“kaçış sandın, kurtuluştu tutsaklığın.”
Lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı ihmal etmeyin. Yorumlarınız en büyük motivasyonum bıldırcınlar. (Ne alaka demeyin şu sıra çok sevdiğim herkese bıldırcınlarım diyorum)
“kaçış sandın, kurtuluştu tutsaklığın.”
3 - 4 Mart, 2023
Bir evin sana ait olması senin olmasıyla ilgili bir durum değildi. Ve aynı şekilde bir insanın ailen olması kan bağından geçmezdi. Ama hepimiz hayatımızı görünmez iplerle bağladığımız bu insanlara bir aidiyet ve sorumluluk taşıyorduk.
Anne.
Küçük bir çocukken de anlayamazdım gözlerinde taşıdığın öfkeyi şimdi de anlayamıyorum. Kim taşıyor yüreğindeki yangına odunları? Kim besledi içinde bitmek bilmeyen nefreti. Babam mı? Ben mi? Neden sevmedin beni? Neden hiç sahip çıkmadın?
İnsan evladına bunun yapılmasına izin verir mi? Verir. Ve insan bazen evde olsaydım böyle hissetmezdim diyebilmek için de sokakta kalırmış. Bugün, bir bank üzerinde yabancının bıraktığı kremle parmaklarımı ovuştururken öğrendim.
“Ayperi!” Mert’in sesini işittiğimde alele acele cebime attım. Küçük krem kutusu pantolonumun cebine sıkışarak şişkinlik oluştursa da aldırmadım.
“Efendim,” dedim burnumu çekerek. Gözlerimden artık yaşlar süzülmüyordu. İçimde neden olduğunu kavrayamadığım bir erinlik vardı. Korkum ve acım yerini rahatlığa bırakmak üzereydi fakat sebebini çözememiştim.
“İyi misin?” dedi yanağıma bakarak. Yanağımda koca bir kızarıklık olduğuna emindim. Keşke bu soruyu sorana kadar karşı çıksaydın Mert. Keşke babanın önünde durabilseydin.
“Sence?” dedim onu tersleyerek.
“Kızım önce bana söyleseydin ya,” dedi lafıma aldırmadan. “Önce bana gelseydin. Bir çaresine bakardık.”
“Babanın attığı tokadın çaresine baktığın gibi mi?” cümlem yüzüne bir tokat gibi çarpmıştı. Gerçekti, kaçtığı gerçeği. Onun kardeşleri şehir dışında üniversite okurken ben burada evlerine üç kuruş para girsin diye çalışıyordum. Gecemi gündüzüme katarak. Yine yaranamıyordum. Yine anlatamıyordum derdimi.
Koskoca adam ağzını açmıyordu babasına. “Ayperi ayıp ediyorsun,” dedi dik durmaya çalışarak.
“Mert ya,” dürüst olmak istedim. Her zaman olduğum ve aynı zamanda hiçbir zaman olamadığım kadar. “Birbirimizi kandırmayalım. Elin adamı geldi babanın elini tuttu. Sen ne halt ediyorsun dedi, yetmedi az kalsın oracıkta öldürecekti. Sen ağzını açamadın. Koskoca avukat oldun bir sesin çıkamıyor. Hadi ben kuzeninim ya, hadi beni umursamadın. Hadi babanı haklı buldun. Adam babanı dövecekti. Adam senin babanı dövecekti. Utanmaz yine oturtursun o adamı masana. Bu kadarsın çünkü sen. Okuduğu okulun cübbesini bile üstüne, evine yakıştıramayan herhangi bir adam.”
Gözlerime baktı. Bakışlarında öfkeyi ama en çok da yakalanmanın getirdiği o huzursuz hissi gördüm. Öfkesi bana değil söylediklerimin doğru olmasınaydı biliyordum.
“Hak ettin o tokadı,” dedi aynı acımasızlıkla üzerime gelmeye çalışarak. Fakat kalbimde bir zerre olsun iz bırakamadı.
“Senin gibi haysiyetsiz bir adamın söylediği cümle mi inandıracak beni buna?” dedim ve ekledim. “Sen dediysen içim biraz daha rahatladı. Demek hiç hak etmemişim o tokadı.”
“Sen küçükken de böyleydin,” zehrini yeterince akıtamadığını hissettiğinden olsa gerek, daha da ileri gitti. “Hep bizi kıskanırdın. Gelir çöpten Merve’nin bez bebeklerini toplar, yıkar kullanırdın. Utanmaz benim tişörtlerimi giyerdin.”
Yüzümde acınası bir gülümseme oluştu. Doğru söylüyordu. Küçükken hiç oyuncağım olmadığından onların çöpe atacağı oyuncakları toplardım. Onlarınki de çok güzel olmazdı ama hiç olmamasından iyiydi.
“Neyini kıskanacağım be senin! Cebindeki beş kuruşu on kuruş göstermek için şekilden şekle giren haysiyetsizin tekisin sen! Okul arkadaşlarına İstanbul’da ailenle oturduğunu bile söyleyemeyen, yalanlarıyla yaşayan. Ya adamlığından şüphe eder be insan. Bi susar, bi durur. Bi der ki tamam kız haklı susayım. Acısı var susayım. Baban sana aldığı arabanın kredisini benim maaşımla ödüyor ya! İnsan biraz yerini, haddini bilir.”
“Sidik mi yarıştıracağız?” dedi yüzünü ekşiterek. “Sen kendini Devrim seni iki korudu diye bir bok sandın ama adam acıdı nerden bilsin böyle bir sığıntı olduğunu. Senin maaşın evde yediğin ekmeğe, içtiği suya, kiranın yarısına yetmez.”
Sustum. Haklıydı. Onların evinde oturuyordum. Annem kirada okuyup aç kalacağına kocasının abisine minnet beslemeyi seçtiği için bunun bedeli olarak tüm kazancımı onlara bırakıyordum.
“Sana tek kelime daha etmeyeceğim çünkü kit kafan almayacak.”
Onu ardımda bırakarak eve doğru ilerlediğimde bir yanım hala onun evine yürüyor olmanın burukluğunu taşıyordu. Diğer yanım yaşananların utancıyla kapı ardına saklanmıştı. Öbür tarafımda bir serinlik vardı. Cebimdeki krem aklıma düştükçe göğsümdeki darlık yerini serinliğe bırakıyordu.
Karmaşık hislerle evin kapısından girdiğimde seslerden herkesin salonda olduğunu anladım.
“O orospu mu geldi?” amcamın sesini işittiğimde cebimdeki kremi unuttum, onu veren elleri unuttum. Göğsümdeki serinliği unuttum. Yerine yalnızca korku kaldı. Çocukken hissettiğim korku. Oyun oynamaya fazla dalıp eve geç kaldığımda, annemin en sevdiği eşyalarını fark etmeden kırdığımda. Dayak yiyeceğimi anladığımda.
İnsan geçmişi ardında bırakabiliyor ama hissettirdiklerini değil. Bak yirmi dördüm şimdi. Ama dört yaşımın hisleri hala buramda, kalbimin tam üstünde.
Daha fazla aşağılanmak istemediğimden ve öfkeleriyle karşı karşıya kalmaktan korktuğumdan ses çıkarmadan odama geçtim. Mert’in kurduğu cümleler bir bir zihnimde dolaştı.
Haklıydı. Küçükken onların peşinde dolaşan bir kız çocuğuydum. Başka hiç kimsesi olmadığından, annesi tarafından sevildiğini gerçekten hiçbir zaman hissedemediğinden diğer herkesi bir anne gibi kucaklamaya çalışan, vermesi gerekenden çok daha fazlasını insanlara veren bir kız çocuğu.
Kendimden önce kuzenlerimi, arkadaşlarımı düşünürdüm ve zannederdim ki eğer onalar için her şeyi yaparsam beni çok severler. Kalk ayağı Ayperi. Sevgi böyle bir şey değil. Kimse seni sen onlara elindeki ekmeğin son parçasını verdin diye sevmeyecek. Çünkü belki onun o ekmeğe ihtiyacı yok. Belki senin tek yemeğin olan o ekmek, onun çöpe attığı herhangi bir şey.
Bilemezsin.
Yatağıma oturmadan önce kapının arkasındaki demir askılığa mantomu astım. İçerden sesler yükselirken yeniden boğazımda aynı acı hissi hissettim. Sanki şehrin tüm soğuğu evin içine sızmıştı.
Çocukken çöpte bulup temizlediğim Barbie bebeklerimden bir tanesi, eski çalışma masamın üzerinden bana bakıyordu. Ve o bakışlarda aynı acılı hissi gördüğümü hissettim.
Yine aynı kızdım. Bir araba peşinde koşan, bir oyuncak için çöp karıştırmak zorunda kalan. Amcamın sesi yeniden yükseldi.
“O kız işe girmeden bu evde kalmayacak! Elin orospusunu laf olsun diye mi bakıyorum lan ben!”
Bu sefer dayanamadım. Gözümden bir damla süzüldü. Ardından yağmur damlaları gibi tane tane diğeri birbirini takip etti. Göğsümün üzerindeki baskı arttı. Yeniden nefesimin kesildiğini hissettim. Üzerimi çıkarmadan yatağa oturdum. Sol tarafıma döndüğümde bacağımda hissettiğim baskı orada olduğunu çoktan unuttuğum o kremi hatırlattı.
Göz yaşlarım usulca süzülmeye devam ederken elim cebime uzandı. Kremi aldım ve sanki içerideki seslerin yüreğimde açtığı yarayı iyileştirmek ister gibi akan göz yaşlarıma rağmen ellerime, parmaklarıma sürdüm.
Gözümün önüne utancım, küçük düşürülüşüm geldi.
Hayır, o sahneyi sil Ayperi. Küçük düşen sen değildin, bir kadına el kaldıranlardı.
Hayır, o sahne gerçek Ayperi. Küçük düşen sendin. Senin gururundu. Her ne olursa olsun buna izin vermiş olmandı.
“Bulacak!” dedi amcam içerden. “Yirmi dört saat içinde yeni iş bulacak! Bulamazsa onu da üç kuruşluk eşyalarını da kapıya atarım!”
“Emice etma neder kiz başina sokaklara!” Annemin feryadı bir başkasına belki garip gelecekti ama benim içime su serpti.
Beni düşündü, diye avuttum kendimi. Benim için ses çıkardı. Bu bile bir umut olup göğsümdeki ağrıyı hafifletmeye yetti. Anne, eğer tüm bu hayat boyunca yanımda olsaydın benim hiç güçsüz kaldığım olmazdı biliyor musun? Bir kere kızım deyip gerçekten sahip çıksaydın hiç bu yangında yürümek zorunda kalmazdık.
Gözümün önünde Trabzon’da çocukluğuma ait bir an. Yarıcılığını yaptığımız ailenin evinin bahçesinde koşturuyorum. Bacaklarımda derman kalmamış. Üzerim bütün gün bahçede gezmekten çamur içinde. Sarı, ince telli saçlarım alnıma yapışmış.
Çalıştığımız evin kızlarından birisinin elinde altın sarısı saçlara sahip, aynı reklamlarda, gazetelerde gördüğüm bebeklerden bir tanesi. Saçlarını tarıyor. Elimdeki küçük odun parçasıyla durdum. Yeşil gözlerim kocaman açıldı. Ona ve elindeki oyuncağa baktım.
O kadar iyi hatırlıyordum ki bebeğinin üzerindeki kıyafeti, kızın annesine kızarak o bebeği çamura fırlatıp gidişini. Aylarca hayalini kurduğum bebek gözümün önünde bir çamura saplanıp kalmıştı. Koşar adımlarla o bebeğe gitmiş, çamurdan alıp köyün çeşmesinde dakikalarca bebeği temizlemeye çalışmıştım. Üstüm sırılsıklam olmuştu.
Bir oğlan bana gelip yardım etmişti. Zor bela bebeği çamurdan temizlediğimde eve gitmiş üzerimi kirlettiğim için annemden bir ton azar işitmiş, dayak yemiştim. Ama o gün yediğim dayak biraz olsun yakmamıştı canımı. Gecesine bebeğime sarılıp uyumuştum.
O bebek hala karşımda, gözümün önünde. Ben büyüdüm. O gün anlayamadığım imkansızlıkları bugün anladım. Bebek benimdi. Ama bugün o bebeğin gerçek sahibinin sahip olabileceğe hiçbir şeye sahip değildim.
Bir anneye. Bir babaya. Bir aileye. Bir okula.
Ardından gözlerimden yaşlar süzüle süzüle, kilitlediğim için güvende olduğumu hissettiğim odamda elimde bir krem şişesiyle uyuyakaldım.
Sabahın nasıl olacağını, doğan güneşin bana neler götüreceğini ya da benden neler alacağını bilmeden.
4 Mart, 2023 - Cumartesi
Gözlerimi alarmımın kısık sesiyle araladım. Gün daha doğmamıştı. Alarmım kısık sesliydi çünkü işe giderken diğerlerini rahatsız etmemem söylenirdi.
Yattığım yerden doğruldum. Yatağımın kenarındaki eski masa lambasını yakarak odanın biraz olsun aydınlanmasını sağladım. Gözlerimi zar zor açmıştım. Dün bütün akşam ağladığımdan olsa gerek gözlerim, bütün vücudum acıdan sızlıyordu.
Kalkıp eski boy aynamın önüne geçtiğimde lekeli camında yanağıma baktım. Yanağım hala kızarıktı. Elimdeki krem yatağımın üzerinde kalmıştı.
Yazık, dedim kendime. Çok yazık sana Ayperi.
İş bulmam gerekiyordu. Ardımda bırakmak istesem burayı bırakamazdım. İstanbul’da nasıl yaşardım bir başıma? Hadi yaşadım diyelim, izin verirler miydi? Vermezlerdi. Ya onların istediği gibi yaşayacaktım ya da onların istediği gibi. Başka çaresi yoktu.
Telefonumu elime aldığımda Ezel’den mesaj geldiğini gördüm.
Ezel: Perii, neredesin? Geç kalacaksın yine.
Daha hiçbir şeyden haberi yoktu. Endişelenmemesi için ona şimdilik yalan söyledim.
Ayperi: Ben bugün izinliyim, iş çıkışı müsaitsen buluşalım.
Ezel: Hayrola ne alaka? İzin mi verir ayrıca bunlar?
Ayperi: Raporluyum.
Üzerime siyah kot pantolonumu ve gri kazağımı giydim. Ardından her zamanki kabanımı ve kırmızı atkımı geçirerek telefonumu cebime, kremimi çantama attım. Evden usulca çıkarken kimsenin ses işitmemesi için elimden geleni yaptım ve başardım da.
Yanağımdaki izi hafif bir kapatıcıyla çıkmadan hemen önce kapatmıştım. İş aramaya çıkacağım için kimsenin yersiz tavrıyla karşı karşıya kalmak istemiyordum. Sabah ayazı suratıma çarpmasın diye kırmızı atkımı iyice yüzüme denk getirdim.
Otobüs durağına yavaş adımlarla yürürken dün geceki parkın önüne geldiğimde ayaklarım istemsizce yavaşladı. Yanımdan geçen arabanın kornası üzerine biraz daha kaldırıma doğru yanaştım. Yol kenarında kalan bankın üzerine baktım. O banka oturduğum hissettiğim utancı, ellerime o kremi bıraktığında hissettiğim karmaşayı düşündüm.
Limonlu pop kekim hala orada, bankın yanında yerdeydi. Fakat bu sefer iyice ezilmişti. Üzerine birinin bastığını tahmin etmek zor değildi. Doğum günüm bir mum ve bir dilekle kapatmak isterken kaosla ve hayatımı alt üst edecek bir haberle kapanmıştı.
Gözümün önüne yediğim tokat geldi. O adamı, Devrim’i her gördüğümde, düşündüğümde gözümün önüne yalnızca utancım ve suratıma inen tokat düşüyordu. Ardından ettiği küfürler ve amcamın elini tutuşu. Beni ardına alışı. O evden çıkışım. Bu bank, elime tutuşturulan krem.
Daha fazla beklemeden ilerledim. Durmak düşünmeme, düşünmek ağlama isteğimin artmasına sebep oluyordu. Durağa geçip birkaç dakika bekledikten sonra gelen otobüs sabahın çok erken saatlerinde olmamız sebebiyle olsun normal bir doluluktaydı.
Atkımı boynumdan düşmek üzereyken tuttum. Otobüse güç bela binerek akbilimi okuttum. Çenem, sağ kolum ve bacaklarım, her yerim ağrıyordu. Gözlerimi otobüste kapatmak üzereydim ki telefonuma gelen bildirim bana engel oldu.
Paltomun cebine sıkıştırdığım telefonu çıkardım. Elimde parmak uçlarımı açıkta bırakan yarım, siyah eldivenler vardı. Mesaj bilmediğim bir numaradan gelmişti.
0501 *** ** **: Günaydın, umarım mesaj sesiyle uyandırmamışımdır. Ellerin nasıl oldu diye sormak istedim.
Kaşlarımı istemsizce çattım. Kimdi bu? Dolandırıcı falan mı?
Ayperi: Kimsiniz?
0501 *** ** **: Pardon, benim hatam. Devrim ben. Dün gece ellerin kötüydü, nasıl olduğunu merak ettim. Umarım haddimi aşmamışımdır Ayperi.
İçime bir rahatlık geldi fakat hemen ardından o rahatlığı sorguladım. Numaramı nereden bulmuştu ki?
Ayperi: Numaramı nereden buldun?
Kaba olduğumu fark ederek ekledim.
Ayperi: Haddini aşmadın hayır, şaşırdım sadece.
0501 *** ** **: Sağol.
0501 *** ** **: Mert’ten aldım. Merak ettiğim için.
0501 *** ** **: Ellerini yani.
Böyle bir çabaya girmesine gerek var mıydı? Acıdı herhalde, dedim kendime. Dün geceki felaketten sonra sana acıdı. Ardından fark etmeden bir elim sağ yanağımın üzerine gitti. Her neyse, dedim hemen ardından kendi kendime fısıldayarak. Bitti gitti.
Ayperi: Teşekkür ederim Devrim Bey. Kreminiz iyi geldi. Ben müsait bir anımda Mert’e teslim ederim o size ulaştırır.
0501 *** ** **: Senden alırım Ayperi.
Yürüyor muydu bu bana? Yaptığına karşılık öfkelendim. İşte bu tam olarak hadsizlikti. Böyle bir andan, böyle bir geceden sonra bunu mu uygun bulmuştu? Sabahın köründe yazacak kadar hem de.
Ayperi: İşe gireceğim için denk düşemeyebiliriz. Teşekkür ederim her şey için.
Başım ağrıdığı için elimle başımı ovuşturdum ve çantamdan ağrı kesimi aldım. İneceğim durağa birkaç durak kalmıştı ve otobüs git gide kalabalıklaşıyordu. Nefes alamadığımı hissetsem de inemedim. Bir sonraki otobüsün bundan bir farkı olmayacaktı.
0501 *** ** **: Benim herhangi bir zaman sıkıntım yok. Sana göre ayarlarız.
Gözlerimi devirdim. Neyin ısrarıydı bu? Baş ağrımı unutarak öfkemi dizginlemeye çalışarak mesajına cevap verdim.
Ayperi: Teşekkür ederim Devrim Bey. Kreminizi MERT’e vereceğim. Geri kalanıyla erkek arkadaşım ilgileniyor. Ve size teşekkürlerini iletiyor.
Mert’i büyük harflerle yazmamın yüzünde nasıl bir ifade bıraktığını görmek isterdim. Ama bu kadarı da hadsizlikti. Sevgilim vardı bir kere. Ayıp.
Adam sevgilin olduğunu nereden bilebilir Ayperi?
Olsun. İneceğim durağa geldiğimi fark ettiğimde hızla düğmeye bastım ve otobüsten indim. Soğuk hava yüzüme çarptığında biraz olsun başımın rahatladığını hissettim. Yakınlardaki çarşıya gelmiştim. Sırayla mağazaları gezecek herhangi birini arayıp aramadıklarını soracaktım. Biliyordum fabrika kadar getirisi olmayacaktı ama şu an daha iyi bir ihtimal gözümde canlanmıyordu. En azından hızlı iş bulabilir ve kısa bir süre de olsa idare edebiliyor olurdum.
Caddede ilerlerken telefonuma gelen mesaj sesiyle elim yeniden kabanımın cebine gitti. Aynı numaradan mesaj geldiğini gördüğümde derin bir nefes alarak mesajı açtım.
0501 *** ** **: Sanırım beni yanlış anladın. Yalnızca ailen bana güven vermedi ve ELLERİN için endişeliyim. Mert’in kendi ailesinden seni koruyup korumayacağına emin olamıyorum. Söz konusu yalnızca sıhhatin. Sen ters davransan da herhangi bir adamın ilgileneceğini iletsen de ben kremimi almaya geleceğim. Haberin olsun.
Emir vakisi altında yatan ince açıklaması içimi biraz olsun yumuşatsa da yumuşadığım için kendime kızdım ve ona cevap yazmadan mesajını görüldü olarak bıraktım.
Ne münasebetsiz bir mesajdı bu böyle? Ayrıca ellerin neden büyük yazılmıştı? Ne alakaydı yani? Ona mı kalmıştı benim hayatım.
Ve bi diğer ihtimalde, eğer doğru söylüyorsa, endişelenmişse ne kadar ince bir düşünceydi.
Of! Bir de elin adamının ince düşüncesinin peşine sürüklenemeyiz Ayperi.
Sırayla kapısında ilaç asılı olan mağazaları dolaşmaya başladım. Tek tek iş aradığımı söyleyerek telefon numaramı ve adresimi bıraktım. Umutsuz olduğum, sonunun gelmeyeceği ve zamanımın olmadığı bir döngüydü ama çabalamak zorundaydım.
Çarşının sonundaki mağazalardan birine girdim. Artık son şansımı deniyordum ve Allah’a yalvarmaktan başka çarem yoktu. Bir yandan zihnime ara ara Devrim Kozan’ın mesajları düşüyordu. Neyeydi bu çabası? Hadsiz, dedim yeniden kendime. Hadsizlik.
Girdiğim dükkân çeyiz dükkanıydı. Önünde işlemeli havlular, nevresimler vardı. “Merhaba,” İçerisi kat kat eşyalarla doluydu. Küçük dükkânın sağ tarafında camdan tezgah vardı. Üzerinde birkaç kutu ve sağ tarafta bilgisayar duruyordu. Eşyalar o kadar çok yığılmıştı ki dükkanın duvarları gözükmüyordu.
Eşyaların arasından çıkan kambur kadın gözlüğünü düzelterek bana baktı. Boyu oldukça kısaydı. Öyle ki uzun bir kız olmadığım halde yüzüme bakmak için başını kaldırması gerekiyordu.
“Buyur kızım,” dedi tatlı bir üslup ama asabi bir vurguyla.
“Kapıdaki iş ilanı yazısı için geldim de.”
“Okuyor musun?”
“Hayır, tam zamanlı çalışabilirim.”
“Anne!” içerden gelen ses aramıza girdiğinde eşyalardan zar zor gözüken kapının ardından orta yaşlarda bi kadın irdi. Gür siyah saçları, alımlı bir vücudu vardı. Üzerinde soğuk havaya rağmen ince çiçekli basma elbisesi ve hırkası vardı.
“Cevriye iş için gelmiş kız ilgileniver bi.”
Kadın kaşlarını çatarak bana döndü. “Okul dedi hemen ardından bize on saat çalışabilecek eleman lazım.”
“Çalışırım,” dedim aceleyle ve kolumdan düşmek üzere olan çantamı taktım. “İzin falan veremem öyle zırt pırt bana adam akıllı çalışacaksan söyle çalışmayacaksan uğraştırma.” Kadın üst üste kelimeleri sıralarken başımla onu onaylamaktan başka çarem yoktu.
“Sigorta yapamam, burası zaten küçük aile işletmesi. Ben, annem ve abim uğrar arada. Bize etrafı çekip çevirecek biri lazım. Daha önce nerede çalıştın? Ağır iş yapabilecek misin? Buraların hep yerleştirilmesi gerekiyor.”
“Yaparım,” dedim kendimden emin bir sesle. “Elimden her iş gelir. Daha önce fabrikada çalıştım. Yalnız…” sigortayı soracaktım ki lafımı kesti.
“Tamam. Haftalık bin yedi yüz o zaman. Her hafta cumartesi iş çıkışı alırsın paranı. Zaten pazarları genelde açmıyoruz. Bu sokak hep kapalı oluyor. Açtığımız zamanlarda haber ederim bi kaç gün çalışırsın. Zabıta falan gelirse arkadaşımsın, sohbete yardıma geliyorsun. Nerede oturuyordun sen? Ulaşım sıkıntın var mı?”
“Yok,” dedim yeniden sigortayı sormayarak. Yapmayacaktı belliydi. Haftalık bir yedi yüz saatlik kaç ediyordu? On saat çalışacaksın demişti? Haftanın altı günü, günlük iki yüz seksen üç liraya denk düşer. Resmen insanın nefes almasına zor yetecek üç kuruş paraya.
Yapacak bir şeyim yoktu. Muhtaçtım, bu paraya bile muhtaçtım. Azami çalışma ücretinin bile oldukça altında. “Tamam,” dedim. “Uygun benim için.”
“İyi o zaman şuraya numaranı yaz bakayım. Gitmeden şuraları da bi toparlarsın. Yarın başlarsın. İsmin neydi senin?” Elindeki telefonu bana uzatıp başıyla yerdeki havlu yığınını işaret etti.
“Tabii, Ayperi ismim.” dedim başımla onu onaylayarak. Üzerimdeki paltoyu ve atkıyı montları astıkları, duvara çivili olan askıya asarak yerdeki havluları toparlamaya başladım. Telefonumu kot pantolonumun cebine sıkıştırmıştım.
Cevriye Hanım tezgâhın arkasına oturarak annesiyle konuşmaya başladı fakat bir gözünün bende olduğunu biliyordum. Gözlerime yeniden dolan yaşları akıtmamak için çabaladım. Burnuma dolan koku, vücuduma yayılan ağırlık yavaş yavaş yaşananların üzerime çöktüğünü gösteriyordu.
Ağlamayacaksın. Ağlamayacaksın. Mecbursun buna. Tamam iş buldun, sorun çözüldü.
Kandırma kendini, fabrikadan aldığın çift vardiyalı maaşlardan sonra üç kuruş paraya tamam mı diyecekler?
Göğsümün daraldığını hissettim. Çözemeyeceğin hiçbir şey yok dedim kendime. İzin vermeyeceksin, üzerini çizdiğin cümlede kendi ismin yazmayacak. Derin nefesler alarak, bir yığın halini almış havluları katladım ve raflara yerleştirdim. Dakikalar saatleri kovaladı. Zaman aktı gitti, düşüncelerim havluları katlarken zihnimde birer birer dolaştı. İşim bittiğinde Cevriye Hanım ve annesi hala kahvelerini içerek sohbet ediyorlardı. Yalnızca ara ara gelen müşterilerle ilgilenmiş, bana direktifler vermiş ama oturduğu yerden hiç kalkmamıştı.
“Bitirdim Cevriye Hanım,”
“Ne Hanımı Ayperi abla diyebilirsin.” Başımla onu onayladım. Alışkın değildim tanımadığım insanlara bir anda samimi sıfatlar kullanmaya.
“Çıkabilirsin bugünlük sabah sekizde burada ol. Dokuza kadar dükkânı açacağız.”
“Tamamdır Cevriye Han… abla.”
Paltomu ve atkımı alarak dükkândan çıktığımda derin bir nefes aldım. Aylık hesaplayınca altı bin kazanacaktım. Asgari ücret bile sekiz küsürken bir insanı haftanın altı günü onar saat çalıştırıp altı bin lira vermek nerenin hukukuydu bilmiyordum ama alışmıştım. Yapabilecek hiçbir şeyim yoktu. Tek günde kurumsal bir yerden dönüş alamazdım. İş bulmadan o evin kapısından içeri giremezdim.
Geldiğim yolu yürümeye devam ederken saatin çoktan öğleye yaklaştığını fark ettim. Telefonumun saatine bakarken ekrana düşen arama gerginliğimin artmasına sebep oldu. Annem arıyordu. Telefonu açtım ve yürümeye devam ettim.
“Efendim?”
“Nettun kizum? Buldun mi iş?”
“Buldum anne.”
“Vuuu hiç haber etmedun, nere girdun? Maaşi ne kadar?”
“Çarşıda bir dükkan anne. En azından düzgün bir iş bulana kadar çalışırım diye düşündüm.”
“Ne kadar veriy?”
“Altı bin,” dedim tepkisiyle yüzleşmeye kendimi hazırlayarak.
“İyu,” dedi beni şaşırtan bir tepkiyle. “İş bulana kada idare edersun çikarsun zaten.”
“Öyle yapacağım,” dedim. Bu kadardım işte. Sesim, kelimelerim hemen yumuşamıştı. Bir sevgi kırıntısının peşinden sürüklenirdim hemen.
Belki de Ezel’in aksine Timur’la kurduğum bağ da tamamen bunun üzerine kuruluydu. Biliyordum beni seviyordu ve bu onu sevmeme yetiyordu. Dünden beri olan hiçbir şeyi ona haber verememiştim ve kartım onda kalmıştı. Bir süre krediden harcamamalıydım. Yaşananları ona anlatmam gerekiyordu ve bugünden başka bir vaktim olacak mıydı bir süre emin değildim. Ezel’in yanına öğlen yemeğinde gitmeyi daha mantıklı bularak iş çıkışında Timur’la buluşmaya karar verdim. Önce Timur’a mesaj attım ardından otobüs durağına geçerek fabrikaya giden otobüsü beklemeye başladım.
Ayperi: İş çıkışında buluşalım, anlatacaklarım var canım.
Tuğba İş: Bi sıkıntı mı var hayatım?
Onu telefonuma gelen herhangi bir mesajı ya da aramayı görmelerine karşılık böyle kaydetmiştim. Yakalanırsak çıkacak kaosu tahmin bile edemiyordum.
Ayperi: Karışık ya şu an konuşamıyorum.
Tuğba İŞ: Tamam arabayla alırım seni fabrikanın oradan.
Araba dediği minibüsüydü. Kendine ait bir minibüsü vardı ve mahallede şoförlük yapıyordu. Bugün beşe kadar çalıştığını biliyordum.
Otobüse binerek fabrikanın oraya geçmem tahmin ettiğim gibi yarım saatimi almıştı. Dün sabah rutinim olan o yola tekrar dönmek içimde bir ağırlık oluşmasına sebep oldu. Gözümün önüne yeniden yediğim tokat geldi. Yanağımdaki o iz. İçimdeki o küçüklük hissi.
Hiçbir zaman var olamamış gibiydim. Tamam, doğdum, yaşadım, bu yaşa geldim. Ama bugün ölsem bu hayatta hiçbir zaman var olamamışım gibi bir hayat yaşadım. Yapacak bir şey yok, dedim kendime. Kaderin bu.
Her ihtimale karşı ustabaşına yalvarmak, müdürün odasına bir kere çıkmak istedim. Eğer gururumu ayaklar altına almam gerekiyorsa bunu yapardım. Zaten hiçbir zaman bir gururla yaşayabilecek kadar iyi hayat şartlarına sahip olamamıştım ve evet bu da hayat şartlarından besleniyordu.
Her şeyin beslendiği gibi.
Personel kartım daha kapatılmadığı için kartımı okutarak girdim. Güvenlik bana baktı fakat bir şey söylemedi. Öğle yemeğinde olduklarını bildiğimden yemekhanenin yolunu tuttum. Ustabaşı da orada olmalıydı. Merdivenleri inerken adımlarımın yere değil, yüreğime çarptığını hissediyordum.
Yemekhaneye indiğimde Ezel’in bir köşede Zeynep ablalarla yemeğini yediğini gördüm. Fabrikanın en küçükleri bizler olduğumuz için birbirimizden başka yakın arkadaşımız yoktu. Birimiz olmadığında diğerimiz tek kalırdı. Ustabaşının sağda, güvenliklerle yemek yediğini gördüğümde onun yanına gittim.
Ayaklarım ileri gidiyordu ama aklım kabul etmeyeceğini biliyordu. Kalbim küt küt atıyor göğsümde aynı dün gece olduğu gibi bir baskı hissediyordum.
“Mehmet abi,” dedim ustabaşına seslenerek. “Biraz konuşabilir miyiz?” sesimi işittiğinde bakışları sertleşti. Elindeki kaşığı tepsiye yavaşça bıraktı. Gözleri, yeşil gözlerime ulaştığında o gözlerdeki kızgınlığı gördüm. Küçük düşecektim, yalvaracaktım ama bir umuttu ve ben o umuda tutunmak zorundaydım.
“Gel kızım,” dedi babacan bir tavırla. “Şu yemeğim bitsin, gel yukarı konuşalım.”
Yumuşak tavrı daha fazla üstüme gelmemek için miydi yoksa bir umudum mu vardı bilmiyordum ama içimde bir umut yeşerdi. Ezel’in yanına oturduğumda beni anca fark etti ve gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Kız sen izinli değil miydin? Ne alaka şu an?” yüzündeki gülümseme beni görmüş olmasından ötürüydü biliyordum.
“Sensiz bir gün yapamıyor Ezel,” dedi Zeynep abla bize laf atarak.
“Yakınlardaydım uğrayayım dedim.”
“Vallahi bana aşık,” dedi Ezel. “Bak şahitsiniz. İzin gününde işe gelmeler falan.” Gülümsedim.
“Nasıl geçiyor gün?”
“Sensiz sıkıcı,” dedi Ezel.
“Bize yapıştı,” dedi Zeynep abla ona karşılık.
“Utanmasa örgüye başlayacak.” Ayşe abla araya girdiğinde güldüm. Burayı seviyordum. Öyle ya da böyle burayı, burada çalışmayı seviyordum ve bu gerçek içime yapıştı. Ağır geliyordu. Bir insana hiçbir şey hak görülmez de bir fabrikada çalışmak da mı çok görülür? Elimde hiçbir şey yokken eksiye düşmek için inat eder gibi bir bir kaybediyorum var olanları da.
“E yemek yediysen sigaraya çıkalım biz,” dedi Ezel bendeki karmaşayı fark ederek. “Size doyulmuyor sultanlarım ama sizleri satmak durumundayım. Ekürim geldi!”
“Sat bakalım,” dedi Zeynep abla. “Yarın görürüm başka bir izin gününde ben seni!”
Ezel onlara yalancı bir öpücük yolladı ve birlikte masadan kalktık. Dışarıya çıktığımızda Ezel önce hiçbir şey söylemeden ben ne olduğunu anlayamadan kollarını bana sardı. İçimdeki taşı yumuşatırken soğuk havaya rağmen sıcacık oldu yüreğim.
Ben de ona sarıldım ve daha fazla dayanamayarak bir göz yaşı daha akıttım gözümden. Süzülen damlalar bir bir ardını takip etti. “Ezel,” dedim kısık çıkan sesimle.
“Şhh, sakin ol ne oluyor?”
“Ezel,” dedim yeniden ama bir hıçkırık cümlemi kesti. Konuşamadım. “Mahvoldum,” dedim biraz nefeslenerek. Gözümden yaşlar akmaya devam etti. “Ben mahvoldum. Ya bir insan hiçbir şeyi mi hak etmez? Hiçbir şeyi mi?” yüzüne bakmadım başım omuzuna gömülüydü. Küçük bir kızı avutur gibi saçlarımda dolaştırdı ellerini.
“Yemin ederim çok yoruldum! Çok yoruldum!”
“Arkadaşım,” dedi usulca. “Peri’m neyin var? Anlat bakayım bana.”
“İşten çıkardılar Ezel,” dedim bir nefeste. “Ya bir insan hiçbir şey mi olmayı beceremez? Tamam okuyamadım, okutmadılar. Tamam bir iş yapamadım, yaptırtmadılar. Ya bir insan fabrika işçisi olmayı bile mi beceremez1 amelelik yapacaksın ya! Onu bile mi yapamaz?”
“Kızım saçmalama, ne kovulması? Ne ameleliği bi sakin ol.” Derin derin nefesler aldığım için kelimelerim kesik kesik çıkıyordu.
“Öyle işte! Yanlış basmışım son nakışları, bir ton azar üstüne çıkartıyorum seni işten dedi. Gidip yalvaracağım ama nafile bence. Boşuna uğraşıyorum! Ne bok yiyeceğim ben ya? Ne yapacağım bir başıma.”
“Ne bir başınasın? Ben varım ya burada. Ailen var. Annen var.” Ezel ailemle ilgili hiçbir detayı bilmezdi. Canımdı, kız kardeşimdi ama ev mevzularını dışarı anlatmak ayıptı ve ben ailemle ilgili hiçbir kötü yanı ona yansıtmazdım. Amcamı çok sevmediğimi bilirdi bi ama ben bahsetmediğimden olsa gerek üstüne düşmez, sorgulamazdı.
“Kimsem yok,” dedim usulca. “Benim kimsem yok. Bir sen varsın Ezel. Biz de kendimize yetemiyoruz, birbirimize nasıl yeteriz?”
“Canımın içi, bak şimdi bi sakin oluyorsun. Gidip ustabaşıyla konuşuyoruz. Vardır bir çözümü. Keser ücretinden. Gerekirse benden de keseriz.” Parmaklarıyla yanaklarımı ovdu ve göz yaşlarımı sildi.
“İçim çok dolu ya,” dedim sildiği yaşların yerine yenileri eklerken. “Bak artık dayanamıyorum! Yemin ederim dayanmıyorum. Utancımdan, eksikliğimden, yarımlığımdan! Boğazıma kadar çamur içinde debelenip duruyorum. Bataklıkta gittikçe batıyorum. Yok olmuyor işte.”
“Şu kötüyü çağırma işini bir bırak Ayperi!” bana sesini yükselttiğinde bunun içinde bir art niyet olmadığını bildiğimden kırılmamıştım. Beni kendime getirmeye çalıştığının farkındaydım. “Şimdi gel iş başlamadan gidelim. Çıkmıştır yukarı Mehmet abi.”
“Silelim şu yaşlarını da,” diye ekledi elleriyle göz yaşlarımı yeniden silerek. “Ağlama artık.” Parmakları yanağımdaki izin üzerini ovaladığında geri çekilmeye çalıştım. Fakat ucuz kapatıcımı, göz yaşlarımla birkaç saniye ovulmak yetmişti biliyordum.
“Ayperi bu ne?” yanağımdaki kızarıklığı fark ettiğinde sesi yükseldi. “Kızım kim yaptı bunu? Bu ne?”
“Başım çok ağrıyor Ezel,” dedim anlatmaya gücüm olmadığını bilerek. “Gücüm yok. Ellerim üşüyor, canım yanıyor. Yüreğimde bir taş. Ben ve bana dair hiçbir şey yerinde ve iyi değil şu an. Nolur sonra konuşalım bunu.”
Elini saçlarına götürdü. Sakinleşmeye çalıştığını anladım. Yapacak hiçbir şey yoktu. Bu benim yüzüme inen kaçıncı tokattı ben artık sayamamıştım. “Sen nasıl istersen öyle yapalım canımın içi. Gel bi konuşalım önce.”
“Konuşalım,” dedim elimle göz yaşlarımı silerek. “Yapacak başka hiçbir şeyim yok. Yok yani.”
“Sonra bana o izi anlatacaksın ve ona bir çözüm bulacağız. En kötü ben izin alayım bugün öğleden sonrası için.”
“Yok,” dedim hemen karşı çıkarak. “Seni de kovarlar yok olmaz.”
“Ya ne kovacak kaç gün birikmiş iznim var içerde, gel gidelim.”
“Tek gitsem olur mu?” dedim bu konuşmayı yalnızca kendim yapmak isteyerek. Zaten yeterince rezil olmuş hissediyordum. Hele ki o tokadı evdeki misafirin yanında yedikten sonra bir başkasının yanında böyle bir konuşma yapmaya gücüm yoktu. Kalmamıştı.
“Öyle rahat hissedeceksen olur tabii bir tanem.”
“Tamam,” dedim ve kendimi toparlayabilmek için çantamdan çıkardığım küçük su şişesinden birkaç yudum aldım. Hallolmayacak hiçbir şey yok. Hallolmayacak hiçbir şey yok.
Ezel’i ardımda bırakarak yukarı çıktım. Uzun paltom, ben ve hep geri giden ayaklarım. Buraya ilk kez girdiğimde daha yeni on sekiz olmuştum. Amcam o zamanlar mahalleden birisi burada çalıştığı için onun aracılığı ile lise biter bitmez beni buraya bırakmıştı.
Ne yapacağını bilmeyen, ayakları bir ileri iki geri giden genç bir kadındım. Burada büyümüş, burada ağlamış, burada gülmüştüm. Bura dışında ne iş bilirdim ne başka bir şey. Yıllardır evimden çok fabrikayı görmüştüm. Ama bütün bunların ötesinde mecburdum. İşi zor, maaşı yüksekti. Hayati zorlukları olmayan hiç kimsenin katlanacağı çile değildi.
Ustabaşının yanına geldiğimde boğazımı hafif temizledim. “Mehmet abi,” dedim yeniden ona seslenerek. İş makinalarının arkasında küçük bir masası vardı. Diğerleri burayı göremiyordu ama o önündeki bilgisayardan hepimizi görebiliyordu.
“Ayperi,” dedi ustabaşı oturmamı işaret ederek. “Çıkış işlemlerini…” cümlesini devam ettiremeden araya girdim.
“Mehmet abi nolur bi dinle. Bak ben altı yıldır buradayım. Bir kere işten kaçtığımı görmedin. Kendi halimde işimi yapıyorum. Benim bu işe çok ihtiyacım var. On sekizimden beri buradayım abi ben başka iş bilmem.” Ardı ardına sıraladığım cümleler onu ne kadar etkilemişti bilmiyordum ama usulca beni dinledi.
“Kızım,” dedi ardından. Bir umut, bir umut dedim kendime. Hadi Ayperi bir umut. “Seni severim. Benim seninle ne derdim olur? Gencecik kızsın. Kızım yaşındasın ama bu kaçıncı iş bilmezliğin. Tamam işten kaçmıyorsun ama işini de düzgün yapamıyorsun Ayperi. Bir işi adam akıllı teslim ettiğin mi var.”
Haklıydı. Kafam hep başka yerde olduğundan bir türlü odaklanamaz işimi yapmam gerektiği gibi yapmayı beceremezdim. Ara ara sakarlıklarım olurdu ama olurdu ya, insandım o kadar olurdu. Koskoca fabrika iki bez parçasıyla batmazdı ama benim hayatım onların iki dudağı arasına, cebime koyduğu üç kuruşa bağlıydı.
“Benim hayatım hu işe bağlı abi. Ne olursun? Maaşımdan kesin. Ödeyeyim borcum olsun zararı.”
“Kızım müdür çıkış işlemlerini başlattı bile. İnan elimden bir şey gelmez. E ona bildirmesem de olmaz. Senin tepende ben varsam benim tepemde de o var.” Gözümden bir damla yaş süzüldü. “Allah aşkına istifanı yaz. Kendini de harap etme beni de. Gencecik kızsın, bulursun bi iş be kızım.”
Gözümden yaşlar süzüle süzüle önüme koyduğu kâğıda baktım. Bulanıklaşan kâğıt görüntüsü midemdeki krampları ve bulantıyı arttırdı. “Sağ ol abi,” dedim daha fazla yalvarmayarak. Şu yalvarma bile karakterimin o kadar dışındaydı ki kendimi iğrenç hissediyordum.
Eksik. Hayır eksik bırakılmış. Derin bir nefes al Ayperi. Derin bir nefes al.
04.03.2023
Göz yaşım kâğıda damlamasın diye gözlerimi sildim ama hemen ardından bir damla daha süzüldü.
Fabrikanızda işçi olarak çalışmakta olduğum görevimden kendi isteğimle ve iş sözleşmemde belirtilen ihbar süresine uyarak 04.03.2023 tarihi itibarıyla ayrılmak istediğimi bilgilerinize arz ederim.
Ayperi Sezen Keskin
Yazdıklarımın altına imzamı atarak kâğıdı Ustabaşına uzattım. İçimdeki son umut da o kağıdı teslime tamamen yok oldu. Şaşırmamalıydım. Şans ya da kader adı her neyse iyi olan hiçbir şey hiçbir zaman benim yanımda olmamıştı.
Bugün de olamamasına şaşırmamalıydım. Kalktım ve Ezel’i bıraktığım arka bahçeye indim. Başım hafif dönse de kendime hakim olmayı başardım. Kendime söyleyebilecek bir yalanım bir avuntum da kalmamıştı.
Dışarı çıktığımda Ezel gelişimden anlamış olmalı ki ses çıkarmadan herhangi bir şey sormadan yeniden bana sarıldı.
“Seni çok seviyorum,” dedi ben de ona sımsıkı sarılırken. “Yemin ederim sana çok güzel bir iş bulacağız. Her şeyi düzelteceğiz.”
“Bilmiyorum,” diye fısıldadım ve yutkundum. Akşamı düşündüm, evde çıkacak kaosu. Maaşımı duyduklarında verecekleri tepkiyi.
“Neyi nasıl düzelteceğimi bilmiyorum Ezel! Çok yoruldum.”
“Ne oldu? Yanağını kim bu hale getirdi Ayperi?”
“Amcam,” dedim ilk kez aileme karşı bir sırrı ona vererek. Sır saklamayı bilir miydi? Bilirdi herhalde. “İşten çıktığımı öğrenince.”
“Evinde misafir yok muydu senin?” sesinden öfkesini anlayabiliyordum.
“Vardı,” dedim derin bir nefes alarak. “Vardı. Mutfaktaydık. Devrim vardı. Mert’in patronu. Sonra o geldi. Ailemin evinde, kendi mutfağımdan ya! Kendi mutfağımdan çekti aldı beni. Vurmasınlar diye. Annemin gözü önünde.”
“Kızım neden beni aramadın sen ya?
“Abin var Ezel, nasıl çıkacaksın evden? Ne yapacaksın? Seni de mi üzsünler? Hem aile meselesi neye yetecek ki gücümüz?” eli sırtımı sıvazladı.
“Canımın içi,” dedi beni avutarak. “Canımın içi.” Öyle bir gündü ki hayatımı değiştiren en yakınımdaki insan bu gece daha yakınım olmuştu. Ona böyle bir anda sarılabiliyor olmak aramızı olduğundan çok daha iyi bir noktaya getirmişti.
“Öyle işte, sonra bana yardım etti. Bilmiyorum şimdi ne olacak? Yazıp duruyor zaten. Anlamadım gitti.”
“Kim?” dedi Ezel ve geri çekilerek yeniden göz yaşlarımı sildi.
“Devrim Kozan,” dedim kısık sesle. “Sabah yazmış imalı imalı. Anlamadım ya. Vallahi şu son iki günden hiçbir şey anlamadım.”
“Kız Mert’in patronu dedin. Patronsa zengindir, abi demediğine göre yakışıklı ve genç diye umuyorum. Bence biz sana iş aramayalım göz yaşını silip koca bulalım.” Kurduğu cümle acımın içinde beni güldürdü.
“Aynen canım,” dedim göz yaşıma karışan gülüşümün içinde. “Devrim Bey’de evlenmek için tam olarak aile dramı içinde boğulan bir kadın arıyordu. Çünkü biz herhangi bir televizyon dizisinin içinde yaşıyoruz.”
“Bütün şartlar romantik komedi filmimiz için hazır gibi duruyor ama sen bilirsin?”
“Bizden olsa olsa dram olur hayatım,” dedim.
“E ne oldu akşam? Ne konuştunuz? Ne dedi sabah anlat bakayım?” konuyu değiştirmeye çalıştığını anlıyordum.
“Ezel ya,” dedim içimden geçeni ona dökerek. “İyi ki varsın ve iyi ki benim arkadaşımsın.”
“Elimden hiçbir şey gelmiyor ama,” dediğinde onu susturdum.
“Ben son kırk sekiz saattir ilk kez gülümsedim,” dedim bunun bir şey olduğunu anlatmaya çalışarak. “Anlatayım sana Devrim’i, hayatımızda bir bu eksik çünkü. En azından kafam dağılır.”
“En azından kafam dağılır,” diyerek beni abartılı bir sesle taklit etti Ezel. Ve ben ona dün gece yaşanılanları, bu sabah attığı mesajları teker teker anlattım.
“E yuh! Adama manitam var mı yazdın hem de büyük harflerle.” Omuz silktim.
“E var?”
“Bir baltaya sap olmaz Timur,” dedi yüzünü ekşiterek. “Yok beğenmedum. Başka bulacağuz.” Beni taklit etmeye çalıştığı yarım ağız komik şivesine güldüm.
“Dur bi ismini yazayım internete kesin şirket sayfası falan vardır.”
Telefonunu cebinden çıkardı. İnternete Devrim Kozan yazarak arattı. Karşısına çıkan sayfayı göremiyordum ve ilgim olmadığı için bakmaya da çalışmıyordum. Hadsiz diye geçirdim yeniden içimden.
Hadsiz.
“Yuh,” dedi Ezel fakat neye tepki verdiğini anlayamadım. “Oba, lan bu adam yunan heykeli!”
“Ne?”
“Kızım böyle bir şey senin evinde vardı ve sen adama Timur mu dedin cidden?”
“O kadar da yakışıklı değil fotoğrafı güzeldir.” Hala ekranına bakmamıştım.
“Aynen,” dedi Ezel. “Ünlü mankenler adamla sevgili olmak için yarışıyor olabilir. Baya zengin ha bu adam. Kızım bak beni dinle. Fabrikayı bile satın alırsın. Sen beni dinle.”
“Ezel,” dedim uyarıda bulunarak fakat aldırmadı.
“Ya beni dinle diyorum. Pişman olmayacaksın. Şu çene hattının belirginliğine bakar mısın bi?”
“Yok,” dedim. “Bakamam. Ayrıca adamın gözü önünde dövüldüm.” Kurduğum cümle yeniden sinirlerimin bozulmasına sebep oldu. “Neyse ne ya!” dedim omuz silkerek.
“Timur’la buluşacağım ben onun yanına gideyim. Sen de işe geç, laf edecekler birazdan molan bitti bile.”
“Yaz bana hayırsızın yanından çıkınca. Birlikte iş aramaya gidelim. Akşam ilanlara falan bakalım.”
“Buldum bir tane de o da neyse ya konuşmayacağım daha fazla. Konuşuruz akşam.”
“Olur güzel Peri’m.” Bana yeniden sarıldı. Onun gibi deli dolu bir arkadaş sahip olabilmek bu hayatta bana sunulan tek güzel şey olabilirdi.
Eh, dedim kendime. Kimi ailesinden sınanır kimi aşkından kimi arkadaşından. Benim payıma ailem düşmüştü ve bana sorarsanız en zoru buydu. Çünkü diğer herkes en nihayetinde sizin seçimlerinizden beslenirdi. Ailenizi ise seçemezdiniz. Değiştiremezdiniz.
Kartımı güvenliğe bırakarak fabrikadan çıktığımda içime yeniden aynı hüzün çöktü. Boynumun, başım ağrıdığını hissettim. Bütün vücudumda bir halsizlik vardı. Otobüse bindiğimde sanki hissetmiş gibi Devrim’den yeni bir mesaj geldi.
0501 *** ** **: Bulabildin mi iş? Yardımcı olabileceğim bir durum mu var?
İlgisinin sebebi gerçekten bir kadın olarak bana karşı duyduğu acıma mıydı yoksa farklı bir niyeti mi vardı kesin olarak ayırt edemiyordum. Eğer ki bir kadın olarak düştüğüm durum için çabalıyorsa çok yüce bir insan olduğunu düşünecektim fakat farklı bir niyeti varsa bu çok acınasıydı.
Kötü durumda olan birinden bu şekilde faydalanmaya çalışmak en az ailem kadar kötüydü ve bunu en uygun fırsatta ona söyleyeceğimden emindim.
Ayperi: Teşekkür ederim. Yok sanırım.
Yazdığım mesajı beğenerek geçtiğinde en azından yalnızca iyi olup olmamamla ilgilendiğini anlamıştım. Yaşadığım duygu yoğunluğu ve üst üste gelen olaylarla boynumun ağrıdığını hissediyordum. Yirmi dört yıllık ömrümde bundan daha zor bi yirmi dört saat geçirmediğime emindim.
Timur’a onun yanına geldiğime dair bir mesaj gönderdim. Biraz onunla vakit geçirmek bana iyi gelecekti. En azından bunun olmasını umuyordum. Bir yanım ona ihtiyaç duyuyor diğer yanım bütün bunlar olurken hayatımda ne kadar olmadığını anımsıyordu.
Silik bir nokta gibiydi hayatımda. Beni seviyordu ama bütünüyle değil. Nasıl bir evliliğim olacaktı bilmiyordum. Annesi beni daha doğrusu bizi kabullenecek miydi onu da bilmiyordum. Hayat nereye sürüklerse oraya gidiyordum ve bir süre daha karşı çıkacak gücüm yok gibiydi.
Otobüsten indiğimde kırmızı atkıma sıkıca sarıldım. Biraz yürüdükten sonra evimizin birkaç sokak arkasında kalan garajın önüne geldim. İçeriden gelen benzin ve yağ kokusu daha kapının önünden burnuma doldu. Kapıyı tıklatarak içeriye ilerlediğimde Timur’un minibüsüyle ilgilendiğini gördüm. Üstünde tulum vardı.
“Yine arıza yaptı bizimki,” dedi başıyla minibüsünü işaret ederek. “Sen ne yapıyorsun can parem?”
“Aynı,” dedim kapıyı ardımızdan kapatırken. Atkımı ve kabanımı çıkartarak garajın sol tarafındaki soluk mavi koltuğun üzerine bıraktım. Yüzümde önüne geçemediğim bir ifade vardı. Mutsuz olduğum, kötü hissettiğim beni hiç tanımayan bir insanın bile anlayabileceği kadar belirgindi.
“İyi misin sen?” dedi elindeki tornavidayı köşeye bırakıp kıyafetinin üzerine geçirdiği tulumunu çıkarırken. Başımla onu onayladım ama mimiklerim aynı şeyi söylemiyordu, biliyordum.
Oyuncağı alınmış küçük bir çocuk gibiydim belki ama en azından onun yanındayken buna hakkım olmalıydı diye düşünüyordum.
“Yanağına ne oldu senin?” dedi kaşlarını çatarak. “Ayperi,” sesi git gide sertleştiğinde başımı yüzüne kaldırdım.
“Ev,” dedim yalnızca anlayacağını bilerek. Derin bir iç çekti. Elini saçının arkasına götürdü ve ensesini kaşıdı.
“Kurtaracağım seni o evden.” Senin evin bir kurtuluş mu? Bilmiyorum. “Gel bakayım buraya,” beni kendine çekerek sarıldığında huzurlu hissetmek istedim. İçimde kırgın bir kız çocuğu vardı. Aşamıyordum. O hissi aşamıyordum. Ne olduğunu bile anlatacak gücü kendimde bulamıyordum.
Ne olduğunu bile anlatacak gücü kendimde bulamıyordum.
Timur’un kolları omuzlarımdaydı ama sarılışı… sanki beni değil, beni ağlatan şeyi susturmak ister gibiydi. Konuşmamı beklemedi. Sormadı. O an buna kızıp kızamayacağımı bile bilemedim. Belki de en çok buna ihtiyacım vardı: açıklamak zorunda kalmamaya.
Başımı göğsüne yasladım. Nefes alışını duydum. Düzenliydi. Benimki gibi kırık değildi.
“Geçecek,” dedi saçlarımın arasına doğru. “Böyle şeyler olur.”
Böyle şeyler.
Bir evde tokat yemek, bir işten atılmak, bir hayata tutunamamak… böyle şeylerdi onun cümlesinde.
Bir şey demedim. Çünkü itiraz edecek hâlim yoktu. Çünkü yorulmuştum. Çünkü içimdeki kız çocuğu, birinin “geçecek” demesine inanmak istiyordu.
Timur biraz geri çekildi. Ellerini omuzlarımdan aşağı kaydırdı. Gözleri yüzümdeydi ama bakışı… beni görmekten çok, beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu farkı hissettim. Ama adını koyamadım.
“Çok soğuksun,” dedi. “Üşümüşsün.”
Üşümüştüm. Ama bunun soğukla ilgisi yoktu.
Elini bileklerime götürdü. Parmaklarımın arasını ovaladı. Yavaşça. Tanıdık bir hareketti bu. Daha önce de yapmıştı. O yüzden yabancı gelmedi. Tehlikeli olan da buydu zaten: yabancı gelmemesi.
Gözlerimi kapattım. Kafamın içinden bir ses geçti: Şimdi durabilirsin Ayperi. Şimdi bir adım geri atabilirsin.
Ama atmadım.
Çünkü bazen insan, kendini koruyacak gücü bulamaz. Bazen sadece… bir anlığına bile olsa düşünmeyi bırakmak ister. Timur’un yüzü yaklaştı. Nefesi yanağıma değdi. Geri çekilmedim. O da bunu bir izin gibi aldı.
Dudakları dudaklarıma değdiğinde içimde bir şey sıkıştı. Güzel değildi. Kötü de değildi. Daha çok… boştu. Ama ben o boşluğu sevgi gibi hissetmek istedim. Elim istemeden tişörtünün kenarına gitti. Parmaklarım orada durdu. Devam etmedim. Ama çekmedim de.
Bak, dedim kendime. Bak ne yapıyorsun Ayperi? Buraya ne için geldin? Ne yapıyorsun?
Timur’un eli belimdeydi artık. Sıkı değildi. Sahiplenen bir dokunuş değildi. Daha çok… “buradasın” der gibiydi. Bu da yetti ona.
O an anladım: Benim ihtiyacım sarılmaktı, onunki konuyu kapatmaktı. Ama yine de durmadım. Çünkü durursam, konuşmam gerekecekti. Konuşursam, her şey yeniden başıma yıkılacaktı.
Öpüşü derinleşti içimde ne olduğunu bilmediğim boş bir his vardı. Herhangi bir şeyi yapıyormuş gibi. Sevgi böyle mi hissettirmeliydi?
“Güzel,” dedi eli tişörtüme uzanırken. Tişörtümü yukarı sıyıracağını anladığımda birkaç adım geriye gitmek istedim ama izin vermedi. Dudaklarımın üstünde baskı kurmaya devam etti. Ve tişörtüm kollarımdan sıyrıldı.
“Bebeğim,” diye mırıldandı ve belimi sıkıca kavradı. Elleri beyaz tenime değdi. Ne hissetmem gerekiyordu? Bu sevgi miydi? Sevginin dili miydi? Yoksa üstünü kapatmanın başka şekli mi? Ait olmak böyle bir şey miydi? O zaman neden boşlukta hissediyordum?
Devam etmemesi için birkaç adım gerilediğimde beni bıraktı. Üzerimde yalnızca sutyenim varken vücuduma baktı. “Güzelliğim benim,” dedi bana göz kırparak. “Çok az kaldı.” Evleneceğimizin imasını yapıyordu.
“Şu an bunu yaşamak istemiyorum,” diye mırıldandım kısık sesle ve hızla tişörtümü geri giydim.
“Bak,” dedi alçak bir sesle. “Böyle olunca biraz toparlıyorsun.”
Toparlanıyor muydum? İçimde bir şey yerinden kaymıştı sadece. Başımı salladım. Çünkü başka ne yapacağımı bilmiyordum. Timur kolunu omzuma attı, beni biraz yanına çekti. Ama bu bir “kal” daveti değildi. Daha çok… bir süre oyalan gibiydi. Garajın kapısından gelen sesler, dışarıdaki hayat, içerideki bu yarım hâl… hepsi birbirine karıştı.
Bir süre sonra Timur saate baktı. “Benim iş var,” dedi. “Akşama konuşuruz. Kendine iyi bak. Hiçbir şeyi o güzel kafana takma kızım. Halledeceğiz diyorum sana.”
Akşama. Her şey hep sonraya bırakılıyordu. Atkımı ve kabanımı aldım. Giyerken ellerimin titrediğini fark ettim. Timur fark etmedi. Ya da etti ama önemsemedi. Kapıya yöneldiğimde içimde ani bir pişmanlık yükseldi. Daha kapıdan çıkmadan.
Ben buraya ne için geldim ne için dönüyorum? Buna bir cevap bulamadım. Ama şunu çok net hissettim:
Buraya iyileşmeye gelmemiştim. Buraya unutmaya gelmiştim. Ve bu ikisi asla aynı şey değildi. Kapıdan çıktığımda soğuk yüzüme çarptı. Bu sefer geri adım atmadım. Yürüdüm. Hızlandım.
Kalbimin içinde tek bir cümle yankılanıyordu: Ben yine, bana yetmeyen bir şeye tutundum. Ve bunun bedelini… kendime ödeyeceğimi biliyordum.
Timur’un yanından ayrılarak evin yolunu tuttuğumda dudaklarımın üzerinde istemediğim bir his vardı. Belimin, göğsümün yandığını hissediyordum. Onunla daha önce de bir şeyler yaşamıştık ama hiç birisi bugün gibi hissettirmemişti.
Ne hissettirdi? Dedim kendime. Bugünün diğerlerinden farkı neydi Ayperi?
Kullanılmış hissettirdi, dedim yine kendime. Bugünün farkı buydu.
Dün gece geldiğim o banka yeniden oturdum. İçimde bu sefer utanç yoktu ama yersiz bir huzursuzluk vardı.
İşten atıldığın için olabilir mi? Dedi beni avutmak isteyen yanım ama biliyordum, sebebi bu değildi. Sebebi birkaç saat önce yaşananlardı. Kaçıp gitme isteğim bu yüzdendi.
Gözlerimi kapattım. Neden yapmıştım bunu? Neden izin vermiştim bu kadar ileri gitmesine.
Sevgilisiniz, dedi aynı yanım yeniden. Ne yapacaktın? Normali bu. Yanlış bir şey yapmadın.
Biliyorum yanlış bir şey yapmadım ama eğer yanlış değilse neden bu kadar yanlış hissettiriyor. Gözümde aynı yaşlar birikti ama bu sefer izin vermedim akmalarına.
Böyle bir şey için ağlamayacaktım. İnsanlar yeterince acı yüklemişti üzerime, bir tanesine daha izin vermeyecektim.
Yaşandıysa yaşandı. Avut kendini Ayperi. Hadi. Yalanlar söyle. Neden kötü hissediyordum. Evli değilsin, dedi başka bir yanım.
Yalan söyleme Ayperi. Senin için problem bile değil bu. Sadece yanlış hissettirdi. Çünkü itiraf edemediğin o gerçeği çok iyi biliyorsun.
İnat ettim. Yalan, yanlış. Söylemeyeceğim. Hiçbir şeyin kötü hissettirdiği yok. Gözümü birkaç saniye araladım ardından yeniden kapattım. Soğuk kabanımın içinden vücuduma sızdı. Hissetmek istedim. Hatta belki daha fazla acısın istedim.
Başımda amansız bir ağrı, içimde tarifsiz hisler, zihnimde itiraf edemediğim birkaç cümle vardı.
Neyi bu kadar saklıyordum?
“Yine kapatmışsın gözlerini yeterince karanlıkta değilmişsin gibi.”
İşittiğim ses gözlerimi aralamama sebep oldu. Devrim Kozan aynı kabanıyla yanıma oturduğunda içimdeki hisler, aklımdaki sorular etrafa dağılıp yok oldu. Ya da daha sonra ortaya çıkmak üzere gizlendi.
“Senin burada ne işin var?”
“Belediyenin bankı için size hesap mı vermeliyim Ayperi Hanım?” tek kaşını kaldırarak sorduğu soruya karışık yüzüne aynı ifadeyle bakmaya devam ettim.
Durumu farklı yere çekmeye çalışıyordu ama izin vermeyecektim.
“Hayır ama bu kadar çevremde olma sebebiniz için vermelisiniz bence.” Bugün yaşanan her şeye karşı duyduğum öfkeye ona kustuğumda birkaç saniye içinde pişman oldum ama belli etmedim.
“Kusura bakma haklısın,” dedi ve usulca tebessüm etti. “Sana kremimi almaya geleceğimi söylemiştim.”
“Ben de Mert’e vereceğimi söylemiştim.”
“Ben de ellerini merak ettiğimi söylemiştim,” dedi yeniden inatlaşarak. Karadeniz hovardası. Bir adım geri atmasındı zaten.
“İyi ellerim.”
“Öyle gözükmüyor,” dedi usulca. Ellerimden bahsetmiyordu bunu anlamıştım.
“İyi,” dedim ağlama isteğimi bastırarak. Ve aynı zamanda istemsizce alt dudağımın içini ısırdım. Ağlamamalıyım. Ağlamamalıyım. Ben ağlanacak hiçbir şey yapmadım.
Yapmadım. Yapmadım. Yapmadım.
“Yapmadım,” diye fısıldadım sessizce. İçimi duymuş gibi cevap vermedi.
“Yapmadın Ayperi. Bütün bunları hak edecek hiçbir şey yapmadın.” Yeşil gözlerimi usulca ona doğru kaldırdım. Gözlerine, yüzüne ilk kez bu kadar detaylı baktım. Çıkık bir çene hattı vardı. Gözleri bal rengiydi. Bakışanlarındaki sertlik ve gözlerindeki huysuzluk Trabzonlu olduğunu söylemese bile anlardım.
“Biliyorum,” dedim yine de inatla. “Kremini vereyim de git.”
“Allah’ın bankında oturuyorum! Kremi vermek istiyorsan verirsin tabii de gideceksen sen git!”
Derin bir nefes aldım. “Teşekkür ederim her şey için ama fazlası için çabalamana gerek yok.” Net bir tavır koymak istedim çünkü ne olursa olsun bir erkek arkadaşım vardı. Ona karşı sevgime, hislerime şüphe duysam bile ayrılana kadar ona ve ilişkime saygım sonsuzdu. Çünkü biliyordum bu saygı ona karşı değil benim kendime, kendi karakterime karşı olan tavrımdı.
“Farklı bir niyetim yok,” dedi kendinden emin bir sesle. Bir anda haylaz hali gitti yerine ilk gün tanıştığım o adam oturdu. “Tek derdim iyi olman. Bu kadar yakınımda bir kadının elleri çay tepsisi tutamayacak haldeyse ve yine de o tepsi ona taşıtılıyorsa hiçbir şey yapmasam kendi insanlığımı sorgularım Ayperi. Bu yüzden kötü hissetmene gerek yok.”
“Kötü hissetmekten değil de,” dedim netliğine karşılık ne diyeceğimi bilemeyerek. Bir yandan ona karşı takındığım tavır için utandım. “Yanlış anlama diye.”
“Neyi yanlış anlamayayım?”
“Öyle işte,” dedim köşeye sıkışarak. Bir yanım küçük bir kız çocuğu gibi duvar dibine sinmiştim. Sırtımı banka yasladığımda o da arkasına yaslandı. Öylece yan yana oturduk. Bakışlarımız aynı yerdeydi ama zihnimizden geçenler aynı mıydı bilmiyordum. Tek bildiğim buraya ilk oturduğumda göğsüme yerleşen ağırlığın artık olmadığıydı.
“İş bulabildin mi?”
“Buldum,” dedim sessizce. “Ama iş denirse öyle yani. Halledeceğim bir şekil. İstifamı yazdım bugün.”
“Özel değilse neden kovuldun?” dediğinde sorunun cevabına ne tepki vereceğini bilemiyordum. En nihayetinde o da bir patrondu. Onları haklı bulabilirdi. Hiçbir zaman işçi sınıfında olmadığını biliyordum.
“Yanlış basmışım nakışları mal telef olmuş. Maaşımdan kesin dedim dinlemediler,” dedim lafı dolandırmayarak. “Ölmezlerdi üç beş binle ama işte insanları üç kuruşa çalıştırınca.” Ardından gelen haklı tepkime bir cevap vermedi.
“Hangi fabrika bu?”
“Gaziosmanpaşa çıkışındaki tekstil fabrikası.”
“Anladım,” dedi yalnızca. Anlamış mıydı hiç emin değildim. Yüzünde hiçbir ekstra mimik, tavır yoktu.
“Üşüdüm ben,” dedim onunla daha fazla kalmak istemeyerek. Hiçbir şey yapmıyorduk ama bu bana suçlu hissettiriyordu.
“Mert’le konuştum,” dedi ve bunu söylerken üstündeki kabanı çıkarttı ve bacaklarımın üzerine bıraktı. Üstünde yalnızca beyaz kazağı ve siyah kumaş pantolonu kalmıştı. Bu soğukta donacaktı ama asla belli etmiyordu. “Evde herhangi bir sorun yaşanmayacak.” Dizlerime bıraktığı kabanla ne yapacağımı bilemezken burnuma dolan pahalı parfüm kokusunu daha fazla içime çekmemek için direndim.
“Sen yine bir şey olursa bana yaz olur mu?”
“Ben hallederim ve siz de üşümeyin.”
“Siz mi oldum şimdi?” dedi kaşlarını kaldırarak. Gülümsedim istemsizce.
“Yok, çok rahatsızlık verdim sadece.”
“Yok,” dedi aynı tavırla. “Vermedin. Çaresiz kaldığını hissetme Ayperi. Bana yaz. O lavuk neden ortalıkta yok bilmiyorum ama kimsenin sana olması gerektiğinden daha eksik hissettirmesine izin verme.” Kaşlarım çatıldı.
Lavuk dediği kimdi? Timur mu? Gerçekten Karadeniz Hovardası.
“Anladım kalkayım ben.” Ayağa kalkacaktım ki üzerime doğru eğildi. İrkilerek ona baktığımda elinin üzerime örttüğü kabanın cebine uzandığını gördüm.
Kabanın cebinden o an onun için ne anlam ettiğine emin olmadığım ama benim hiçbir zaman unutamayacağım bir şey çıkardı.
Limonlu pop kek ve bir adet mum.
Ben ne olduğunu anlayamadan paketin ağzını açtı ve mumu üzerine kondurdu. Cebinden aldığı çakmakla mumun ucunu alevlendirdi.
“O gün köşedeki pop keke uzun uzun baktın Ayperi,” dedi. Koca adamın elinde eğritti duran hazır, paketlenmiş küçücük pop kek ve üzerindeki cılız mum ışığı. O mumu yaktı, ışığı günlerdir ağlamaktan ziyan olmuş gözlerimi aydınlattı.
“Çok daha fazlasını hak ediyorsun ama önce bu muma üfle. Şimdi dileğini tekrar dile. Haber aldım bu gece dilenen dilekler kabul oluyormuş.”
Kaba saba ama aynı zamanda bir İstanbul Beyefendisi. Hayatıma bir yıldırım gibi düşen, nereye gittiğini bilmediğim karanlığıma ışık yakan bir adam.
Bugün ilk kez kendi mumumu kendim aydınlatmadım. 3 Mart gecesinin bende bıraktığı izle o muma cılız nefesimle üfledim. Sanki dileğimin kabul olduğunu fısıldar gibi tekte söndü mumum.
Limonlu pop kek, kocaman bir adamın avuç içinde yok denecek kadar küçük görünüyordu. Üç kuruşluk bir mutluluk benim yirmi dört yıllık hayatımın en ince, en hoş sürpriziydi.
Devrim Kozan, her kimin hayatındaysan o kadının senden daha güzel bir şeye ihtiyacı olmamalı bu hayatta. Bu gece bunu öğrendim. Ve ben de senin gibi beni çok sevecek bir adam diledim.

Devrim Kozan, bir küçük limonlu pop kek meselesi ve hayır efendim İstanbul değil Karadeniz Hovardası :)))))))
Pazar günü yeni bölümde görüşelim! Sizi çok seviyorum!
INSTAGRAM: bataklikcicegikitap / ibusra.nur
Tüm Yorumlar (182)
ayyy ohha bn bu çocuğ sevdimmm
Paragraf 346yuhh yavaşş
Paragraf 282ohha mkk
Paragraf 248Ezel erkek değil miydi nasıl kız kardeşi oluyo
Paragraf 175Yaaâa ben bile etkilendimmmm
Paragraf 349Ayperinin devrimi görmesi için pankart açacağım
Paragraf 342Ya bunu nasıl seviyorsun ayperi yaaa
Paragraf 266Ya nasıl düşünceli eliiiii diyioo
Paragraf 82cici cici sahneler yaz bizs ltfn seviyorum ssni💗💗
Paragraf 355ya sence hayatinda biri olan bi adam bi kadinin pesinde bu kdr kosar mi??
Paragraf 353gibiyi kaldir askim
Paragraf 353bu gece dilenen dilekler kabul oluyormus 😭😭 o kadar ince dusunceli bi insansin ki ya
Paragraf 349kitap oldugu icin seviyorum gercek hayatta boyle biri olucak basar giderim bu kadar kusursuz olunmaz vardir bunda bir halt diye
Paragraf 348ya sen nesin ya allahim tum dualarimiz bi anda mi gerceklesti ya
Paragraf 348hyr yektanin yeri ayri hyr sus tamam devrim de iyi guzsl hos hyr yekta ilk goz agrim benim 😭😭
Paragraf 346😭😭😭😭😭😭😭😭😭😭
Paragraf 346ozrdlrm cok etkileniyorum
Paragraf 342offffffff
Paragraf 333karadeniz hovardasi ❤️🔥❤️🔥
Paragraf 315yyyyaaaaa
Paragraf 307KARTİ ALMAYA GELDİN SALAK
Paragraf 290ya askim sen valla salaksij bisey demiyorum
Paragraf 284host
Paragraf 277masallah de hayatim
Paragraf 235cok asiri guveniyorum ins uzmezsin bizi💗💗
Paragraf 227ezele cok guveniyofum ben ua ogrense asiri destek olur
Paragraf 181bu kizin salakligini oldurucek beni allahim paramiz yok zaten karti patlatcak
Paragraf 139ELLERİN AYPERİ ELLERİNNNJ
Paragraf 96herhangi bir adam KAHSKQHSKQGWJQHK2HW YİCEM SENİ
Paragraf 96kizum nabaysun da dak de denur mi erkek arkadasum yuregune inecek usagun
Paragraf 91ya😭😭😭😭 essek
Paragraf 82mesaj sesiyle uyandiririm diye dusunuyor🥺🥺 sen nasil biseysin ya
Paragraf 72oha artik ya
Paragraf 53devoommm😭💗💗
Paragraf 47elin?? acaba bu kiz yetim olmasa bunu diyebilir miydin ya
Paragraf 35sunu bi dovun ya lutfen yetmemis buna
Paragraf 26siginti?? oturdugun ev bindigin araba bu kizdan geliyor aptal kim siginti oluyor
Paragraf 21oku, baban gibi essek olma bile ise yaramamis hepiniz birbifinizdsn betersiniz bari cubbeyi kirletme soyuna tukurdugum
Paragraf 18isinize gslmeyince hak ettin siz neler hak ediyosunuz bi bilsen
Paragraf 16offfff cok iyi dedi
Paragraf 14HEMEN PAZAR GUNU GELEBİLİR Mİİİİ
Paragraf 355O DEVRİMİN SONDAKİ HAREKETİNE BİTTİM ARTİK SENİN KALEMİNDEN FAV İKİNCİ KARAKTERİM BU BÜŞO
Paragraf 354hayatindaki kadin sen olcaksin ama yine de sen bilirsin canim
Paragraf 353YA SİZİ YERİM BEN
Paragraf 346YA HARBİDEN DEVRİM DİYİP SUSMAK İSTİYORUM
Paragraf 342bu neden odun degil karadenizliler genelde oyle de
Paragraf 325Adam dogru soyluyo
Paragraf 310AGLARİM
Paragraf 272olur ya arada oyle COK NORMAL
Paragraf 266AYNİ BENİM TEPKİM
Paragraf 236buso dogru soyle ezeli biz olarak dusunup mu yazdin cunku harketleri ayni ben de bjcdhfcdjvcre
Paragraf 235Baska ne olucakti basrol sonucta
Paragraf 235HAYİR YA
Paragraf 225televixyon dizisi degil ama kitaptayiz balim bence sen yine de o ihtimale karsi hazirlikli ol sonra kal gelmesin jnfjhwjhjhcfjwhn
Paragraf 223ayperiye tum bunlari yasatan kisiler ölün ya
Paragraf 201askim keske bilsen su kizin evde neler yasadigini
Paragraf 181ayperim hic birini hak etmiyordu ki...,
Paragraf 169hic bir sey soylenmese bile su sekil nlasilabilen arkadasliklara bayiliyorum
Paragraf 166İCİNE BİSİ Mİ KACTİ BUNUN KİZMASİ LAZİMDİ
Paragraf 137Keske bunlari yasamak zorunda kalmasan keske seni koruyabilsem ayperim ya
Paragraf 56ANNESİ İLK DEFA AYPERİ İCİN AGZİNİ Mİ ACTİ BEN Mİ YANLİS ANLADİM
Paragraf 42EN AZİNDAN KARAKTERİ SENİN GİBİ BES PARA ETMEZ DEGİL SEREFSİZ
Paragraf 41evet bu arada ayperim sen hic sıkma canını devrim dover o seref yoksunu amcani
Paragraf 39AYPERİYİ AGLATAN UZEN HERKES EVRENDEN SİLİNSİN LUTFEN CUNKU AYPERİ UZULUNCE BEN ONDAN ON KAT DAHA FAZLA UZULUYORUM DA
Paragraf 36GEBER GİT HAYSİYETSİZ İNSAFSİZ KATİKSİZ MAL YEMİN EDİYORUM YA
Paragraf 35Ayperi eger cocuklugunla tanisabilsem sana istedigin tum oyuncaklari alirdim ck içerledim suan
Paragraf 33SENİN YAPTIGIN SANKİ HAYSİYETSİZLİK DEGİL KES BE SEREFSİZ
Paragraf 26su paragraf o kadar dogru ki...
Paragraf 30Ayperi'nin gecmisine o kadar uzuluyorum ki... Devrim'in o yaralari bir bir sarmasi dilegiyle
Paragraf 5buso bana hic bildircin demedin son zamanlarda yoksa beni sevmiyo musun(reis suphelendi)
Paragraf 1Bakın net ayperi’nin çalıştığı yerdeki o kadın dedi ya ben annem ve abim bence o abi devrim’dir diye umuyorum
Paragraf 354hayir ben daha cok seviyorum
Paragraf 355ahahajahj ben her turlu onu severim kiii
Paragraf 354daha bilmiyor ama o kadin aslinda kendisi✌🏻
Paragraf 353ilk iki bolumden asik oldum sana napcaz
Paragraf 349o kadar mukemmel bir adamsın ki devrim diyecek soz bulamiyorum gercekten
Paragraf 346allahhim yerim seni devrim
Paragraf 342karadenizlilerden bu kadar dusunceli erkekler cikiyormuydu ya
Paragraf 325green flag degil direkt forest
Paragraf 313devrim seni isiririm cocukk bu laflar ne boylee
Paragraf 307hop hoopp noluyor be
Paragraf 282ama biz first kissimizi devrime vercektik ayperi ya
Paragraf 277tam isincaktim sana timur iyi ki isinmamisim tesekkur ederim
Paragraf 266Bizde seni seviyoruz büşş🥹🫶🏻
Paragraf 355Pamuk kalpli Karadeniz hovardası🤗
Paragraf 346Herhangi bir adam diyip asla sallamaması ksjxkwnskw
Paragraf 96Ayperi'nin İçindeki küçük çocuğun isyanı gibi..
Paragraf 5popkek falan iyi hoşta bizim kredi kartının anası bellendi gibi hissiyatlarım var!?
Paragraf 354ben seni daha çok biriciğim bataklığımın çiçeği canımın içi ❤️❤️❤️
Paragraf 355ayperim🥲seniokadarçoksevdimki❤️ senin bütün dileklerin gerçek olsun ayperi,hepsi,ellerin bir daha hiç yaralanmasın,evet ,ellerin
Paragraf 353askm evlencen üç tane de çocuk falan yapıcan ama bunlar küçük detaylar
Paragraf 350devriimmmm 🥹🥹🥹🥹 ağlicam
Paragraf 349aşık oldum arkadaşlar mahvolduk
Paragraf 348ruhumdaki devrim yekta emir ılgaz senin yerin çok ayrı birtanem
Paragraf 346devrim kozan beyfendi hayranınızım
Paragraf 346ağzım açık beş dakikadır ekrana bakıyorum.........
Paragraf 346ay bunu sana kim yaptı erkeğini çok severiiimmmmmm al fabrikayı devrim bey sonra da ayperinin üstüne geçir
Paragraf 333karadenizin son düşünceli erkeği devrimdi ve onu da ayperi aldı,bize yine asalaklar kalır 🤦🏻♀️
Paragraf 325abiiiii inatalaşmaaa bayılırıııımmmm
Paragraf 315sana da geber dicem annen aklıma geliyor üzülüyorum
Paragraf 284ya öffff istemiyorum öffff defol timur musun nesin
Paragraf 277ya ne olur be bu ne ya ne demek bu şimdi şuanda yani çok sinirlendim sana defol git hayatımızdan
Paragraf 266var canım hemen evlenin hemen
Paragraf 248ay en sevdiğimmm çene hattııı
Paragraf 240ezel sen ben olabilir misin ya
Paragraf 235oturup ağlicam şimdi
Paragraf 225ahshshhahahshahahhsjajahshshshhshaha tam olarak bi kitabın içinde yaşıyoruz askm
Paragraf 223en güzel çiçekler senin olsun isterim birtanem
Paragraf 178devrim bey sizden çok etkilendiğimi bilmenizi isterim
Paragraf 96hay erkek arkadaşının
Paragraf 91abi lanet olsun kriterlerim o kadar yüksekte ki arştayız arkadaşlar
Paragraf 89ellerin 🥲🥲
Paragraf 82devrim bey mümkün mü
Paragraf 75günaydın birtanem hoşgeldin
Paragraf 72ulan siz insan mısınız kız hem işe gitsin hem parayı size versin hem evinize gelen misafiri o ağırlasın bulaşığınızı yıkasın işe giderken de sizi rahatsız etmesin,amca ve ailesi hepinizden nefret ediyorum
Paragraf 53bu bokamca ölmeden bana rahat uyku yok geber ya geber öl
Paragraf 35ayperi bütün oyuncaklarım senin olsun
Paragraf 33ayperi sen çoğu zaman büşra'sın aslında dimi 🥲
Paragraf 27sensin orospu piç herif
Paragraf 26allah hepinizin belasını versin tamam mı amca ve ailesi bozuntuları sizi
Paragraf 21ayperi keske gercek olsan da şuanda sana oyuncak getirsem 😭
Paragraf 19YA GEBEEEEERRR ÖFFFF
Paragraf 18GEBER
Paragraf 16konus biriciğiiimmmmm
Paragraf 14kes sesini be
Paragraf 13ayperi ne yaparsa yapsın göze batan kızlar içindir...
Paragraf 12birtanem ben seni çok severim ama hissettiğini hiç değiştiremem ki
Paragraf 5bıldırcın mı hahshshhshshshs seni seviyorum ❤️
Paragraf 1sadece iki bolum okumamiza ragmen seni cok sevdim ayperi🥹🥹💞
Paragraf 27kitap sonuna kadar öl ya
Paragraf 26bu nasil avukat olmus ya öl ya
Paragraf 18serefsiz gercekleri hazmedemedi tabi
Paragraf 16tum erkekler boyle hepsinden nefffret ediyorum
Paragraf 15konus be ayperii konuuuss
Paragraf 14sus cocuk sinirlendirme beni
Paragraf 13Travmamız sakinledi en azından Devrim sadece Ayperi’ye değil bize de çok iyi geliyor🥹
Paragraf 354Ayperimmmm bu çocuk seni çok sevecek öyle çok sevecek ki bütün kötülükler dünyadan silindecek sadece sen ve o kalacaksınız sadece elleri ve ellerin😭💖
Paragraf 353Devrim Ayperi’nin yaşadığı tüm kötü anıları silmeye yerine güzellerini koymaya gelmiş🥹
Paragraf 349Burada beğeni veriliyor mu? Hemen beğeneyim öyleyse
Paragraf 1anneegggg bu da bittttiiiiiii
Paragraf 353Büşik Allah aşkına şu lavuktan cidden ayrılsın Ayperi yaa bide o lavuğa kartını vermişti ya ona ne oldu bide bişey diycem şimdi mert avukatsa ve Devrim onun patronuysa demekki Devrim de mi hukukla ilgileniyor
Paragraf 354Sen inatsan ben daha inadım erkeği offff yerizzz😍❤️🩹
Paragraf 315En büyük red flag erkekk 🚩🚩
Paragraf 266Bence Ezel sır saklamayı bilmezdi yaa
Paragraf 213Devriim😋😋😋😋
Paragraf 348İstanbul beyenfendisi
Paragraf 346OHA İNANMİYORUM
Paragraf 346Fabrikayı mı satın alıcaksın cnm
Paragraf 333Dileğine ortak olabilir miyimmmm
Paragraf 353KDNFJFNJFNFJFNFNFN
Paragraf 354O kadin sen olcan ins.
Paragraf 353Hyr canims o bi Trabzon Hovardasi
Paragraf 350AYY ALLAHİM. ya cok uzuldum ya doğum gününü bi pop kek ve mumla kutlayacakti icine ettiler sonra Devrim AGAGAGAGAGA ask adam ya
Paragraf 346Ayperim ya seni cok seviyorum
Paragraf 352Aynı ben
Paragraf 240Bende Ayperi bende
Paragraf 353Onuseviyorum.
Paragraf 349Yektayı gececek bi erkek okumam diyodum... yanılmışım.. sahne Devrim Kozanın😁
Paragraf 346YA BU NASI Bİ ADAM
Paragraf 346AGLARIM
Paragraf 346Ya SLJWŞEJELEKELRKEĞELF
Paragraf 343Bu cümle vurdu
Paragraf 272Lan ne alaka sapık herif
Paragraf 286Eksiz bırakılmıs , yanliz birakilmis , istemedigi seylere zorlanmis , okutulmamis . Ne zor hayatin var be kızım inan okumaya dayanamiyorm
Paragraf 201Ezel asko bi bilsen bu kız neler çekiyor
Paragraf 181MERT'e yazarken ayperinin o sinirini ve surat ifadesini tahmin ediyorum ya SLEKWĞEJEPEKRĞRKR
Paragraf 91Bir kücük ellerin meselesi mi diyoruz🫠
Paragraf 82Ayperiyi okurken kafamda 'yok bana bu cihanda' calıyo istemsiz🥲
Paragraf 57Ayperiye sımsıkı sarılır mısın büş😭
Paragraf 33bunların pisliği genetih herhalde
Paragraf 21De get kendin çalış lan . O çok sevdiğin oğlunu çalıştır .
Paragraf 35Düştük hocam düştükkk🫠🫠
Paragraf 89Orospu senin anandir
Paragraf 26Herkes haddini aşar ama bir tek siz haddinizi aşmazsiniz Devrim Beyyy
Paragraf 75Kaleminden okuduğum ilk eser ve şimdiden çok sevdim. Bu yorumu da Trabzon' dan yazıyorum :)
Paragraf 1DEVRİİİİM😋😋😋😋
Paragraf 72Abla niye Devrimin tam numarasısını yazmadın yaaa ne güzel biz de 7/24 konuşacaktık yaaa🥺
Paragraf 72Seni mi kiskanicak be onursuz bu yaşa gelmissin birde üstüne avukat olmussun bı b*ka yaradığın yok de bak işine haydi
Paragraf 18Yüreği mi var onun babasının karşısında dursun anca sonra gelip iyimisin der
Paragraf 9Ya ayperi ben sana veririm barbie bebeklerimden üzülme😭😭
Paragraf 33Mertten bu hainliği beklemezdim iyi bir çocuğa benziyordu
Paragraf 16Lan
Paragraf 26