0 %

Bölüm 5 / Part 2

Yazı Boyutu
100%

“Evlilik gibi mi?” dedim ona inadımdan köşesiz davranarak. Arabasının önüne geldiğimizde beni tek eliyle taşımaya devam etti ve diğer eliyle anahtarı bularak kapıyı açtı. Ön koltuğa yerleştirirken bana cevap verdi.

“Tam olarak evlilik gibi.”

Artık tanıdık olan arabanın bana ait olduğunu hissetmeye başladığım ön koltuğunda yolu izlerken Devrim üzerime daha fazla gelmemişti. Belki konuşulacakları eve sakladı, belki kendi kafasında olup biteni tarttı.

Bense düşündüm. Sadece ne yapacağımı, nasıl ayakta kalacağımı. Bir anlık acıyla amcamdan şikayetçi olmuştum. İşim yoktu, annem o evdeydi ve ben o iyi mi değil mi onu bile bilmiyordum. Ona bir şey olma ihtimali kalbimin parçalanmasına sebep olurken gözlerimi yoldan ayırmadım. Gözümde hissettiğim tanıdık göz yaşı yanağımdan aşağıya süzüldü.

Anneme bir şey yapar mıydı? Daha önce ona bir kere tokat attığını, elini kaldırdığını görmemiştim ama konu gelenekleri olduğunda amcamın sınırları olmadığını biliyordum. Gözümden birkaç damla daha süzüldü. Fotoğrafları görmüş müydü? Yoksa yaptıkları yalnızca duyduğu iki kelimeden ötürü müydü?

Bir sıkımlık canı vardı bu hayatın içinde kadın olmanın. İki cümlelik, bir nefeslik canı vardı ve bu bize o kadar öğretilmiş, yerleştirilmişti ki biz bunun dışında bir hayat bilmiyorduk. Belki de Devrim’le karşılaşmak bu yüzden normalde olduğundan çok daha yabancıydı. Aynı toprakta büyümüş, iki farklı insandık. Bir onun annesinin yetiştirdiği adama bakıyordum bir de evimizde büyüttüğümüz canavara.

Mert’in babası mı suçluydu olanlardan ötürü yoksa her adımında arkasında duran, ona bu anlayışı benimseten yengem mi? Ya da daha geriye sarsam zamanı, yengeme böyle bir anne olmanın doğru olduğunu öğretenler mi suçluydu?

Birer birer, kendi toplumumuzu böyle inşa etmiştik ve şimdi gencecik kızlar o toplumun iki dudağı arasında bir ömrü feda ediyordu. İçim burkuldu, göz yaşlarım yüreğimdeki acıyı kusuyor gibiydi. Sessiz, usul bir ağlama. Sorsalar sebebini açıklamaya gücüm yok. Kendimi anlatmaya utancım el vermiyor.

Devrim elini gözlerimin önüne uzattığında ıslak kirpiklerimi ona doğru kaldırdım. Elindeki mendili alarak göz yaşlarımı silmeye çalıştım fakat sildiğimin ardından usulca yenisi ekleniyor, ardını kesmeden yanaklarımdan süzülüyordu.

“Su ister misin?” dedi Devrim bu sefer. Başımı olumsuz anlamda salladım. Elime tutuşturduğu mendili avuç içime sıkıştırarak sağ tarafımda kalan cama yaslandım ve yüzümü üzerimdeki kabana sakladım.

“Ağla,” dedi Devrim bu sefer. “Daha iyi hissettireceksen ağla Ayperi. Sana söz veriyorum bunlar akıttığın son göz yaşları olacak.” Sesindeki keskin ton ve kelimelerinin arasındaki vurgu öfkesini gösterirken içim daha da acıdı.

Bir yabancının düşündüğü kadar düşünmemişti yıllarca sevdiğim adam beni. Bir yabancının sahip çıktığı kadar sahip çıkmamıştı ailem bana. Yüzleşmekten korktuğum ne varsa birer birer önüme düşüyordu ve ben kendimi kapana kısılmış hissediyordum.

İçimde tarif edemediğim bir his vardı. Boğazım düğümlenmişti ve göz yaşlarım artık benden bağımsız bir şekilde akıyordu. İçimde sanki geçmişte bir yerden gelen tanıdık bir acı vardı. Zihnimde ne olduğunu bilmediğim bir an oynuyor, göğsümde kıymık gibi batan ince bir sızı bırakıyordu. İnsan ne olduğunu bilmediği, yolunu bulamadığı yarayı iyileştiremiyordu da. Bunu göğsümdeki ince sızı damla damla göz yaşlarımı akıtırken öğrenmiştim.

Benim için hiçbir şey ifade etmemesi gereken cümlelere hayatımın bir ucunu bağlıyordum. Araba artık tanıdığım rezidansın otoparkına girdiğinde içimdeki sızıyı dindirmeye çalıştım. Devrim arabayı park ederken arada beni kontrol ediyor fakat bunu yaptığını belli etmemeye çalışıyordu.

Gözümdeki yaşı çaktırmadan giydiğim uzun kollu tişörte sildim. Burnumun akmaması için çaba sarf ediyordum. Ağlamaktan boğazımın acıdığını hissediyordum. Arabanın kapısını açtığımda Devrim çoktan inmiş, arabanın etrafından dolaşarak yanıma gelmişti. Benim inmeme ve ağzımı açmama izin vermeden bir kolunu sırtıma diğer kolunu bacaklarımın altına yerleştirerek beni kucağına aldı.

“Saçmalama artık,” dedim ağlamaktan kısık çıkan sesimle. Öfkeyle konuşmak isterken sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendime sinirlenmiştim.

“Ayperi, inan mızmızlanmanın sırası değil.” Sıkıntıyla konuştuğunda başımı ona çevirmeye çalıştım.

“Teşekkür ederim,” dedim karşı çıkacakken bir an duraksayıp. Asansöre bindik ve kartını okuttu.

“Teşekkür edeceğin bir şey yok, sadece iyileşmeye bak.” Sert göğsü her cümlesinde inip kalkarken tenimin değdiği yerin yandığını hissediyordum. İçimde manasız bir heyecan vardı. ilk kez bir erkekle bu kadar güzel anlar paylaştığım için miydi bilmiyordum. Ama göğüs kafesimin içine sıkışmış olan kalbim hızlı hızlı inip kalkıyordu ve ben hislerimin önüne geçemiyordum.

Bir filmin içinde gibi hissettiriyordu. Çocukken bazı kanalları ayıptır diyerek izlemesine izin verilmeyen bir kıza, gözlerinden bile sakındıkları o hayatı veriyordu. Sonra gelip bana olan sevgisinden, aşkından bahsediyordu. Tanımıyordu ki. Devrim Kozan beni hiç tanımıyordu. Ne kadar eksik, ne kadar yarım olduğumu hiç bilmiyordu.

Evine girdiğimizde evin içinde birinin daha olduğunu gelen seslerden anladım. Ardından sırtımın değdiği yumuşak yatak Devrim’in yatağıydı. Bundan sonrası nasıl olacaktı? Nereye varacaktı sonum? Annem, annem nasıldı?

“Telefonum sende mi?” dedim Devrim’e evde kimin olduğunu bile soramadan. Bana cevap vermeden içeriye seslendi.

“Alışverişe çıkabilirsin Maria.” İçeridekinin yardımcı olduğunu anladığımda Devrim beni bıraktığı yatak köşesinden ayrılmış odanın kapısını kapatmıştı. Ayaklarım, yüzüm ve kollarım hala sızlıyordu fakat acısı dayanılamaz değildi.

Uzandığım yatağın kenarına oturduğunda yukarıya kayarak ona yer açtım. “Rahat et,” dedi bana engel olmaya çalışarak. Fakat onu dinlemedim.

“Çok vaktimiz yok,” dedi Devrim hemen konuya girerek. “Amcan içeride ama bir gün tutulup bırakılır. Sonrası zaten…”

“Her şey çok iyi güzel ama bu kadar kolay değil,” dedim sonunda kendi düşüncemi dile getirerek. “Yani evet teşekkür ederim, evet minnettarım ama hayır Devrim. Tanımadığım bir adamla evlenmeyeceğim. Kalbini kırmak istemem ama şu an yapmam gereken tek şey bir çıkar yol bulmak.”

“Kalbimin bir önemi mi var şu an sence?” dedi öfkeyle. “Derdim kalbim mi sence? Derdim sensin kızım. Şu haline bak, daha hiçbir şey yokken ortada ne hale getirmişler seni. Aklımı delireceğim zaten, bak bir de sen…”

“Devrim,” dedim onu keserek. “Beni bir esaretten alıp başka bir esarete bağlayamazsın. Tanımıyorum ya ben seni! Tanımıyorum! Hiç hem de. Başıma ne gelecek bilmiyorum. Kurbanlık koyun muyum ben ya? Biri oraya iter, diğeri başka yere çeker.” Gözümden yeniden birkaç yaş süzüldü. Sesim çatladı ve kısıldı.

Yeter artık. Allah’ım dayanamıyorum. Al canımı, kurtulayım artık.

“Esaret falan yok,” dedi Devrim ve yataktan kalktı. “Bir yıl ya. Bir yıl bir yüzük takacaksın ve Trabzon’da yaşayacaksın. Sonra rahat yaşaman için gereken ne varsa ben yapacağım. İstediğin yerden iki, üç ev. Kira gelirinle bile idame ettirirsin hayatını. Çıkıp gideceğim sessizce hayatından.”

“Ya neden?” sesim boğazım acımasına rağmen yükseldi. “Neden? Kimim ben? Neden bu kadar önemliyim?”

Yanıma yaklaştı. Sinirli olduğunu görebiliyordum fakat bu sinir için haklı değildi. Hiç tanımadığım bir adamla evlenmeyecektim. Belki sapıktı, belki korkunç bir ailesi vardı, belki şiddet bağımlısıydı. Kimdi Devrim Kozan? Bilmiyordum, tanımıyordum.

“Hayatını karartacaklar kızım,” dedi öfkeyle. “Bak adam öldürecek seni. Ne yapacaksın? Nasıl koruyacağım seni ben?” Cümlesinin sonuna doğru sesi kısıldı fakat gözlerini gözlerimden bir an bile çekmedi. Kalın kaşları çatık, alnındaki çizgiler belirgindi.

“Devrim,” dedim böyle bir adım ileri gidemeyeceğimizi anlayarak. “Her şey çok çok taze ve benim canım yanıyor. Annem orada benim. O adam çıkacak diyorsun ve benim annem o evin içinde.”

Devrim’in bakışları yumuşadı. Bakışlarındaki boşluğu gördüm yerini korku kapladı. Benim üzülmemden mi korktu annemin zarar görmesinden mi emin değildim. “Kusura bakma,” dedi sonunda sakinleşerek. “Anneni alacağız, kusura bakma. Ben… ben düşünemedim Ayperi.”

“Problem değil, şu an tek istediğim annemi aramak.”

“Mert,” dedi Devrim kendi kendine mırıldanarak. Ve cebinden telefonunu çıkardı. “Mert’i arayayım. Annen buraya gelsin, ben başka bir yerde de kalırım.”

“Seni kovmuş gibi olacağız kendi evinden,” mahcup hissettiğimde kurduğum cümleyi önemsemedi. Onun için şu an için en elzem şey beni ve ailemi sağ salim tutmaktı. Telefonunu çıkartarak arama tuşuna bastı ve telefonu kulağına yerleştirdi. Bana arkasını dönerek camdan dışarıya bakmaya başladı. Telefon birkaç çalışın ardından açıldığında kurduğu cümleden Mert’i aradığını anlamıştım.

“Yengeni al, sana atacağım konuma getir,” dedi selam bile vermeden telefonun ucuna.

“Tamam, çabuk ol.” Ardından telefonu kapattı. Mert’in tüm bunlar olurken birer birer seyrediyor olması, babasının karşısına geçip bir kere ağzını açamazken kendinden güçlü gördüğünün karşısında iki büklüm kalıyor olması gururuma dokundu.

Onun gururuna dokunmayan şey benim gururuma dokundu. İnsanı insan yapan şey seçimleridir. Verdiği kararlar, kurduğu cümleler, ona ait olanlardır. Belki benim bana ait bir odam, bir evim, bir yatağım bile olmamıştı ama bana ait cümlelerim, bir karakterim vardı.

Bir yakınıma sorsanız herhangi bir şeyi, Ayperi bunu yapar ya da yapmaz diyecekleri beylik cümleleri olurdu çünkü karakterim vardı. İlmek ilmek işlediğim, iyisiyle, kötüsüyle bana ait bir karakter vardı. Mert için böyle bir cümle kuramazdım. Çünkü yoktu. Yapar ya da yapmaz diyebileceğim tek şey işine yarayacak her işin peşinde koşacağıydı. Babasını bir hapishane koğuşunda bırakması, Devrim Kozan’ın iki cümlesine gururunu yerlere sermesi gibi.

“Annen buraya gelecek,” dedi Devrim beni düşüncelerimden ayırarak. “Şimdi sakince konuşalım mı? O gelene kadar en azından.”

“Konuşalım,” dedim kaçacak bir yerim olmadığını bilerek. “Ama bir sonuca varabileceğimizi sanmıyorum.”

“Bu herif her şeyi söylemiş mi amcana?” Dedi konuyu hiç beklemediğim bir noktadan başlatarak. “Ben alıp oraya getirmeden önce bir şeyler olmuş ama korkusundan söylemiyor. Ne duymuş amcan tam olarak?”

“Sadece sevgili olduğumuzu,” gözüm doldu bu cümleyi kurarken. Duyduğu tek cümle buydu. Mahalleden biriyle birkaç yıldır ilişkim olduğu. Daha fotoğraflarım, yaşanılanlar ortada bile yoktu. Sorup sorguladığı, uğruna izbe bir köşede ölüme terk edildiğim gerçek buydu.

“Fotoğraf meselesi?” Dedi Devrim ağır bir sesle.

“Yok,” dedim sessizce. Utanmamalıydım belki ama utanmıştım. Sanki yaptığım çok aciz, çok ayıpmış gibi. Gözümden bir iki damla daha süzüldü. Ne olacaktı böyle sonum benim? “Fotoğraflar ortaya çıkarsa sen bile çekip alamayacaksın beni oradan,” diye ekledim.

“Orada bir dur da,” dedi Devrim sesini hafif yükselterek. Neye sinirlendiğini anlayamamıştım ki ekledi. “Ben seni oradan her şekil alırım.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Pardon,” dedim tavrına sinirlenerek. “Daha önce her şeye gücü yeten hiç kimseyi tanımamıştım.”

“İyi, son tanışıklığın olur zaten.” Gözlerimi devirdim.

“Bilmiyorum. Amcam çıkmadan annemle bir şey yapmamız lazım. Annemi orada bırakamam.”

“Annen ne yaptı?” Dedi Devrim anlayamadığım başka bir soru sorarak.

“Nasıl yani?”

“Sen o evden çıkartılırken annen ne yaptı Ayperi?” Gözlerinde küçük bir çocuğa ait bir merak vardı.

“Ağladı,” dedim Devrim’in gözlerine bakarken. O gözlerde anlamlandıramadığım bir derinlik vardı. Bazen hiç olmayacak şeyleri sorguluyor, olaylara hiç dokunulmaması gereken bir noktadan dokunuyordu. “Annem garibandır benim,” dedim devam ederek. “Öyle parasal düşünme. Parasal da öyledir belki ama karakteri de öyledir yani. Sesi çıkartamaz. İçine kapanır, aynıları ona da yapılsa boynunu büker. Korkar, korumaya çalışır belki beni her şeyden ama olmaz işte Devrim. Sen hiç çaresiz bir anne tanıdın mı bilmiyorum ama benim annemin bir çaresi yok.”

“Çaresiz,” dedi Devrim yalnızca tek bir kelimeyi tekrarlayarak.

“Evet, çaresiz. Ben çöpe atılan bayat ekmekleri topladığımızı bilirim. Annemin temizliğe gittiği günleri. Amcamın evi annem için senin bu rezidansın kadar lükstü bu yüzden Devrim. Ve sadece yaşamaya çalışıyor. Tamam kendi doğruları var. Evet o da bütün bu yaşananları kabullenebilecek bir kadın değil ama kimse kızına bunlar yapılsın da istemez. Annem sadece ses çıkartamıyor. Kızmıyorum.”

“Kızmıyorsun,” dedi bu sefer.

“Kızmıyorum çünkü ben neye ses çıkardım ki ondan bunu bekleyeyim? Neyse, öyle işte. Ama annemi de evine almak zorunda değilsin. Benim birikmiş param var iyi kötü. Bir yolunu bulurum. Bir pansiyon,”

“Sus Allah aşkına Ayperi onu mu konuşuyoruz burada?”

“Neyi konuşuyoruz?”

“Seni konuşuyoruz hanımefendi. Seni şu evliliğe nasıl ikna edeceğimizi konuşuyoruz?”

“Bahsetme şekline bak ya!” Dedim sinirle. “Sanki manavdan patates alıyor. Evlilik ya bu! Evlilik. Normal mi sence?”

“Sen yaşadığımız şeylerin tümünde normal bir yan görüyor musun?”

“Yok göremiyorum. Son gördüğüm senin de Timur’u öldüresiye dövmüş olduğundu. Nerede sinir hastası var beni bulur zaten!”

“Alma şu itin adını ağzına.”

“Öldürmediğime dua etsin,” diye ekledi ardından. “Tövbe YaRabbim!”

“Bilmiyorum. Bulacağım bir yolunu, şu an tek istediğim en azından yürüyebilecek kadar şu yaraların iyileşmesi.”

“Sordum ben doktora birkaç güne iyileşir ama sen iyileşince seni öylece sokağa bırakacağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun.”

“Oldu, eve kitle bir de istersen?”

“Fena fikir değilmiş,” dedi benimle inatlaşmaya devam ederek.

“Ula,” dedim kendime hakim olamayarak. “Benum tirabzon damarumu çikartma!”

Devrim güldü. “Ooo çok korktum,” dedi ardından bana göz kırparak. Sinirlenince ağzımdan Trabzon ağzıyla çıkıveren cümleler hemen ardından utanmama sebep olurken sinirle etrafa baktım. Gözlerimi Devrim’den kaçırmaya çalışsam da o keyifle beni izliyordu.

“Çözeceğiz,” dedi bana bakarak. “Çözeceğiz bunu da.” Ardından cebinden telefonumu çıkardı ve yatağımın üzerine bıraktı. “Belki Ezel’le konuşmak iyi gelir. Ben annen gelene kadar içerdeyim.” Dizimin üst kısmına, yorganın üzerine düşen telefonu elime aldım.

“Ha bu arada,” dedi kapıdan çıkmak üzereyken. “Karadeniz Hovardası da iyi fikirmiş.”

Kaşlarımı çattım. Telefonumu mu karıştırmıştı? “Sen,” devam etmeme izin vermeden gülerek kapıdan çıkıp tekrar kapattığında ardından kurduğum cümleler odada yankılanıp durmuştu. Ve koridordan yalnızca gülüş seslerini işitmiştim.

Güzel, bir melodi gibi yankılanan kahkahasını.

Telefonumun ekranını açtığımda telefonumu evde bıraktığım aklıma geldi. Nasıl gidip almıştı? Hayat bunu düşünecek kadar ince olabilmeyi nasıl başarıyordu? Ezel’i aradığımda üst üste onlarca mesaj attığını görmüş fakat okumamıştım. İlk çalışta telefonu açtı. Fabrikanın sesi birkaç dakika sesini işitmeme engel olsa da dışarıya çıkmasını bekledim.

“Kızım neredesin sen?” Dedi Ezel öfkeyle. “Nerdesin ya? Meraktan öldüm! İnsan bir yazmaz mı?”

“Devrim’in evindeyim,” dedim onun ardı ardına gelen cümlelerini keserek.

“Ne? Ne alaka?”

“Nasıl anlatacağımı inan ki bilmiyorum,” derin bir nefes aldım. “Amcam hapiste Ezel ama yarın çıkacak. Annem yanıma geliyor. Vücudumun her yerinde cam kesikleri var ve ben Devrim’in evindeyim.” Bu sefer ağlamadım. Artık göz yaşlarımın kuruduğunu hissediyordum. Böyle bir anıya alışır mı insan? Alıştım. Artık yaşadığımı anlatmaya alıştım.

“Sakince anlatır mısın?” Dedi Ezel kurduğu cümleye tezat bir panikle. “İyisiniz değil mi bir şey yok?”

“Hayır,” alelacele konuştum. “Kızmasınlar sana. İçeriye geç.”

“Sigara molasına çıktım,” dedi Ezel bana karşı çıkarak. “Ayrıca beni düşünme sen. Ne düşünüyorsun beni?”

“Seni düşünmeyeceğim de kimi düşüneceğim şu an? Haber vermek istedim sadece. Akşam ararsın konuşuruz olur mu?”

“Kızım saçmalama, seni görmem gerek benim.”

“Evdekilere ne diyeceksin Ezel, İstanbul’un bir ucu. Araba yok ki gelip götürelim. Otobüsle kaç saat sürer.”

“Yok,” dedi Ezel bana karşı çıkarak. “Bir yolunu bulurum ben. Mesai biter bitmez oradayım.”

“Saçmalama…”

“İyisin değil mi?” Cümlemi kestiğinde yeniden gözlerim doldu. Tek bir sevgi kırıntısı kurumuş yaşlarımın canlanmasına sebep olabiliyordu.

“İyiyim,” dedim beni merak etmemesi için. “Büyük bir şey yok zaten. Sadece amcam sevgili olduğumuzu öğrenmiş biraz hırpaladı.”

“Devrim?” Dedi sorgulayarak. “O nasıl öğrendi.”

“Orası uzun hikaye,” dedim daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemeyerek. “Şu an tek istediğim annemin burada olması.”

“Tamam, beni çağırırlar şimdi. Gidiyorum ama telefonun sesi açık. Bir şey olursa arayacaksın tamam mı?”

“Tamam,” dedim ona güven vermek isteyerek. “Git rahat rahat çalış. Devrim var, bir şey olmaz bana.”

“Devrim var,” dedi Ezel sorgulayarak. “Bir şey olmaz sana?” İmalı sesi kurduğum cümlenin garipliğini yüzüme vurduğunda aceleyle konuştum.

“O anlamda değil yani, öyle işte. Git hadi.”

“Dinlen Peri’m,” dedi Ezel telefonu kapatmadan önce. “Öptüm.” Ben karşılık veremeden Ezel telefonu kapatmak zorunda kalmıştı. Sigara molasında falan olmadığına da emindim. Sadece beni üzmemek için söylüyordu.

Belki iyi bir aileye sahip olamamıştım ama çok iyi bir dosta sahiptim ve şu hayata dair en büyük zenginliğim buydu. Odaya kapın zilinin sesi ulaştığında heyecanla uzandığım yerden doğrulmaya çalıştım. Ayağımın altındaki yaralara rağmen yataktan kalkmak için yeltendiğimde içeriden annemin sesi geldi.

“Kizum,” dedi bir umutla. “Kizum neredu?” Ağlama Ayperi. Artık ağlama. Annen geliyor, güçlü ol. En azından onun için güçlü ol. Bir sen kaldın onun hayatında.

Bütün yanlışlarına rağmen o kadının tek doğrusu sensin. Ondan çalınan bu hayatta ona kalan, ona ait kalan tek şey sensin. Yine de aktı yaşlarım. Durdurmadım işte. Anne, özür dilerim. Ben de sana sandığımdan daha çok benziyorum sanırım. Tüm öfkeme rağmen hem de. Belki de kızgınlığım bundan. Sana çok benzediğimden. Kendimi böyle görmek istemediğimden.

Odanın kapısı açıldığında annemin üzerindeki ceketi dahi çıkarmadan içeriye girdi. Hışımla açılan kapının tokmağının duvarda bıraktığı sert yankı odanın içinde yankılandığında gözlerim önce anneme sonra hemen onun arkasında kalan Devrim’e kaydı.

Annem üzerine attığı peştemalıyla yanıma gelirken arkadan Devrim bana seslendi. “Kalkayım deme sakın.” Tek cümlesi ayaklarımı yere basmamı engellerken annemin de gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüm. Ellerim ne yapacağımı bilemediğimden birbirine dolandı. Onu ağlarken gördüğüm çok an olmuştu ama bu ama bu başkaydı işte.

“Kizum,” dedi yeniden göz yaşlarının arasından. Feryadı odanın içine bir çığlık gibi düştü. Devrim hiçbir şey söylemeden odadan çıktığında koridorun gerisinde bekleyen Mert’i de kolundan tutarak uzaklaştırdığını gördüm.

Bilmiyordum ama hissetmiştim ben rahat olayım diye yapmıştı. Onlar gözden kaybolduğundan gözlerimdeki yaşlar süzüldü. “Anne,” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Sanki kendi geleceğime baktım. Yarım kalışıma, çabalamamışım, teslim oluşuma.

Eğer Timur’la evlenmiş olsaydım bir gün ben de kızımı annem gibi bu halde bulur muydum? Bir kadına, sevdiği kadına bunu yapan adam kızına neler yapmazdı? Ciğerim yandı. İhtimallerin getirebileceği felakette, annemin akıttığı göz yaşlarında, ciğerim kül oldu.

“İyiyim,” dedim göz yaşlarımın arasında ağlamamasını isteyerek. Ellerim titriyordu. Nasır tutmuş, çalışmaktan sertleşmiş elleri yumuşak ayaklarıma değdi. Yaralı ayaklarımı baş parmağıyla okşarken gözünden yaşlar akmaya ve boğazından hıçkırıklar kaçmaya devam etti. Başında, ucuz siyah bir çember, sırtında tanıdık peştemalı vardı ama ben annemi daha önce hiç görmediğim bir halde gördüğüme yemin edebilirdim.

Bu onun en çaresiz anıydı. Ve çaresi de çaresizliği de bendim. Kızlar annelerinin kaderini yaşarmış derler anneciğim. Senin kaderin doğduğum gün alnıma yazılmış.

“Nettiler kizum sağa?” Annem ağlamaya devam etti. Göz yaşı yatağın kenarından sarkıttığım ayaklarıma düştü.

“Anne kalk,” dedim kısık çıkan sesimle. “Kalk, yapma.”

“Yapamadum,” dedi dediklerime aldırmadan. “Yapamadum, buyutemedum ben bakamadım sağa.”

“Annem,” dedim içimdeki acıya her bir cümlesi bir odun atttı. “Kalk hadi annem. Yanıma gel, iyiyim ben. Bak yemin ederim çok iyiyim.” Ayaklarımın dibinden kalkarak yanıma oturduğunda bile o peştemalı sırtından indirmedi. Gözleri kızarmıştı, yüzündeki çizgiler taşıdığı yükün bir yansıması gibiydi.

Gözlerine baktım. O gözlerde her zaman gördüğümün aksine başka bir duygu saklıydı. Korkuyordu. Annem ilk kez ayıbıyla, inancıyla ilgilenmiyordu. Sesindeki ton, ellerindeki titreme ilk kez ele rezil olma düşüncesinden değildi. Korkudandı.

Bu korku içimi dağladı. Halledeceğimi zannettiğim bu meselesinin ne kadar büyük olduğunu bir kere daha yüzüme vurdu.

“Annem,” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek.

“Nettun kizum sen?” Dedi annem göz yaşlarının arasından. “Nettun? Nasil koruyacagum ben senu? Nedeceğuz?” Gözümden yaşlar süzülmeye devam etti.

“Anne yemin ederim ben kötü bir şey yapmadım.” Gözümün önüne o evden çıkarılmışım geldi. Kapıya itilmişim, ayağımın soğuk mermere ve ardından asfalta değişi. Ayaklarımın tabanına batan ilk çakıl taşı. “Yemin ederim sadece sevdim. Sadece.”

“Bağa doğru soyle,” dedi annem elimi avuç içine alarak. Yaşlı gözlerini bana kilitledi. “Kizlugunu..” cümlesini devam ettiremedi. Ağlamam şiddetlendi. Öyle ağır bir şeydi ki bu onun için ben bunu nasıl itiraf ederdim, kelimeler ağzımdan nasıl çıkardı bilmiyordum.

“Nedeceğuz?” Dedi annem feryat ederek. Fakat o feryadın ardında bir korku vardı. Kızını korumak için verdiği savaş vardı, biliyordum. Ellerini dizlerine vurdu, sesi çıkmasın diye elini dişledi. Ağladı, o da benim gibi ağladı.

“Koruyacagum,” dedi kendi kendine konuşarak. “Yapacagum, bir yolunu bulacagum.”

Annemin çaresizliği üstesinden geleceğimi sandığım her şeyi önüme yıkarken o savaşın ortasında kaldım. Yanı başımda feryat ederek ağlıyordu. İçim sızlıyordu. Bir hata, bir hata bunca cana mâl olur muydu?

“Anne,” dedim aha fazla dayanamayarak. “Anne, bana bak.” Sesimi yükselttiğimde gözü yeniden beni buldu. “Çözdüm ben,” dedim bir kere daha kendimi değil onu düşünerek. “Çözdüm, yemin ederim çözdüm.”

“Nettun?”

“Evlendim.” Devrim’in koridora çıktığını gördüğümde ağzımdan çıkan kelime onun öylece orada kalmasına sebep oldu. Açık oda kapısından ona baktım. Annemin sırtı kapıya dönüktü. “Devrim Kozan’la evlendim.”

“Ogrenmeyecak mi? Ne diysun sen?” Annem şokla konuşamadığında Devrim’in duyduğunu bile bile bir savaşa daha yenildim.

“Biliyor, kabul ediyor. Başkası duymayacak, imam nikahı yaptık. En kısa zamanda resmi olarak da evleneceğiz.” Gözümden birkaç damla daha süzüldü.

Yaşlı gözlerim Devrim’e kaydı. Kaçıncı kez feda edişimdi bu kendimi? Kaç kez daha annem başka bir savaşın ortasında kalmasın diye kendimi ateşe atıyordum. Çaresizdim, çarem olacağını iddia eden adamla evlenirken bile çaresizdim. Ama annemin gözünde gördüğüm o korku, Timur’la evlenmeme bile yetecek bir duyguydu.

Özür dilerim ama en çok da kendimden. Kendime bunu yapmama izin verdiğim için.

Derin bir nefes aldı annem. “Uyuyalım mı?” Dedim onca yaşanmışlığın yorgunluğuyla. “Tansiyonun çıkmıştır zaten senin, gel yatalım biraz.”

“Dinlenin,” dedi Devrim odaya gelerek. “Lütfen, rahat olun. Ben çıkacağım zaten. Mutfakta yemek var. Ekstra bir şey isterseniz de lazım olabilecek her şey dolapta hazır. Sabah kahvaltı için Maria gelecek. Ben de uğrarım müsait olursanız.”

Güven veren sesi odaya yayıldığında annem de arkasına, Devrim’e doğru döndü. “Sağolasun uşağım,” dedi Devrim’e bakarak. Devrim’in bakışları yumuşamadı. Benim yanımdayken eğlenceli, rahat olan o adam sanki bir iş görüşmesinde gibi davranmaya devam etti. Annem ayağa kalktığında Devrim bana bakmaya devam ederek çok kısa bir an gözlerini kırptı.

Bu her şey yolunda demek olmalıydı. Yolunda olmasa bile başka bir seçeneğim olmadığını biliyordum.

“Mert içeride olacak. Bir şey olursa ondan isteyin. Lütfen ikinizden birisi dışarıya çıkmasın. Herhangi bir şey olursa ararsın.” Bana bakarak konuştuğunda ona zar zor tebessüm ettim.

“Teşekkür ederim,” dedim dudaklarımı oynatarak. Büyük bir tepkiyle karşı çıktığım o evliliği kabul etmek zorunda kaldığım göz yaşları ve çaresizlik bu yolun sonunda bana ne getirecekti bilmiyordum. Tek bildiğim, kendine çok iyi bakan, kültürlü, hayatımda görmediğim paraya ve lükse sahip olan bu adamın benim gibi bir kızla neyi nasıl yaşayacağıydı?

Ve bu evliliğe neden ihtiyaç duyduğu?

Devrim odadan çıkarken annem de peşinden gitti. Onu yolcularken ardından ettiği duaları işittim. Gariban, garip annem. Bir dal uzatana bir ömür bağışlayacak kadar minnettar annem. Öğrendiklerine hiç karşı çıkmamış, ona her neyi mecbur bıraktılarsa kabullenmiş.

Yaptığım her şey onun için çok ayıp çünkü ona öyle öğretmişler. Sinemaya gitmem onun için çok ayıp çünkü ona başkası söylenmemiş ki. Farklı bir pencere açılmasına hiç izin verilmemiş. Bir yanım benden mahrum bıraktığı o hayat için kırgın diğer yanım o kadar üzülüyor ki. Ona ne vermişler sana versin Ayperi? Ona ne göstermişler o sana göstersin?

Ezbere bir yolu gidip duruyor. Yaşamaya çalışıyor. Yaşatmaya çalışıyor seni, onuruyla, gururuyla. Ve ilk kez bugün onurundan, gururundan değil kaybetme korkusundan ağlıyor. Görüyorum. Başıma geleceklere karşı olan korkusundan ağzını açıp tek kelime edemiyor.

Yanıma dönerek yatağın ucuna kıvrıldığında gözümden akan yaşları görmesin diye yorganı başıma kadar çekmiştim. Eli yorganın dışında kalan saçıma gitti. Saçımı okşadı, onun da ağladığını biliyordum. Görmemiştim ama biliyordum. Hiç tanımadığı bir adamla evlenmeme göz yumacak kadar canının yandığını biliyordum.

Belki dakikalar geçti belki saatler, bilmiyorum. Yorganın altında ağlarken annem uyuya kaldı. Bende uyuyamadım. Bir süre onu izledim ardından zar zor yerdeki terliği giyerek küçük adımlarla salona gittim. Mert koltuğun bir köşesine oturmuş telefonuna bakıyordu. Önünde birkaç dosya açıktı. Şirket dosyası mıydı yoksa babasının davası mı bilmiyordum. Odaya geldiğimi fark ettiğinde ayaklandı.

“Ayperi, neden kalktın?” Ona cevap vermeden koltuğa oturdum. İzin almadan ayaklarımı yerden alarak koltuğun üzerine uzattı. Bu kadarını bile istememiştim ondan. Sessiz bile olsa ufak bir destek beklemiştim. Aynı evde büyüdüğü amca kızına abi olmasını istemiştim. Bir adamın sözüyle iki büklüm kesilen bu korkak adam bana yıllarca tek bir el uzatamamıştı.

“Annemin kapısını kapatsana,” dedim onun uyanmamasını isteyerek. Sözümü ikiletmeden çıktığım odaya geçti ve kapıyı kapattı. Geri geldiğinde koltuğun ortasında kalan yastığı alıp sırtıma yerleştirmiştim. Ayaklarım biraz önce üzerine bastığımdan olsa gerek hafif sızlıyordu. Masanın üstünde açık olan dosyaları toparlayarak karşıdaki tekli koltuğa geçti.

“Neden?” Dedim yalnızca. Hangi birisi için ne soracağımı bilemeyerek. “Neden? Çok merak ediyorum?”

“Ben de senin gibi sadece o evin bir çocuğuyum Ayperi,” dedi Mert oturduğu koltukta diken üstünde dururken.

“Değilsin,” dedim. Geri adım atmadım ama göz yaşlarım akmak için direniyordu. “Değilsin çünkü erkeksin. Senin için her şeyin her zaman bir açıklaması var ama benim için yok ve hiçbir zaman olmayacak.”

“Ne yapabilirdim Ayperi? Ne yapabilirdim”

“Şu an yaptığını,” dedim burada olmasını vurgulayarak. “En azından babanın arkasında durmayabilirdin. Ya o tokatı durduramayacaksan bile karşı çıkabilirdim. Öldürecekti beni Mert, öldürecekti. Senin baban bir katil. Babamdı onu bırakamazdım deseydin bile seni anlardım ama bak,” başımla onu işaret ettim. “Burada oturabiliyorsun. Sırf Devrim istedi diye. İşin elinden gitmesin diye. Demek ki o kadar da zor değilmiş.”

“Sence ben bilmiyor muydum o itle sevgili olduğunu?” Dedi Mert söylediklerime karşılık. “Bilmiyor muydum sanıyorsun? Ulan mahallede sence beni tanımayan mı var? Senin akranım dediklerin benim dostum değil mi? Bekledim ben…”

Biliyor muydu? Gözlerine baktım, kendinden eminliği, öfkesi… Hayır, yalan söylemiyordu. Yalan söyleseydi bunu anlayacak kadar onu tanıyordum.

“Mert bu bir bahane değil ya, ne yapmalıyım? Teşekkür mü etmeliyim?”

“Evlenir gidersin sandım,” dedi Mert. “Hiçbir şey bu raddeye gelemden evlenir gidersin sandım.” Göğsümün üzerine bir taş oturdu. Kurduğum hayaller, yaptığım seçimler. Sanki hayat yeterince zor değilmiş gibi bir de beni cehenneme sürükleyecek bir adamı sevmiştim.

“Ben de,” dedim istemsizce. Ben de öyle sanmıştım. Ve bunun bir kurtuluş olması kendime yaptığım en büyük haksızlıktı.

“Bu bir kadının yüzüne inecek tokadın bir kere bile karşısında durmadığın gerçeğini değiştirmiyor,” dedim ona aynı öfkeyle bakarak. “Ateşe bir odun atmamış olabilirsin bir sır saklayarak ama su da serpmedin Mert. Ve bu kimsenin insafına kalan bir şey değil. İnsan düşmanına yapmaz bunu ya, düşmanına yapmaz. Sen benim oyun arkadaşım, abim, kardeşimdin.” Çocukken aynı topun peşinden koştuğumuz anılar, aynı şişeden içtiğimiz sular aklıma geldi.

“Erkek olmak her şeyin üstesinden gelebilmek değil,” dedi inatla. Her zamanki gibi bencildi. Herkesten ve her şeyden önce kendisi gelirdi.

“Her şey değil zaten Mert,” dedim “Bir ölüm. Avukatsın ya sen, ülkenin en ünlü şirketlerinden birinde çalışan bir avukatsın.”

“Ayperi,” verecek cevabı nasıl hala vardı anlayamıyordum. “Bence sen geçmişi geçmişte bırak ve bugününe bak. Babam dört duvar arasında ve ben buradayım, senin için çabalıyorum ve inan ki bunu yapmak zorunda değilim.”

Derin bir nefes aldım. O hesaplaşmayı yaşayamayacaktık biliyordum, olmayacaktı. Çünkü o hep bakmak istediği pencereden bakacaktı. Kaçacaktı gerçeğinden ve göz yumduklarından. Zaten onun gibi susan her kim varsa beni, bizi bu hale getirmişti.

Yengem, kuzenlerim, komşular. Biri el uzatabilseydi şimdi bu konumda olmuyor olurdu. Devrim’in yaptığı gibi.

Telefonum çaldığında Mert beni salonda bırakarak dış kapıya ilerlemişti bile. Telefonun ucundaki boğuk, tanıdık ses artık sırtıma yük oluyordu. Bir insanın iyiliğinin altında ezilmek onun kötülüğüyle ezilmekten daha zordu. Yine de minnettardım. O olmasaydı alacak bir nefesim olmayacaktı.

Bir limonlu pop kekle, ellerimi iyileştirmek için başlattığı bu oyun şimdi hayatımı kurtarıyordu.

“Nasılsın?” Dedi telefonun ucundan daha birkaç saat önce burada olmasına rağmen.

“Bilmiyorum,” anneme dediklerimi duyduğunu bilmek, şiddetle karşısında durduğum o teklife göz yaşları içinde evet demiş olmak şimdi daha küçük hissettiriyordu.

“Sana söz veriyorum,” dedi Devrim. “Devrim Kozan sözü, daha kötüsü olmayacak Ayperi. Ve hatta daha iyisi olacak. Söz veriyorum.”

Üst üste verdiği sözler ilk anki kadar anlam taşıyordu ve biliyordum, doğru söylüyordu. Boşa konuşmayacağını anlayacak kadar tanımıştım onu.

“Teşekkür ederim,” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. “Ayrıntıları konuşuruz. Bir sözleşme imzalarız belki ayrılırken sana sıkıntı çıkarmaması için.”

“Boşver sen sözleşmeyi falan,” dedi Devrim geçiştirerek. “Mert’e kimliğini bırak. Yarın gün alacağım nikah için. Amcan seni bulmadan şu işi çözelim olur mu? Sonrasını ben halledeceğim. İstediğin bir şey var mı?”

“Yok,” dedim yalnızca. Ne istenirdi ki böyle bir evlilikte? Gelinlik mi? Bir beyaz takım yeterdi, anlamı olmayacaktı. Düğün mü? İmza atsak yeterdi, zaten salonda hiç kimse olmayacaktı.

“Kendine ve ellerine iyi bak Ayperi,” dedi Devrim. “Kendine ve ellerine iyi bak. Yaraların iyileşir iyileşmez seni alacağım.”

 


Tüm Yorumlar (40)

İnci 07.03.2026 22:40

MILFVJOVDSJJVDJIDSVJILDJOPVDAJAOFELJOA

Paragraf 72
İnci 07.03.2026 22:31

Ya of devrim niye bubkadar çaresiz kaldi şimdi agliycam ya😭😭😭😭😭

Paragraf 33
İnci 07.03.2026 22:27

🥹😭😭😭😔😔😔😔😔😔

Paragraf 20
İnci 07.03.2026 22:21

Senin dısında hepsi suçlu ayperim

Paragraf 7
Nur 04.03.2026 23:06

Kitabın konusunu önceden daha farklı hatırlıyordum yeniden farklı mı yazılıyor 🤔

Paragraf 169
Öykü 04.03.2026 17:30

Aklımı deliricem

Paragraf 27
Öykü 04.03.2026 17:28

😭😭😭😭

Paragraf 20
iremiiss 03.03.2026 00:12

evlendik biz dogru

Paragraf 125
iremiiss 03.03.2026 00:01

alır

Paragraf 49
Aysima 02.03.2026 04:04

zaten salonda hiç kimse olmayacak 😭😭😭😭

Paragraf 168
Aysima 02.03.2026 04:00

limonlu popkek 😭

Paragraf 161
Aysima 02.03.2026 03:54

birtanem seni çok seviyorum bizi hiç üzme tamam mı

Paragraf 131
Aysima 02.03.2026 03:53

AY

Paragraf 125
Aysima 02.03.2026 03:47

geberişlerdeyiiimmmm hahshshshshshhs

Paragraf 76
Aysima 02.03.2026 03:46

YA OLEY BEEE EN SEVDİĞİM

Paragraf 73
Aysima 02.03.2026 03:45

yanlış tek kelimen yok canım aferin

Paragraf 67
Aysima 02.03.2026 03:45

ben iknayım hayatım hadi evlenin OOONNAAAYYYLIYORUUUUMMMM

Paragraf 63
Aysima 02.03.2026 03:43

allahım devrim istiyorum lütfen lütfen lütfen

Paragraf 49
Aysima 02.03.2026 03:37

allahım deliriceeemmmmm biricikleriimmmmmmm

Paragraf 15
Aysima 02.03.2026 03:35

allah belasını versin o bok herifin

Paragraf 12
Aysima 02.03.2026 03:35

büşra paylaştığın ilk alıntı beynimden çıkmıyor of

Paragraf 11
Aysima 02.03.2026 03:34

herkes suçlu bitanem,sen hariç

Paragraf 7
Aysima 02.03.2026 03:32

ağlama içimden bi şeyler kopuyor sen ağlarken 🥹

Paragraf 4
Aysima 02.03.2026 03:31

bana ait hissetmeye başladığım,boş duvara baktırır beş saat

Paragraf 3
Aysima 02.03.2026 03:31

devrim ileride canımı sıkma lütfen seni çok seviyorum

Paragraf 1
zulal 02.03.2026 01:33

ellerın ayperi🥹

Paragraf 169
zulal 02.03.2026 01:33

her kadın dugunu ıcın gelınlıgını heyecanla secmelı ama ayperıye onu bıle cok gorduler😭😭

Paragraf 168
zulal 02.03.2026 01:30

en cok senın sozune guvenıyorum

Paragraf 164
zulal 02.03.2026 01:24

annecıgımız bız evlendıkkk🥹

Paragraf 125
zulal 02.03.2026 01:18

ay sonundaaa🫠🫠

Paragraf 73
zulal 02.03.2026 01:18

HAHAJALAÖDPSKOSKSOAKDOSÖ

Paragraf 72
zulal 02.03.2026 01:16

erıdım gıttım🫠🫠

Paragraf 63
zulal 02.03.2026 01:14

her bolum tekrar tekrar asık oluyorum su adama

Paragraf 49
zulal 02.03.2026 01:11

senın varlıgın yeter ayperıyı korumana 🥹

Paragraf 33
zulal 02.03.2026 01:09

cocuk sınırden konusmayı unuttu yerım ahshsjsh

Paragraf 27
zulal 02.03.2026 01:07

devrımınde dedıgı gıbı tesekkur etme ayperı’m

Paragraf 18
zulal 02.03.2026 01:06

her bolum demekten bıkmadım yerım senı devrım

Paragraf 14
zulal 02.03.2026 01:05

🥹🥹

Paragraf 11
zulal 02.03.2026 01:04

buna ızın verenlerın hepsı suclu

Paragraf 7
Rose 02.03.2026 00:31

Bu bölümler güncel bölümler mj

Paragraf 169

Paragraf 1

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap! 💬

Yorum Yap

Kaldığın yer bulundu