0 %

Neydi, ne oldu? Şu tez canım. Ertelendim hayattan, sevdim yarım

Yazı Boyutu
100%

5 / PART 1 

Bölüm kısa farkındayım ama part bir olarak düşünün olur mu? İkincisi de kısa sürede gelecek, bölümü ertelemek istemediğimden yazdığım kadarını attım ^^Sizi seviyorum tüm sorularınızı WhatsApp Kanalımdan ya da sosyal medya hesaplarınızdan iletebilirsiniz.

“Neydi, ne oldu? Şu tez canım.

Ertelendim hayattan, sevdim yarım.”*

*Sezen Aksu / Keskin Bıçak

 

 

Yüzüm yerdeki cam parçalarıyla çizilmişti. Yanağımdaki sızıyı hissediyordum. Vücudumdaki kan akışını… Ama yeterince acımadığını biliyordum. O kadar alışmıştım ki bir yana savrulmaya, bir başkasının günlerce aşamayacağı her şeyi birkaç saate toparlayabilir gibi hissediyordum. Bir sıcak duş yeterdi yeniden ayağa kalkmama. Hem de ayağımın altına batan cam parçalarına rağmen.

Ama ona bile izin yoktu. Gözlerim acıdan kapanmak üzereydi ve bilincimin gitmemesi için kendimi durdurmaya çalışıyordum. Devrim iki büyük adımda yanıma ulaşarak beni kucağına aldığında amcamın sesini işittim.

“Ne saçmalıyorsun lan sen!” 

“Karım,” dedi Devrim yeniden aynı sert sesle. Öyle korkutucu konuşuyordu ki yüzünü göremesem de ben olmasam amcamı öldürüp bir köşeye atacağından korktum. Elimi hareket ettirerek boynuna dokunmaya çalıştım belki biraz olsun sakinleşir diye fakat gücüm yetmedi. Bir eli kalçamın altından kavramış, diğer eli boynumla sırtım arasındaydı ve beni kucağında hiç zorlanmadan taşıyordu.

Bense artık gözlerimi açamıyor yalnızca seslerini işitiyordum. “İmam nikahlı karım ve sen artık bu kıza elini sürecek olursan seni bu toprağa gömerim,” dedi aynı ses tonuyla konuşmaya devam ederek. Geceye düşen sesi içime bir ferahlık verirken neler olduğunu kavrayamıyordum. 

“Ulan namussuz bu kız! Ne yapacaksın sen elin koynuna…” 

“O sesini keseceksin!” dedi Devrim sesini daha fazla yükselterek. “O cümleni devam ettirmeyeceksin ve dua et bu kız bugün kollarımın arasında da seni şu şerefsizin yanına dizmedim!”

Yerde yatan Timur’u işaret ettiğini anlamıştım ama hala beni kurtarmak için söylediği ve üç gün sonra ortaya çıkacağı belli olan yalanına anlam veremiyordum. Hissettiğim acıyla istemsiz hafif inlediğimde Devrim’in kolları titredi. 

“Baba, ben şahidim. Evlendiler.” Mert’in söyledikleri aklımı daha da karıştırırken Devrim hareket etmeye başladı.

“Ulan ne evliliği? Kimi yiyorsunuz lan siz!” amcamın içi boş öfkesi geceyi doldururken araba kapısının açılma sesini işittim. Ardından sırtım yumuşak araba koltuğuna değdi.

“Mert çalıştır şu arabayı!” Devrim ön koltuğa binmek yerine arkaya geçerek başımı dizlerinin üzerine yatırdı. Yaptığı hiçbir şeyi göremiyor ama hissediyor ve işitiyordum. Sanki gözümü açmaya birazcık bile mecalim yoktu. 

Başımın altında tenini hissetmek, sızlayan kalbime bir umut yeşertti. Bütün vücudum sızlıyordu. İnce bir damla vücudumda kol gezinirken, tenimin yandığını hissediyordum. Ölecek miydim? Bunu gerçekten yapacak mıydı?

Biliyordum, sonunun buraya çıkacağını hep biliyordum ama belki de kabullenmek istemiyordum. Bacaklarımı yavaşça hareket ettirmeye çalıştığımda yeniden sızladığını hissettim. Sol bacağımdan yukarıya doğru tırmanan acı ağzımdan ufak bir inlemenin çıkmasına sebep olurken araba çalışmış, yolda ilerliyordu. 

Babacığım eğer burada olsaydın. Eğer yaşıyor olsaydın tüm bunlar yaşanır mıydı yine de? Tüm sessizliğine rağmen ölmeme, canımın bu denli yanmasına izin vermezdin değil mi? Gözlerimden yaş değil kan akacak gibi hissediyorum. Nefes alırken göğsüme sanki cam batıyor. Tüm vücudumda ince ince cam sızıları var. 

Bir yabancı. Bir yabancının dizleri üzerindeyim. Ne mekân gerçeğe dair şimdi içimde ne de zaman. O kadar inandırmıştım ki kendimi kurtuluşun olmadığına ve Devrim’in yokluğuna. Yine de görmesin, babam yaşadığım bu acıyı görmesin. Biliyorum çok acır canı. Sessiz kalır belki ama gözlerinde o hüznü o çaresizliği hissederim. Yaşamı boyunca gözlerinde taşıdığı o çıkmazı görürüm.

Çünkü benim babam içinde sonsuz bir merhamet taşıyan fakat merhameti bir kendine olmayan bir adamdı. Büyük bir günahın bedelini öder gibi yaşardı her gününü. Ve sesi çıkmazdı ona yapılan hiçbir şey. Sanki bir bedel öder gibi. Buna rağmen saçlarımı okşadığında bütün merhametini hissederdim. Suskunluğuna rağmen, bir gülüşüyle yaşadığım tüm acıyı unuturdum. 

Bu yüzden onu kaybetmek, bu hayatta bana ait olan tek şeyi kaybetmek gibiydi. Babamın sessiz varlığı silikleşti, bir ölümle yok oldu. Annemin öfkesi artı. Sonra yıkıldı her şey üzerime. Şimdi olduğu gibi. 

Bir yabancının kollarındaydım. Bir yabancının kollarındayım ve o yabancı beni benim ailemden koruyor. Babam yok diye tüm bunlar. Eğer babam olsaydı hiç birisi yaşanmazdı biliyordum. Yanağımda keskin bir acı hissettim. Bir iğne damarlarıma batırılıp çıkarılıyormuş gibi hissettirirken bu acının gözümden süzülen göz yaşından ötürü olduğunu anlamak zor olmadı. 

“Ağlama,” dedi Devrim’in sesi usulca. “Ağlama Ayperi. Ağlama çünkü biraz daha ağlarsan o evi başlarına yıkacağım.” Kulağıma ulaşan fısıltısı ellerimin titremesini dindirdi. Gözlerimi açamıyordum fakat yaşlarım akmaya devam ediyordu. Devrim’in sesinin titrediğini hissettim. “Ağlama,” dedi yeniden fakat bu sefer onun da sesi ağlar gibiydi. 

Gerçekten bu kadar çok mu seviyordu beni? Sorgusuz, sualsiz. Hiçbir şey olmadan, bir karşılık beklemeden ellerimi iyileştirecek kadar. Tanıştığımız ilk gün, üç gün önce. Bana defalarca kez ellerin iyileşti mi diye sormuştu. Her bir sorusunun ardında yatan gerçeği görmüştüm. Bahsettiği hiçbir zaman ellerim değildi. Yüzüme inan o tokadı soruyordu fakat o kadar kibar, o kadar anlayışlı bir adamdı ki bunu bile ellerimi bir metafor gibi kullanarak yapmıştı. 

Arabanın kapısı açıldı. Devrim’in kalın kollarının arasında buldum kendimi. Hastaneye geldiğimizi dışarıdan gelen seslerden anladım. Ve gözlerimi biraz olsun aralamaya çalıştım. Devrim’in silik yüzü dışında hiçbir şeyi göremedim. 

Sırtım yumuşak bir zemine değdiğinde sedyeye yatırıldığımı anladım. 

“Ne oldu hastaya?” gelen kadın sesinin ardından. 

“Darp edildi,” dedi Devrim net bir sesle. 

Soğuk eldivenler tenime değdiği anda bütün vücudum istemsizce titredi. Cam kesiklerinin battığı yerler yanıyordu. Nefes aldım fakat sesimi çıkarmaya bu sefer gücüm yetmedi. 

Doktor yüzüme eğildi. 

“Hanımefendi, beni duyabiliyor musunuz? Başınızı hafifçe sallayın.”

Boğazım yandı. Kemiklerim kaburgalarıma batıyor gibi acıyordu. Konuşamadım fakat çok zorlanarak başımı birkaç milim oynattım.

“Tamam,” dedi doktor. “Bilinç açık.”

Başka bir kadın sesi işittim. 

“Vücudunda yaygın yüzeysel kesikler var hocam, cam kesiği ve cam parçaları.”

“Adli vaka olarak giriyoruz,” dedi doktor. “Fotoğraflama yapalım sonra pansuman.” 

Gözümün üzerinde bir flaş patladı. Ardından Devrim’in sesini işittim ve içimdeki korku büyüdü. “Polise haber verildi mi?”

“Veriliyor ekip yolda.”

“Monitöre bağlayalım,” sesi işittim ardından. Bir anda etrafım hareketlendi. Gözlerimi hala aralayamıyordum. Yapışkanlar tenime değdikçe irkildim. Kalbimin sesi odada yankılanıyordu. Dudaklarımı kıpırdamaya çalıştım fakat kendi sesimi ben bile işitemiyordum. 

Acıyordu, çok acıyordu. 

“Kalp ritmi düzenli,” dedi hemşire. Kolum hafifçe kaldırıldı. Daha sonrasında gelen sesleri işitemedim. Tek hissettiğim kolumda açılan damarın hafif yanmasıydı. Gözlerim gibi bilincim de kapandığında acımın dindiğini hissettim.

“Bir daha iş bulamayacak!” Devrim’in sesini işittim. “O adam hiçbir yerde çalışamayacak Osman. Bana bir daha başka bir şey deme. Git ve dediğimi hallet.”

Birkaç saniye karşısındakini dinledi. 

“Ulan gerekirse olacaksın. Gerekirse mafya da olacaksın. O iti hiçbir yere işe aldırmayacaksın. Sürünsün orospu çocuğu!”

Kimden bahsediyordu? Vücudum sızlıyordu fakat acı derin uykuya dalmadan öncesi kadar belirgin değildi. Zihnimde bölük bölük beliren anlar şekillendi. Devrim’in gelişi, Timur’u önüme atışı ve beni cehennemimden, amcamın ellerinden kurtarışı. 

“İyi, Ayperi uyanınca ifadesini verecek.”

Gözlerimi zar zor araladığımda Devrim karşıdakinin ne dediğini dinlemeyi bırakıp telefonu sehpanın üzerine bıraktı ve iki büyük adımda yanıma geldi. Telefonun ucundan adamın sesi gelirken o sesi umursamadan yatağın başına geldi. 

İçi oldukça lük gözüken bir hastane odasındaydım. Devrim üzerinde eşofman takımıyla odamdaydı ve yandaki koltuktan anladığım üzere yanı başımda sabahlamıştı. Kaç saattir burada olduğumu bilmiyordum. Tek bildiğim artık yaralarımın eskisi kadar sızlamadığıydı.

“Ayperi,” dedi Devrim. Sert bakışları yumuşadı. Biraz önce telefone haykıran o adamın yerine tanıştığım İstanbul Beyfendisi geldi. Yaşadığımız her şeye rağmen herkese karşı bu kadar sert olan bu adamın, ellerime titreyerek bakmasına gülümsedim. Ya da gülümsemeye çalıştım fakat hissettiğim acı ona bile engel oldu. 

“Konuşma,” dedi Devrim. Yatağın yanına oturdu. Elimi avuç içine aldı. “Ellerini iyileştirdim bataklık çiçeği ama şimdi her yerin yara bere içinde.”

“Olsun,” dedim ona rağmen zar zor konuşarak. “İyileşir.”

Gözümden birkaç damla süzüldü. Bataklık Çiçeği. Çamurun içinde bütün güzelliği ve temizliğiyle açarken o pisliği kaybettiğinde hayata tutunamaz da. Bataklık Çiçeği. Nefret de etse kökündeki kirden beslendiği batağa bağlı tüm güzelliği.

“Özür dilerim Ayperi,” dedi kırgın sesiyle bana. Kendine karşı mıydı bu hüznü yoksa bana karşı mı bilmiyordum. “Özür dilerim çok geç kaldım. Özür dilerim verdiğim sözü tutamadım.”

“Tuttun,” ona karşı çıktım. Fazlasını bile yapmıştı. Ağzımdan zar zor çıkan tek tük kelimeleri seçerken zorlanıyordum. Sakinleştiricinin etkisi miydi yoksa uzun süredir çektiğim acının geçici hasarı mı bilmiyordum. 

“Polisler gelecek, ifadeni alacaklar tamam mı?” bakışlarıma bir korku yerleşti. Gözlerimden birkaç damla daha süzüldü. Ne diyecektim? Gidecek bir evim bile yoktu ne diyecektim? Sanki gözlerimdeki korkunun ardında saklanan soruyu görmüş gibi devam etti. “Anlatacaksın her şeyi dosdoğru. Ben varım arkanda. Yemin ederim bu sefer bir an bırakmayacağım o eli. Ben varım, hiçbir şey yapamaz sana.” Göz yaşlarım akmaya devam etti. Devrim bir an sol elini kaldırdı. Göz yaşımı silecek sandım fakat eli hemen ardından geri indi.

“Karın?” dedim kurduğu son cümleyi hatırlayarak. “Kurtarmak için söyledin biliyorum.” 

“Hayır,” dedi Devrim karşı çıkarak. “Kurtarmak için söylemedim Ayperi.” Ne demek istediğini soracaktım ki kapı tıklatıldı. Kurduğu cümle kalp atışlarımı hızlandırırken Devrim sağ eliyle tuttuğu elimi bırakmadı. 

Ellerimdeki geçmiş ama izi kalmış yaraların üzerini büyük baş parmağı ile okşuyordu. İçim burkuldu. Tekrar gözümden birkaç damla süzüldü. 

“Ağlama,” dedi Devrim kısık sesle içeriye doktor eşliğinde polisler girerken. 

“Hastamız kendini iyi hissediyorsa ifadesini alacağız.” Doktor Hanım yanıma kontrollerimi sağlamak için yaklaştığında Devrim mecburen elimi bıraktı ve ayağa kalktı. Boşlukta kalan parmaklarım onun sıcaklığını kaybettiğinde içimde de bir boşluk oluştuğunu hissettim. 

O kadar sahipsizdim ki bu hayatta üç gündür tanıdığım bir adamın sıcak elleri evim gibi hissettirebiliyordu.

“Sizi dışarıya alalım,” dedi polisler Devrim’e ve Doktor Hanım’a seslenerek. Önce doktor çıktı kapıdan ardından Devrim fakat çıkmadan önce son kez gözlerime baktı. O gözlerdeki güven, dik bakışı gördüm. Yapmam gerekeni yapmamı söylüyordu fakat içimdeki korku, yaşananların ağırlığı hala nabzımın üzerinde atıyordu. 

“Nasılsınız Ayperi Hanım? Daha sonra da gelebiliriz ifade için. İki üç ufak sorumuz var fakat kendinizi rahat hissetmediğiniz an belirtmeniz yeterli.” 

“Cevaplarım,” dedim yalnızca. Ne cevap vereceğimi bilemeden. Zihnim biraz daha açılmıştı. Konuştukça dikişlerim sızlıyordu fakat dayanılamayacak bir acı değildi. 

Polislerden biri odadaki sandalyeyi yatağımın yanına çekti. Odada yankılanan ses içimdeki korkuyu tetiklerken omuzlarım istemsizce gerildi. Hastane odasının keskin kokusu genzimi yakarken az önce Devrim’in tuttuğu avuçlarımı çarşafın üzerinde birbirine kenetledim.

“Hazırsanız başlayalım Ayperi Hanım?”

Hazır mıydım?

Bu kelime içimde yankılandı. İnsan hayatının alt üst olmasına, kemiklerinin kırılmak istemesine ne zaman hazır olurdu ki? Başımı belli belirsiz salladım ve sesimin titrememesi için önce nefesimi toparladım. 

“İyiyim,” dedim sonunda. Yalanın boğazımdan geçerken bıraktığı o pürüzlü hissi anımsayarak. “Sorabilirsiniz.” 

Polis önündeki kâğıdı açtı. Kalemin kapağının sesi yankılandı sessiz odada. “Dün gece yaşanan olayla ilgili birkaç soru soracağım. Olay saat kaç sularında nerede yaşandı?”

Polisin sorusu havada asılı kalırken zihnim birkaç saat öncesine gitti. Arabaya atılışıma, bir çöp torbası gibi arabadan çıkarılışıma. Boğazımın ortasında düğümlenen o tanıdık koku, yıllardır susturulmuş bir çocuğun sesi gibi yukarı tırmanıyordu.

Kaçabilirdim, yine susabilirdim, saklanabilirdim, kabulelenebilirdim yaşanan her şeyi. 

Yavaşça nefes aldım. 

“Saat kaçtı hatırlayamıyorum. Kahvede bir şeyler duymuş onun öfkesiyle geldi. Evden çıkarılışım, arabaya bindirilişim hepsi parça parça gözümün önünde. Galata köprüsünün ayaklarında buldum kendimi.”

Parmaklarım çarşafın üzerinde titredi. O anın görüntüsü zihnime, istemediğim kadar canlı geri döndü. Kahveden eve gelişi, kapının sert açılışı, gözlerindeki o tanıdık öfke. Cümlenin devamı boğazıma takıldı. Sanki o an yeniden üzerime yürüyordu. Omuzlarım istemsizce gerildi. 

“Beni evden sürükleyerek çıkardı,” diye fısıldadım sonunda. “Galata köprüsünün altına götürdü, ıssız bir yere.” Odanın içindeki hava ağırlaştı. 

Polis not almaya devam ederken ben gözlerimi sabit bir noktaya diktim. Eğer kıpırdasaydım sanki o görüntüler geri gelecekti.

“Sonra?” diye sordu sakin bir sesle. 

“Sonrası,” dudaklarım titredi ama sesimi tuttum. “Sonrasını çok net hatırlamıyorum ama…” gözlerim ilk kez kapıya kaydı. Sanki hala oradaymış gibi. “Devrim buldu beni.”

Polis kalemini durdurdu. “Nasıl buldu?”

Yavaşça yutkundum.

“Bilmiyorum,” dedim dürüstçe. “Ama ben yerdeydim.” Parmaklarım çarşafın içinde sıkıca kenetlendi.

“Peki cam parçaları, onlar nasıl yüzünüze geldi?”

“Evden çıkarken ayakkabı giymeme izin vermedi. Yerdeki kırık alkol şişeleri önce ayaklarıma battı.” Gözlerimden birkaç damla süzüldü. Polis memuru yanımdaki komodinin üzerinde duran sürahiden bir bardak su doldurdu ve bana uzattı.

“Hemen cevap vermek zorunda değilsiniz,” dedi usulca. “biraz dinlenin isterseniz.” Başımı olumsuz anlamda salladım. Bu gücü tekrar kendimde bulabilir miydim bilmiyordum.

“Anlattığım gibi gelişti her şey. Yere düştüm. Sonra yüzümü bile isteye yere bastırdı.”

“Kasti olduğunu onaylıyorsunuz yani. Şikayetçi misiniz peki?”

“Evet. Onaylıyorum.” Devrim’in kapıdan çıkarken ki bakışını anımsadım. Gözlerindeki güveni. “Evet, şikayetçiyim.”

“Teşekkür ederiz Ayperi Hanım. Bir imzanızı alalım sizi daha fazla yormayalım.” Önüme koyduğu kağıda titreyen ellerimle imza attığımda polis memurları tebessüm ederek odadan ayrıldı. Onların çıkışının hemen ardından içeriye Devrim girdiğinde içimde yeniden aynı tanıdık his oluştu. 

Yatağın kenarına gelerek polisler gelmeden önce oturduğu yere yeniden oturdu. Hemen baş ucumdaki sandalyeyi boş bırakmayı seçmişti. 

“İyi misin?” dedi gözlerime bakarak. Eli yeniden elimi kavradı. Sanki bıraktığı an düşeceğimi hisseder gibi sıkı sıkı kavrıyordu elimi. Acıtmaktan korkar gibi okşuyordu. Burada olduğunu her zerreme hissettirmeye çalışıyordu.

“İyiyim,” dedim ve göz yaşlarımın akmasına izin vermedim. Bir savaş başlatmak demekti o kâğıda imza atmak. Çocukluğumdan beri yapmaya cesaret edemediğim o başkaldırıydı. Şimdi sanki bana bez bebeği layık görmeyen, bir uçurtmadan mahrum bırakan kim varsa karşıma almış tek tek hesap sormak için dikilmiştim. Gönderilmediğim üniversite sıralarını, okutulmayan lise yıllarımı, çalınan her şeyi birer birer geri almak ister gibi. 

Ama en çok da o kırmızı uçurtma ve pembe balon için. Çünkü benim sahip olamadığım her şey o balonda ve uçurtmada saklıydı. Tüm kayıplarım orada, o uçurtma peşinde koştuğum günde başlamıştı biliyordum. 

Şimdi bir uçurtmanın değil, kendi hayatımın peşinde koşuyordum. Bu kovalamaca nereye kadar devam edecekti bilmiyordum ama çabalıyordum işte. Ve ilk kez çabaladığım içindir belki canım eskiden olduğu kadar yanmıyordu.

“Ne yapacağım şimdi?” dedim çaresizce. “Ne yapacağım?”

Devrim sustu. Bir cevap vermedi ama zaten vereceği cevabı biliyordum. Artık ezberlediğim iki kelime zihnimde dönüp duruyordu. Ben yapacağım, diyecekti. Ben yapacağım. Ama kim olarak? 

“Evleneceğiz,” dedi Devrim kalbimin hızla atmasına sebep olacak bir kelimeyle sandığımın aksine konuşarak. “Şaka yapmıyordum. Gerçekten evleneceğiz. Özür dilerim bunu sana soramadığım için ama senin için başka bir yol göremedim Ayperi.”

“Ne?” ağzımdan başka bir kelime çıkmadı. “Nasıl?” dilim tutulmuş gibi. 

“Ben düşündüm Ayperi,” dedi hiç onu görmediğim bir ciddiyetle. Elimi tutmaya devam ediyordu. “Yemin ederim çok düşündüm ama sana istediğin o hayatı vermenin evlilikten başka bir yolu yok. Bak ben seni kaçırır, bursunu verir okuturum ama sen ne anneni geride bırakacak bir kızsın. Ne amcan senin peşini bırakacak bir adam. Haklıydın, evlenmekten başka çare yok senin hayatında ama bu gerçek bir evlilik de olmak zorunda değil.” 

“Benimle mantık evliliği mi yapacaksın?” şaşkınlığım ses tonuma yansıdığında yatakta doğrulmaya çalıştım fakat Devrim izin vermedi. 

“İster anlaşmalı de ister sözleşmeli de. Sadece daha rahat bir hayat sürebilmen için. Üniversiteyi kazanana kadar. O bir yıl sana burs vereceğim, çalışacaksın.”

“Peki ya sen?” dedim onun bu hikâyenin neresinde kalacağını bilemeyerek. “Sen neden hayatını bırakıp böyle bir kızın kaderine mahkûm edesin Devrim?”

“Ben o kıza bundan iki yıl önce, bir üç mart gecesinde elinde limonlu pop kekiyle iş çıkışı su toplayan ellerini iyileştirmeye ve doğum gününü kutlamaya çalışırken mahkûm ettim zaten kaderimi.”

Gözlerine baktım. Gözlerindeki o parıltıyı ve heyecanı gördüm. Bana daha önce hiç tatmadığım bir duyguyla bakıyordu. İki dudağımın arasından çıkacak kelimeyi en değerli hazinesi gibi bekliyordu. Onu inceledim. Kaşlarını, kıvrımlı yüz hatlarını. Büyük gözlerini, hafif kalın dudaklarını. Yüzündeki çizgileri. Geniş omuzlarını. Ellerini ve ellerindeki yaraları. Onun da ellerinde kabuk bağlamış yaralar vardı.  

“O ne demek?” dedim onu incelemeyi bir kenara bırakarak. Derin bir nefes aldı. Aldığı nefes odanın içine ağır ağır çöktü. Konuşmasını beklemek bile bir ömür gibiydi. 

“Hasta yatağında seni bunlarla boğmak istemiyorum ama hiçbir şeye vaktimiz yok,” dedi önce kendini açıklayarak. Ardından ekledi. “Hiç çıkarmadığın kırmızı atkını baban aldı Ayperi. O yüzden boynundan hiç çıkarmamaya özen gösteriyorsun. Ellerin hep su topluyor ama ne alırsan al geçmiyor çünkü sürekli eczaneye girip çıkıyorsun bunun için. Akşamları parkta oturup kedilerle oynuyorsun bazen ve buna bile laf edilir diye evdekilere mesaiye kaldığını söylüyorsun. Üç kedin var. O kedilerle konuştuğunu, kimseye anlatamadıklarını onlara anlattığını biliyorum.” Ben bütün bunları nasıl bildiğinde kalmıştım. 

Bana ilk gün hediye ettiği o limonlu pop kek, aslında beni tanıdığı ilk güne. Bir başka üç mart gecesine mi tekabül ediyordu? Zihnimi zorladım. Hangisiydi bilmiyordum. Neredeyse her doğum günümde kendimi o parkta bulurdum ve bu yüzden hangi üç marttan bahsettiğini anlamıyordum.

“Eve geldiğinde doğum günüm olduğunu biliyordun,” dedim elimden aldığı çay tepsisi gözümün önüne gelirken. Başını yavaşça olumlu anlamda sallayarak beni onayladı. Onun önünde küçülüşümü, dayak yiyişimi düşündüm istemsizce. Ve gözümden birkaç damla süzüldü. Nasıl evet diyecektim ben bu teklife? Hiç tanımadığım ve bana aşık olduğunu dile getiren bir adamla nasıl gözüm kapalı hayatımı bağlayacaktım. 

Başka yol aradım zihnimde. Başka bir yol ama biliyordum yoktu. Evim yoktu, bana sahip çıkabilecek bir annem yoktu, babam yoktu. Ve ben o ailenin karşısına geçebilecek kadar cesaretli bir kız değildim. Belki küçüklüğümden beri yediğim dayakların etkisi belki onlara karşı duyduğum sevgi bilmiyordum. Ama annemi tamamen kaybetmeyi göze alamıyordum. Benim de gücüm bu kadardı. Hayatımdaki hiçbir şeyi değiştirmeye yetmeyen bir güçtü.

“Bilmiyorum,” dedim canım yanarken. “Bilmiyorum. Sevgi bu Devrim, geçmez mi? Biriyle evlenmek çok büyük bir şey. Ömrünü bana mı bağlayacaksın bir duygu uğruna. Geçer, ilk kez mi âşık oluyorsundur sen? Koskoca adam. Yok, hayır. Olmaz ki böyle Devrim.”

“İlk kez,” dedi Devrim içinde bulduğum odadan beni alıp götürecek bir cevap vererek. Nabzımın atışları hızlandı. Kalbim biraz daha hızlanırsa o sesi işiteceğinden korktum. “İlk kez aşık oluyorum Ayperi ve son kez olacak biliyorum.” 

“Ailen,” dedim yüzüne kaldırarak bakışlarımı. Yüzüne baktığımda gözlerimin dolduğunu hissettim. Bir adamın beni ittiği çukurdan bir başka adam çıkarmaya çalışıyordu. Sol gözümden bir damla göz yaş süzüldü. 

“Ağlama artık Ayperi,” dedi Devrim baş parmağını yanağıma götürerek. Yanağıma düşen göz yaşını sildi fakat hemen ardından süzülen yaşlar Devrim’in elini de ıslattı. Yanağımın üzerindeki kurumuş, çatlaklara sahip eli bana ilk günkü yaralarımı anımsattı. 

Şimdi yaralar onun elindeydi. “Ailem için bir sorun yok. Sen de bana yardımcı olmuş olacaksın,” diye devam etti. 

“O ne demek?”

“Onu da sözleşme imzalayınca anlatayım,” dedi elini yanağımdan çekerek. “Şimdi biraz dinlen ve düşün Ayperi ama çok vaktimiz yok ve inan bunu kendimden çok senin için istiyorum.” 

“Bu yüzden ikna olamıyorum,” dedim gitmesine izin vermeyerek. “Beni düşündüğün için. Evlilik bu. Bir insan aklını kaçırmadıysa neden yalnızca hoşlandığı için bir kadını ailesinden kurtarmak üzerine evlenir Devrim? Oturmayan taşlar var ve ben yerine koyamıyorum.”

“Yalnızca hoşlandığı değil, aşık olduğu için.” Öncelikli cevabı sert bir tonda geldiğinde sustum. Hayır, duygularının yoğunluğuna inanmıyordum. İyi biri olabilirdi, benden hoşlanıyor olabilirdi ama aşk. Hiç tanımadığı birine ve bana. Sanki bakanın göze alamadığı bir güzelliğim varmış gibi. 

“Ha buna inanmıyorsan,” ses tonundaki öfkeyi hissettim. Sesi yüksek değildi fakat daha net ve seçici konuşuyordu. “Benim de bir evliliğe ihtiyacım var Ayperi. Dedemin isteği bu yönde. Detaylarını da eğer bu evliliği kabul ediyorsan konuşuruz. Şimdi, dinlen.” Aksini kabul etmeyen cümlelerine karşılık bir cevap veremedim. 

Dedemin isteği bu yönde ne demekti? Mirası için mi evlenmesi gerekiyordu? Odadan çıkacağını sandım fakat odanın sol tarafında kalan ziyaretçi koltuğuna geçerek koltuğa uzandı. Bana bakmasa da bir gözünün bende olduğunu fark edebiliyordum.

Ara ara gözlerim ona kaydı. Uzandığı koltukta telefonundan bir şeylere baktı, ekranını buradan seçemesem de birileriyle mesajlaştı, mail kutusunu kontrol etti. Başı bir an bana kaymadı ama o gözlerin bir boşlukta beni izlediğine emindim. 

İçimde son yirmi dört saatin mahkemesi sürerken başımdaki ağrıyla gözlerimi kapattım. Karanlığın getirdiği sakinlikle neler yaşadığımı düşündüm. Gözümün önüne yüzüme atılan tokat geldi, başımı istemsizce olumsuz anlamda salladım. Hayır, artık her karanlık bana kendi karanlığımı mı hatırlatacak?

Gözlerimi kapattığımda uykuya dalmam kısa sürmüştü fakat sanki düşüncelerim uykuda bile peşimi bırakmayarak rüyalarımda devam etmişti. Tekrar tekrar aynı kâbusu görmüştüm. O eve gelişim, çıkarılışım, arabaya bindirilişim. Uykumda ağladığımı ve her an uyanabileceğimi hissediyordum. Unutacaksın, dedim kendime. Unutmak zorundasın, devam etmek zorundasın.

Dışarıdan gelen tanıdık iki ses zar zor daldığım uykudan beni kaldırırken gözlerimi aralamakta zorlandım. Ömrüm boyunca en uzun uyuduğum günde olabilirdim fakat üzerimdeki yorgunluğu bir türlü atamıyordum. Uzandığım hastane yatağı son derece rahat ve konforluydu. Kolumdaki serum bitmiş, pansumanlarım gün içinde yenileniyordu. Burada kalmak için artık hiçbir sebebim yoktu çünkü tek yapmamız gereken yaralarımın iyileşmesini beklemekti fakat Devrim bir gün daha burada kalmam konusunda ısrarcı olmuştu. 

Ve sonunda onun dediğini yapıyorduk. Gözlerimi araladığımda odada konuşanların Devrim ve doktorum olduğunu gördüm. 

“Bugün çıkış yapabilirsiniz, haftada bir gelirseniz yine rutin kontrolleri yaparız.” Devrim doktora başını olumlu anlamda sallayarak cevap verdi.

“Sağ olun hocam,” diye ekledi ardından. 

“Geçmiş olsun Ayperi Hanım,” Doktor Hanım’a tebessüm etmeye çalıştım. 

“Teşekkür ederim.” Tebessümle karşılık vererek odadan ayrıldığında Devrim bana döndü. Kafamdaki boşlukları doldurmak isteyerek konuştuğunda, bugün dünden çok daha iyi hissettiğimi fark ettim. Yorgun ve halsizdim fakat acı dün ki kadar keskin değildi. Yara iyileşmiş, izi kalmıştı.

“Benim eve geçeceğiz şimdi. Zaten bildiğin yer yabancılık çekmezsin. Eğer benimle kalmak istemezsen Ezel’i arayacağım. İki gündür telefonunu taciz ediyor ama tek başına kalamazsın.”

“Ezel’i arayayım ama o kalamaz benimle,” dedim onu düşünerek. Ailesinden öyle uzun süreli ya da üst üste izin almasının bir yolu yoktu. Olsa bile sonrasında çok problem çekerdi. Bunu yaşamasını istemiyordum. Zaten hayatımız olabildiğince yokuş aşağı ilerlerken bir çakıl taşı da benim koymam olmazdı. 

“Biz hazırlanalım ve eve geçelim,” dedi Devrim daha fazla üstelememe izin vermeden. “Sonra biraz konuşalım. Ezel’e de öyle haber verirsin olur mu? Eğer tek kalmaya korkmazsan ben başka bir yerde de kalabilirim.” Rahatsız hissetmem için verdiği çaba içimi ferahlatırken ona olan güvenimle konuştum. 

“Hayır, kalabilirsin. Senin evin zaten. Birinin gitmesi gerekiyorsa bu benim.” 

“Ciddiyim,” dedi Devrim son cümleme aldırmadan. “Senin benim yok. Daha iyi hissettirecekse yalnız bırakabilirim. Hem dert etmeni gerektirecek bir şey yok. Yakınlarda kalabileceğim ev var.” 

Söylediklerine pek inanmamıştım ama cümlemi yeniledim. “Ben amcamla yirmi yılı aşkın süre yaşadım Devrim. Seninle kalmak rahatsız olacağım son şey.”

“Peki,” dedi Devrim. Ardından gerginlikle etrafa baktı. Onun zar zor yüzleştiği bu gerçekleri ben yıllardan beridir yaşıyordum. “Şimdi hemşire üzerini değiştirmene yardım etsin sonra çıkalım. Kapının önündeyim ben.” Başımla onu onayladım. Odadan çıktıktan birkaç dakika sonra içeriye iki hemşire girdi. Onların yardımıyla yataktan kalktım. Ayaklarımın altı sızlıyordu fakat katlanılamayacak bir acı değildi. 

“Çok zorlamayın,” dedi hemşire üzerimdeki tişörtü sıyırırken. Sonrasında ne olacaktı artık ben bile bilmiyordum. Annemle nasıl yüzleşecektim? Amcamdan şikayetçi olmuştum, anneme ne yapacaklardı? Onu evden atarlar mıydı? Devrim bana yardım etmişti ya ona? Etmezdi ki, böyle bir şey de talep edemezdim ondan. 

Kalbim, zihnimdeki düşüncelerin karanlığında boğuluyordu. Üzerime giydirdikleri eşofman takımını Devrim’in aldığını anlamak zor değildi. Onun varlığına tutuyordum, peki ya nereye kadar? İki laf arasında ettiği o teklifi kabul etsem anlattığı kadar kolay olacak mıydı her şey?

Hemşire bana kapıya kadar eşlik etti. Ayaklarımın üzerine tam basamamaya çalışarak yanımdaki kadına yaslana yaslana ilerledim. Kapıyı açtığımızda kapının önünde bekleyen Devrim beni görünce belime elini yerleştirerek, hemşirenin yerini aldı. 

“Teşekkür ederiz,” dedi hemşireye tebessüm ederek. 

“Çıkış işlemleriniz tamamlanmış, geçmiş olsun.” Devrim adım atmama izin vermeden tek harekette beni yeniden kucağına aldığında kendimi bu anın başında hissettim. 

“Hastanedeyiz,” dedim ne olduğunu şaşırarak. 

“Farkındayım.” 

“Yürüyebilirim,” diye yeniledim beni bilerek anlamadığını fark etsem de.

“Elbette,” dedi aynı umursamazlıkla.

“O zaman rica etsem indirebilir misin?”

“Yok,” hastaneden çıktığımızda dışarıdaki insanlar bana ve Devrim’e ara ara bakıyordu. Otoparka ilerlemeye devam etti.

“Devrim,” dedim sinirli bir tonda.

“Sus ve dinlen Ayperi. Eve gidince konuşacağımız çok mesele var.”

“Evlilik gibi mi?” dedim ona inadımdan köşesiz davranarak. Arabasının önüne geldiğimizde beni tek eliyle taşımaya devam etti ve diğer eliyle anahtarı bularak kapıyı açtı. Ön koltuğa yerleştirirken bana cevap verdi. 

“Tam olarak evlilik gibi.”

 

 

 

 

 

Tüm Yorumlar (27)

Sengulgunesdogsunyeniden 23.02.2026 22:13

Bu adam ne be uffff diyorum

Paragraf 107
H🪷 23.02.2026 20:58

Adam be

Paragraf 10
zulal 23.02.2026 06:39

ya gercekten seviyor musun yoksa evlenmek icin mi boyle diyorsun emin olamıyorum ya...

Paragraf 112
zulal 23.02.2026 06:37

devrim gercek olamayacak kadar mukemmelsin ya

Paragraf 107
zulal 23.02.2026 06:30

ya seviyor seni iste ayperim🥹

Paragraf 58
zulal 23.02.2026 06:29

ozur dilemeyi acizlik olarak gormeyen bir erkek sonunda🥹

Paragraf 54
zulal 23.02.2026 06:28

onlarida iyilestirirsiniz beraber🥹

Paragraf 51
zulal 23.02.2026 06:20

erkek adam sevdigi kadin agliyor diye aglar tabii🥹

Paragraf 24
zulal 23.02.2026 06:04

oh be sonunda

Paragraf 10
zulal 23.02.2026 06:04

ya ben bu cocugun karim diye sahiplenisini yerim ya

Paragraf 9
zulal 23.02.2026 06:03

daha ilk paragraftan aglicam dur bi😭

Paragraf 6
İnci 22.02.2026 23:11

DEVRİM GREEN FLAG DEGİL DİREKT ORMAN

Paragraf 112
Aysima 22.02.2026 23:10

zevkten elli beş köşeyim hemen evlenin aşklarım ballarım birtanelerim

Paragraf 152
Aysima 22.02.2026 23:09

çok seviyorum çok seviyorum çok seviyorum

Paragraf 142
Aysima 22.02.2026 23:06

oley be oley be önce erkek aşık oldu,koşsun peşimizde oleyu

Paragraf 119
Aysima 22.02.2026 23:02

devrim kozan,ben seni bi günde sevmedim ama kalbin dursa dönüp bakmayacağım sana alıntısı beynimin içini kemiriyor

Paragraf 107
İnci 22.02.2026 22:56

Şu kadar sevilsek yeterdi be🥹

Paragraf 24
Aysima 22.02.2026 22:55

anneeeee 😭😭😭

Paragraf 51
Aysima 22.02.2026 22:53

bundan sonra acımayacak ayperi,söz

Paragraf 41
İnci 22.02.2026 22:52

SEN ŞEREFSİZSİN BİZ BUNU SENİN YÜZÜNE VURUYO MUYUZ AYRICA AYPERİ NAMUSSUZ OLCAK Bİ ŞEY YAPMADI KİT BEYİNLİ

Paragraf 11
Aysima 22.02.2026 22:51

benim bebeklerim 🥹🥹

Paragraf 24
İnci 22.02.2026 22:50

İŞTE BU BE İŞTE BU ARTIK AYPERİYİ BU GUDUBET EVDE OKUMİYCAZ

Paragraf 10
Aysima 22.02.2026 22:49

ayperi 😭😭😭😭😭

Paragraf 19
Aysima 22.02.2026 22:48

GEBER TAMAM MI BOK HERİF AMCA GEBER

Paragraf 11
Aysima 22.02.2026 22:47

ayperiye olan üzüntümden serum bağlatmaya gidicem şimdi

Paragraf 6
Ayşegül 22.02.2026 22:02

Ağladım... 🥺 Devrim' in her ağlama sözünde ağladım...

Paragraf 152
Öykü 22.02.2026 21:54

Oyyy🥹🥹

Paragraf 24

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu