0 %

BÖLÜM 5 / PART 3

Yazı Boyutu
100%


Merhaba, hoş geldiniz! Öncelikle annemin sağlık durumuyla ilgili bir problem yaşandığı için bölümü ertelemiştim, kusura bakmayın lütfen. Pazar günü 21.00'da yeni bölümümüz gelecek. Her zaman olduğu gibi. 

Cumartesi günleri de bataklikcicegikitap INSTAGRAM hesabına bölümden alıntı atacağım. 

Kişisel INSTAGRAM hesabım: ibusra.nur 

Keyifli okumalar efenim, yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın!


 BATAKLIK ÇİÇEĞİ 5 / PART 3 

Sırtımdaki keskin acıyla gözlerimi açtım. Belimden sırtıma doğru yükselen sızı, köşesinde kıvrılarak uyuduğum koltuğun karşılığıydı. Üzerime ince bir battaniye örtülmüştü. Etrafa baktığımda salonun içinde olan mutfaktan gelen tıkırtıların sahibinin annem olduğunu görmek içimi rahattı. 

Üzerime örttüğü ine battaniyeyi kaldırdım. 

"Kizum," uyandığımı fark ettiğinde annem mutfak tezgahında uğraştığı yemeği bırakarak yanıma geldi. Orta sehpanın üzerine dizildiğini yeni fark ettiğim ilaçlarımı alarak yere dizlerinin üzerine oturdu. Ayaklarımın üzerinde kalan battaniyeyi sıyırarak kremin kapağını açtığında içerideki kokuyu sordum. 

"Yemek yapmaya biri gelmiyor muydu?"

"Yolladum ben oni," dedi annem olası bir şeyden bahsediyormuş gibi. 

"Ne?"

"Yolladum vallaha, gavur yemegu mu yiceguz?"

"Anne kadın sana domuz eti yedirmeyecekti ya hani?"

"Ağzuna aldugu lafa bak!" Ayaklarıma krem sürerken bir yandan hala söyleniyordu. "Pilav ettum. Yanuna da karnı yarik. Sen sevarsun iyileş da bi once. Devrim oğum da geliy aksama."

"Oğlun?" dedim kaşlarımı kaldırarak.

"He," dedi. "Kiskanma kiz. Sen esah kizumsun ama o da oğlumdu da."

"Ne meraklıymışsın damat almaya ya," dedim ona takılarak.

"Vallaha daha iyusunu bulamazdum." Annem kremi sürdüğü ayaklarımı ovarken konuşuyordu. Şifa elleri yaralarımı iyileştirirken onun da içinde en az benim olduğu kadar bir yangın olduğunu görebiliyordum. Dün geceki korkusunda bunu görebilmiştim. 

Benim annem ilk kez rezil olmaktan değil bana bir şey olmasından korktu. Ve biliyordum ki bu merhametin sebebi buydu. "Hem zengun," dedi evin salonunda bir daha göz gezdirerek. "Hem yakusukli," diye devam etti. "Boyli, posli daha ne ariysun?"

Ardı ardına kurduğu cümlelere güldüm. "Seni evlendirelim anne," dedim kızacağını bilsem de ona takılarak.

"Vuh!" salona yayılan koku artık ezberlediğim cümlelerin önüne geçti. Bana tepki veremeden başka bir cümleye geçti. "Vuh! Yandi yemegum!" annem abartılı bir tepkiyle. Güldüm, her zamanki haliydi. "Kiz gülma sağa yapiydum oni."

"Özür dilerim," dedim gülümsememi bastırmaya çalışarak. Annem suratını asarak eline sardığı havluyla tuttuğu tepsiyi salona bakan orta tezgâha bıraktı. Koltuğun başlığındaki televizyon kumandası gözüme çarptığında sağa uzanarak kumandayı aldım ve uzandığım yere yeniden yattım. Karşımdaki televizyonu açtığımda karşılaştığım akıllı ekran gözümü devirmeme sebep oldu. 

Bir şeyi de normal, dümdüz kullan be adam. Akıllı ev, akıllı televizyon, utanma akıllı tuvalet de alsaydın eve. 

Kendi içimde Devrim'le konuştuğumu fark ettiğimde kendime kızarak televizyonda dolaşmaya devam ettim. Kanalları bulamayacağıma emin olduğumda Youtube'a girerek Müge Anlı açtım ve sesini yükselterek arkama yaslandım. 

Bir yandan koltuğun kenarına attığım telefonumu alarak Ezel'e mesaj attım. 

Ayperi: Ne yapıyorsun? Molanda vaktin kalırsa arasana. 

Ezel: On dakikaya sendeyim. 

Ayperi: Ne?

Ayperi: İşte değil misin kızım sen?

Ezel: İstifa bastım dostum, anlatacağım. 

Ayperi: Ezel beni delirtme ne anlatıyorsun?

Ezel: Güvenliğe daire söyledim kapıyı açtır. 

Ne güvenliği? Kapı zili ben soru soramadan çaldığında iç çektim. Annem kapıya ilerledi. İzle curcunayı, o kadın nasıl açsın kapıyı şimdi?

"Anne, mavi tuşa bas."

"Bastum," dedi annem. 

"Tamam konuş şimdi."

"Merhaba Devrim Bey, misafiriniz varmış. Ezel Hanım,"

"Gelsun," dedi annem sandığımdan daha iyi bir performans göstererek. 

"Efendim?"

"Gelsun!"

"Anlayamadım, göndereyim mi?"

"Gelsun ula!"

"Gönderiyorum," Adam ne olduğunu anlayamayarak cevap verdiğinde annem tekrar cevap verdi.

"Manyak herhalde bu, ayni lafi uc kere soyleti," 

"Anne sus, duyuyor!" 

"Yalan soyleme bağa," dedi annem ve kapıyı açtı. Kapının önünde Ezel'i beklemeye devam etti. 

"Yok vallahi, cızırtı geldiğinde dediklerini duyuyor."

"Nedeyum o da anlasaymiş."

"Haklısın Selma teyzem!" Ezel'in sesini işittim. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Ayaklarımdaki sızıyı unuttum. Öyle ki bir an ayağa kalkıp ona sarılacaktım. Ezel ayakkabılarını çıkarttı ve anneme sarıldı. Salon, kapının tam karşısında kaldığından onları görebiliyordum. Birbirlerinden ayrılarak kapıyı kapattıklarında annem tekrar konuştu. 

"Hoş geldun kizum, geç içeri üşümüşsundur." 

"Nasılsın?" dedi Ezel benden önce annemle konuşmaya devam ederek.

"Bırak yalakalığı buraya gel!" annem şiveli ve harfleri yuvarlayarak konuştuğu için Ezel söylediklerinin yarısını anlamıyordu bile. "İşi gücün şov!"

Salona girdiklerinde annem yeniden güvenli alanına, mutfağına geçti. Ezel koltuğun kenarına oturarak bana şefkatle baktı. Gözlerindeki hüznün bana karşı duyduğu sevgiden olduğunu biliyordum.

"Peri'm," dedi ve bakışları kremli ayaklarıma kaydı.

"Yok," dedim başımı olumsuz sallayarak. "Bugün duygusal konuşma ve ağlama yok, istemiyorum."

"Sen öyle istiyorsan," gözleri dolmuştu. Ağlamamak için devam etmedi. Ağlama, dedim içimden. Ağlarsa ben de ağlardım ve artık buna bile gücüm kalmamıştı.

"Tamam," dedim onu durdurarak. "Hadi, işten ayrılmak ne? Onu anlat önce." 

"Aptal," dedi ve ayağa kalktı. "Önce bir sarılayım!" üzerime eğilerek kollarını bana sardığında hissettiğim huzur dün gece annemin yanında kıvrılırken hissettiğimle aynıydı. Kokusunu içime çektim.

"Teşekkür ederim," diye mırıldandım ardından. 

"Hiçbir şey yapmadım!" daha sıkı sarıldı. "Maalesef gerçekten hiçbir şey yapamadım Peri'm. Özür dilerim, özür dilerim."

"Ağlatma beni ya!" onu şakayla karışık ittiğimde yüzüme sahte bir şaşkınlıkla baktı. Annem bize dönüp bakmadı. Acılarından onları yok sayarak kaçıyordu. Bu da onun hayatla mücadele etme şekliydi. Belki de kaçmaktan başka hiçbir şeyin işe yaramadığını bildiğinden.

Ezel tekrar ayak ucuma geçerek oturdu. Daha rahat edebilmesi için biraz toparlanmaya çalıştım. "Tek bir şey söyleyeceğim," dedi bana dikkatle bakarak. 

"Söyle."

"İyi misin?" sesli bir cevap vermeye dilim varmadığı için başımla onu onayladım. 

"Sen anlat," dedim konuyu değiştirerek. "Ne oldu? İş mevzusu nedir, buraya nasıl geldin?"

"Devrim Bey aradı," ismini duyduğumda içimde bir karıncalanma hissettim. 

"Evet." 

"Buradaki şirketlerine resepsiyon lazımmış, maaşı fabrikada aldığımla aynı ama kurumsal şirket Ayperi. Haberin vardır sandım ben. Bana işten ayrıl Ayperi iyileşene kadar ona bak. Ben sigorta girişini başlattıracağım işe de Ayperi iyileşince başlarsın dedi."

Söyledikleri karşısında kalp atışlarım yükselirken dilim sanki tutuldu. Bütün bunları hangi ara planlamıştı ve yapmıştı. Ağzımı açsam, yanlış bir şey söylesem Ezel'in kalbinin kırılacağından korkardım. Devrim'e geçsem, bunu neden yaptın desem Ezel'in eline düşen böyle fırsatı geri çevirme ihtimalini göze alamazdım. 

"Boş ver," dedim ona içtenlikle. "İşine bak Ezel. Adamın evine aldığı haftalık alışveriş maaşından azdır ya. Sana da güzel oldu."

"Peri'm," dedi Ezel. "Ben haberin olmadığını bilsem ilk seni arardım ama aradı çık işten Ayperi'nin yanına geç dedi. Öyle olunca haberin var sandım." Biliyordum, gerçekten de bilmediğimi düşünse karşı çıkardı ama buna gerek yoktu. İki gündür yaşananları düşündüğümde buna ihtiyacımız olduğunu biliyordum. Kimsenin uzattığı ele kibirle bakacak durumda değildik. 

"Kabul et diyecektim zaten Ezel. Bak o işte çalışır çabalarsan yükselirsin de. Maaşın düzenli yatar e sigortan tam olacakmış."

"İnternetten baktım ben," dedi Ezel hevesle. "Özel sağlık sigortaları, kadınlar gününe özel hediyeleri, sponsor olunan markadan aylık alışveriş hakları her şeyleri var!" 

Gözlerinin içindeki mutluluğa baktım. Devrim belki de korkularımla hiçbir alakası olmayan, bana gösterdiği o adamdan ibaretti. Ezel'in gözlerine bile bu mutluluğu bırakan o adam belki de söylediği gibi her şeyi gerçek kılacaktı. 

Hangi duamın cevabıydı bilmiyordum ama şu an yaşanan her şeye rağmen o eve girdiği, tepsiyi elimden aldığı için, parmaklarıma sürdüğü o krem, getirdiği limonlu pop kek için minnettardım.

"Olacak kızım," dedi Ezel elimi tutarak. "Bu yaralar açıldı ama iyileşecek ve bir bakacaksın bambaşka bir hayattasın. Bunu düşün, sadece bunu düşün ve bir daha o göz yaşını akıtma. Bak adam sırf senin için, senin yanında durabilelim diye anneni, beni getirdi."

"Biliyorum," diye cevap verdim ona. Ama bunları Ezel'den duymak bir teminat gibiydi benim için. Bütün salonu kaplayan tanıdık annemin yemeği, ellerimi tutan kız kardeşim. Sıcacık bir ev. Daha ne isteyebilirdim ki? Devrim beni burada, bu şekilde bıraksa bile kabullenir o hayatı yaşardım.

Hayır, dedi içimden bir ses. Yaşamayacaksın. Kabullenmeyeceksin. Bu sefer değil Ayperi, bu sefer değil. Okula gideceksin, çalışacaksın. Kendinde eksik gördüğün her ne varsa birer birer toparlayacaksın.

Toparlayacağım.

"Yemeğu hazurladum," dedi annem sonunda mutfak tezgahından ayrılıp yanımıza gelerek. Salonun köşesindeki masaya tabakları dizmiş, sofrayı kurmuştu. "İki koca kiz oturun ben yapaayum."

Ezel, anneme gülümsedi. "Ben kaldırırım Selma Teyze'm kusura bakma." 

"Yok kuz saka ettum ben." 

Annem karşıdaki tekli koltuğa oturduğunda masanın üzerinde kaldı bakışlarım. Sürahiye ve içindeki suya baktım bir süre fark etmeden. Aklım o sabaha, Devrim'le burada yaptığımız kahvaltıya gitti. O gün içimde bir yerde bu anın bir tekrarı olmayacağını biliyor ama olabilmesi için dua ediyordum. Belki bu şekilde değildi ama yine de. 

Geçmiş, geçti. Dedim kendime. Geleceğe bakmak zorundasın. Gözlerini ileriye dikmek ve duygularını bir köşeye bırakmak zorundasın. Çalışmak zorundasın. Nasıl bir savaşa düştüğünü bile bilmiyorsun. O sözleşmeyi imzaladığımda Devrim'le Trabzon'a gittiğimizde nasıl geçecekti zaman? Orada nasıl insanlar vardı? Ezel'siz nasıl yapacaktım?

Düşünme dedim kendime. Daha fazla düşünme dedim ki sanki bu sese katılır gibi kapıdan bir ses geldi. Annem irkilerek ayağa kalktığında kapıdaki ses içimizin rahatlamasına sebep oldu. 

"Benim Selma Hanım."

"Hanum nedu da?" dedi annem kapıya vardığında. Yeniden başım koridora döndü. Devrim'in elinde poşetlerle içeriye girişini izledim. 

"Ana de bağa, nettun oyle habular nedur?" annem Devrim'in elindeki poşetleri alırken Devrim gülümseyerek kısa bir cevap verdi.

"Akşam lazım olur rahat olun diye birkaç parça." Bir şey söylemedim ama onunla göz göze geldiğimizde bakışlarım her şeyi açıklıyordu. 

"Gerek yokti uşağum sağolasun." 

"Ne demek Selma Teyze," dedi Devrim annemin sözü üzerine Hanım hitabını bir kenara bırakarak. 

"Of," dedi salona girerken. "Bu ev ömrü hayatımda ilk kez bu kadar güzel yemek kokuyor." Ezel yalnızca Devrim'i ve beni izliyordu. 

"Hoş geldin," dedi Devrim önce onunla selamlaşarak. 

"Hoş buldum Devrim Bey." Ezel tebessüm ettiğinde Devrim koltuğun baş ucuna oturdu. Hemen yanımdaydı fakat yukarıda kaldığı için ona bakmak için başımı kaldırmam gerekiyordu.

"Bey'i atalım da önce bi."

"Ama," Ezel'in bunu iş mevzusundan ötürü yaptığını biliyordum. Hayatımda gördüğüm en çalışkan, en disiplinli insandı. Hatta benden bile fazla çalışır, düzenli çalışırdı. Gözünden hiçbir şey kaçmazdı.

"Atalım," dedi Devrim bu sefer daha ciddi bir tonda. Ezel tebessüm ederek karşılık verdi. İstediğinde şen şakrak eğlenceli bir adam oluyordu fakat bir anda o kadar soğuk, despot bir patrona dönüşüyordu ki ikisinin aynı kişi olduğuna inanmak oldukça güçtü.

Saçlarımın üzerinde hissettiğim el oturduğum yerde gerginleşmeme sebep oldu. Başımı oynatmadan Devrim'in saçlarımla oynamasına izin verdim. Parmağına doladığı saç telimi baş parmağıyla okşayarak bıraktığında kendimi içinde bulunduğum durumdan soyutlanmış hissediyordum.

İçimde bitmek bilmeyen karmaşaya karışan hisler yüreğimin üzerindeki el, içinde bulunduğum ve bana ait olmayan bu ev. Bir sofra, hep hayalini kurduğum ve hiç sahip olamadığım. Sanki elleri bana vaat ettiği bu hayatın sağlayacağı güveni temin ediyor gibi. 

Hayal kurmak istedim. Onun yanında kurduğum tüm hayaller gerçek oluyormuş gibi. Ellerinin altında küçük bir kız çocuğu olmak ve hayaller kurmak istedim.

"Tamam Devrim," dedi Ezel zorlukla. Bu süreç nasıl ilerleyecekti bilmiyordum. Yeni bir hayata herkesi çekip alıyordu ve bir gün o ipi bırakma ihtimalini hiç göz önüne getirmiyordu. Aşk mıydı bu? İnsan hiç tanımadığı bir kadına âşık olabilir miydi? Biter miydi peki bu? Geçer miydi? Geçip gittiğinde bıraktığı enkaz nasıl olacaktı?

Devrim sorularımı hissetmiş gibi elini sırtıma koydu ve kıyafetimin üzerinden bana destek olmak isteyerek sırtımı okşadı. Zihnimin içini görüyor, oraya dokunuyor gibi davranıyordu bazen.

"Hade soğutmayun," annem masayı başıyla işaret ettiğinde Devrim anneme dönerek konuştu. 

"İzninle Selma Teyze," annem cevap veremeden beni kucağına aldığında şaşkınlıkla konuşamadım. Uzandığım koltuktan havalanmam, annemim şaşkın bakışlarının beni bulmasıyla aynı anda oldu.

"Uşağum beluni kiracasun," dedi annem Devrim'e bakarken. 

"Devrim," diye fısıldadığımda Ezel araya girmişti.

"Selma Teyze'm. Kızını düşünmen gerek şu an hemen paşacı oldun ya!" yaşanan her şeyi normalleştirme çabamız beni olduğum durumdan çok daha garip bir anın içine sürüklüyordu. Annem ne ara tüm bunları kabullenmişti? Ezel neden bu kadar uyum sağlıyordu? Bir ben miydim dışında kalan her şeyin?

Belki de kendim yaşadığımdan. Belki de yalnızca kendim yaşadığım için her şey bu kadar ağır ve aksak. Annem aradığı o damadı bulduğunu düşünüyor, Ezel yalnızca mutlu olduğum bir an diliyor. Bense korkuyorum, sadece korkuyorum. Daha kötüsünü yaşamaktan sanki bu mümkünmüş gibi.

Devrim beni sandalyeye oturttuktan hemen sonra yanıma oturdu. Annem masaya servis yaparken Ezel ona yardım ediyordu. 

"Devrim," dedim yanımdaki koca adama fısıldayarak. 

"Efendim?" masadaki salatadan bir çatal alarak ağzına attı. 

"Beni utandırıyorsun," dedim onun umursamazlığına karşı sinirle. 

"Utanılacak ne var? Yaralısın," eliyle böldüğü ekmeğin birini ağzıma doğru uzattığında ne yapacağımı bilemeyerek ağzımı açtım. Uzattığı ekmeği çiğnerken annem çoktan Ezel'le birlikte doldurduğu çorba kaselerini getirmişti.

"Selma Teyze, Maria gelmedi mi?"

"Haoni yolladum ben."

"Neden?" Devrim bir anda ciddileşti. "Bir saygısızlık mı yaptı?"

"Yok oğlum, ben gavurun yaptuğu yemeği yemam," annemin cevabına Ezel ve ben bıyık altından güldüğümüzde annem ikimize de öfkeyle baktı. "Sevmedun mi?" dedi annem korkuyla cümlesine devam ederek.

Bu hayatta onun kalbini kırabilecek en büyük şey yemeklerinin sevilmemesi olabilirdi. Belki de bunun tek sebebi hayatı boyunca övgü alabildiği, var sayıldığı tek noktanın o yemekler olmasıydı. Çok güzel yemek yapardı benim annem. Eve uğrayan herkes, yemeğinden bir parça tadan herkes elinin lezzetinden bahsederdi. 

Onun da tek başarısı bu olmuştu. Kendini var sayabildiği, diğerlerinden sıyrıldığı tek nokta Selma Kıran'ın yemekleriydi. Bu yüzden elinden o da alındığında ondan geriye hiçbir şey kalmayacağına inanırdı. Ya da yalnızca ben öyle düşünüyordum.

"Olur mu öyle şey?" dedi Devrim sesini yumuşatarak. "Ben sıkıntı oldu sandım. Eline sağlık." Devrim annemin gönlünü aldığında hep beraber yemeğe başladık. Bir yarım ekmekle yediği çorbası, neredeyse bir başına bitirdiği koca salatası. Bu hayatta gördüğüm en iştahlı adamdı. 

Pilavını bir dolu tabak almış yanına iki koca karnı yarık almıştı. Ara ara ona ve yediği yemeğe kayan bakışlarımı yakalıyor muhtemelen masada olduğumuz için ses çıkarmadan bana göz kırparak geçiştiriyordu.

"Oh," dedi Devrim yemek bittiğinde. "Eline koluna sağlık Selma Teyze, yediğim en güzel yemeklerdi." Biliyordum. Bunu düşünmeyecek birini daha tanımamıştım.

"Daha vereyum mi oğlum?"

"Yuh," dedim istemsizce. Devrim kaşlarını kaldırdı. "Yani anne. Adam kalp krizi geçirecek. Gece uyuyamayacak bence onun da midesinin dinlenmeye ihtiyacı vardır."

"Vuh," dedi annem. "Kıskanma hemen sağa da vereyum." Devrim annemin cevabına güldüğünde ben de gülümsedim.

"Sağ ol Selma Teyze. Ellerine sağlık, çok doydum. Sonra kalp krizi falan geçiririm Allah korusun. Önce şu nikahı halledelim." Bana yeniden göz kırptı. 

Ezel masanın altından ayağıma dokunduğunda ona baktım. Başıyla Devrim'i gösterdi ve ardından yemeği işaret ederek eliyle nefis olduğunu anlayacağım bir işaret yaptı. Kaşlarımı olumsuz anlamda kaldırarak ona kızdığımda yine bıyık altından gülümsedi.

Bütün bu olanları Devrim'e ve anneme çaktırmadan kendi aramızda döndürmüştük.

"Şimdi," dedi Devrim Ezel masaya çayları getirmek için kalktı. "Şu nikah meselesini bi konuşalım." O eğlenceli, şen şakrak yanını bir köşeye bırakıp konuştuğunda sırtımı oturduğum koltuğa yasladım ve ona döndüm. İçimde aynı heyecan ve mide bulantısı baş gösterdi. Evleniyordum, hiç tanımadığım bir adamla. Bir filmin başrolüymüş gibi. "Ben bugün özel olarak nikah memuru ayarladım birkaç evrak daha teslim edeceğim ondan sonra nikahımız ayarlanmış olacak. Normalde Ayperi'nin iyileşmesini bekleyecektim ama ne kadar hızlı olursa onun için o kadar iyi olacak gibi düşünüyorum."

"İyu da," dedi annem araya girerek. "Senun anan buban ne diyecek evladum? Onlarun haberi var mi?"

"Var," dedi Devrim kendinden emin bir sesle. "Bir problem yaşanmayacaktır."

"Gelup istelerdi o zaman," dedi annem sanki bunun yeri ve zamanıymış gibi. "Böyle olmaz ki."

"Onu da yaparlar Selma Teyze," dedi Devrim ciddi bir sesle. "Şu resmi kısmı bi halledelim onu da yaparlar."

"İyu," dedi annem bana bakarak. Memnuniyetsizliğini görebiliyordum ama ne onun ses çıkarmaya hakkı vardı ne de benim. "Nerede yaşayacaksunuz? Burda mi?"

"Yok," dedi Devrim hızlı ve net bir cevapla. Ezel getirdiği çayları masaya bırakıyordu. 

"Teşekkür ederim," dediğimde Ezel bana gülümsedi.

"Bir yıl kadar Trabzon'da kalacağız. Annemler orada benim."

"Yok!" dedi annem büyük bir tepkiyle. "Olmaz ben kizumu birakmam oyle. Evladum olmaz."

"Yanlış anladın," dedi Devrim bir an duraksayarak. "Kızını bırakmanı istemedim. Sen de gelirsin elbette istersen yani. Ben her şeyi ayarladım. Trabzon'da bize yakın bir ev, uygunsa eğer senin için de."

Annemin bakışları yumuşadı. Ezel'e baktım. Sanki bütün bunlardan haberi varmış gibi tepkisizdi. Belki de beni daha kötü etkilememek için öyle davranıyordu bilmiyordum. Tek bildiğim her ne olursa olsun arkamda duracağı ve bana destek olacağıydı. 

Kendi hayatım hakkında yine söz hakkımın olmadığı bir masadaydım. Ama içimden bir ses Devrim'in ben her ne istiyorsam onu yapacağına emindi. Bir yanım ona hiç kimseye olmadığı kadar güveniyordu, diğer yanımsa tedirgindi.

"Tamam," dedi annem belki de yalnızca benim vazgeçme ihtimalimden korkarak. "Olur," onun da gergin olduğunu biliyordum. Belli etmese bile korkuyordu. "Ben masayu kaldurayum," dedi annem oturduğu yerden çayını içmeden kalkarak. 

"Biraz konuşalım mı?" Devrim bana döndüğünde başımla onu onayladım. 

"Kucağına almana gerek yok, yaslansam yeter."

"Ayperi inat etme artık." 

"Bence de," Ezel aramıza girdiğinde gözlerimi ona çevirdim. "Akışına bırak Peri'm," dedi Ezel aynı yumuşak tonla. "Bırak da kurtul şu hayattan." Devrim'in yanımda olmasına aldırmadan kurduğu cümleye Devrim'den bir tepki gelmedi. Beni tekrar kucağına aldığında nefes alışverişlerini dinledim ve bu sefer ses çıkarmadım. 

Alışmam gerekiyordu, iyileşmem gerekiyordu. Göğsü inip kalkarken sırtımın altında hissettiğim kaslı kolları hiç olmadığım kadar güvende hissettiriyordu. Sanki değil ben, benden on tane daha olsa aynı kolaylıkla kaldıracaktı. 

Odasına girdiğimizde önce beni yatağa bıraktı, ardından kapıyı kapatarak kilitledi. İçeriden annem ve Ezel'in konuşma sesi geliyordu fakat ne söylediklerini işitemiyordum. 

"Nasıl oldun?" dedi Devrim beni bıraktığı yatağın ucuna oturarak. Uzattığım ayağımı parmakları arasına aldığında irkildim ve ayağımı çekmeye çalıştım. "Bakacağım," dedi yalnızca. "İyileşmeye başlamış.

"Dedim ya daha iyiyim."

"O orospu çocuğunu öldürmediğime dua etmesi gerek," bana aldırmadan yeniden öfkeyle konuştu. "İkisini aynı mezarın içine sokmadığıma dua etmesi gerek."

"Sakin ol," dedim yalnızca. Bu öfke sevgisinden mi besleniyordu?

"Seni götürmem gerek," dedi Devrim bana aldırmadan. "Anlaşmayı avukatla mı incelemek istersin? Yoksa okuman yeterli mi?"

"Anlaşma bile önemli değil ki," dedim dürüst davranarak. "Uymadın şartlara diyelim benim seni dava edecek gücüm mü var?"

"Teminat," dedi Devrim. "Teminatın olacak. Olur da bana bir şey olursa o parayı alacak hayatına bakacaksın. Annenin oturacağı evi de senin üzerine yapacağız, ne olur ne olmaz."

"Kimden ne olabilir Devrim?" dedim ne olduğunu anlayamayarak. "Ne olabilir yani? Amcam hayatımdan çıktıktan sonra bana bir düşman kalmıyor ki."

"Bana kalıyor," dedi yalnızca. 

"Ne? Kim?"

"Bak Ayperi," dedi derin bir nefes alarak. "Ailem evlendiğim kadını sorgulayacak. Sana mal bırakmak istemeyecek, didikleyecek."

"İyi de ben anlaşmamıza göre senden boşanırken anlaştığımızın dışında hiçbir şey almayacağım ki."

"Boşanırken evet," dedi Devrim. Ne demek istediğini anlamıyordum. Dahası ne olabilirdi? Ne kuruyordu kafasında?

"Beni korkutuyorsun," dedim içimden geçeni söyleyerek. "Korkutuyorsun. Sanki yeterince korkmuyormuşum gibi bir de sen. Senin hayatın."

"Sadece seni koruyorum, bilmen gereken tek şey bu. O zaman sözleşmeyi direkt imzalayabilirsin burada."

"İmzalarım," dedim başka bir cevap bulamayarak. 

"Ayperi," dedi Devrim. "Bir anda fikrini değiştiren neydi? Annen sana ne dedi?" duraksadım. Annem bana ne demişti? Hiçbir şey.

"Hiçbir şey," çünkü annemin kurduğu bir cümle getirmemişti beni bu noktaya. Kaşlarını kaldırdı. Yüz hatları gerildi. 

"O zaman."

"Korku," dedim ve ekledim. "Gözlerinde gördüğüm korku Devrim. Benim annem ilk kez bana bir şey olmasından korktu. Bak içeride ilk kez ben yalnız kalırım diye korkuyor. Kaybetmekten korkuyor çünkü o da biliyor sen olmasaydın beni..." sustum. Bu kadar kolay mıydı o kelimeyi dile almak? 

"Tamam," dedi Devrim alele acele. "Hiçbir şey yapamayacaklar tamam. Bu saatten sonra," ayağa kalktı. Çekmecelerini karıştırarak bir dosya ve kalem çıkardı. Kalemi ve dosyayı önüme bıraktı. Üzerindeki sözleşme ibarelerine, isimlerimize baktım. 

"Bir Kozan'sın hak ettiğin gibi, olman gerektiği gibi ve hiç kimse Ayperi. Sana yemin ediyorum hiç kimse sesini dahi yükseltemeyecek sana. Elini kaldıranın cehennemi olacağım."

"Biliyorum," ağzımdan çıkan kelimeyi düşünerek söylememiştim ama üzerine düşünseydim de aynı sonuca varacağımı biliyordum. 

"Yeni bir savaş, yeni bir hayat," dedim iç çekerek. "Yeni bir yol."

"Yeni bir hayat," gözlerime baktı. "Bambaşka bir bahçe, çiçeklerin açacak. Belki de artık Ayperi olmana gerek kalmayacak. Belki artık sen de kendine Sezen diyebileceksin."

"Fark eder mi bilmiyorum ki," ismimiz kimliğimizi taşıyor muydu içinde? "Kendimi buna şartlayan benim. Sezen ya da Ayperi, yaşadıklarım değişmeyecek."

"Geleceğin değişecek," dedi Devrim. Ve imza attığım kâğıdı önümden alarak dolabına ilerledi. Onu izledim bu sefer çekmeceyi açmak yerine dolabın içine gömülü olan kasasının şifresini tuşladı ve sözleşmeyi kasaya koyarak yeniden kilitledi. 

"Hayatına hoş geldin Ayperi Sezen Kıran," dedi bana gülümseyerek. Elini cebine attı. Bir kredi kartı ve telefon çıkartarak bana uzattı. "İhtiyacın olan her şeyi buradan hallet. Yeni bir hat aldım sana saçma sapan insanlar rahatsız etmesin diye. Önce iyileş sonra çok daha iyisine sahip olacağız her şeyin."

Sahip olacaksın değil, olacağız. Birlikte. 

"Teşekkür ederim," dedim yalnızca. Onunla bir anlaşmamız vardı. "Anlaşma şartlarına bile bakmadım adam akıllı," diye ekledim ardından. 

"Bir yıl evli kalacağız," dedi sesini yumuşatarak. "Biliyorsun zaten. Bizimkilerin bu evliliğe inanması gerekiyor. Dedem mal varlığını üzerime geçirmek için evlilik istiyor. Zamanında babama da aynısını yapmış da her neyse. Onların yanına gideceğiz bir yıl. Ufak tefek detaylar var ama önemli değil."

"Ne gibi ufak tefek detaylar?"

Kaşlarını kaldırdı. Alaylı bir şekilde dudaklarını büzdü. "Beni evlendirmek istedikleri ve beni bekleyen bir kız," dedi aynı alaylı tavırla. "Ve evlenmemi dört gözle bekleyen aile büyükleri gibi. Alışırlar ama."

"Ne?" komik miydi? "Sen git yurt dışında yüksek lisans yap, gezmediğin ülke kalmasın ve ailen seni zorla evlendirmeye mi çalışıyor?"

"E Karadenizliyiz," dedi Devrim göz kırparak. "Damarda akan kan belli. Bir noktadan kendi geleneklerine dönülsün istiyorlar. Bu parayla ilgili bir mevzu değil."

"Kızlarına da aynılar mı?" dedim kaşlarımı kaldırarak. Kendi durumumdan bahsettiğimi anlamıştı.

"Belki birebir değil ama aynı fikrin gelişmiş versiyonu. Anadolu toprağında kadın olmak hep biraz eksik kalmak demek hala. Ve bunun izlerini taşıyor toplum Ayperi. Belki zorla evlendirilmedi ama benim kız kuzenlerim de benimle aynı şartlar altında büyütülmedi. Onların önceliği farklıydı, farklı olmak zorundaydı."

"Çok seviyorum memleketimi," dedim çaresizce. "Dağını, taşını, toprağını ama o kadar sığamıyormuş gibi hissediyorum ki oraya. Sanki koskoca Karadeniz'e bir beni, bizi sığdıramamışlar gibi."

"Değişiyor," dedi Devrim kendinden emin bir sesle. "Değişecek. Bu bir kültür belki onlarca yıl alacak ama bak sen kendi çocuğuna böyle mi davranacaksın?"

"Bilmem," annem kendi çocuğuna böyle davranmayı hayal eder miydi? "Belki de zorunda kaldıkça onlardan birine dönüşüyoruzdur. Annem de aynı yoldan geçmiş benim ama bak zihninin bir köşesinde hala aynı fikirden besleniyor."

"Çünkü bir kapı açılmasına hiç izin verilmemiş Ayperi. Senin bir kapın başka bir hayatın olacak ve öyle bir dönemdeyiz ki yavaş yavaş tüm kadınlarımız bu güce sahip oluyor. Zaten erkek egemen toplumun korktuğu da kaçtığı da bu. Gelenek görenek adı altında bundan kaçıyorlar."

"En azından farkında olan birileri var," dedim çaresizce.

"Ben gideyim yurt dışında yüksek lisans yapayım, ülke ülke gezeyim bırak o kadar da olsun." 

"Anca dalga geç benimle."

"Hadi sen gelinlik mi bakıyorsun çeyiz mi topluyorsun ne yapıyorsan yap. İki gün sonra eve nikah memuru geliyor."

"Eve?"

"Eve," dedi yeniden ve odanın kapısını açtı. 

"Nereye?"

"Birimizin işe gitmesi gerekiyor canım," dedi annemin duyacağını umursamadan yüksek sesle. Gülümsedim. İçimde yarına dair bir umut, bana dair bir gelecek bırakıyordu. 

Gittiği yere kadar, dedim kendime. Gittiği yere kadar gerekirse sonra yeniden savaşırız.

***

8 Mart

Beyaz zambakların açtığı bir bahçede çimenlerin üzerine uzandığımı hayal ettim. Üzerimde bembeyaz bir gelinlik. Hep hayal ettiğim, dantel dantel örülmüş olan. Bir kız çocuğu ilk ne zaman hayal eder gelinliğini?

Doğduğum gün öğretmişler bana hayatımın bu yönde ilerleyeceğini. Ondan sonra yaşanan her şey bundan kaçabilmek ya da kabullenmek üzerine kuruluymuş. Küçücükken bile erkek erkekmiş, kız çocukları kadın. Kadın olmanın ağırlığıyla doğdu bu topraklarda hep küçücük, gencecik kızlar. Onlardan biri olmak benim eksikliğim mi yoksa bunu bize öğretenlerin mi?

Bilmem. 

Cevabını bilmediğim onlarca sorudan yalnızca bir tanesi. Hayatımın değiştiği güne açtım gözlerimi. Gelinliğim yok. Hayal ettiğim her şeye çok uzağım. Bir yandan hayal ettiğim her şeye çok yakınım. Acaba hangisi gerçekten bana ait bilmiyorum. Üzerimde Devrim'in mesajlarıyla zorbalığıyla aldığım beyaz bir takım var. O kadar pahalı ki benim üzerimde ama hiç bana ait hissettirmiyor. 

Nasıldı hayalini kurduğum o an? Elimde bir çiçek vardı. Çocukken, çok küçükken kurmuştum bu anı. Babam elimden tutuyordu. Üzerimde tülden, ince bir gelinlik. Zarif ama dantelli, bütün vücudumu saran, yerlere dökülen. Saçlarım hafif dalgalı ve açık. Omuzlarımdan aşağı süzülüyor. Sahip değilim hiçbir şeyine o hayalin. Babam öldü. Annem içeride beni gözü yaşlı bekliyor. Ne gelinliğim var ne çiçeğim. Yalnızca hiç bana ait olmayan beyaz bir takım elbise. 

En yakın arkadaşım yanımda. Sanırım o hayale dair tutunabileceğim tek gerçek Ezel. Onun buradaki varlığı. Saçımı, makyajımı elleriyle yapmıştı. Ayağımın altı zaman zaman üzerine çok bastığımda sızlıyordu fakat yaralarım gitmiş yerine izleri gelmişti. Onlar da iyileşecekti biliyordum.

"Çok güzel oldun," dedi Ezel ışıldayan gözleriyle bana bakarak. Artık mesaisi bendim ve bunu Devrim sağlamıştı. İş yerine buraya geliyor akşam evine geri dönüyordu. Hem yaşam standarttı genişlemişti hem ben onun sayesinde çok daha çabuk iyileşmiştim. Nikah şahidim de o ve tanımadığım bir adam olacaktı. Yalnızca Devrim'in bir arkadaşı olduğunu biliyordum.

Kapı zili çaldığında kalbimin atışı hızlandı. "Geldi," dedi Ezel heyecanıma ortak olarak.

"Geldi," tekrar ettim söylediğini. Mert'te burada olacaktı. Ve biliyordum ki evlendiğimize dair fotoğrafları yengeme atacaktı. Belki de Devrim'in onu burada tutmasının tek sebebi buydu. Bilmelerini istediği her ne varsa onlara iletmesi için. 

Kapı tıklatıldı. "Buyurun," dedi Ezel benden hızlı davranarak. Ayağımdaki beyaz babetlere baktım. Kapıyı aralayan adam beklediğimin aksine Devrim değildi. Ne giymişti acaba? Bilmiyordum. Ara ara nasıl olduğumu sormuş, akşam yemeklerine uğramış onun dışında çok muhabbet edememiştik. Çalıştığını söylüyordu, mümkündü de. Günlerdir benimle ilgilenmekten adam iş bile yapamamıştı. 

"Müsaitseniz gelin hanımı içeriye çağırıyoruz," dedi ismini bilmediğim adam. Hemen ardından ekledi. "Pardon kendimi takdim etmedim. Muhammet ben. Devrim'in yakın arkadaşıyım."

"Sağdıcı yani," dedi Ezel gülümseyerek. "Ezel ben de memnun olduk, tabii hazırız biz."

"Devrim," diye fısıldadı araladığı kapının dışına doğru. Ardından odanın kapısı tamamen açıldı. Üzerinde siyah bir smokinle kapının önünde bir dağ gibi dikilen Devrim'e, müstakbel kocama baktım. Boyunun uzunluğu, omuzlarının genişliği ve takım elbisesinin vücuduna tam oturuşu sebebiyle öyle muazzam, öyle nizami gözüküyordu ki ona hayran olmamak elde değildi. 

Her kadının hayal edeceği bir adamdı. Hem fiziken, hem de ruhen. Sanırım. 

"Nikah memuru bizi bekliyor," dedi elini bana uzatarak. Uzattığı eli titreyerek tuttuğumda titreyen elimi sarmaladı. Ben ona yaklaşırken bir süre bekledi. Yanına vardığımda kulağıma eğildi. 

"İyi misin?"

"Bilmiyorum," dedim mideme giren krampla. "Heyecanlı ve stresli."

"Oyun gibi düşün," dedi Ayperi, "İş gibi. Evleneceğiz ve sen paranı kazanacaksın. Böyle bak olur mu? Yemin ederim üzülmene izin vermeyeceğim."

"Biliyorum," dedim aynı kısık tonda konuşarak. İki adım sonra evin salonuna ulaşmıştık. Yemek masasına çekilen sandalyelere ve oturan memura baktım. Ezel'in başlattığı alkışa Muhammet, Mert ve annem eşlik ederken Devrim'in çektiği sandalyeye oturdum. ,

Hiç zorlanmadan oturduğum sandalyeyi geri itti. Ve yanıma oturdu. Memur önündeki dosyayı açıp gözlüğünü düzeltti. Kısa bir süre evraklara baktıktan sonra başını kaldırarak bize yöneldi.

"Evet," dedi resmi bir tonla. "Gerekli belgeler tarafımıza ulaştı. Şimdi evlilik akdini gerçekleştirmek üzere buradayız."

Kısa bir an durdu. Bakışları önce Devrim'e, ardından bana döndü.

"Türk Medeni Kanunu'nun bana verdiği yetkiye dayanarak soruyorum." Başını Devrim'e çevirdi.

"Sayın Devrim Kozan... burada bulunan Ayperi Sezen Kıran ile hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

"Evet!" Devrim'in tok sesi evimizin salonunda yankılandı ve bir alkış daha yankılandı. İçimdeki heyecan büyüdü. Cevabını aldıktan sonra bu kez bana döndü.

"Sayın Ayperi Sezen Kıran... siz de burada bulunan Devrim Kozan ile hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Hiçbir baskı altında kalmadan. Hiçbir baskı altında kalmadan. Zihnimde aynı cümle yankılanıp durdu. 

"E.." sesim titredi. "Evet!" 

Sözlerim dudaklarımdan çıkarken kalbim göğsümde öyle sert atıyordu ki odadaki herkes duyacakmış gibi geliyordu. Memur başını hafifçe salladıktan sonra yanımızda duran şahitlere, Ezel ve Muhammet'e döndü.

"Evlilik işleminin geçerli olabilmesi için şahitlerin beyanını da alacağım."

Bakışlarını ilk şahide çevirdi.

"Sayın şahit... Devrim Kozan ile Ayperi Sezen Kıran'ın evlenme iradelerini özgürce açıkladıklarına şahitlik ediyor musunuz?"

Şahidin cevabını aldıktan sonra diğer şahide döndü.

"Sayın şahit... siz de Devrim Kozan ile Ayperi Sezen Kıran'ın kendi özgür iradeleriyle evlenmek istediklerine şahitlik ediyor musunuz?" Memur dosyayı kapatırken kısa bir an bize baktı.

"Verdiğiniz beyanlar doğrultusunda," dedi sakin ama kesin bir sesle, "Türk Medeni Kanunu'nun bana verdiği yetkiye dayanarak Devrim Kozan ile Ayperi Sezen Kıran'ı karı koca ilan ediyorum."

Nikah memuru imzaları atmamızın ardından elindeki evlilik cüzdanını bana uzattı. Elime aldığım kırmızı cüzdan parmaklarımın titremesine engel olamazken Devrim bir elini belime yerleştirdi. 

Ayperi Sezen Kıran.

Hayır, artık Ayperi Sezen Kozan.

Hayır, Sezen Kozan. 

Belki de Devrim haklıydı. Sezen olmanın zamanı gelmişti. Bir çiçek gibi açmanın, savaşmanın. Elimde tuttuğum bu kırmızı kağıt parçası, ismimin ardında taşıdığım bu soy isim bana bunu verecekti. 

Hak ettiğin gibi demişti, hep olması gerektiği gibi demişti.

Hep olması gerektiği gibi.

Sezen Kozan'ın hikayesi başlıyordu. O soy ismin ardında nasıl bir cehennem taşıdığını her şeye susan, beni buraya sürükleyen Ayperi olarak değil, Sezen olarak öğrenecektim.



Tüm Yorumlar (35)

zulal 18.03.2026 19:13

artik ayperi sezen kozan🥹🥹

Paragraf 228
Zeynep 17.03.2026 10:02

O kadar güzel kiii

Paragraf 234
Öykü 11.03.2026 00:11

NE OLACAK ACABAA

Paragraf 234
Öykü 11.03.2026 00:10

Oysss

Paragraf 227
Öykü 11.03.2026 00:09

EVİMİZ🥹🥹🤍🤍

Paragraf 216
Öykü 11.03.2026 00:07

Devriimm🙏🏻🙏🏻🙏🏻🙏🏻

Paragraf 204
Öykü 11.03.2026 00:03

Canım😭😭🥹🥹

Paragraf 191
zulal 10.03.2026 23:35

gecmıs olsun balım💞

Paragraf 1
Öykü 10.03.2026 23:24

Heriff enfesss

Paragraf 123
Öykü 10.03.2026 23:17

Devrim umarım lovebombing yapmıyorsundur aşkım

Paragraf 71
H🪷 10.03.2026 22:35

Allah şifa versin inşallah

Paragraf 1
Aysima 10.03.2026 21:31

her bir harfini gözlerim dolu dolu okuyorum her seferinde hemde,çok seviyorum.bataklık çiçeği hayatın içindendir,hislerin ta kendisidir

Paragraf 234
Aysima 10.03.2026 21:30

seni seviyorum ayperi sezen kozan ❤️

Paragraf 234
Aysima 10.03.2026 21:29

OLEY BEE EVLENDİK BE YAŞASIN YA OH BE

Paragraf 226
Aysima 10.03.2026 21:28

evimizin 🥹🥹🥹

Paragraf 216
Aysima 10.03.2026 21:27

ezel ve muhammet bunu da onaylıyorum efendim

Paragraf 202
Aysima 10.03.2026 21:24

canın,🥹🥲😭

Paragraf 191
Aysima 10.03.2026 21:24

hahshshhshshshahshhshshshshs

Paragraf 189
Aysima 10.03.2026 21:22

beraber,siz,her şeyin en iyisine...

Paragraf 172
Aysima 10.03.2026 21:18

BİR YIL TRABZONDA DEVRİM VE AYPERİ...HEMEN GEÇELİM HEMEN GEÇELİM OOOOONAYLIYORUUUUUMMM

Paragraf 133
Aysima 10.03.2026 21:16

ben geçirdim şuan kalp krizi

Paragraf 122
Aysima 10.03.2026 21:14

bu kitabın her sahnesi gözlerim dolu dolu mu okuyacağım ben ya 🥹🥹🥹

Paragraf 109
Aysima 10.03.2026 21:13

devrim dümdüz dursa yine devrimci olurdum

Paragraf 100
Aysima 10.03.2026 21:11

bebekleriiiimmmm

Paragraf 94
Aysima 10.03.2026 21:10

ya çok tatlı şiveyi bildiğim için beynimde yankılanıyor sanki sesi

Paragraf 84
Aysima 10.03.2026 21:09

bi küçük limonlu popkek meselesi 🥹🥹

Paragraf 71
Aysima 10.03.2026 21:07

aaahhhhhh kalbiiiiiimmmmm 🥲🥲 arkadaşımızı da bırakmazmış lanet tekstilde

Paragraf 64
Aysima 10.03.2026 21:03

vuh o kadar yerinde bi tepki ki hahshshshshhss halamın sesi kulaklarımda çınladı

Paragraf 20
Aysima 10.03.2026 21:03

bi de ayperimi çok seviyor

Paragraf 18
Aysima 10.03.2026 21:02

merhametli annecim onu unuttunuz

Paragraf 18
Aysima 10.03.2026 21:02

çok haklısın canım benim dahası yok

Paragraf 17
Aysima 10.03.2026 21:01

oğlun mu canım

Paragraf 13
Aysima 10.03.2026 21:01

AAAAAAAAAAAAAAAAAAA

Paragraf 13
Aysima 10.03.2026 21:00

en sevdiğim en sevdiğim en sevdiğim

Paragraf 2
Aysima 10.03.2026 20:59

geçmişler olsun birtanem 🫶🏻🫶🏻

Paragraf 1

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu