7 / BÇ
Bu bölüm çok önemli ve evrene gerçekten gireceğiniz ilk bölüm. Tek söyleyebileceğim bu. Lütfen çok detaylı okuyun ve yorumlarınızı eksik etmeyin. En büyük motivasyonum satır arası yorumlarınızı okumak.
BÖLÜM: 7
"bir eve vardım sandım, içinde ben yoktum."
İstanbul'dan kalkıp bu eve gelirken içimde nasıl bir umut vardı? Ne umuyordum hiç bilmediğim bir ailenin kapısına gelirken? Yüreğimdeki eksikliğin kapanacağını. Bir gecenin sabahında kaybettiğim babamı bir yabancının ailesinde bulabileceğimi mi?
Bir anne mi arıyordum? Kendi annem yeri geldiğinden benden vazgeçebiliyorken, kendi doğrularıyla beni her zaman, her kim olursan ol diyemiyorken bir başkasının bunu yapabileceğine mi inanmıştım? Neye güvenmiştim.
Bir umut, dedim kendime. Devrim'in evine girdiğimde, bana ait olmayan o evde hissettiğim ilk duygu. Aitlik hissi için bir umut. Ama bir ev. O eve vardın sandın hayatın boyunca Sezen ama içinde hiçbir zaman sen yoktun. Şimdi kapısından girdiğin bu görkemli ev ne kadar senin ne kadar sana ait olacak?
"Ne demek lan karım?" dedi Devrim'in babası olduğunu ve isminin Fikret olduğunu bildiğim adam. Uzun boylu, heybetli bir adamdı. Sakalları özenle taranmış, üzerindeki kıyafetler evde olmasına rağmen özenle seçilmiş gibiydi. Dik bir duruşu, bakışlarında daha önce bana tanıdık olan bir öfke vardı. "Ne karısı? Ne anlatıyorsun sen!" cümlesine aynı şekil, öfkeyle devam ettiğinde Devrim önüme bir adım attı.
Beni ardına alırken kalp atışlarım hızlandı. Hoş karşılamayacaklarına emindim fakat böyle bir tepki de beklemiyordum. Babasıyla göz göze geldiğimde o gözlerde gördüğüm öfke, acımasız ton tanıdık değildi. Devrim'e ait hiçbir iz taşımıyor gibiydi babası. Bambaşka iki dünya, bambaşka iki insan gibi.
"Evlenmemi istemiyor muydun?" dedi Devrim sesini yükseltmeden kelimelerini vurgulayarak. "Aldım, karımı getirdim."
"Ulan sen kimsin?" dedi babası kapıya bir adım daha yaklaşmaya çalışarak. Melike Kozan, Devrim'in annesi kocasının önüne geçti.
"Fikret saçmalama! Bütün köy seni dinleyecek. Bir sakin ol. Dinle bir oğlanı. Olan olmuş." Onun tavrı sanki bu duruma Fikret Kozan kadar tepkili değildi. Ya da ben yanımda birinin olduğunu hissetmek istiyordum. Bacaklarım stresten titremeye başlamıştı fakat başımı dik tutmaya özen gösterdim.
"Geçin oğlum içeri," dedi Melike Kozan bize bakarak.
"Geçneyecek!" dedi Fikret Kozan öfkesini saçmaya devam ederek. "Evime girmeyecek bu paçavra." Bana bakarak kurduğu cümle yüreğimde bir sancının başlamasına sebep olurken ne yapacağımı şaşırdım. Adımlarım geri gitmek isterken Devrim elimi tutarak beni içeriye çekti ve ardımdaki kapıyı kapattı.
"Baba!" dedi bu sefer sesini yükselterek. "Babamsın diye ses çıkarmıyorum. Şaşkınsın diye alttan alıyorum. Ama benim kırmızı çizgimi geçme! Benim karıma karşı tavrını düzgün takın yoksa işin sonundan ben sorumlu değilim!"
"Ne ulan sonu?" dedi Fikret Kozan ve bu sefer onu karısı da tutamadı. Arkada gördüğüm ve kim olduğunu bilmediğim genç kız şaşkınlıkla olanları izlerken üst kattan inen başka bir kadın hayretle hole girdi.
"Ne oluyor burada?" kadının sorusuna hiç kimseden cevap gelmedi.
"Bu kız buradan gidecek! Hangi fare deliğinden çıkardıysan git yerine sok."
"Seni de! Fare deliğini de!" gözlerim artık kurulan cümlelere dayanamadığında Devrim'in koluna rağmen birkaç adım geriledim.
"Fikret Bey," dedim sesimin titremesine engel olarak. "Ben sadece Devrim'e saygı gösterdim. Ailemi görelim dedi geldim. Kimse size de evinize de meraklı değil."
"Sezen," dedi Devrim bana kısık sesle. "Yukarıya çık."
"Çıkmayacağım," babasının gözlerinin içine bakarak Devrim'e cevap verdim. "Eğer ailen beni bu evde istemiyorsa ben bu evde bir dakika bile durmayacağım. Önce Adab-ı Muaşeret öğrensinler." Ağzımdan öfkeyle çıkan cümlelere rağmen gözlerimden yaş akıtmadım.
Bugün benim Ayperi'yi bir köşede bırakıp kendi yolumu çizdiğim, Sezen olmak için ilk adımı attığım gündü. Ne olursa olsun, onca şeyden sonra. Bir uçurum kenarında kemiklerim kırılasıysa dövüldükten sonra geri dönmeyecektim.
"Sezen," dedi Devrim yeniden. "Yukarı çık!"
"Çıkmayacağım," dedim Devrim'e dönerek. Onunla burun buruna geldiğimizde öyle öfkeli, öyle kırgındı ki kalbim. Yüreğimin üstündeki sızı yaşanacakların korkusundan besleniyordu.
Ne umarak gelmiştim bu eve? Ne sanarak gelmiştim? Her şey bu kadar zorsa beni neden bu işin içine sürüklemişti. Başka kimseyi ikna edemeyeceğinden, dedim kendime. Aşkı, sevgisi hepsi bahaneydi. Evlenecek ve ailesinin eziyetini çekecek birine ihtiyacı vardı ve bulamamıştı. Bense önüne düşen piyango biletiydim. Öyle olmalıydı.
"Fikret Bey," dedim Devrim'in babasına dönerek.
"Kızım, kızım sen kusuruna bakma." Annesini duymazdan geldim ve konuşmaya devam ettim.
"Öyle ya da böyle ben oğlunuzun nikahlı karısıyım. Evliyiz. Kozan soy ismini sizinle paylaşıyorum ve daha sonrasında utanacağınız cümleler kurmamanızı öneriyorum. Devrim'in babası olmanız saygısızlıklarınıza karşı el pençe duracağım anlamına gelmez. Lütfen tavrınıza özen gösterin."
"Karısısın?" dedi Fikret Kozan gözlerimin içine bakarak. "Öyle mi küçük hanım? Karısısın."
Devrim'in derin bir nefes aldığını işittim. Ve salonun içine kendime olan güvenimi yerle bir edecek, kendime ait olduğuna inandığım o sesi kesit atabilecek o cümle düştü. Devrim'in bana beni evlendirmek istiyorlar diyerek üsten bir şekilde bahsedip geçtiği kadın.
"Senin evli olduğun adam seninle nikah masasına otururken nişanlıydı. Senin bundan haberin yok muydu yoksa bir Kozan olmak kuma olmandan daha mı önemsizdi?"
İşittiğim cümle bakışlarımı Devrim'e kilitlememe sebep oldu. O an etraftaki insanlar, Devrim, babası, annesi... Herkes gözümde silikleşti. Kısa bir an başımın öndüğünü hissettim.
"Ne?" dedim Devrim'e dönerek. "Ne nişanlısı Devrim?"
"Açıklayacağım," dedi Devrim. Yumruklarını sıkmıştı. Öfkeyle gözlerime bakıyordu. Neyin öfkesiydi bu? Hangi savaşın içine düşmüştüm ben? Kiminle, nasıl bir yola çıkmıştım?
"Ben İstanbul'a dönüyorum," dedim dolu gözlerimle. "Sana mutluluklar."
"Sezen," dedi Devrim sert bir tonda. "Sesini kıs ve yukarı çık. Bir sözümü dinle!" Kolumu tuttuğunda kolumu ondan çekmeye çalıştım fakat bırakmadı.
"Çıkmıyorum yukarı falan!" dedim onun gibi sesimi yükselterek. "Ben kimsenin ikinci seçeneği değilim. Ben kimsenin kuması, yaması değilim."
Derin derin nefesler alıyor, duyduğum cümleleri hazmetmeye çalışıyordum.
"Sezen bir sus ve sözümü dinle diyorum sana!" Devrim bana öyle yüksek sesle bağırdı ki olduğum yerde kaldım. Gözlerinden saçılan öfke, elleri, burnumun ucundaki nefesi gözümden yaşların süzülmesine sebep olurken ellerimi iyileştiren o adamla arama aşılmaz yolların girdiğini hissettim.
Bana karşı her bir cümlesi, tavrı gözümün önünden geçerken attığım bir imzanın ardından dönüştüğü o adam yüzüme tokat gibi çarptı. Babası tekrar konuşmaya başladığında ise sandığımdan çok daha fazlası oldu.
"Nişanlı. Kızın parmağında nişan yüzüğü var ulan. Hem de çok yakında ev..."
Melike Kozan, Devrim'in bıraktığı kolumu tuttu ve beni olduğum yerden içeriye sürüklemeye çalıştı.
"Sana o sesini keseceksin dedim!" Devrim babasının yakasına yapışarak onu geriye ittiğinde Fikret Kozan susmak zorunda kaldı.
"Oğlum!" annesi gözleri dolu dolu feryat etti fakat Devrim dönüp annesine bile bakmadı. Babasını tekrar geriye itti.
"O sesini keseceksin! Gel lan benimle!" babasını kapıya ittiğinde Fikret Kozan, Devrim'in elinden kurtulmaya çalıştı fakat cüssesiyle başa çıkamadı.
"Oğlum, dur ne yapıyorsun."
"Olduğun yerde kal anne!" dedi Devrim ve bana bakarak ekledi.
"Çıkmayacak!" dedi gözlerime bakarak. "Her ne olursa olsun Sezen bu evden çıkmayacak! Eğer bir adım atarsa dışarıya hesabını sizden sorarım. Karımı bu kapıdan çıkarmayacaksınız!"
Devrim evin kapısını açarak Fikret Kozan'ı babasını dışarıya ittiğinde adam terliklerini giyecek vakti bile bulamamıştı. Bense onların çıkışlarının ardından titreyen ellerin, titreyen dizlerimle Melike Kozan'ın kolları arasında kalmıştım. Karşımızdaki genç kız şaşkınlıkla beni, bizi izledi. Yanında duran, merdivenlerden sonra inen kadın genç kızın yanına giderek "Yukarı çık kızım," dediğinde onların anne kız olduğunu anladım.
Bayılmak üzere hissediyordum. Bana ait olmayan bir evin içinden bana ait olmayan daha büyük bir eve hapsedilmiştim. Gözlerinde şefkati gördüğüm adam yerini tamamen öfkeye bırakmıştı. Bana doğrularla geldiğine inandığım o adamın yalanlarıyla yüzleşiyordum ve suçlu olan bendim.
Çünkü hiç tanımadığım bir adama sırf çıkmazdayım diye sarılmış, sözlerini senet bilmiştim.
"Kızım," dedi Melike Kozan bir anne gibi saçlarımı okşayarak. Oğlunun ve kocasının peşinden gitmek yerine yanımda kalmaya devam etti. "Kızım gel, biraz otur. İki yudum su iç."
"Yok," dedim yalnızca. Bu evde bir yudum su bile koymayacaktım ağzıma. Bir parça eşyam vardı zaten. Onu da alıp bedeli her ne ise çekip gidecektim bu şehirden. Annemle bir yolunu bulurduk. Bulmak zorundaydık. Gözümden yaşlar süzüldü. O fırtınanın ardından kalan sessizliği hıçkırarak ağlayarak doldurmak istedim ama bir yanım güçsüz görünmek istemiyordu.
Gözümden süzülen yaşları usulca silmeye çalıştım.
"Gel, gel bi bakayım," dedi Melike Kozan yeniden ve beni kolumdan tutarak mutfağa soktu. Mutfaktaki koltuklardan birine oturttuğunda başım döndüğünden ona engel olmadım. Ya da olmaya gücüm bile kalmamıştı.
"Gideceğim," dedim yalnızca. Zihnimde Devrim'in sesi yankılandı. "gideceğim," dedim yeniden. "Hayır, gideceğim. Zorla tutamaz ki beni burada?" göz yaşlarım akmaya devam etti. Bu onun yüzünden gözümden yaş akıttığım ilk andı.
"Kızım o sinirle öyle söyledi. Bak sen Devrim'i dinlemeden bir delilik etme olur mu?" Melike Kozan'ın şefkati bana Devrim'in ellerimi ilk kez tuttuğu o anı hatırlatırken o da oğlu gibi ellerimi tuttu. İstemsizce ellerimi çekmeye çalıştım fakat izin vermedi.
"Kusura bakmayın," dedim yalnızca. "Ben bilmiyordum. Bilseydim zaten evlenmezdim."
"Yok öyle bir şey," dedi Melike Hanım gözlerime bakarak. "Yok nişan falan. Devrim hiçbir zaman istemedi öyle bir şey. Bak sana yemin ederim. Anne yemini öyle silip atma kocanın sözünü hemen."
Kocam. Evet, daha demin beni bu eve hapsedip giden adamla evliydim. Ve hatta bir sözleşme imzalamıştım.
"Ne yapacağım ben?" dedim derin bir nefes alarak. "Ne yapacağım ben?" dizlerim titremeye devam etti. Melike Hanım ayağa kalkarak mutfağın kapısını kapattı ve yanıma geri geldi.
Odanın içinde ikimiz kaldık. Bir anne şefkatiyle yanıma oturdu. "Kızım," dedi içten bir sesle. "Sana oğlumun üzerine yemin ederim ki Devrim senin yanına ikinci bir kadın alacak bir adam değil. Bak sana oğlumun üzerine yemin ederim."
"Melike Hanım," dedim sert olmamak için çaba göstererek. Fakat istesem de cümlelerimin sivriliğine engel olamadım. "Oğlunuz bana yalan söyledi. Başka bir kadın parmağında onun yüzüğüyle dolaşırken geldi benimle evlendi. Lütfen bana kimsenin edepsizliğini savunmayın."
"Savunmuyorum," dedi Melike Hanım aceleyle. "Sana o iş bitmişti diyorum. Devrim o işi bitirmiş, bunu herkese duyurmuştu. Anladın mı?"
"Fikret Bey öyle söylemedi ama?" İnanmıyordum, oğlunu korumaya çalışıyordu.
"Çünkü kabul etmek istemiyor. Evliliği isteyen de zorlayan da hep Fikret'ti," dedi Melike Hanım durumu açıklamaya çalışarak.
"Bilmiyorum," derin bir nefes aldım. "tek istediğim evime dönmek istediğim."
Ev neresiydi? Evim neresiydi? Bir evim yoktu. Annemin yamacından başka bir evim yoktu, olamayacaktı.
"Bak," dedi Melike Hanım bir eliyle saçlarımı okşayarak. "Oğlumla ne zamandır tanışırsın bilmem, onu ne kadar tanırsın bilmem güzel kızım. Ama ben annesiyim onun. İçini bilirim. Bakma gördüğün öfkesine. Şimdiye babasına ses yükselttiğini bilmem ben. Devrim kendi işine, kendi gücüne bakan kimseyle olması gerekenden bir cümle fazla konuşmayan bir çocuktur. Ta ki bu nişan mevzusuna dek. Ne zaman ki bu mevzunun bahsi açıldı Devrim delirdi. Sen var mıydın, yok muydun? O zaman seni tanır mıydı tanımaz mıydı bilmem. Tek bildiğim oğlumun o kızı hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini dile getirdiğiydi."
"Kız neden onu istemeyen bir adamı istesin?" dedim Melike Hanım'a. "her şey iyi hoş da. Belki kızın başı o nişan atıldı diye derde girecek Melike Hanım? Belki kızın ailesi o kızı Devrim'le nişanlanacak diye zorluyor. Belki bir kadının hayatı benim yüzümden mahvoluyor."
Bir kadın neden onu istemeyen bir adamı ısrarla ister kabul ederdi? Mutlaka makul bir sebebi vardır, dedim kendime. Vardır biz bilmiyoruzdur. Gencecik kız kim bilir bana nasıl ah ediyor, nasıl acı çekiyordu.
"Yok," dedi Melike Hanım. "Ben tanıyorum ailesini. Yok öyle bir şey." O kadar ikan edici konuşmaya çalışıyordu ki onun da oğlu gibi bu evliliği istemediğini anlamak zor değildi.
"Teşekkür ederim," dedim yalnızca. Biraz olsun sakinleşmiş hissediyordum fakat bütün bu anlatılanlar bu evde kalacağımı göstermiyordu. Gidecektim, bu iş bitmişti. Mutfak kapısı tıklatılarak açıldı. İçeriye bütün olanlara an be an şahit olmak zorunda kalan benimle yaşıt olduğunu tahmin ettiğim genç kız ve annesi girdi.
"Serra," dedi Melike Hanım genç kıza seslenerek. "Sen odana geçseydin teyzeciğim."
"Yok teyze," dedi Serra net bir ifadeyle. "Bunca olaydan sonra ne odası?"
"Kusura bakma," dedi kızın annesi bana tebessüm ederek. Oturduğumuz koltuğun karşısına geçerek oturdular.
"Gencecik kızınız var," dedim evin içindeki kızın, Serra'nın onların ailesinden olduğunu anlayarak. "Başına gelse ne yapardınız? Bırakın gideyim ben. Evime döneyim."
"Haklı," dedi Serra net bir sesle. "İkinci kadın mı olacak? Olmak istemez hiçbir kadın."
"Yahu ne ikinci kadını?" Melike Hanım yeniden araya girdi. "Bitti gitti o iş."
"Fikret abi öyle söylemiyor teyze," dedi Serra bu sefer. "Vazgeçmeye de hiç niyeti yok gibi."
"Fikret Bey'in ne dediğinin inanın ki hiçbir önemi yok," dedim sözlerini keserek. "Genç bir kıza bir söz verilmiş. Bir yüzük takılmış. Ben yuvasını bir yüzüğün üzerine kuracak bir kadın değilim."
"Bence de," dedi Serra bana katılarak. Belki yaşlarımız yakın olduğundan belki benimle daha iyi empati yapabildiğinden beni o anlıyordu.
"Sezen!" Devrim'in sesi evin içinde yankılandığında korkuyla ayağa kalktım. Göğsüm hızla inip kalkmaya başladı.
"Sezen!" mutfağın kapısı açıldı. Devrim içeri girdiğinde hepimizi görmesi bir an durmasına sebep oldu fakat iki büyük adımda yanıma geldi. "Babam seninle konuşacak," dedi Devrim aynı öfkeli tonla.
"Ne konuşacak?" gözlerinden bakışlarımı çekmedim. Aynı öfkeyi, kırgınlığı taşıyordum o gözlerde.
"Sezen," İsmim yeniden o adamın, Fikret Kozan'ın sesinden yankılandı. Odanın içine girdiğinde kapıda beliren koca bedenine baktım. Ağzı fütursuzca laf yapan, içindeki nefreti kusan adamlara alışkındım. Fakat bu sefer sesi dışarı çıkarken olduğunun aksine düşüktü. Fakat hala dimdik ayaktaydı ve gözlerindeki o kibirden hiçbir şey eksilmemişti. Sadece bir şeyi kabullenmiş, kabullenmek zorunda bırakılmış gibi gözüküyordu.
"Bir açıklamaya gerek yok," dedim net bir sesle devam etmesine izin vermeyerek. "Ben en erken otobüsle döneceğim zaten."
"Kusura bakma," dedi Fikret Kozan. "Ben kurduğum cümlelerde öfkeyle konuştum. Devrim'in eski nişanlısı için söylediklerim yüzünden kusuruma bakma." Melike Hanım kocasının yanına gittiğinde adam konuşmaya devam etti. "Bitti gitti o iş çoktan. Aranızı bozmak için öyle cümle kurdum ama yok öyle bir şey Sezen. Senden çok önceydi."
Serra'nın annesi ayağa kalktı.
"Ne diyorsunuz siz?" dedim yarım saat içinde ne değişmişti? "Çocuk oyuncağı mı bu Fikret Bey. Ben bugün bu evden çıkıp gideceğim ve hiçbir şey bunu değiştiremeyecek."
"Sezen," Devrim'in uyarı niteliğindeki seslenişine aldırmadım.
"Kızım," dedi Fikret Kozan sert fakat yüksek olmayan bir sesle. "Kusuruma bakma. Ben ihtiyar ve inatçı bir adamım. İnsan her isteğinin olmasına alıştığında böyle çirkin bir adama dönüşebiliyor. Bana kendimi kötü hissettirme. Geç yukarıya odana, sen de bu evin bir parçasısın artık."
Dışarıda babasıyla ne konuşmuştu? Ona ne söylemiş olabilirdi?
"Teşekkür ederim Fikret Bey, fakat ne ihtiyarlığınız ne iadınız kimsenin kızına böyle davranma hakkını size vermez. Sizin kızınıza bir el böyle cümleler kursa, asılsızca suçlasa ne hissederdiniz?"
Odanın içindeki sessizlikte Devrim'in bakışlarının derinleşmesine sebep olan o cümlenin onu neden bu kadar yaraladığını anlamadım. Gözlerindeki öfke yerini kırgınlığa, eskiye, tanıdığım Devrim'e bırakmıştı. Fakat çok geçti, o gözlerdeki öfkeyi bir kere görmüş o öfkenin ateşinde yanmıştım. Beni istemediğim halde kolumdan tutup sürüklediği bu evi, üzerime kapattığı kapıyı görmüştüm.
Bir kere içindeki canavarı görmüştüm. Şimdi ona nasıl güvenebilirdim?
Bu kadardı işte. Kim olursa, ne olursa olsun erkekler garantiye aldıkları her şeyden vazgeçmeye meyilliydi. Ve bizler bir umutla kapıda beklemek zorunda kalıyorduk. Fakat izin vermeyecektim.
"Yavrum," dedi Melike Hanım. "Biraz dinlen. Sonra ben göndereceğim seni evine olur mu? Böyle sıcağı sıcağına olmaz. Bak sana anne sözü veriyorum. Ben kendi ellerimle evine götüreceğim seni."
Güven veren bir annenin yalvarışı kalbime dokunsa da geri adım atmak istemiyordum. Sanki şu an bu evden çıkamazsam bir daha hiç çıkamayacak, hep buraya, bu toprağa bu nefrete saplı kalacakmışım gibi bir his vardı içimde.
Göğsüm daralıyordu, nefes almak eskisinden daha zor ve meşakkatli hissettiriyordu ve ben dimdik ayakta durmaya çalışıyordum.
"Çok teşekkür ederim," dedim tebessümle ve hemen ardından ekledim. "Ama tek istediğim şu an gitmek. Beni merkeze bırakabilirseniz çok sevinirim. Şu an yapabileceğiniz en büyük iyilik bu olur."
"Kızım," dedi Fikret Kozan yeniden. Daha demin hakkında ileri geri konuştuğu, evinden kovmaya kalktığı beni sahiplenmeye çalışarak. "Kal. Allah aşkına kal ve beni utandır. Son sözüm budur. Ben kabahatimin farkındayım."
Bir cevap veremeden arkasını dönerek ucunda beklediği mutfak kapısından çıktı. "Yok," dedim o giderken. "Kalamam. Evimi istiyorum. Evime gideceğim ben."
Evin mi var senin Sezen? Senin gideceğin ev bile Devrim'e ait. Bu yüzden onunla bu yola çıktın ya zaten! Mecbursun, ona mecbursun sen.
Bir yolunu bulurdum. Bulmak zorundaydım. İki dakika içinde bambaşka iki insana dönüşen bu aileye güvenmiyordum. Allah bilir o kıza neler yaşatmışlardı! Allah bilir Devrim kozan beni nasıl bir cehennemin içine atacaktı!
"Sezen," dedi Devrim yeniden.
"Sezen, Sezen, Sezen ne var be!" babasının gidişinin ardından mutfaktakilere aldırmadan bağırdım. Boğazım yırtılırcasına sesini yükselterek ona döndüm. "Sen nişanlı bir adamsın ve benim seninle hiçbir münasebetim yok. Olamaz anladın mı beni?"
"Beni sinirlendirme. Bu evden çıkmayacaksın."
"Ne yapacaksın ya?" dedim annesi kolumu tutup beni sakinleştirmeye çalışırken. "Kızım," diyordu bir yandan kadıncağız. İçli içli ağlıyordu. Fakat bu şu raddede benim değil Devrim Kozan'ın sorunuydu.
"Hiçbir yere gitmeyeceksin," dedi Devrim.
"Bağlayacak mısın eve? Ne yapacaksın? Git. Her kime söz verdiysen, her kimin parmağına yüzük taktıysan onunla evlen Devrim."
Teyzesi, kuzeni, annesi ya da evin çalışanları. Hiçbiri umurumda değildi. Beni bir imkansızın peşinde onlarca umutla buraya sürüklemişti.
"Gerekirse şu şehrin bütün yollarını kapatacağım, gerekirse bütün uçak seferlerini satın alacağım Sezen Kozan. Karım yanımda kalacak. Bu evde kalacaksın. Çık yukarı! Konuşacağız."
"Çıkmayacağım!" dedim onun gibi bağırarak. "Çıkmayacağım. Allah bilir elin kızına hazırlattığın odaya götürüyorsun beni! Çık-ma-ya-ca-ğım."
"Seni de inadını da ayrı seveceğim," dedi Devrim ve ben ne olduğunu anlayamadan elini kaldırdı. Kalkan eli refleksle gerilememe sebep olurken o beni bacaklarımı kavrayarak tek hamlede beni kucağına aldı.
"Oğlum," dedi Melike Hanım ne olduğunu şaşırarak.
"Anne sus. Kimse mutfaktan çıkmasın. Sus ve kapıyı kapat."
"Bıraksana beni!" Devrim beni bir çuval gibi omuzuna attığında ne yapacağımı bilemeyerek sırtına vurdum. Yumruklarım sırtına inerken merdivenleri çıkmaya devam etti.
"Karınca ısırığı," dedi beni daha fazla sinirlendirmeye çalışarak. "Yorma boşuna kendini."
"Ulan! Bıraksana beni. Polisi arayacağım! Gideceğim var mı çaresi gideceğim!"
"Ara bakalım," dedi Devrim merdivenleri çıkmaya devam ederken. "Ara."
Boğazımda bir yumru hissediyordum. Yaşanılanların ağırlığı boğazıma dizilmiş, göğsümdeki ağrının artmasına sebep olmuştu. Çıktığı katta ortadaki odayı açarak içeri girdi. Fakat beni sırtından indirmeden kapıyı üzerimize kilitledi ve anahtarı avuç içine hapsetti.
Ardından beni odanın içindeki büyük yatağın üzerine bıraktı. "Dağ ayısı!" dedim kendime engel olamayarak. "Hasta, manyak. Bırak beni, gideceğim."
Beni dinlemeden odanın içinde olan banyo olduğunu tahmin ettiğim kapıya ilerledi. Kapıyı açtığında banyo olduğunu gördüm. İçeri girdiğinde musluğun sesi gelmeye başladı. Beni bir nevi fırlattığı yataktan kalktım. "Hasta mısın sen ya? Sana diyorum Devrim. Şu kapıyı aç."
"Sakin olur musun?" dedi Devrim içeriden bana seslenerek. Yanına gittiğimde yüzünü kuruladığını gördüm. Hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.
"Ne sakin olacağım?" boğazım bağırmaktan acıyordu.
"Sezen," dedi Devrim sakin bir sesle. "O sesini biraz alçalt güzelim. Ve biraz sakin ol konuşalım." Derin bir nefes aldım.
"Konuşalım," dedim sakin kalmaya çalışarak. "Neyi konuşalım? Bana hiçbir şey anlatmadın Devrim." Sesimi iyice kıstım. "Bana zor durumda olmamdan faydalanarak bir sözleşme imzalattın ve hiçbir şey anlatın!"
"Hişt!" Devrim'in sesi yükseldi. İşaret parmağını iki dudağımın üzerine koydu. "Faydalanmak falan ne demek kızım?" hala öfkeli olduğunu en ufak bir şeyde parlamasından anlıyordum.
"Ya bana düzgün erkek rolü kesme!" dedim öfkeyle. "Kesme! Düzgün adam olsaydın biriyle nişanlıyken gelip başkasıyla evlenmezdin Devrim Kozan. Hayatım kurtulacakmış, seni de yalanlarını da dinlemeyeceğim. Gideceğim."
"Kimseyle nişanlı değilim ben Sezen." Dedi Devrim sert bir sesle. "Benim kimseye verdiğim bir söz yok. Kendi kendine gelin güvey olmuş kızın hesabını da ben verecek değilim.
"Koskoca adam yalan mı söyleyecek?" dedim babasını kastederek. "Ne yaptıysan adama döndü özür diledi bir de!"
"Koskoca adama ne yapabilirim ben acaba?"
"Orasını ben bilmem! Babana sormak lazım. Gideceğim."
"Gitmiyorsun Sezen. Soyadın Kozan. Benim karımsın ve hiçbir yere gitmiyorsun."
"Gideceğim." Onu itmeye çalıştım fakat bir milim bile yerinden oynamadı. Odaya geri dönerek kapıyı yumruklamaya çalıştım fakat Devrim ardımdan gelerek kollarımı tutarak bene engel oldu. Beni kapıyla kendi arasına sıkıştırarak kollarımı tek eliyle zaptettiğinde gözümden birkaç damla yaş süzüldü.
"Sezen," dedi daha alçak bir sesle. "Yalvarırım biraz anlayış göster. Bak başım çatlıyor."
Gözlerine yaşlı gözlerimle baktım. "Devrim zorlama," dedim pes ederek kısık bir sesle. "Gideceğim dedim." Burnu yüzüme değecek kadar yakınımdaydı. Aldığı nefesi işitiyordum. Kollarımı bir anda bıraktı ve bir adım geriledi.
"Buradasın," dedi sonunda beni öylece kapı ucunda bırakarak. "Bağır, kapıya mı vuracaksın? Vur. Bağıracak mısın? Bağır. Sakinleşene kadar her ne istiyorsan yap. Nasıl olsa yorulacaksın. Sakinleşince konuşacağız." Cümlesinin ardından yatağa geçerek uzandığında onı ve rahatlığını hayretler içinde izledim.
Üzerindeki kıyafetlere aldırmadan öylece yatağa uzanmış, gözü yaşlı bir şekilde beni kapının önünde bırakmıştı. "Allah'ım," dedim derin nefesler alarak. "Sen bana sabır ver Allah'ım!"
"Versin," dedi ukala bir tavırla. "Bence de versin. Bana da versin ama." Ona aldırmadan kapıya vurmaya devam ettim. Yumruklarım tahta kapının üzerine her indiğinde odada yankılanan sese tek bir cevap alamadım. Umutsuzca kapıyı yumruklamaya devam ederken Devrim üzerindeki gömleğin birkaç düğmesini açtı. Yattığı yerde doğrularak gömleğini çıkarttığında ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Dolaba ilerleyip bir tişört aldığında eline artık zihnimdeki son kayışın da koptuğunu hissettim.
Hayır bunun için değildi tüm savaşım. Beni bir eve, bir odaya hapsetmesine izin vermeyecektim. Ölümün kıyısından geçmiştim. Ne yapabilirdi? En fazla ne yapabilirdi? Öldürecek miydi? Öldürsün. Zaten o gelmeseydi ben o uçurum kenarında ölü bulunacaktım.
Eline aldığı tişörtü üzerine giyerken elime geçen ilk eşyayı rastgele ona doğru fırlattım. Ellerimle sıkıca kavradığım ve tüm gücümle fırlattığım vazo dolabın aynasına çarparak aynayla birlikte tuzla buz olduğunda Devrim üzerine sıçrayan cam parçalarına tek bir tepki vermedi. Açıkta kalan göğsünden sızmaya başlayan kana rağmen aldırmadan eline aldığı tişörtü giydi.
"Ayağına terlik giy," dedi aynı sakinlikle. "Cam batmasın ayağına."
"Sen sınav mısın?" bağırdım tüm gücümle. Çıkan sesten olsa gerek annesi kapıyı tıklatarak bize seslendiğinde Devrim aşağıda her ne söylediyse aynısını söyledi.
"Size o kapıdan çıkılmayacak demedim mi ben?"
"Oğlum böyle olmaz," dedi annesi. Melike Hanım'a bağırdım. O da kadındı. Anlardı halimden. Hem merhametli bir insana benziyordu.
"Melike Hanım lütfen, yalvarırım kapıyı açın."
"Kızım başka anahtar yok ki elimde."
"Jandarmayı arayın," dedim çaresizce. "Yemin ederim ki çıkınca şikayetçi falan olmayacağım. Çekip gideceğim."
"Anne aşağı in." Devrim'in emrinin ardından adım sesleri geldi. Cümlelerim yeniden cevapsız kaldı. Gözümden yaşlar süzüldü.
"Sana bu hayatı zindan ederim Devrim Kozan!" dedim öfkeyle. "Sana yemin ediyorum ki bu hayatı sana zindan ederim."
"Tüh," dedi Devrim kaşlarını kaldırarak. "Fırlatacak bir şey de kalmadı."
Etrafa bakındım. Odada attığım vazodan başka ona fırlatabileceğim hiçbir ağır cisim yoktu.
"Biraz dinleneceğim Sezen," dedi Devrim. "Lütfen sen de sakinleş ve konuşalım. Hiçbir şey sandığın gibi değil. Seni kırmak, incitmek istemiyorum."
"Ne kırılmasından bahsediyorsun sen ya? Sen kimsin ben sana kırılacağım? Kalmayacağım bu evde Devrim Kozan. Ölüm de çıksa kalmayacağım."
"Düzgün konuş," dedi Devrim ölüm lafının ardından. "Olayları büyütüp durma. Yat dinlen."
Gözüm yatağın hemen yanındaki pencereye ilişti. Yatacaktım ve o kal dedi diye kalacaktım öyle mi? Ben bir kere öldürülmek için paramparça edilmiştim. Ne olurdu atlarsam? Canım mı yanardı? Kolum mu kırılırdı? Gidecektim. Sonu ölümse de bu evden gidecektim. Ne idüğü belirsiz bir adamın öfkesinin kurbanı olmayacaktım.
Gözü kararmak ne demek o ana kadar bilmiyormuşum. Bunu yerden elime aldığım cam parçasıyla birlikte cama ilerlerken fark ettim. Gözünün kararması insanın kendisine ait her şeyden bir anda vazgeçmesi demek. Gözünün kararması insanın gerçek anlamda ateşin üzerine yürüyebilmesi demek.
Camı açarak içeriye soğuk hava girmesine sebep olduğumda Devrim bir gözünü açarak bana baktı. Ne yaptığımı anlamaya çalışıyor gibiydi. Bir ayağımı camdan dışarıya sarkıttığımda Devrim hayretle bağırdı.
"Ne yapıyorsun kızım sen?" yattığı yerden aceleyle kalkması ve yanıma gelmesi bir oldu fakat elimdeki cam parçasını boğazıma dayadım.
"Yaklaşma!" dedim göz yaşları içinde. "Yaklaşma Devrim. Ya o kapıyı aç ve gitmeme izin ver. Ya da ben gitmenin bir yolunu bulacağım. Diri ya da ölü."
"Ayperi ne yapıyorsun?" Kendimden vazgeçmem miydi onun bana Ayperi diye seslenmesine sebep olan yoksa önemsiz bir detaydan mı ibaretti bilmiyordum.
"Aç kapıyı," dedim yalnızca. Gözlerime baktı. Gözlerimdeki öfkeyi, gözü karalığı gördü ve elini indirdi.
"Tamam," dedi yalnızca. "tamam açacağım kapıyı bırak şu elindekini."
"Aç," dedim ona inanmayarak. "Kapıyı aç ve anahtarı bana ver."
Devrim temkinle bana bakarak kapıya ilerledi. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı ve arkaya yasladı. Ardından yanıma geri geldi ve titreyen elleriyle anahtarı bana uzattı.
"Al," dedi usulca. Öfkesinden, inadından geriye hiçbir şey kalmamıştı. Yaşamam bu kadar mı önemliydi onun için? Kimdim ki ben? İlk fırsatta kendinden vazgeçen herhangi bir kadın. Hayatı bir çukurun içinde yaşayan herhangi bir kadın.
Elime aldığım anahtarı aşağıya attığımda gözlerimi Devrim'den ayırmıştım. Devrim hareketlenerek beni kolları arasına aldı ve camın kenarından çekti. Elimdeki cam parçası parmaklarımın arasından kayarak yere düştü.
"Açık kapı," dedi Devrim beni yatağın kenarına, yere, kucağına çekerken. "Bak kapı açık sakin ol. Sakin ol güzelim." Eli saçlarımı okşadı. Nefes nefese ona bakarken kendimi geri çekmeye çalıştım fakat izin vermedi. Burnu yanağıma değiyordu. Nefesini dudaklarımın üzerinde hissediyordum.
"Şhh," dedi yeniden. "Sakin ol Sezen. Sakin ol."
"Bu kadar zor muydu?" dedim göz yaşlarım akarken. "Ben sana inanmıştım. Ben senin beni hiçbir şeye zorlamayacağına inanmıştım."
"Zorlamıyorum Sezen. Biz bir anlaşma yaptık." Kucağından kalktım.
"Bu değildi anlaşmamız," dedim kısık sesle. "Ben kimsenin kuması olmayı, aşağılanmayı, bir eve hapsedilmeyi kabul etmedim. Bana şeffaf olmadın."
"Sezen," dedi Devrim kolumu tutmaya çalıştı. Fakat izin vermedim. Ayağa kalktı. "Ben sana yalan söylemedim. Babamın tepkisi yersizdi gerekeni yaptım. Sana saygısızlık yapıldı da ben sustum izledim mi Sezen. Sana yapılan saygısızlık bana yapıldı bu evde." Sesini kıstı ve yalnızca benim duyabileceğim bir tonda ekledi. "Sen kafanda kendini yalnızca bir sözleşmeden ibaret görebilirsin ama bu eve girdiğin andan itibaren benim karımsın. Sana yapılan her şey bana yapıldı. Bunu böyle bil çünkü ben böyle bildim."
"Fark etmez," dedim ona karşı çıkarak. "Beni bu odaya kapattın ya sen! Şu halime bak Devrim. Benim tanıdığım adam burada gördüğüm adam değildi. Gideceğim."
"Git," dedi Devrim gözlerime bakarak. "Git Ayperi ya da Sezen. Her kim olmak istiyorsan. Dön arkanı git. Ben sözleşme feshiyle ilgili her şeyi avukata iletirim." Son cümlesini baskılayarak söyledi.
"Ne?" dedim imasının altında yatan anlamı açmasını isteyerek.
"Bir anlaşma yaptık," dedi Devrim. "Anlaşmanın gereği her ne ise onu yapıyorum. Tazminatını ödersin, çeker gidersin Sezen. Git, benim için bir problem yok."
"Allah'ın belası!" kendime engel olamadım. "Ne diyorsun ya sen! Daha dün sabah imzaladık biz o sözleşmeyi. Ne diyorsun sen! Ne anlatıyorsun!"
"Zorla mı imzalattım Sezen? Zorla mı imzalattım?" bir adım geri atmadı. "Yok. Kendi isteğinle imzaladın."
"Devrim ben çaresizdim. Ben çaresizdim ve sen bana yardım etmek istiyordun ya hani."
"Karşılıklı bir yardım," dedi Devrim başını eğerek. "Gereğini hukuki süreçte açıklarsın Sezen. Nereye gitmek istiyorsan gidebilirsin. Kapı orada." Başıyla kapıyı gösterdiğinde göğsünden tutarak onu ittim. Boşluğuna geldiğinden olsa gerek iri cüssesi sarsıldı.
"Sen ne biçim bir adamsın?" dedim bana karşı tek sözüne hayran kaldığım o adama. "Sen dolandırıcılık bu! Sen nasıl bir adamsın?"
"Beni suçlama," dedi içten bir sesle. "Zamanı geldiğinde bu seçim için bana dua edeceksin Sezen. Şu odadan çık, bir yerine cam parçası batacak. Seni boş bir odaya alayım, düşün ve bana kararını söyle."
Gözümden yaşlar aktı. "Affetmeyeceğim," dedim. "Yemin ederim ki seni affetmeyeceğim. Bu Sezen Kıran olarak kendime ilk sözüm. Allah'a yemin olsun ki seni affetmeyeceğim."
"Affetme," dedi Devrim kolumdan tutup beni odadan çıkartırken. "Ben de affetmeyeceğim çünkü Sezen."
Gözümden usul usul yaşlar akmaya devam etti. "Gel," dedi başıyla karşı odayı göstererek. "Şuraya geç. Dinlen biraz, Ezel'le konuşursun belki. Biraz kafanı dinle. Akşam geleceğim tamam mı?"
Gözümden yaşlar akmaya devam etti, ses çıkarmadım. Hıçkırarak ağlıyordum. Odadan içeriye girdiğimde misafir odalarından birisi olduğunu anladım çünkü aynı şekilde dekore edilmişti. Odanın kapısını Devrim'e bakmadan kapattım ve kapının dibine çöktüm.
Dışarıdan sesler geldi.
"Kimse girmesin, rahatsız etmesin." Dedi Devrim. "Anne. Yemez o şimdi yemek. Sen üstünde dur olur mu?"
"Olur mu öyle şey oğlum? Ben bakarım kızıma," dedi Melike Hanım tüm anne şefkatiyle.
"Böyle zorla kız mı tutulur Devrim?" teyzesine ait olduğunu tahmin ettiğim kadın sesine Devrim'den bir cevap gelmedi.
"Söyleyin şu odayı temizlesinler."
"Tamam yavrum," dedi Melike Hanım yeniden. "Ama bak olmaz böyle. Teyzen doğru söylüyor. Bir konuşalım düzgünce kızla. Sonra nasıl affedecek seni Devrim?"
"Anne karışma," dedi Devrim sert bir sesle. "Karışma." Ve adım sesleri işittim. Alt kata indiklerini anladığımda dizlerimi karnıma çektim. Kendime sarılarak ağlamaya devam ettim.
İçimdeki bu acıyı söküp alabilecek olan bir şey yoktu. Çaresiz hissediyordum. Birkaç saat önce adam akıllı incelemediğim o sözleşmenin kollarıma bir kelepçe taktığını ve paramparça olduğumu hissediyordum.
Nasıl çıkacaktım bu çıkmazdan? Daha kalacak bir evimiz bile yokken nasıl geri döner, o borcu öderdim? Ezel bana güvenip işinden çıkmıştı, nasıl başlayacaktık yeniden? Onu da işinden atar mıydı? Atardı. Bana bunu yapan adam herkese her şeyi yapabilirdi.
Elim cebime sıkıştırdığım telefonuma uzandı. Titreyen ellerimle telefonu açarak annemi aradım. Birkaç çalışın ardından açılan telefona cevap vermek için önce derin nefesler alarak kendime gelmeye çalıştım.
"Kizum," annemin korku dolu sesi kulağıma ulaştığında gözlerimden birkaç damla daha süzüldü. "İyi misun?"
"Anne," dedim nefes nefese. Konuşacak gücü kendimde bulabilmiş olmam bile şaşırtıcıydı. "Anneciğim."
"Kizum," dedi annem yine korkuyla. "bir şey mi oldi?"
"Anne ben döneceğim," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. "Ben boşanacağım." Artık buna kendim bile inanmıyordum. Ama savaşmalıydım. Bir kere daha Ayperi gibi hissetmek istemiyordum. Bu yola çıkarken kendimi geçmişimden ayırmış başka bir ben yaratmak amacıyla ayağa kalkmıştım.
Şimdi yolun başındayken buraya sıkışıp kalırsam nasıl yaratacaktım istediğim o kadını?
"Ne diysun sen?" dedi annem korkuyla. "Kizum noldi?"
"Anne," sesim kesik kesik çıkıyordu. "Anne istemiyorum. İstemiyorum döneceğim."
"Bi şey mi ettu sana?" dedi annem korkuyla.
"Yok," korkusunu dindirmek istedim. Kızının ölümüyle burun buruna gelmişti. Şimdi tekrar aynı acıyı yaşatmaya hakkım yoktu. "Öyle biri değil anne. Kaldırmaz elini bana."
"Ne oldi o zaman?"
"Anne nişanlısı varmış," ilk kez gerçekten bu cümleyi kabullenerek söyledim. "Bana söylemedi ki. Burada bir kız onu bekliyormuş, istemiyorum anne. Kimsenin yedeği, ikincisi olmak istemiyorum. İstemiyorlar beni bu evde." Babasının nefreti gözümün önüne geldi. Beni evin içinde tutuşu, o odaya kilitleyişi.
"Kizum," dedi annem ne diyeceğini bilemediğinden olsa gerek birkaç dakika bekledi. "Olmaz. Ne varmiş nişanliysa sen karususun. Resmi nikahli hem da. Kimseye pabuç bırakmayacaksun."
"Anne istemiyorum," anlamıyordu, anlamayacaktı. Çünkü onun hayatında bütün bunlar normaldi. Onun için yaşanılanlarda bir gariplik yoktu.
"Kizum," dedi annem yalvarır bir tonda konuşarak. "Buraya dönersan ancak kefenunle dönersun. Amcan elinden gelsa şimdi alnına dayayacak silahı."
Buraya dönersen ancak kefeninle dönersin.
Buraya dönersen ancak kefeninle dönersin.
Zihnimde yankılanıp durdu bu cümle. Kaç kere giydirilir bir insana bir kefen? Ensemden sırtıma doğru bir sızının gezindiğini hissettim. "Anne," dedim kısık sesle yalnızca. Telefonun ucundan gelen sese.
"Kizum. Ben istemez miyum sana bakayum. Gidecek yerumuz mu var? Netceksun? Amcan peşini birakır mi saniysun? Ne et yap kocana sahip çık." Daha fazlasını duymak itemediğimden telefonu kapattım. Annem üstüne defalarca kez aradı fakat ne açtım ne reddettim aramasını. Kapının ardında kaç saat geçirdim bilmiyorum. Ama gün karardı. Melike Hanım kapının ardında geldi zaman zaman açmaya çalıştı.
Ağzıma iki lokma yemek koyayım diye didindi durdu. İnadımdan e kapıyı açmasına izin verdim. Ne bir yudum su içtim.
"Kızım," dedi Melike Hanım yeniden kapının ardından. "Yapma kendine bunu. Bir konuşalım."
"Lütfen yalnız bırakır mısınız beni?" kapının ardına seslendim fakat ses kesilmedi. Beklediğim adım seslerini işitemedim.
"Yok," dedi Melike Hanım. "Artık gönlüm el vermiyor. Ben de burada bekleyeceğim kızım."
Göğsüm hala nefes alırken yer yer acıyordu. Gözlerim ağlamaktan kızarmış, ellerim göz yaşlarımı silmekten büzüşmüştü. Kaç saat olmuştu bilmiyordum ama annemin arayıp durduğu telefonumun şarjı bile bitmişti.
Melike Hanım'ın kapı dibinden ayrılmayacağını anladığımda oturduğum yerden kalktım. Hareket etmek başımın dönmesine sebep oldu fakat düşmedim. Göğsümde aynı baskıyı hissetmeye devam ediyordum. Kendimde o gücü bulduğumda odanın kapısını açtım.
Melike Hanım kapının dibinde, yerde iki dizinin üzerine oturmuş bekliyordu. "Buyurun," dedim ağlamaktan kısılmış sesimle. "Ne konuşacaksanız konuşalım. Devrim gelince onunla konuşacağım zaten."
Oturduğu yerden kalktı. Çekinerek odaya girdi ve kapıyı kapattı. Elini sırtıma yerleştirdiğinde kaskatı kesildim.
"Kızım," dedi bana içten bir sesle. "Bak sana kızım diyorum ama inan oğlumun karısı olduğundan değil. Kızım olarak gördüğümden. Kim üzülse, acı çekse şu kadar alır göğsüme basarım. Sen de beni bir kayınvalide olarak değil anne olarak dinle olur mu?"
"Sağolun," dedim yalnızca. Beni yönlendirerek odadaki yatağa oturttu ve yanıma oturdu. Eli kahve, uzun saçlarımda dolaştı. Yeşil gözlerime baktı uzun uzun.
"Ne güzel gözlerin var senin öyle," dedi aynı içtenlikle. "Yakışıyor mu hiç böyle ağlamak? Bir yudum su içmedin."
"Benim haberim yoktu Melike Hanım dedim konuyu değiştirmek istemeyerek.
"Biliyorum," dedi Melike Hanım. "Ama beni dinle çünkü oğlumun üzerine yemin ederim ki sana yalan söylemeyeceğim. Güveniyor musun bana?"
"Peki," dedim yalnızca son sorusuna cevap vermeden.
"Bak kızım. Devrim'i nişanladıklarında Devrim yurt dışından yeni dönmüştü. İçeriye girdi, akşama nişan masasına oturdu. Haberi bile yoktu. Kıyamet koptu evin içinde. Babası üsteledi üsteledi. Nişanın olduğu akşam, bak aynı akşam. Misafirler gittikten hemen sonra kızın gözü önünde yüzüğü attı. Benim için böyle bir nişan yok dedi kalktı İstanbul'a gitti."
"Ya neden bir kız böyle bir adamla nişanlanır? Belki ailesi zorladı kızı. Belki Devrim o masadan kalktı diye kızın hayatı sıkıntıda." Yaşadıklarımı bir başka kadının yaşamasına sebep olma fikri bile boğazımı düğümlemişti.
"Yok," dedi Melike Hanım. "Kızın bir babası abisi yok zaten. Annesiyle yaşıyor, vakti hali yerinde. Kız hayal kurmuş kendince büyükler konuşunca. Seviyormuş da Devrim'i. Sezen, güzel kızım. Yemin ederim ne oğlumun ne senin bir suçun var. Ortada bir söz, bir nişan da yok. Olduğu gece bitti her şey."
"Peki," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Devrim'e karşı içim soğumadı ama. Beni kapattığı o oda, ettiği tehdit zihnimden silinmedi. Her ne olursa olsun o artık tanıdığım o adam değildi.
"Bu Fikret Bey'in beni istemediğini değiştirmiyor. Beni de anlayın Melike Hanım. Kimsenin sofrasından iki lokma yemem ben. İstenmediğim masaya oturmam."
"Öyle şey mi olur kızım? O öfkesiyle öyle konuştu. Bak geldi özür diledi senden. Koskoca, yaşlı başlı adam. Devrim konuşunca anlamış hatasını. Çok içerlemiş o da senin bu üzüntüne."
Son cümlesine asla inanmıyordum.
"Anladım Melike Hanım," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek.
"Ne demek Hanım Sezen?" dedi Melike Hanım sitem ederek. "Teyze de, abla de. Hanım ne Allah aşkına kızım?"
İçten bir kadındı. Devrim'in kime çektiğini anlamıştım. Babasının öfkesini de taşıyordu fakat genel olarak annesinin merhametini ve içtenliğini almış olmalıydı.
"Teşekkür ederim. Dikkat etmeye çalışırım." Söyledikleri doğru muydu bilmiyordum ama nişan mevzusunu bütün şeffaflığı ile anlattığını hissetmiştim.
"Devrim de aşağıdaydı. Çıkar o birazdan yukarıya. Sen uzan dinlen, olur mu?"
Melike Hanım ayağa kalkarken odanın kapısı açıldı. Bakışlarım korkuyla kapıya döndü. Kapıda elinde tepsiyle duran Devrim'di. Tepside yemek olduğunu odaya yayılan et kokusundan anlamıştım.
"Hadi siz konuşun biraz," dedi Melike Hanım tebessüm ederek. Ve odadan çıkarken kapıyı kapattı. Devrim yemek tepsisini önüme bırakırken gözlerimi ondan kaçırdım.
"Daha iyi misin?"
"Çok," dedim kaşlarımı kaldırarak imalı bir şekilde.
"Karar verdin mi? Gidecek misin?"
"Gideceğim. Aynen gideceğim Allah'ın belası. Beş yüz milyon dolar borçla gideceğim. Mezarın içine gireceğim hatta."
"Düzgün konuş Sezen," dedi Devrim gerilerek. "Mezar, ölüm falan saçmalama. Beni dinlemiyordun. Sakinleşmeni bekledim o kadar. Kimseyi ölüme göndereceğim yok."
"Allah razı olsun! Minnet mi duymalıyım?"
"Hadi yemeğini ye," dedi tepsiyi göstererek. Tepside pilav üstü et, çorba ve ayran vardı.
"İstemiyorum," dedim.
"Sabahtan beri bir şey yememişsin."
"Canım istememiştir."
"Sezen," dedi Devrim uyaran bir tonda. "Hadi yemeğini ye güzelim. Zorlama beni. Ağzına zorla sokmayayım kaşığı."
"Yap, onu da zorla yap."
"Sana yalan söylemedim Sezen ben. Annem anlatmıştır zaten. Aynı saçma sapan muhabbete girmek istemiyorum."
Parmağıma baktı. Yüzümün orada olduğunu gördüğünde yüzüğü unuttuğumu fark ettim.
"Bir yıl," dedim alele acele. "Bir yıl neyse ne yapıp evime gideceğim. Kendi hayatımı kuracağım."
"Aynen öyle," dedi Devrim. "Aksini söylemedim. Şimdi yemeğini ye. Bunu sözleşmen bittiğinde konuşalım."
Yeniden benimle ilk tanıştığı ana dönmüş gibi bakışları yumuşamış, tavrı törpülenmişti. Babasına karşı duyduğu o öfke bir volkan gibi patlayarak etrafındaki herkesi alevlerin altına alırken annesinden aldığı merhameti de koruyucu bir kalkan gibiydi.
"Beni kapattın," dedim ona. "Beni bir odaya kapattın Devrim. Ben sana nasıl güveneceğim."
"Yahu nereye gidecektin? Köyün orman yolunda çıkıp nereye gidecektin? Yolda ayılar, domuzlar mı yeseydi seni kızım!"
"Sana ne?" dedim haklı olsa da. "Yeseydi de kurtulsaydım."
"Yemeğini ye Sezen," dedi göz devirerek. "Ben kurtaracağım seni. Sen yemeğini ye."
Odadan çıkarken kapıyı kapamadan ekledi. "Geldiğimde tek lokma göremeyeceğim o tabakta. Fena bozuşuruz."
"Fena bozuşuruz," dedim onu taklit ederek.
"Duyuyorum seni!" diye seslendiğinde ardından kapıya yastık fırlattım. Hasta herif. Hasta, manyak herif. Dünya üzerinde başka kız mı kalmamıştı? Zorba herif. Tehditle beni burada tutuyordu.
O gittikten sonra artık karnımın açlığına dayanamayarak yemeği yemeye başladım. Burada kalmayı kabullenmek bana ne getirecekti bilmiyordum. Benden ne alacaktı bilmiyordum. Ara ara gözümden süzülen yaşlar çorbamın içine damladı. Fakat yemeğe devam ettim. Duygusal açlık mıydı, hayatta kalma iç güdüsü mü bilmiyordum.
Tek bildiğim artık savaşmaya başladığımdı. Artık ilk kendimden vazgeçmeyecektim.
***
"Çık lan dışarı!"
Devrim babasını kapının dışına itti. Fikret Kozan ayağına terliğini dahi giyemeden köşkün kapısının önüne çıkmak zorunda kaldığında yüzünde ne olduğuna anlam veremediği bir ifade vardı. Bir an için gerçekten ne olduğunu anlayamadı; oğlunun gözlerindeki öfkeyi, nefesinin nasıl kesik kesik çıktığını, ellerinin titrediğini.
"Çık!" dedi Devrim yeniden.
Göğsü hızla inip kalkıyordu. Bir adım geri çekildi, sonra tekrar babasına baktı ve o an aklından geçen tek düşünce Sezen oldu. Sezen korkmuş muydu? Az önce olanları gördüğünde ne düşünmüştü? Şimdi onun hakkında ne düşünüyordu? Yeniden bir cehenneme hapsolduğunu mu sanmıştı? Başını olumsuz anlamda salladı Devrim. Hayır, dedi kendi kendine. Hayır, bunu düşünüyor olamazdı. Devrim'i hiç mi tanımamıştı? Onu dört duvar arasına hapsetmeyeceğini biliyor olmalıydı. Varsın hapsetsindi. Devrim yine onun iyiliğini isterdi.
"Devrim!" dedi Fikret Kozan uyarır bir tonda. "Kendine gel oğlum."
Kış bahçesine geçtiklerinde Devrim başını elleri arasına aldı. Parmaklarını saçlarının arasına geçirip başını öne eğdi. Sanki kafasının içindeki düşünceler bir noktada patlayacak gibiydi.
"Aklımı kaybedeceğim!" dedi korku ve öfkenin birbirine karıştığı bir sesle. "Nasıl böyle bir adam oldun sen! Aklımı kaybedeceğim."
"Ne diyorsun oğlum sen?" dedi Fikret Kozan, sesinde şaşkınlıkla karışık bir sertlik vardı. "Senin nişanlın var! Senin parmağına yüzük taktığın bir kadın var! Farkında mısın sen?"
"Bırak bana palavra okumayı!"
Kelimeler Devrim'in ağzından nefretle döküldü. Yıllarca hayranlıkla baktığı babasına şimdi ilk kez böyle bakıyordu; içindeki saygı kırılmış, yerine ağır bir hayal kırıklığı yerleşmişti. Söylemeyecekti. Her şeyi çözene kadar söylemeyecekti. Ama Sezen'e gösterdiği tepki o kadar ağırına gitmişti ki, o an içindeki tüm gerçeği ve yıllardır sakladığı yalanları yüzüne vurmaya karar vermişti.
Utanmalıydı. O kadını onca insanın içinde bu kadar rezil eden bu adam kendinden utanmalıydı. Başka çaresi yoktu. Devrim'in yüreği sızladı. Kendi kalbi böyle acırken babasının kalbi nasıl bu kadar katrandan kalabiliyordu, aklı almıyordu.
"Evlendim o kadınla," dedi Devrim kelimelerin üzerine bastırarak. "Sen ne haysiyetsiz bir adamsın ya! Aldım kapına getirdim. Gözüne baka baka. O kızın gözlerine baka baka ağzından zehirli cümleler döküldü."
Babası cevap vermeye fırsat bulamadan göğsünden itti onu.
Çocukluğunun kahramanıyla vedalaşıyordu Devrim. Gözlerinde acı vardı, yüreğinde derin bir sızı. Yıllarca kalbinde bir umut yeşerten, insanlara umut olan babası şimdi gözlerinin önünde bambaşka birine dönüşmüştü.
"Ne diyorsun sen?" dedi Fikret Kozan hayretler içinde oğluna bakarak. "Ne diyorsun oğlum sen? Terbiyeni takın!"
"Siktirtme terbiyeni!"
Devrim kış bahçesinde duran sandalyelerden birini öfkeyle iterek yere devirdi. Sandalyenin mermer zemine çarpmasıyla çıkan sert ses kış bahçesinde yankılandı. O an Devrim'in gözleri kızardı.
Ve Fikret Kozan'ın kalbinde ilk kez gerçek bir korku oluştu.
Oğlu neyin öfkesini taşıyordu böyle?
"Getirdim," dedi Devrim. "Kızını getirdim sana Fikret Kozan. Hak ettiği gibi. Bir Kozan olarak. Ve eğer sen ağzına tek bir cümle alır, o kıza tek bir kötülük dokundurursan... önce anneme, sonra bütün dedeme, sonra bütün köye söyleyeceğim."
Bir adım daha yaklaştı babasına.
"Ant olsun ki yapacağım."
Parmağını babasının yüzüne doğru salladı.
"O kızın kalbi senin ya da bir başkasının tek bir sözüyle kırılırsa... bırak kırılmayı, hafif bir incinirse bile... bu köyü sana dar edeceğim."
Fikret Kozan birkaç saniye sessiz kaldı.
"Sana yemin olsun ki sana gün yüzü göstermeyeceğim. Ona göre ayağını denk alacaksın. Anladın mı beni? Kızın ulan o senin! Canın! İnsan hiç mi acımaz? İnsan anneme dahi mi acımaz! Sen kalbi kara bir adamsın."
"Oğlum..." dedi Fikret Kozan birkaç adım gerileyerek.
"Deme oğlum bana!" diye bağırdı Devrim. "Ayağını denk al Fikret Kozan. Yoksa o çok sevdiğin soyadın ve sen öyle bir leke alacaksınız ki... bütün servetin de sen de o lekenin altında can vereceksiniz. Sana yemin olsun ki... o kız hak ettiği hayatı yaşamadan senin bu hayatı yaşamana izin vermeyeceğim."
Kış bahçesinde ağır bir sessizlik kaldı geriye. Devrim'in nefesi hâlâ hızlıydı. Gözleri babasının gözlerine kilitlenmişti.
Ve o an Fikret Kozan ilk kez oğlunun gerçekten ne kadar kararlı olduğunu gördü.
Tüm Yorumlar (89)
lan ne oğlu ne biz kardeş miyiz defolun gidin ya
Paragraf 300çocukları takas mı ettiniz ne yaptınız 😭
Paragraf 296yıllar önce kazada çocuklar karışmış dimi
Paragraf 290LAN
Paragraf 290YAAA BİRTANEM 😭
Paragraf 274yaa 😭 ağlıyorum şuan kayınvalidelerin hası
Paragraf 220melike hanım sizi çok sevdiğimi bilmenizi isterim
Paragraf 194ben bakarım kızıma mı 🥹🥹🥹🥹
Paragraf 191ayağımıza cam batınca içi giden adamın bizi soktuğu duruma bak 😭😭
Paragraf 184bebeğim ölmeyelim hayır!
Paragraf 157kalbimize batanları napıcaz devrim bey
Paragraf 143manipüle oluyorum galiba of
Paragraf 143ay böyle ol canımı ye be
Paragraf 114SEZEN İYİ Kİ GELDİN ÇİÇEĞİİİMMM
Paragraf 106yavrum mu 🥹🥹
Paragraf 97seni sevecek miyim pek sevgili kayınvalide?
Paragraf 56kalbin dursa dönüp bakmayacağım sana alıntısı geldi gözlerimin önüne oooofffff
Paragraf 55kimsin lan sen evlendik diye bi şey mi sandın kendini
Paragraf 35sezen seni çok sevdim bebeğim
Paragraf 34LAN SEN NİŞANLI MIYDIN
Paragraf 33evet canım sıkıntı nedir? evlenelim diye götümüzü yırttık burda
Paragraf 28KONUŞ BE SEZEN KOZAN BE
Paragraf 20kırmızı çizgimiz karımız
Paragraf 13sensin lan paçavra defol git benim asabımı bozma
Paragraf 12devrim sen var ya OF ÇOK SEVİYORUM
Paragraf 8bu cümle bana çok başka şeyler hissettiriyor ya 😭
Paragraf 2evrene gerçekten gireceğimiz ilk bölüm mü????????????????
Paragraf 1Üvey kardeşler mi yani
Paragraf 296cocuklari takas mi etmisler yani beynim durdu
Paragraf 296affettim seni askim tm
Paragraf 294ben salagim glb
Paragraf 290cidden seviyor ya bu sezeni🥹
Paragraf 274kafam cok karisik konusma artik
Paragraf 143tm boyle devam et iste
Paragraf 114sana???noluyor??????
Paragraf 107KONUS KIZ
Paragraf 106ay bn sni ck sevdim
Paragraf 97sana cok ayar oldum suan sezen sezen diyip durma bi dur
Paragraf 90sevdim seni anne
Paragraf 51valla nazar degmis
Paragraf 38noluyor ya nazar degdi cocuga cok ovdum galiba
Paragraf 35git sen ben arkandayim
Paragraf 34he nisanlisin yani
Paragraf 33ne oluyor bu asagalik yerde
Paragraf 30ya dur bi emir verme sende racon kesiyoruz surda
Paragraf 22konus kiz
Paragraf 20devrim senden nasil cikmis ya
Paragraf 16kirmizi cizgisi sezen olan devrim🥹
Paragraf 13tanimadigin kadina ne kufrediyon uccam sana
Paragraf 12devrim cok buyuk adamsin kocum
Paragraf 8Sesini kıs?
Paragraf 35Ayperi, Fikret ve Melike'nin kızı ise giriş bölümünde doğan bebek Devrim'di o zaman. Sırf soyu devam etsin diye erkek bebek için bebekleri mi değiştirdiler yani😲 Ama o zaman Devrim niye anneme acı bari desin ki. Demek ki kızları da vardı. Beynim Esra Erol programına döndü resmen 🤯
Paragraf 296nasi yani ben babamla kardesmiyim gibi bisey oldu
Paragraf 290kız sakinles biraz
Paragraf 157ay once delirt kizi sonra da düşün
Paragraf 143konus kız
Paragraf 113hay gtum
Paragraf 107off konusmasin o bizle
Paragraf 83aynen knk herkesi kendin gibi iyi sanmaya drvam et
Paragraf 81bu serra bizim devrimin kuzeni degilmiydi yaa
Paragraf 79ve son olacak yani insallah
Paragraf 55sevdim seni teyze
Paragraf 51hyr biz pisman opmicaz sezencim onu pisman edecez sen suclu degilskn oky
Paragraf 50al işte ne bagiriyon ln kiza slk aptl
Paragraf 38aail zen sesini kis ml hrf
Paragraf 35heey gitme daha kufi kafada okicaz
Paragraf 34ne diyon ln
Paragraf 30oyle dayi oyle hadi yoluna
Paragraf 28ne sakliyorki
Paragraf 24go girlll
Paragraf 20dayi sus
Paragraf 16konus hayatim konus aynen böyle
Paragraf 13ne diyon dayi ucayim mi kafana simdi
Paragraf 12Yeni karakter kilidi acildii (sezen Kozan geliyorrr)
Paragraf 20Abe sakın mi olsak biz buralara gelmek için biryerlerimizi yıktık lütfen yanii
Paragraf 6Sindi anladım galiba ya
Paragraf 296Yoksa devrim ve kuzeni mi kardeş ama ne alaka
Paragraf 296Devrim ve Sezen kardeş mi anlamadım ben
Paragraf 296Sezen onun kızıysa sen de ogluysan... ama siz evlisiniz . Ben hic bir halt anlamadım
Paragraf 290Hakli degil abi. Madem böyle düşünüyodu ormadandaki ayılar gibi davranmak yerine adam olup açıklasaydi
Paragraf 264Sen karışma o karışmasın, sen mutfaktan çıkma sen odaya gir o ordan çıkmasın. Devrim neyi ne zmn aciklicaksin Tek yaptığın emir vermek
Paragraf 195Su evde hem mantikli düşünen hem de vicdanlı bir insan 🩷
Paragraf 194Ne kosnustularda adam U dönüşü yapti cok merak ettim
Paragraf 87Yada yüzük takili olan kişi Serra . Cok saf düşünüyorsun kzim
Paragraf 81Evt okumaya bile zahmet etmediğin o sözleşme... umarim maddelerinden baska bir halt cikmaz
Paragraf 59Abi sen gel kiza hic bir sey anlatma insanlarin onunde sacma bir duruma dusur sonra da bağır. Oldu başkaa nişanlı olmanın mantıklı bir aciklamasi olabilir ama bu saygısızlığın asla
Paragraf 35Devrimin aşkı bahane olmasa bile sakladigi seyler icin evlenmenin bir plan oldugunu düşünüyorum
Paragraf 24Şu sahneyi okumanın verdiği keyif :))) Hiç kimsenin korumasına gerek yok kendi hakkını kendi savunan bir sezenn🫶🏻😻
Paragraf 20Ruhunda hayatin ve ailesinin ona yukledigi ağır bir yük Tek istediği annesinin sevgisi ile dinlenmek ( yanlış bie sey dediysem affola ama sezen bana böyle hissettiriyo)
Paragraf 4