordum. Ezel’le birlikte salona geçtik. Odadaki poşeti de alarak mutfaktaki çöpe atmıştım. Güzel bir evdi. Bana çok uzak, hayalimdekinin çok dışında ama güvenli hissettiriyordu. 

Ve bunu hissettiren şeyin buranın Devrim’e ait olması olduğunu biliyordum. 

“Devrim gelince ben gideyim olur mu Ayperi? Yarın gelirim işten hemen sonra. Saat geç oluyor gitmem de bi saat sürer. Abim olmasa biliyorsun.”

“Saçmalama,” dedim açıklamasına karşı çıkarak. “Şuraya kadar gelmen bile,” konuşmam titreyen sesimle kesildiğinde bana sarıldı. Çamur olan koltuğu ne ara bilmiyordum ama silmişti. Üzerinde yalnızca ıslaklık ve hafif deterjan izi vardı.

“Şimdi seni zorlamamak için sormuyorum ama kendini hazır hissettiğinde buradayım. Ve hiçbir şey seni o adi heriften kötü yapmayacak Ayperi. Sevgiliydiniz siz. İyisiyle kötüsüyle ne yaşandıysa aranızda sizin probleminiz bu. Bir başkasının değil. Ve kötü bir şey yapmadığına eminim güzel arkadaşım.” 

“Teşekkür ederim,” dedim yalnızca. Ama ben anlatmadan birinin beni anlıyor olduğunu görmek yeniden ne kadar doğru bir kızı kardeş olarak seçtiğimi kanıtladı. 

Kapı önce hafif tıklatıldı ve zil sesi yankılandı. Ardından birkaç dakika bekledi kapının önünde olduğunu anladığım Devrim. Kartını okutarak kapıyı açtığında da içeri bakmadı. “Ben geldim!” diye seslendi önce. Müsait miyiz kontrol etmeye çalıştığını anladığımda ayağa kalktım. 

“Gelebilirsin,” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Tişörtü yere doğru çekiştirdim. Bir kitabın içinde gibiydim. Bir film sahnesi gibi. Hiç var olamayacağım, kendimi konduramayacağım belki hayal bile edemeyeceğim bir rezidans ve o evin sahibinin tişörtüyle, en yakın arkadaşımla oturmuş sanki herhangi bir günümüzmüş gibi dertleşiyorduk.

İçeriye elinde dört koca poşetle girdiğinde Ezel yanına koşarak poşetleri almaya çalıştı fakat Devrim vermedi. “Hallediyorum ben,” cümlesinin ardından Ezel geri çekildi. “Sen yere bıraktığım poşetten eşofmanı al,” dedi Ezel’e. 

Ezel poşeti aldı. Devrim bana hiç bakamdan mutfağa geçti. Ezel’in elinden poşeti alarak hızla banyoya girdim ve Devrim’in ünlü bir markadan aldığı siyah eşofmanı giydim. Bedeni tam olmuştu. Poşeti banyodaki çöpe atarak çıktığımda Devrim’in de salondaki tekli koltukta oturduğunu gördüm. 

Bir yanı ıslak olan üçlü koltuğun diğer yanına geçtim. Ezel hâlâ ayaktaydı. “Size ayıp olmayacaksa ben çıkayım. Ayperi’yi sana emanet edeyim,” dedi Devrim’e bakarak. 

“Aşağıda taksi bekliyor,” Devrim itiraz kabul etmeyen bir tonda cevap verdi. “Herhngi bir şey ödemene gerek yok. Bin istediğin yere bıraksın.”

“Ama,” Ezel karşı çıkacaktı ki Devrim’in bakışları susmasına yetti. Montunu çıkarmıştı. Öyle otoriter duruyordu ki onun iş yerinde nasıl bir patron olduğunu izliyor gibiydim. Sanki o anlayışlı, kibar adam yalnızca benimle bir parkta kalmıştı. Şimdi karşımda çok daha inatçı, sert mizaçlı bir patron duruyordu. 

“Teşekkür ederim,” dedi Ezel tebessüm ederek. 

“Lafı olmaz,” Devrim’in tek cümlelik cevabının ardından ayağa kalktım. Üstümdeki siyah eşofmanın üzerinden dizlerime doğru uzanan tişörtün absürtlüğüne aldırmadan Ezel’in yanına giderek ona sarıldım. 

“Ne suratsız kız bu?” dedi Ezel fısıldayarak. Devrim’in o fısıltıyı işittiğine emindim. 

“Saçmalama.” 

“Yaz bana. Merak ederim seni.” 

“Tamam,” dedim usulca. Ezel ayakkabılarını ve montunu giydi. “Görüşürüz Peri’m.” Devrim de ayağa kalkarak yanımıza geldiğinde Ezel hazırdı. 

“Teşekkür ederiz her şey için,” dedi Ezel’e. Kaşlarımı çattım. Biz mi Ezel’e teşekkür ederiz. Biz.

“Rica ederim ben teşekkür ederim asıl. Yarın altıdan sonra gelip alırım.”

“Gerek yok,” dedi Devrim yumuşak bir tonda. “Ben ikinize ortak olan bir yere bırakayım. Sen de yorulma boşuna.” 

“Haberleşiriz,” dedi Ezel bana bakarak. Ezel evden çıktığında zaten eve hâkim olan sessizlik ilk kez bu kadar farkında olduğum bir durum haline geldi. 

Gözümün önüne yeniden yaşanılanlar düştü. Kapının önünde öylece kaldım, gittiği kapıya baktım. Devrim yanımda durdu. Ben konuşmadım o da konuşmadı. Beni buraya kadar taşımıştı. Kriz geçirmeme engellemeye çalışmış, evinde misafir etmişti, yediğim dayaktan kurtarmıştı. 

Kader diye bir gerçek varsa eğer şu an onunla yaşadığım şey bizim için yazılan bir yazgı olmalıydı. Başka açıklaması yoktu. Ne işim vardı benim bu evde? Yabancı bir erkek, bir başıma? İçimde bir korku belirdi. Hayatımda ilk kez bir erkekle bir başıma kaldığımda yaşananlar bu akşam yüzüme vurulan cümlelere yol açmıştı. 

Göğsümün sıkıştığını hissettim. Devrim elini sırtıma koyduğunda irkilerek geri çekildim. Gözlerim doldu. 

“Pardon,” dedi korkuyla. “İyi misin Ayperi?” başımla onu onayladım. Konuşmaya mecalim yoktu. İyi miydim kötü müydüm artık anlayamıyordum. Bir yanım olabildiğine kötü diğer yanım sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hissediyordu. Sanırım delirmek üzereydim.

İçimdeki acı dağlandı. Kendimi zar zor yeniden o koltuğun bir ucuna, köşesine attığımda Devrim tekli koltuğa geçmedi. Yere oturdu. Ayaklarımın dibine. 

Gözümden bir damla süzüldü. “Ağlama artık,” dedi. Cümlesi sert, sesi yumuşaktı. Gözlerinde acı görüyordum. Bana acımıyordu sanki benim canım yandıkça onun da canı acıyordu. Boyu o kadar uzundu ki yerdeyken bile biraz uzansa koltukta olan bana yetişecekti. “Anlatmak ister misin?” dedi dizlerime ellerini koyarak. 

İçimde sıcaklığını hissettim. Gözlerine baktım. Bakışlarını bir an bile ayırmadı benden. İçinde yuva taşıyordu gözleri. Güven, şefkat taşıyordu. 

“Bu sefer sıyrılamayacağım,” dedim ona anlatmak isteyerek. Benden nefret eder miydi? Suçlu bulur muydu? Korktum. Bu evden de kapı dışarı edilir miydim? İlk kez bana ait hissetmişken bir sıcaklıkta ondan da kovulur muydum?

“Neyden?” gözlerindeki şefkat zaman zaman ardında öfke parıltıları taşıyordu ama beni üzmemek için olsa gerek hemen sönüyordu. 

“Devrim ben çok kötü bir şey yaptım,” dedim derin bir nefes alarak. Bacaklarım tiriyordu. Ellerim titriyordu ve engel olamıyordum. Göz yaşlarıma yeniden hıçkırıklar karıştı. Konuşamadım.

“Şhh,” dedi Devrim. “Sakin ol. Hallederiz her şeyi. Sadece bana ne olduğunu söyle ki sana nasıl yardım edeceğimi bileyim Ayperi. Sadece bana sana nasıl el uzatacağıma dair bir yol göster.”

Eli yanağıma uzandı. Göz yaşımı baş parmağıyla sildi. İçime su içtiğimde gelmeyen o serinliğin sızdığını hissettim. Kalbimin acısı hafifledi. Devrim Kozan hiç derdi yokmuş gibi bir göz yaşını silmesine içindeki acıyı unutacak kadar sevilmemiş bir kadının derdiyle dertleniyordu.

“Amcamlara söyleyecekmiş,” dedim nereden başladığımı bilemeyerek. “Elinde fotoğraflar varmış amcamlara söyleyecekmiş.” Hıçkırıklarım arttı. Devam edemedim, kendimi açıklayamadım. Ne olduğunu söyleyemedim. Ne yüreğim yetti konuşmaya ne cümlelerim. Nefesimin kesildiğini hissettim yeniden. Göz yaşlarım akmaya devam etti. 

Devrim’in yanağımdaki eli durdu. Kaskatı kesildi. Bir süre kendine gelemediğini hissettim. Koltukta geri çekildim, en ucuna kadar gittim. Ondan uzaklaşmaya çalıştım. O da mı aynı şeyleri düşünüyordu benim için? Gözlerine bakmaya biraz olsun cesaretim yoktu.

“Sakin ol,” dedi çatallı ve sert geldi. Ardından kendini düzeltti. “Sakin ol Ayperi. Hiçbir şey yapamaz. Sakin ol.”

Ayağa kalktı. Koltuğa, yanıma oturdu. Elleri küçük bedenimi kavradı bir tutuşta kendini çevirdi. Islak saçlarım, tişörtümün önünü ıslatan yaşlı gözlerimle ona döndüm. Gözlerimi aralamak çok ağlamaktan olsa gerek acımasına sebep oldu. 

“Bana bak,” dedi çenemi eliyle tutarak. “Bakışlarını yere indirmen gereken hiçbir şey yapmadın. Bana bak.” Gözlerimi yüzüne kaldırmamakta inat ettim. Utanıyordum. Bu cümleyi utanmayayım diye mi kuruyordu yoksa gerçekten böyle mi düşünüyordu bilmiyordum.

“Ayperi,” dedi yeniden. “Sen kendini suçlarsan böyle bir şey için o piç kurusuna gün doğmaz mı? Kaldır o başını sana söz veriyorum bir çaresini bulacağım.”

“Vazgeçmez o,” dedim sonunda başımı kaldırarak. Gözlerine baktığımda gözlerinin sinirden kızardığını ve dolduğunu gördüm. Ben ağlıyorum diye miydi bu hali?

“Geçecek,” dedi net bir sesle. “Vazgeçecek. Gerekirse iki bacağını kırar eline veririm. Tövbe yarabbi!” cümlesini devam etmeyerek tövbe çektiğinde kafasından çok daha kötüsünün geçtiğini anlamıştım. 

“Benim hatam,” dedim yeniden. “Yapmamalıydım. Evlenmeden neden ki yani. Hayır, hayır.”

“Yapma,” dedi yeniden. “Bari bunu kendine sen yapma. Ulan adam öyle ya da böyle sevgilin. Yaşadığın hiçbir şeyin hesabını kimseye vermeyeceksin. El senin, göz senin. Anlıyorum, korkuyorsun. Anlıyorum, bunu onlara anlatmanın bir yolu yok. Ama sen de şimdi onlar gibi davranırsan kendine kim değerini gösterecek sana Ayperi? Kendine yapma bunu kızım.” 

El benim, dudak benim, beden benim. Ama hiçbir zaman bana ait hissettirilmedi. Her zaman başında bir çobanı dikilmeliymiş gibi. Zihnimde yalnızca ev, mahalle, köy var. Hepsinin uğultusu zihnimde yankılanıp duruyor. Kendimi bile duyamıyorum. 

Kim gösterecek sana hak ettiğin değeri Ayperi? Sen bile kendine o değeri veremiyorken. 

Öyle haklı ki daha birkaç gün önce hayatıma giren bu yabancı. Öyle haklı ki? Pek ben kendimi sevemedim diyeyse tüm bunlar, sen nasıl gördün Devrim?

Sen nasıl verdin o değeri?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm Yorumlar (46)

Eb 04.02.2026 13:41

Ayy sonunda bebişim

Paragraf 74
zulal 04.02.2026 00:39

YAA SEN NESIN BE ADAM🥹🥹

Paragraf 202
zulal 04.02.2026 00:35

bizde olmussuuuuzzz

Paragraf 180
zulal 04.02.2026 00:34

su harekete bakar misiniz ya cok basit gorunebilir ama eridim bittim😭😭

Paragraf 167
zulal 04.02.2026 00:25

iste daha erken gelseydin sende ya allah allaah

Paragraf 81
zulal 04.02.2026 00:21

naparsa yapsin arkandayim canim

Paragraf 51
zulal 04.02.2026 00:20

ayperi gercekten tam olarak icimizden biri o kadar gercekciki

Paragraf 42
İnci 04.02.2026 00:17

YA ABİ NASİL BU KADAR ANLAYİSLİ OLABİLİYO DEVRİM

Paragraf 205
zulal 04.02.2026 00:17

ya yerim seni😭💞

Paragraf 31
zulal 04.02.2026 00:15

erkeklerin hepsinden al bu yuzden nefret ediyorum iste

Paragraf 22
zulal 04.02.2026 00:14

o kadar iyi anlıyorum ki seni,bebegim beniim🥹🥹

Paragraf 15
İnci 04.02.2026 00:09

EZEL AYNI BEN

Paragraf 157
iremiiss 04.02.2026 00:00

arkandayim

Paragraf 51
iremiiss 03.02.2026 23:57

yerimmm

Paragraf 31
İnci 03.02.2026 23:57

BOKLU TİMUR YA SENİN YÜZÜNDEN AYPERİM KIRILDI

Paragraf 103
İnci 03.02.2026 23:54

Karadeniz hovardası olmak bunu gerektirir

Paragraf 85
İnci 03.02.2026 23:52

Evet bence bu yuzden evini yakabiliriz.

Paragraf 81
Ayşegül 03.02.2026 23:41

Kim kendine hakkettiği değeri veriyor ki? Bu gece de bunu düşüneceğiz. 🥺

Paragraf 207
İnci 03.02.2026 23:41

Soyle bi adam istedim çok mu şey istedim

Paragraf 33
İnci 03.02.2026 23:40

YAAAAA

Paragraf 31
İnci 03.02.2026 23:32

İki gözümün cicegi gelmissss

Paragraf 27
Aysima 03.02.2026 23:24

devrim kocan canım gelecekten geldim ben yine

Paragraf 207
H🌺 03.02.2026 23:23

Ya bayılıyorum ezel gibi karakterlere

Paragraf 155
Öykü 03.02.2026 23:22

🥹🥹

Paragraf 168
Aysima 03.02.2026 23:21

yuva mı 🥹🥹🥹

Paragraf 190
Öykü 03.02.2026 23:19

Ooooo ne kadar düşünceli bir bey

Paragraf 153
H🌺 03.02.2026 23:18

İçimden geçenleri dile getirdi devrim

Paragraf 51
Aysima 03.02.2026 23:17

ezel ben hahshshshhshshbahs

Paragraf 155
H🌺 03.02.2026 23:16

Ayperiye o kadar üzülüyorum ki gerçekten gözlerim doldu

Paragraf 33
Öykü 03.02.2026 23:15

🥹🥹🥹🥹

Paragraf 129
İnci 03.02.2026 23:09

Ben olsam bırak sevgili olmayı yüzüne bile bakmam

Paragraf 10
Öykü 03.02.2026 23:07

Maalesef askim

Paragraf 81
Aysima 03.02.2026 23:05

gitme mi dedin sen ayperi😭

Paragraf 44
Aysima 03.02.2026 23:04

sıkışmışım bir köşesine dünyanın... o kadar anlamlı ki

Paragraf 42
Aysima 03.02.2026 23:02

ooyyyyy 🥲🥲🥲🥲

Paragraf 31
Aysima 03.02.2026 23:02

hoşgeldin devrimcim gözümüz yollarda kalmıştı

Paragraf 27
Öykü 03.02.2026 22:58

Devrim Kozan sözü mü ya minnosum benim

Paragraf 33
Ecrin 03.02.2026 21:49

YA KIZIM TABİKİSİ SİZ

Paragraf 180
Ecrin 03.02.2026 21:45

EZEL SENİ YERİM ASKİM

Paragraf 155
Ecrin 03.02.2026 21:41

...

Paragraf 122
Ecrin 03.02.2026 21:39

Off kırgın yanına kurban olam ayperim nerden buldun sen o bok timuru

Paragraf 103
Ecrin 03.02.2026 21:36

Evet devro kizin parasini harciyo cbk yak onu

Paragraf 81
Ecrin 03.02.2026 21:32

Oncelikle sakin oluyorsun aşkısı

Paragraf 51
Zeynep 03.02.2026 21:31

Ayy bu ne guzel bir adam mükemmel dii bolum

Paragraf 205
Ecrin 03.02.2026 21:30

Yaa allahim bu adam saka mii

Paragraf 33
poemyeiis 03.02.2026 21:24

devrim kozan sözü🥹

Paragraf 33

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu